Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

50 sonuç · “Madde

01
Şahsiyet

Ahterî Mustafa Efendi

Muslihuddin Mustafa b. Şemseddin el-Karahisârî, Ahterî-i Kebîr adlı yaklaşık 40.000 maddelik Arapça-Türkçe sözlüğü; fıkıh, siyer, hadis ve âdâb eserleriyle tanınan XVI. yüzyıl Kütahya müderrisidir.

02
Şahsiyet

Şeyh Hâfız Resmi Efendi

Hâfız Resmî Efendi, Sefîne-i Evliyâ’nın hayatını Cihangirî Hasan Efendi maddesine bağladığı Halvetî şeyhidir.

03
Sözlük

Adem

م) 46) Yokluk, hiç. tas. Mâsivâ, zulmet, şer, bâtl, çirkin. Mutlak adem, adem-i muhal: Bu anlamda adem yoktur, var olması da mümkün değildir. Mutlak adem halis şer ve sırf karanlıktır (zulmet). Nitekim buna karşılık gelen vücut da halis hayr ve sırf nurdur. Adem bâtıl, vücut haktır. Mümkün adem: Olmayan, ama olması mümkün olan adem. Kıdemdeki adem, subuti adem ve subut da denir. Bu anlamda adem tasavvufta şey, ayn ve zat olup birtakım özelliklere ve niteliklere sahiptir. Mutlak adem zulmet, mümkün adem zıldır (gölge). Madum yok demektir. Madum var-yok bir şeydir; Allah'ın ilminde var, ama dış âlemde yoktur. Mümkün adem, Hakk'ın tecelli ettiği bir aynadır. Hak yokluk aynasında zuhur eder. Varlıklar ve eşya yokluk aynasındaki yansımalardır. Madde, âlem ve tüm varlıklar kendi asıllarına ve zatlarına göre madum, Hakk’a göre vardır; varlıklarını ondan alırlar. Bunun dışında onlara atfedilen varlık bir vehim ve hayaldir (sm 782, cİK 1:49). Âdemü'z-zaman Varımı ben Hakk’a verdim gayr-ı varım kalmadı Cümlesinden el çekip pes dü cihanım kalmadı Aziz Mahmud Hüdâi Âdem-—Adam i. ar. Çe! Sie? or. İnsanlığın babası, ilk insan, kişi, adam, insan. 2. a Allah'ın yeryüzündeki halifesi olan insan-ı kâmil, kâinattaki bütün hakikatleri kendisinde topladığı için kevn-i câmi ve ruh-ı âlem denilen insan. Bu insan bütün ilâhî isimlerin ve sıfatların mazharıdır. Adem odur ki adını âlemde andıra Alemde ad kalır u âlem gelir gider Âdem Dede Nev'iyâ lâzım değildir olmak falan ibn filân Marifet kesbeyle tâ bir âdem ol âdem gibi Nev'i

04
Sözlük

Ahilik

Kardeşlik, cömertlik ve yiğitlik. Anadolu’da esnaf ve sanatkâr çevrelerinde gelişen; meslek ahlâkını fütüvvet, dayanışma, hizmet ve tasavvufî terbiye ilkeleriyle birleştiren teşkilât ve yaşayış biçimidir. Ahiliğin tarihî gelişimi yalnız bir kişiye indirgenemez; ancak Anadolu’daki teşkilatlanması özellikle Ahi Evran ve çevresiyle ilişkilendirilir. Meslek öğretimi, helâl kazanç, misafir ağırlama, yoksulu gözetme ve iş ahlâkı birlikte düşünülür. Fütüvvet ve civanmertlik maddeleriyle karşılaştırınız. Ben bunda seyreder iken aceb sırra erdim ahi Bir siz dahi sizde görün dostu bende gördüm ahi Sûfîlere sohbet gerek, ahilere âhiret gerek Mecnunlara Leylâ gerek, bana seni gerek seni Yunus Emre

