ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
50 sonuç · “Keşf”
01Keşfî Ca‘fer Efendi
Adlî Efendi’nin halifesi Keşfî Ca‘fer Efendi, Fındıklı’daki Hatuniyye Dergâhı’nda kırk beş yıl hizmet eden İstanbul Sünbülî şeyhidir.
Keşfî Osman Efendi
Keşfî Osman Efendi (ö. 1715), Erzurumlu; Cennetî Efendi'nin halifesi, Niksar, Edirne ve İstanbul'da cami ve tekke yaptıran Celvetî şeyhidir.
Mudurnulu Şeyh Sâlih Efendi
Mudurnulu Şeyh Sâlih Efendi, Nasûhîzâde Alâeddin Efendi’nin halifesi; Ali-zâde Nûreddin, Keşfî İbrâhim ve Eskicumalı Ahmed üzerinden devam eden Şâbânî irşad halkasının başlangıcıdır.
Muhammed Müştâk Kemterî
Edhem Baba'nın halifesi Muhammed Müştâk Kemterî, Vezneciler'de yeniden kurduğu Keşfî Osman Dergâhı ve Hüseyin Vassâf'a verdiği teberrük icazetiyle Müştâkıyye'nin son Osmanlı halkalarındandır.
Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî
SEYYİD YAHYA-YI ŞİRVA.Ni HAZRETLERİ Sahibü'l-keşf ve't-tahkik bir zat-ı ali-kadrdir. Müntesibin-i Halvetiyye'nin el yevm okuyageldikleri meşhfir-ı alem Vird-i Settar'ın müellifidir. Tarik-ı Halveti'de pir-i sanidir. Mevlidleri Şirvan mülhakatından Şemah kasabası olup, peder-i alilerinin ismi Bahaeddin'dir. Seyyid-i sahihü'n-nesebdir. Ecdad-ı ızamları…
Şeyh Keşfî İbrâhim Efendi
Keşfî İbrâhim Efendi (ö. 1828–29), Salih Efendi’nin halifesi; Hicaz dönüşünde vefat eden ve İstanbul Irgatpazarı’ndaki medrese haziresine defnedilen Halvetî şeyhidir.
ŞEYH SA’DEDDÎN-İ CÜVEYNÎ
ŞEYH SA’DEDDÎN-İ CÜVEYNÎ Kibâr-ı meşâyıh u ulemâdandır. Keşfû’l-Mahcûb ve Secencelü’l-Ervâh unvânlı eserleri meşhûrdur. Dîger ba'zı te’lîfâtı varmış. 650/(1252) senesinde âlem-i bakâya rıhlet etmiştir. Sadreddîn-i Konevî hazretleriyle musâhabeti mervîdir. Gâyet müessir tabîat-ı şi’riyyesi vardır: بر اسهب عشق ﭼو سوار آيد دل بر جمله مرام كامكار آيد…
Akıl
Mutasavvıflar ilâhî, ezeli ve ebedi gerçeklerin akıl yoluyla kavranamayacağını belirtir, nazari aklı reddeder ve Yeni Platonculugun etkisiyle keşf ve marifet anlayışlarıyla uyuşan farklı bir akıl anlayışı ileri sürerler. Tasavvuf dilinde insan aklına akl-ı cüzi ve akl-ı mecaz denir. Cüz'i akıl, söz ve işlerimizde bize delil olur Ama, Allah bahsinde değeri sıfır olur Mevlânâ Ikâl-ı akl-i cüz'iden halâs ol Efendi bâde-nüş-i bezm-i hâs ol Hudai 2. Hak ile bâtılı birbirinden ayırt etmeye yarayan nur. Rabbani latife, kalp (Gi 1:88, 95, 11:4; ct). Allah’a ibadete ve cennete girmeye vasıta olan düşünce, kulluk yapmaya alet olan fikir, ibadetin yolunu gösteren ışık. Aklın ulaştığı son nokta hayret, hayretin sonucu sekrdir, yani sâlik rububiyeti temaşa edince aklını kaybeder (SF, 336). Ben isterim akıldan hidâyet Akıl bana gösterir dalâlet Fuzüli Akılla yol alınmaz Akıl, erenlerin ayak bağıdır 0 eee Kalbe bak akla itibar etme Çünki aklın şiârıdır inkâr Ferid Kam Hak ile bâtılı birbirinden ayırt etmeye yarayan nur. Rabbani latife, kalp (Gi 1:88, 95, 11:4; ct). Allah’a ibadete ve cennete girmeye vasıta olan düşünce, kulluk yapmaya alet olan fikir, ibadetin yolunu gösteren ışık. Aklın ulaştığı son nokta hayret, hayretin sonucu sekrdir, yani sâlik rububiyeti temaşa edince aklını kaybeder (SF, 336). Ben isterim akıldan hidâyet Akıl bana gösterir dalâlet Fuzüli Akılla yol alınmaz Akıl, erenlerin ayak bağıdır 0 eee Kalbe bak akla itibar etme Çünki aklın şiârıdır inkâr Ferid Kam