05
Sözlük

Âlem

Kâinat; Allah dışında yaratılmış bütün varlıklar. Kelime ayrıca ortak bir niteliğe sahip varlıkların meydana getirdiği topluluk için kullanılır: insanlar âlemi, ruhlar âlemi ve hayvanlar âlemi gibi. Âlem, yaratıcısına işaret eden bir eser ve alâmet olarak açıklanır. Sanatın sanatkâra delâlet etmesi gibi, yaratılmışlar da onları var eden Hakk’ın kudretine delil sayılır. Tasavvufî çerçeve Tasavvuf metinlerinde âlem tek bir sınıflandırmayla ele alınmaz. Dünya ve âhiret; mülk ve melekût; şehâdet ve gayb; cismânî ve rûhânî; ulvî ve süflî gibi karşılıklı kavram çiftleri, varlığın farklı mertebelerini anlatır. Başlıca âlem tasnifleri Âlem-i ceberût İlâhî isim ve sıfatların, kudret ve mâna mertebesinin anlatıldığı âlem. Âlem-i melekût Şehâdet âlemi ile ceberût arasında düşünülen; ruhlar ve gayb ile ilişkilendirilen mertebe. Âlem-i mülk veya şehâdet Madde, zaman ve duyularla kavranan cisimler âlemi. Âlem-i hayal veya misal Maddî sûretlerle sırf mânevî hakikatler arasında bağ kuran ara mertebe. Âlem-i kebîr ve âlem-i sağîr Kâinat büyük âlem, insan küçük âlem kabul edilir. İnsan, maddî bedeni ve mânevî ruhuyla farklı varlık mertebelerini kendinde topladığı için iki âlem arasında bir berzah olarak görülür. Okuma notu Basılı kaynaklarda geçen âlem tasnifleri, bütün sûfîlerde değişmeyen tek bir kozmoloji değildir. Terimlerin kapsamı müellife ve tasavvuf ekolüne göre farklılaşabilir.

06
Sözlük

Âmme

Halk, umum, ahali. tas. Yalnızca şeriatı bilen ve bunun dışın- EEE MMZ—ğ—ğ——...<,me><,. F2şŞ—jX)yjYXY)v2 ا An-1 daim Sih Te yu MEAN da başka bir şey bilmeyen, ulema-i rusum, yalnızca şekle ve dış görünüşe ilişkin özellikleri bilen süfiler. Tasavvuf yoluna ilişkin bilgi ve zevk sahibi olmayan şeriat âlimlerini bu konuda halktan farklı görmezler. Tasavvuf ehline ise hassa derler. Bkz. Havas, Avam. ar, (9 İç Anat. Zamanın en küçük Parçası. tas, a Hak ile zuhur hali (115). b Aşk. Ne mâziyim ne müstakbel, her ânın ânesiyim ben Yetürdüm benliği benlik bana Hak benliğindendir Niyazi Mısri سق fars. Cazibe, anlatılması imkânsız haz. Aşk. Sevgilinin boyu elif, kaşlan nan harfine benzetilir. İkisi bir araya gelince ân olur, Farsçada ân ‘o’ demektir; Arapçası hü'dur. Böylece âşık ve maşuk ortaya çıkar. Baktıkça hüsn ü ânına hayran olur âşıkların Geldikçe hicrin yâdına nâlân olur âşıkların Amma ne ân ki bâis-i cevr ola her zaman | Makbul olur gerçi güzellerde hüsn ü ân Şâhi Ana-bacı Şeyhin hanımı. Genellikle müritler şeyhlerine peder, ata, baba; şeyhin kansina da anne, valide hanım olarak bakar ve ondan ana, valide, ana-bacı diye söz ederler. Bu deyim daha çok Bektaşilikte kullanılır. Anâsır-ı çehargâne («8 صر جها ر Le) Dört unsur. Madde âleminin temel unsurları olan ateş, hava, toprak, su. tas. Süfiler nefsin dört mertebesini dört unsura benzetirler. Nefs-i emmâre ateşe, nefs-i levvâme havaya, nefs-i mülhime suya, nefs-i mutmainne toprağa benzetilir. Bunlardan her biri için on özellik belirlenmiştir ve böylece kırk sayısına ulaşılır. Tasavvuf ehlinin yaptığı birçok açıklama ve yorum dört unsur nazariyesine dayanır (sr). Nar u bad u âbu hâkin gel haber ver aslını Kim bunların her birini emre ferman eyleyen Niyazi Mısri