Anz
(عا رض) ç Avârız. Engel, gelip gecici sey. tas. a Nefs ve seytandan gelip ruh ve kalplere ârız olan ve kötüye kılavuzluk yapan arzular, düşman tarafından kurulan tuzaklar, yola konulan engeller. Düşman denilen Şeytan ve nefsten gelen her şey ârızi olabilir (si 419). b Silikin ilerlemesini engelleyen her şey ârız olup, bunlara avârız-ı tarik (yol engelleri) denir. a Yanak, yüz, çehre, b tas, İman nurunun tecelli edip irfan kapılarının açılması ve hakikat güzelliği üzerindeki perdenin kalkması. Vücut nurlarının mazharı (115). Nola gönlüm ârızın isterse canım kâmetin Resmdir âlemde bülbül gül sever pervâne sem' Fuzüli Ar-i azim—Makt-i kebir رعظيم — مقت كبر) le) Büyük ayıp ve ağır vebal. taş. Ahdi bozmak, yoldan dönmek, ahdine vefa göstermemek, vaadinde durmamak, vefasızlık, sadakatsızlık (x1). “Niçin yapmadıklarınızı söylersiniz” (Nahl, 91). Arif i. ves. ar, (Gy le) ¢. Arifun, Urefa. Bilen, vakif, asina, tamyan, anlayish, kavrayışı mükemmel, irfan ve marifet sahibi. tas. Allah Teala'nın kendi zatını, sıfatlarını, isimlerini ve fiillerini müşahede ettirdiği kimse, Müşahede ve temaşadan hasıl olan bilgiye marifet, bu bilgiye sahip olan şahsa da arif denir (x1), Âlim aynı hususları yakin yoluyla bilir. Keşf ve müşahede yoluyla, yani manevi ve ruhi tecrübelerle Allah hakkında zevki ve vecdi bilgilere sahip olana arif-i billah veya yalnızca arif; arifin bu yolla tanıdığı Allah'a Maruf denir. “Arif, kendisi sustuğu halde diliyle Hakk'ın konuştuğu kimsedir.” “Arif su gibidir, içinde bulundugu şeyin rengini ve şeklini alır.” “Arifi hiçbir şey bulandırmaz, her şey onunla durulur.” “Arif kendi varlığından fani, Hak ile bakidir.” “Arif Allah'a cehennemden kurtulmak veya cennete girmek için değil, Cenab-ı Allah'ın hakki olduğu için O'na ibadet eder. İbadeti ve ubüdiyeti en doğal görev bilir; hiçbir karşılık bekle- meden ibadet eder” (sr 61). İbn Arabi arifin dış âlemde Şeyler (eşya) yaratma gü- cüne sahip olduğunu ve bu gücün onun himmeti olduğunu söyler. (iFH 6. Fas). Onun yarattığı şeye mahluk-u arif denir. Arif süfilikte kâmil insandır. “Nefsini bi- len Rabb'ini de bilir.” Bkz. Marifet, Himmet. aD CC £_£_ ———>>—ŞŞXŞ—Ş— ال if
Etvâr-ı dil
Kalbin tavırları ve mertebeleri. 2. tas. Kalbin cilveleri ve mazharları. Kalbin tavırlarından her biri diğer tavrın cevheri ve madenidir. “Altın ve gümüş gibi, insanlar da maden ocakları halindedirler,” hadisiyle bu hususa işaret edilmiştir. Madenler kat kat olduğu gibi kalbin tavırları da kat kattır. Bu tavırlar sırasıyla şöyledir: Sadr (göğüs), İslam cevherinin madeni. Allah'ın göğsünü İslama açtığı kullar ile öbürleri arasında fark vardır (Zümer Suresi, 39). “Allah, hidayete erdirmeyi dilediği kimsenin göğsünü İslama açar” (En'am Suresi, 125). İslam nurundan mahrum kalan bir kalp, küfür karanlığının madeni haline gelir (Nahl Suresi, 106). Sadr, şeytanın insana vesvese verdiği mahaldir. Sadr, kalbi örten deri mesabesindedir. Kalbin derununa İblis için yol yoktur; çünkü kalp, Hak Teala'nın özel haremidir. Hiç kimse başka birinin kendi haremine girmesine izin veremez. Şeytan, meleklerin haremi olan semaya bile yol bulamazken (Hicr Suresi, 17) ulu ve yüce Allah'ın haremi olan kalbe nasıl nüfuz edebilir? (Hicr Suresi, 42). Kalp, yürek iman cevherinin madeni, akıl nurunun mahalli (Mücadele Suresi, 22; Hac Suresi, 46). Şegâf, kalbin zarı. Yaratıklara karşı duyulan aşk ve sevgi bunun ilerisine geçemez (Yusuf Suresi, 30). Fuat, ilâhî tecellileri seyr ve temaşa (müşahede ve rüyet) cevherinin madeni ve mahallidir (Necm Suresi, 11). Habbetü'-kalp, kalbin içi, gönül. Hazret-i uluhiyete muhabbet mahallidir; artık orada Allah sevgisinden başka hiçbir sevgiye yer yoktur. Süveyda (sevda), gaybı mükaşefe, ledün ilmi; hikmet menbaı ve ilâhî esrar hazinesi ve madeni, isimlerin ilmi (Bakara Suresi, 31). Burada meleklerin bile mahrum olduklan çeşitli keşfi ilimler vardır. Muhceti’lkalp, kalbin içinin içi. Tecelli nurlarının ve bütün ilâhî sıfatların madeni ve zuhur mahallidir. Gaybü'l-gayb burada zuhur eder. Insanın en şerefli mahluk oluşu bundandır. Hiçbir kalp hastalığı bulaşmayacağından burası tam sıhhat halindedir. Sıhhat alameti ise yukarıda sayılan kalbin her tavrında kulluğun gereklerinin tam olarak yerine getirilmesi ve kendilerine has olan anlamların gerçekleştirilmesidir. Bedendeki yedi organ üzerine secde nasıl farz ise kalbin yedi tavır üzerine secde etmesi de öylece vaciptir. Birinci tavrın secdesi tevbe, ikincisinin nefs tezkiyesi, üçüncüsünün kalp tasfiyesi, dördüncüsünün kalbin ilâhî hakikat ve hullelerle süslenmesi, beşincisinin kalbin ilâhî cilveler ve tecellilerle cilalanması, altıncısının kalbin mâsivâdan tamamıyla arındırılması, yedincisinin kalbin secde edip gönül makamına ermesidir. Burada artık kalem kırılır, ne bir şey söylenir ne de yazılır, lisan lal olur (NM 110). Atvar-ı seba (4a! sb!) 1. Yedi tavır: tab (tabiat), nefs, kalp, ruh, sır, hafi, ahfa. Allah'ın insanı yedi tavırda yarattığını (Nuh Suresi, 14) dikkate alan bazı mutasavvıflar bu tavırları yedi kat semaya, yedi gezegene, yedi vadiye ve yedi iklime benzetirler (NM 109). Attâr'ın Mantıku”t-Tayr'ında bu yedi tavır ve yedi vadi şu şekilde tespit edilmiştir: aşk, marifet, istigna, tevhit, hayret, fakr, fena (aM 89). Yedi tavrı daha başka şekillerde gösterenler de vardır (sme 35). Yedi tavır: tab (tabiat), nefs, kalp, ruh, sır, hafi, ahfa. Allah'ın insanı yedi tavırda yarattığını (Nuh Suresi, 14) dikkate alan bazı mutasavvıflar bu tavırları yedi kat semaya, yedi gezegene, yedi vadiye ve yedi iklime benzetirler (NM 109). Attâr'ın Mantıku”t-Tayr'ında bu yedi tavır ve yedi vadi şu şekilde tespit edilmiştir: aşk, marifet, istigna, tevhit, hayret, fakr, fena (aM 89). Yedi tavrı daha başka şekillerde gösterenler de vardır (sme 35).