07
Sözlük

Aşk

Sevginin insanın bütün varlığını kuşatan en ileri derecesi. Tasavvuf dilinde aşk, sâliki benlik iddiasından çıkarıp sevgilinin iradesine yönelten güçlü muhabbeti; varlığın yaratılışındaki sevgi sırrını ve Hakk’a kavuşma arzusunu anlatır. Sevginin dereceleri Klasik kaynaklar sevginin hâllerini tek bir değişmez sıraya bağlamaz. Bununla birlikte şu kavramlar sıkça birlikte anılır: Meveddet Sevgi sebebiyle kalbin özlem ve bağlılık içinde bulunması. Hevâ Gönlün sevgiliye yönelmesi; denetlenmediğinde nefsânî arzu anlamı da taşır. Hillet Sevginin kalbin bütün katlarına işlemesi ve dostluk. Muhabbet Kötü huylardan arınıp sevgiliye lâyık olma çabası. Şağaf Kalbin zarına kadar ulaşan yakıcı sevgi. Garâm Ayrılmayan, sürekli ve bağlayıcı sevgi. Heyâm Âşığı kendinden geçiren sevgi taşkınlığı. Valeh Sevgilinin güzelliği karşısında hayret ve vecd. Hakikî ve mecazî aşk Hakikî aşk Hakk’a yönelen sevgidir. Mecazî aşk yaratılmış güzelliğe duyulan sevgiyi ifade eder. Sûfîler mecazî sevginin insanı hakikate taşıyabileceğini söylemekle birlikte, kişiyi bağımlılık, zulüm veya sorumsuzluğa götüren her tutkuyu mânevî aşk saymaz. Aşkın ateş, şarap, deniz ve delilik mecazlarıyla anlatılması onun dönüştürücü kuvvetini ifade eder. Ateş benliği yakar; şarap sıradan idrakin sınırlarını aşan vecdi; deniz ise sevginin kuşatıcılığını temsil eder. Bu ifadeler çoğunlukla şiirsel ve semboliktir. Aşk ve kulluk Tasavvufta aşk şeriatın ve ahlâkın yerine geçen sınırsız bir taşkınlık değildir. Sevginin doğruluğu sadakat, merhamet, hizmet, edep ve kul hakkına riayetle ölçülür. Âşık sevdiğini iddia etmekten çok, sevgisinin gerektirdiği güzel huyları taşımaya çalışır. Şeriat tarikat yoldur varana Hakikat mârifet andan içeru Mevlevî kullanım “Aşk olsun” Mevlevî çevrelerinde selâm, dua ve mânevî gayret temennisidir. Muhatap “Aşkın cemâl olsun”, ardından “Cemâlin nûr olsun” ve “Nûrun alâ nûr olsun” gibi karşılıklar verebilir. Buradaki aşk, kişisel romantik duygudan ziyade Hakk’a yöneliş ve hizmet neşesidir. Okuma notu Sevgi mertebelerinin adları ve sırası kaynaklara göre değişir. Madde bu farklı tasnifleri tek ve zorunlu bir psikoloji şeması gibi sunmaz.

08
Sözlük

Avâik

şe) Gaileler, engeller, mânialar, amaca ulaşılmasını aksatan ve geciktiren şeyler. tas. Kalbin Allah’a yükselmesini ve ruhun O'na açılmasını enmm mm İş Şİ, ei İş tea Pr, Oe) 2 EŞ GA Avâlimü'-lübs

09
Sözlük

Berzah

Farklı iki ortam arasında yer alan ve bu iki ortama tamamen benzemediği gibi tam olarak onlardan farklı da olmayan ara ortam; iki şeyi birbirinden ayıran üçüncü şey, ara bölge. 2. Ölümle başlayıp kıyamete kadar süren zaman, bu zaman içinde ruhların bulunduğu mekân ve âlem, dünya ile ahiret arasındaki âlem (Mü'min Süresi, 100; Rahman Suresi, 20). Ölümle dünyadan ayrılan ruhlar berzah âlemine gittikleri gibi, uyku halinde bedenden ayrılan ruhlar da bu âleme giderler. 3. İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). Ölümle başlayıp kıyamete kadar süren zaman, bu zaman içinde ruhların bulunduğu mekân ve âlem, dünya ile ahiret arasındaki âlem (Mü'min Süresi, 100; Rahman Suresi, 20). Ölümle dünyadan ayrılan ruhlar berzah âlemine gittikleri gibi, uyku halinde bedenden ayrılan ruhlar da bu âleme giderler. 3. İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT).