Aynu'l-kalp
عين | قلب) 1, Kalp gözü. Çeşm-i dil, dide-i can. 2. tas Keşf, Sezgi, gaybı temaşa etme vasıtası.
Azra
5£) Dilber, bakire. tas a Kimsenin keşf edemediği ve sırrına | vâkıf olamadığı yüce hakikat. b Hakk'ın halktan gizli tuttuğu ve sakladığı velisi |. Uzre kabilesinin azraları (dilberleri) yaşadıkları aşk hayatıyla ün yapmışlardır. Uzri aşk, adını bu kabileden alır. Bkz. Arüs, Uzri aşk.
Barika
4) Şimşek. 2. tas. En kutsal makamdan gelen ve gelir gelmez sönen parıltı (lâiha, levâih); keşfin başlama noktasıdır (KT). Basaru’l-Hak (53! (بصر 1. Hakk'ın görmesi. 2. tas. Bilgisini temaşa etmesi itibariyle Hakk'ın zatı, Hakk'ın bildiklerinin tecellisini müşahede etmesi (cik 1:74). Hakk'ın görmesi. 2. tas. Bilgisini temaşa etmesi itibariyle Hakk'ın zatı, Hakk'ın bildiklerinin tecellisini müşahede etmesi (cik 1:74).
Bâtın
İç, gizli, derun, iç nihan, gizli âlem. tas. a Allah'ın dort isminden biri: Evvel, Ahir, Zahir, Bâtın (Hadid Suresi, 2). Bunlara ‘ana adlar denir. Bu halde zahir-bâtın, aşikâr-pinhan, açık-gizli, iyannihan O'dur (Git ros, EK 1 305, KTA 87). Ben bilmez idim gizli iyân hep sen imişsin Tenlerde vu canlarda nihân hep sen imişsin 7 CE _ 6
Kendi bi-şübhe
رن إزط râz-ı derunun yo} a Ehl-i dil söyleyemez derdini Allah’a bi e Hızır Ağazade Said Ehl-i Hak y. Marifet sahipleri arifler, Allah adamı, hak er 2 Wi'nin | Tann nin Börünüşü olduğuna inanan bi'şer mezher Ehl-i hakâik Bkz Mutehakkik | Ehl-i ibare- Ehli isare Ulema, yani maksatlarını و zle anlar iter, yani maksatlarını işaretle anlatanlar | Ehl-i ihtilat Ehli halvet Toplumla düşüp kalkan içli dış er vi, yani | Yalnızlığı terch eden | Ehl-i kâl- Ehli hali lema-Süfiler | Ehl-i keşf Hak hakkında keşf Yoluyla bilgi sahibi olanlar. | lp gözü çılar
Ehli nazar
اهل نظر) Hakikatin akıl ve istidlâlle bilineceği görüşünde olanlara ehl-i nazar, tuttukları yola tarik-i nazar denir Ehl-i niyaz Şer'i hükümlere VE tarikat edebine 80re hareket eden Ehli ribat Ribata devam eden, orada ikamet eden ve görevli olan (SAV; (Gi kenarında) 11:62-95; ia 1X:734-738 468-76) Ehl-i riyazet Çile çekerek ye nefslerinj ezerek kurtuluşa ereceklerine inananlar, çilekeş, çileciler Ehl-i Safvet Başkalık bulanıklığından, arınarak duru olma halini Serçekleştirenler. 1 durulanlar, durulma makamında bulunanlar (asfiya) (kı; cr; AMF 248) ‘ i 0 1 1 )اس سكت i) 1
Envar
نوا ر) ( 4 Nur x. Nürlar, ışıklar. 2. tas. Envar-ı ezeli. Ulvi âlemin madde âlemindeki ışıltıları. Envar-ı hidayet Hidayet nurları. Gönülleri parlatan gaybın ilhamlan ve tecellileri. Bu nurlar vasıtasıyla insan hakikati bulur.
Erâik-i tevhit
را" تو حيد) ( x. Tevhit koltukları, 2. tas. Hazret-i Vahidiyette zatın mazharları olması itibariyle zati (ilahi) isimler (x1). Erbab-ı keşf Hak hakkında keşf yoluyla bilgi sahibi olanlar, kalp gözü açık olanlar.
Fehm
Anlama ve kavrayış. Tasavvufta ilâhî hitabı anlamak ve bu anlayışın gereğini davranışta yerine getirmek için kullanılır. Yalnız zihnî çözümleme değil, keşf ve zevkle derinleşen idrak de fehm kapsamında değerlendirilir.
Hücvîrî Türbesi
Lahor · Pakistan · Uzun seyahatlerinin ardından Hindistan'a dönüşünde, Keşfü'l-mahcûb müellifi Hücvîrî'nin Lahor'daki türbesinde inzivâya çekildi. Ecmîr'e geçişinden önceki bu inziva, kaynaklarda onun Hint coğrafyasındaki ilk durağı olarak zikredilir.
Keşfî Osman Efendi Türbesi (Niksar)
Niksar · Türkiye · Sefîne'ye göre 1127/1715'te vefat etmiş ve Niksar'daki türbesi ziyaret olunagelmiştir. Metin türbenin şehir içindeki yerini tarif etmez. İlişkili kişi dosyası Keşfî Osman Efendi : Keşfî Osman Efendi (ö. 1127/1715), Erzurum’dan Niksar ve İstanbul’a uzanan hayatında Fenâyî Mehmed Cennet Efendi’den hilâfet alan; Niksar, Edirne ve İstanbul’da cami ve tekkeler kuran Celvetî şeyhidir.
Şûnîziyye Kabristanı
Bağdat · Irak · Kabri, yeğeni ve talebesi Cüneyd-i Bağdâdî'nin yanı başındadır. Konum yaklaşıktır; aynı kabristana sonradan Necmeddîn-i Dâye de defnedilmiştir. İlişkili kişi dosyası Serî es-Sakatî : Serî es-Sakatî, helâl kazanç, güzel ahlâk ve şeriatla mârifetin birlikteliğini vurgulayan; Cüneyd-i Bağdâdî üzerinden Bağdat tasavvuf mektebini derinden etkileyen sûfîdir.
Yûşa‘ Makamı (Yuşa Tepesi)
İstanbul · Türkiye · Yûşa‘ peygamberin kabri olduğu kabul edilen ve keşfi Beşiktaşlı Yahyâ Efendi'ye nisbet edilen makam; günümüzde de önemli bir ziyaretgâhtır. İlişkili kişi dosyası Beşiktaşlı Yahyâ Efendi : Beşiktaşlı Yahyâ Efendi (1495–1571), Kanûnî Sultan Süleyman’ın sütkardeşi; Zenbilli Ali Efendi’nin talebesi, Sahn-ı Semân müderrisi, Müderris mahlaslı şair ve Beşiktaş’taki geniş hayır çevresinin kurucusudur.
İskender Paşa Medresesi (Kanlıca)
İstanbul · Türkiye · İlk müderrislik görevi: 1096 Rebîülevvelinde Keşf Kâtibi Ömer Efendi'nin yerine Kanlıca'daki bu medrese kendisine verilmiştir. İlişkili kişi dosyası Trabzonî (Laz) Osman Efendi : Trabzonî Osman Efendi (ö. 1695), İbrahim Efendi'den mülâzemet alan ve İstanbul medreselerinde ders veren Osmanlı âlimidir.
Ahmed Efendi Türbesi
Türkiye · Sefîne, İbrâhim Necâti Efendi'nin Ahmed Efendi'nin türbesinde sol tarafa defnedildiğini kaydeder; türbenin bulunduğu semt veya dergâh metinde belirtilmez. Kişinin mevcut mekân kayıtlarında Üsküdar'da Bandırma Tekkesi ile Fındıklı'da Keşfî Ca'fer Efendi Türbesi bulunmakla birlikte, metin bunlardan hangisi olduğunu söylemez. Koordinat verilmedi.