10
Sözlük

Beyâbân

Sahra ve çöl. Tasavvuf şiirinde yolculuk, yalnızlık, mahrumiyet ve mânevî arayışın geçtiği uçsuz bucaksız alanı simgeler. Beyâbân-ı gaflet , gaflet içinde bulunmayı ve hakikat yolundan uzaklaşmayı anlatır. Bâdiye maddesine bakınız.

11
Sözlük

Cemaathane

bee LU) Mevlevilikte, dervişlerin misafir edildikleri yer.. Darü'l-cemaat, beyti’l-cemaat: Tekke, dervişlerin toplandıkları ev. Allahın eli cemaatledir; cemaat rahmettir. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir.

12
Sözlük

Cisim

Madde ve hacim sahibi varlık; beden. Parçalardan meydana gelen, yer kaplayan ve duyularla algılanabilen nesne için kullanılır. Tasavvufî kullanımı Tasavvuf metinlerinde cisim, çoğu zaman ruhun veya mânevî cevherin karşısında zikredilir. Cismânî âlem, beden ve madde şartlarıyla kayıtlı görünür âlemi; rûhânî âlem ise maddî ölçülerle kavranmayan varlık alanını anlatır. Cismin bütünüyle kötü sayılması tasavvufun ortak hükmü değildir. Beden, nefis terbiyesi ve ibadet için bir emanet ve vasıta olarak ele alınır; eleştirilen, insanın kendisini yalnız bedenden ibaret görmesidir. Ruh , cismânî âlem ve rûhânî âlem maddelerine bakınız.

13
Sözlük

Cübb

Derin kuyu veya çukur. Tasavvufî metinlerde insanı aşağı çeken nefsânî karanlık, dünya bağı veya sıkışmışlık hâli için mecaz olarak kullanılabilir. Aynı kökten gelen cebb maddesiyle birlikte okunur.

14
Sözlük

Daire

x, Çember. Daire-i kevn u fesat, oluş ve bozuluş âlemi. tas. Dünya, madde âlemi (sr), Daire-i vücüp ve imkân Zaruret ve imkân daireleri. Insan iradesinin geçerli ve etkili olmadığı âleme daire-i vücüp, geçerli ve etkili olduğu âleme de daire-i imkân denir, Daire-i vücut r. Varlık alanı. 2. tas. Varlık âlemi, aşk makamı,

15
Mekân

Bahrâbâd Mescid-Hankahı

Nîşâbur · İran · Yirmi beş yılını seyahatle geçirdikten sonra 641 (1243-44) yılında memleketine dönüp yerleştiği Bahrâbâd’daki mescid-hankah. Burayı onararak irşad faaliyetini sürdürdü; hankahta tasavvufî faaliyetlerin sonraki asırlarda da devam ettiği anlaşılmaktadır. Oğlu ve halifesi Sadreddin İbrâhim kabrinin yanına bir imaret yaptırmıştır.

16
Mekân

Hatuniyye Tekkesi

İstanbul · Türkiye · Eyüp'te İdrisköşkü civarında, Gümüşsuyu Çeşmesi yakınında, Eyüp-Gümüşsuyu yolu ile Hüsam Efendi Sokağı'nın birleştiği yerdedir. Hoca Hüsam Tekkesi, Hüsam Efendi Tekkesi, Selim Efendi Tekkesi ve Hâtûniye Tekkesi adlarıyla da anılır; adını civarındaki Zeyneb Hâtûn Camii'nden (Hatûniye Mescidi) alır. 1145 (1732) tarihli Ahmed Dede Mescidi içinde kurulmuştur; Mecmûa-i Tekâyâ'da Hatuniye Tekkesi olarak ve Nakşî tekkesi diye kayıtlıdır, âyin günü pazartesidir. Rızâeddin Efendi burada babası Mustafa Vahyî Efendi'den sonra postnişin olmuş ve vefatında hazîresine defnedilmiştir; annesi ile kardeşi Mehmed Sadreddin Efendi de aynı hazîrededir. Tekke onun meşihatı sırasında, 1304 (1886) yılında, babasının mensuplarından ve kardeş çocuğu olan Mustafa Zihni Paşa'nın yardımıyla esaslı biçimde tamir edilmiştir. Mâbedin çatısı 1940'lı yıllarda çökerek yapı harap olmuş, bugün dört duvar hâlindedir; minaresi şerefesine kadar yıkılmıştır.

17
Mekân

Ebû Zekeriyyâ ez-Zevâvî Camii

Bicâye · Cezayir · Hac dönüşü Bicâye'ye yerleşen Ebû Medyen'in ders vermeye başladığı camidir; sabah namazlarından sonra burada yaptığı tasavvufî sohbetler büyük ilgi görmüş, uzak beldelerden ziyaretçi çekmiştir. İlişkili kişi dosyası Ebû Medyen Şuayb el-Ensârî : Ebû Medyen Şuayb el-Ensârî (yaklaşık 1121–1198), Endülüs'ten Mağrib'e uzanan ilim ve irşad hayatıyla Medyeniyye'ye adını veren, Kuzey Afrika tasavvufunun etkili sûfîsidir.

18
Mekân

Ebü'l-Abbâs es-Sebtî Zâviyesi

Merakeş · Fas · Muvahhidî Sultanı Ebû Yûsuf el-Mansûr'un 580'de (1184-85) onun adına Merakeş'te yaptırdığı zâviye. Yanında bir de medrese yaptırılmış, ayrıca kendisine bir ev tahsis edilmiştir; bu tarihten sonra burada ders okutmuş ve mürid yetiştirmiştir.

19
Mekân

Cedîd Ali Paşa Mahallesi

Eyüp, İstanbul · Türkiye · Zekâi Dede 1240'ta (1824-25) İstanbul Eyüp'te Cedîd Ali Paşa mahallesinde doğdu. Babası mahalle camiinin imamı hâfız Süleyman Hikmetî Efendi, annesi Zînetî Hanım'dır. İlk eğitimini Lâlîzâde Seyyid Abdülbâki Efendi İbtidâî Mektebi'nde aldı, hıfzını amcası hâfız İbrahim Zühdî Efendi'nin yanında tamamladı ve hat icâzetini babasından aldı. Koordinat semt düzeyindedir; mahallenin sınırları kaynakta tarif edilmemiştir.

20
Mekân

Kâsân

Fergana vadisi · Özbekistan · Fergānî'nin doğduğu, Mâverâünnehir'in Fergana vadisindeki şehir; Kâsânî nisbesi buradan gelir. Hayatı ve ailesi hakkında yeterli bilgi yoktur; Zehebî'nin “öldüğünde yetmiş yaşlarındaydı” kaydından hareketle 620 (1223) yılı civarında doğduğu söylenebilir. Tarihî şehrin bugünkü karşılığı kesinleştirilmediğinden koordinat verilmemiştir.

21
Mekân

Ezevâd

Tinbüktü · Mali · Kaynak: &ldquo;1178 (1764) yılı dolaylarında bugün Mali'de bulunan Tinbüktü'nün kuzeydoğusundaki Ezevâd'da doğdu.&rdquo; Talebelerin çevredeki ilim merkezlerini dolaşması bölgede gelenek olduğu halde Küntî Ezevâd'dan ayrılmamış, bütün dinî ilimleri ve tasavvuf eğitimini babası Sîdî Muhtâr el-Küntî'den almıştır. Ezevâd geniş bir bölge adı olduğundan nokta koordinat verilmemiştir.

22
Mekân

Simlâl köyü

Sûs vadisi · Fas · Cezûlî, Fas'ın güneyindeki Sûs vadisinin Cezûle (Cüzûle) bölgesinde bulunan Simlâl köyünde doğdu; nisbesi mensup olduğu Berberî Cezûle kabilesinden gelir. Köyün bugünkü konumu kaynakta belirtilmediğinden koordinat verilmemiştir.