Hîre (Nîşâbur yakını)
Nişabur · İran · Zehebî'nin kaydına göre kabrinin bulunduğu, Nîşâbur yakınındaki yer. Konum yaklaşık verilmiştir. İlişkili kişi dosyası Hamdûn el-Kassâr : Ebû Sâlih Hamdûn b. Ahmed el-Kassâr (ö. 271/884), Nîşâbur’da ihlâs, nefsin ithamı ve manevî hâlleri gizleme ilkelerini keskin biçimde temsil eden fakih, hadis râvisi ve erken Melâmetî pîrdir.
Belh
Belh · Afganistan · Horasan'daki doğum şehri; bütün servetini burada bırakıp yola çıktı. Riyâzetini bu şehirdeki Budizm'e bağlayan görüşün tutarsızlığı ortaya konmuştur. İlişkili kişi dosyası İbrâhim b. Edhem : İbrâhim b. Edhem (ö. 161/778 [?]), Belh’ten ayrılarak Şam ve Hicaz çevresinde zühd, helâl kazanç ve halka hizmet esaslı bir hayat süren ilk dönem sûfîlerindendir.
Harakān
Semnan · İran · Bistâm'ın kuzeyindeki, çiftçi bir ailenin çocuğu olarak 352/963'te doğduğu köy; Kazvînî'ye göre kabri de buradadır ve ziyaret edeni şiddetli bir kabz hâli istilâ eder. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Ebü’l-Hasan el-Harakānî : Ebü’l-Hasan Ali b. Ahmed el-Harakānî (352/963-425/1033), Bistâm yakınındaki Harakan’da yaşayan; Bâyezîd-i Bistâmî’ye mânevî nispeti, Ebü’l-Abbas el-Kassâb’dan terbiyesi, halka hizmet ve merhamet merkezli sözleriyle Horasan tasavvufunun etkili sûfîlerinden biridir.
Cîl
Bağdat civarı · Irak · 767'de (1365-66) doğduğu, Bağdat yakınlarındaki kasaba; nisbesi buradan gelir. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Abdülkerîm el-Cîlî : Abdülkerîm el-Cîlî (1365/66-1428), Yemen’de Şerefüddin el-Cebertî’nin terbiyesinde yetişen; Kādirî aidiyetini İbnü’l-Arabî’nin metafizik mirasıyla buluşturan ve insan-ı kâmil öğretisini kapsamlı bir sistem halinde açıklayan âlim, şair ve mutasavvıftır.
Hâce Yûsuf Ziyaretgâhı
Merv · Türkmenistan · Bâmeîn'de defnedildikten sonra İbnü'n-Neccâr adlı bir müridi tarafından Merv'e nakledilen kabrinin bulunduğu yer. Bugün Türkmenistan sınırları içinde, Merv yakınlarındaki Bayramali denilen mevkide Hâce Yûsuf adıyla bir ziyaretgâhtır.
Irgatpazarı'ndaki medresenin hazîresi
İstanbul · Türkiye · Kaynağa göre Keşfî İbrâhim Efendi, İstanbul'da Irgatpazarı'nda sokak üzerindeki medresenin hazîresinde medfundur; mezar taşı 1244/(1828-29) tarihini taşır. Medresenin adı metinde verilmediği ve bugünkü karşılığı belirlenemediği için koordinat kaydedilmemiştir.
Müştâkıyye ve Enveriyye: Ortak Mürşidden İki İstanbul Ağına
Hacı Hasan Şirvânî, şiir, semâ, ev sohbeti ve tekke musikisi hakkında kişi, eser, mekân ve silsile katmanlarını birleştiren ayrıntılı çalışma.
Tasavvuf Klasikleri İçin Okuma Rotası
Tabakat, âdâb, menâkıb, mektubat, divan ve tarikat tarihi eserlerini işlevlerine göre bir araya getiren kaynak haritası
Osmanlı’da Sultanlar ve Sûfîler: Tarih, Himaye ve Menkıbe
Osmanlı hükümdarları ile sûfîler arasındaki ilişkiyi yalnız keramet anlatılarıyla değil; vakıf, tekke, sefer, nasihat, meşruiyet ve mesafe başlıklarıyla okuyan kaynak dosyası.