23
Mekân

Bezirgânbaşı Camii

İstanbul · Türkiye · Mimar Sinan'ın son yıllarında bir tekke ile birlikte 994'te (1586) yapılan cami. Harap hâldeyken mütevellisi olan Dede Efendi tarafından 1234'te (1818-19) tamir ve ihya ettirilmiştir. İlk şeyhi Mahfî Ramazan Efendi'den dolayı Ramazan Efendi Camii diye de anılır.

24
Mekân

Nizâmeddin Evliyâ Hankahı

Delhi · Hindistan · Şeyhi Nizâmeddin Evliyâ'nın kurduğu hankah. 725'te (1325) şeyhinin vefatı üzerine başına geçmiş, Delhi'nin bütün Çiştîleri burada etrafında toplanmıştır. Sultan Fîrûz bu hankaha büyük servetler bağışlamıştır.

25
Mekân

Markus

Markus · Mısır · Aşağı Mısır'da, 633'te (1235) doğduğu yerleşim. Doğumu için 644 (1246) veya 653 (1255) rivayetleri de vardır. İlişkili kişi dosyası Burhâneddin İbrâhim ed-Desûkī : Burhâneddin İbrâhim ed-Desûkī (633-676/1235-1277), Kur’an ve Şâfiî fıkhı tahsilinden sonra Rifâiyye, Sühreverdiyye, Şâzeliyye ve Ebû Medyen irşad çevrelerinden nasip alan; Desûk’ta uzun halvet ve irşad hayatı yaşayan, kardeşi Şeyh Mûsâ vasıtasıyla Desûkıyye-Burhâniyye adıyla teşekkül eden yolun pîridir.

26
Mekân

Lekāne (Demenhûr yakını)

Demenhûr · Mısır · Kaynak, İbrâhim el-Lekānî'nin Aşağı Mısır'da Demenhûr şehri yakınlarındaki Lekāne adlı yerleşim merkezinde doğduğunu bildirir; nisbesi de buradan gelir. Doğum tarihi kaynaklarda geçmez. Lekāne'nin kendi konumu verilmediğinden harita noktası, maddede adı anılan Demenhûr şehrini işaret eder.

27
Makale

Tarikatların Teşekkülü: Zühd Çevrelerinden Kurumsal Yollara

İlk zâhid çevreleri, klasik tasavvuf dili ve XII. yüzyıldan sonra belirginleşen tarikat kurumları TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.

28
Makale

Mevleviyye'nin Kurumlaşması ve Şehir Ağı

Sultan Veled ve Ulu Ârif Çelebi'den Osmanlı mevlevîhânelerine uzanan kurumsal tarih TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.

29
Makale

Cerrâhiyye'de Erkân, Esmâ ve Hilâfet

Nûreddin Cerrâhî'nin Halvetî usulünü yeniden düzenleyişi ve tarikatın kurumsal dili TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.

30
Makale

Rifâiyye'nin Usulü, Coğrafyası ve Tekke Kültürü

Tevazu merkezli terbiye, zikir düzeni ve Anadolu'dan Balkanlar'a yayılan tarihî ağ TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.

31
Makale

Halvetiyye'nin Dört Ana Kolu Nasıl Okunmalı?

Rûşeniyye, Cemâliyye, Ahmediyye ve Şemsiyye gövdeleri ile alt şubelerin tarihî mantığı TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.

32
Makale

Melâmet Bir Tarikat mı, Bir Meşrep mi?

İlk Melâmetî çevrelerden Bayramî-Melâmî yorumlara uzanan kavramsal ayrım TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.

33
Makale

Sefîne-i Evliyâ'yı Site Omurgasında Okumak

Beş ciltlik biyografi hazinesinin tarikat, kişi, tekke, eser ve menkıbe katmanlarına dağılımı TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.

34
Makale

Mevlevî Âyin-i Şerif: Musiki, Erkân ve Sembol

Âyinin musiki mimarisi ile mukabele erkânını birbirine karıştırmadan okuma TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.

35
Makale

Nefehât'tan Fütûhu'l-Mücâhidîn'e: Bir Tabakat Hafızasının Dönüşümü

Câmî'nin Farsça tabakatı Lâmiî'nin elinde nasıl Osmanlı-Anadolu tasavvuf hafızasına dönüştü?

36
Makale

Yemen Kādiriyyesi: Erken Şubeler ve Nispet Ağları

Yemen'deki on iki erken Kādirî nispetini tarih, kurucu ve alt kol ilişkileriyle düzenleyen kaynak dosyası.

37
Makale

Mısır ve Suriye'de Kādiriyye Şubeleri

Kahire, Şam, Kudüs ve Halep çevrelerindeki altı Kādirî nispeti; yanlış atıf ve güncellik sorunlarıyla birlikte ele alan dosya.

38
Makale

Nev‘îzâde Atâyî ve Hadâ’iku’l-Hakā’ik'te Biyografi Usulü

Nev‘îzâde Atâyî'nin 1135 hâl tercemeli Şakāik zeylini hangi bilgi türleriyle kurduğunu ve eserin tasavvuf tarihi için nasıl okunması gerektiğini açıklar.

39
Eser

SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI

Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e

40
Eser

TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ

Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne

41
Eser

MÜRŞİDLİK RÜTBESİ VE MÜRŞİDLERİN HİZMETİ

Avârifü’l-Maârif · 10. bölüm · Rasûlullah (sav) Efendimiz bir hadislerinde buyurmuştur ki: “Muhammed’in nefsini elinde bulunduran Allah’a yemin olsun; eğer isterseniz bu hususta yemin de edebilirim. Hiç şüphesiz

42
Eser

Sayfalar 9–16

Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny

43
Eser

Sayfalar 18–25

Muzaffer Ozak Külliyatı · (YA GAFURU ism-i celilini, hummaya ve başağrısına uğrayanlarla, gam ve keder içinde bulunanlar devamlı okurlarsa kurtulurlar.) 3EJE3, Eş Şekûrü Celle Şanühu Kendi rızâsı için yapıl

44
Eser

Sayfalar 25–30

Muzaffer Ozak Külliyatı · ner, bunlara sahip bulunanların mevki ve makamlarını, mal ve mülklerini yerinde, hak rizasına uygun ve kelimenin tam mânasıyla iyi kullanabilmeleridir. Bu bakımdan, gururluya karşı

45
Eser

Sayfalar 29–35

Muzaffer Ozak Külliyatı · rulan cennet ve cemale ererler ve bu yüce mükâfata bir ân önce kavuşabilmek için de tabutlarının içinde cemaatlerine (KADDIMUNI... KADDIMÜNI...) diye seslenirler. Kâfirler, münafık

46
Eser

Sayfalar 52–58

Muzaffer Ozak Külliyatı · her kim Allah resûlü bildi ve ona iyman etti, gönül verdi, iki cihan saadetine erdi. Hatırıma gelmişken söylemeden geçemeyeceğim: Resûl-ü zişânı rü'yâsında görmek saadetine erenler

47
Eser

Sayfalar 51–57

Muzaffer Ozak Külliyatı · her yaptıgını görür, her söylediğini işitir, her niyetini bilir. Onun için, sen de ona ibadet, tâ'at, sadakat, hayır ve hasenât ile yaklaş ki, Habib-i edib-i Kibriyâ'ya lûtfolunan

48
Eser

Sayfalar 66–72

Muzaffer Ozak Külliyatı · ME'de, islâm ordularının bu hareketine HAMLE-I ARAP yani arap saldırısı, islâm mücahitleri de ÇIPLAK AYAKLI BIR KA- VIM olarak vasıflandırıldıktan sonra bir beyitte de aynen şöyle

49
Eser

Sayfalar 63–68

Muzaffer Ozak Külliyatı · bından, celâlinden korkmadan, O'nu hakkıyle tanımadan Zât-1 ülühiyyetinden şefkat ve merhamet umarsın? O'nu hakkıyle tanı ki, şefkat ve merhamet olunasın. Allahu teâlâ da, kullar d

50
Eser

Sayfalar 73–80

Muzaffer Ozak Külliyatı · ENVÂR-ÜL-KULÛB (Kalblerin Nurları) DERS: 21 MUNDERECAT! El-Bakara sûre-i celilesinin 186. âyet-i kerimesinin tefsiri- Kur'an-ı aziyı, Levh-i mahfuzda olduğu gibi tertip ve tanzim e