Hâcegân Yolunun Teşekkülü
Hâcegân yolunun tarihî çevresini, erken halkalarını ve Bahâeddin Nakşibend’e ulaşan irşad ağını kaynak karşılaştırmasıyla ele alan geniş dosya.
Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin Marmaravî: Hayatı, Eserleri ve Halvetî Terbiyesi
Yiğitbaşı Velî’nin Manisa merkezli irşadını, eser külliyatını ve tasavvuf anlayışını 360 sayfalık monografi üzerinden ele alan dosya.
Menâkıb-ı Emîr Sultan: Nüsha, Tarih ve Menkıbe
Eser ve müellif Bursalı Şevkî, Menâkıb-ı Emîr Sultan ı Şehzade Bayezid çevresinin teşvikiyle 960/1553’te kaleme aldı. Eser, Emîr Sultan’ın vefatından yaklaşık 124 yıl sonra yazıldığı için doğrudan çağdaş günlük değildir; Bursa’daki yazılı ve sözlü hafızayı derler. Sekiz nüsha Araştırmada Şevkî adına kayıtlı sekiz yazma
Ümîdî Ahmed Efendi: Celvetî İrşadı, Tıp ve Şiir
Ümîdî Ahmed Efendi'nin aile içindeki Celvetî terbiyesini, tekke ve cami hizmetini, eserlerini ve şiir dilini birlikte ele alır.
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
SÛFİLERİN HALLERİ VE TARİKATLARI
Avârifü’l-Maârif · 4. bölüm · Bize, şeyh, âlim Ziyâuddin Ebu Ahmed Abdulvahhab b. Ali, Enes b. Mâlik’in (r.a) şöyle dediğini haber verdi. Rasûlullah (a.s) bana buyurdu ki: “Yavrucuğum! Eğer kalbinde hiçbir kims
SÛFÎ KELİMESİNİN KÖKÜ
Avârifü’l-Maârif · 6. bölüm · Hz. Enes b. Mâlik (r.a) demiştir ki: “Rasûlullah (s.a.v), bir kölenin bile dâvetine gider, merkebe biner ve yün elbise giyerdi.” 31 Sûfîler, bu hadis-i şerife uyarak hem daha yumuş
MUTASAVVIFLAR VE ONLARA BENZEYENLER
Avârifü’l-Maârif · 7. bölüm · Şeyhimiz, Şeyhu’l-İslam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî’nin, Enes b. Mâlik (ra)’den rivayet ettiğine göre; Hz. Peygamber (sav)’e göre bir adam geldi ve: “Kıyâmet ne zaman kopacak?” diye
SÛFİLERÎN SEFER VE İKÂMET ÂDABI
Avârifü’l-Maârif · 16. bölüm · Sefer konusunda meşâyih-ı kirâm, değişik hâl ve görüşlere sahiptirler. Bir kısmı, sülûkun başında sefere çıkıp nihâyetinde ikâmeti tercih ederken; bir kısmı, hidâyetinde ikâmet edi
SEBEPLERE SARILMADA SÛFİLERİN TUTUMLARI
Avârifü’l-Maârif · 19. bölüm · Sebeplere sarılma ve onları terketme hususunda sûfilerin halleri birbirinden farklıdır. İlâhî fetih ve keşfe mazhâr olanlar, belirli bir rızık kapısına bağlanmaz, sebeplere sarılma
MÂNEVÎ FETİHLER VE İLÂHÎ İHSANLAR
Avârifü’l-Maârif · 20. bölüm · Sûfinin, Allahu Teâlâ ile meşguliyeti kemâle erince ve içinde bulunduğu vaktin hukukuna tam riâyetle takvâda ilerleyip zühdü tamam olunca, sebeplere sarılmayı terk eder. Kendisine
Sayfalar 50–55
Muzaffer Ozak Külliyatı · şarı atılabilir ve şehadet kapısı yüzüne kapanabilir. Iş, kitaba taallük etmiştir. Hadis-i şerifi, dikkat ve ibretinize sunarIm: inne ahadeküm yücmeu halkuhü ti batni ümmihi erbaiy
Sayfalar 103–109
Muzaffer Ozak Külliyatı · Muhammediyye ile nurlandırırsa, cemal-i Muhammediyyeyi ve makam-ı Ahmediyyeyi müşahede eyler ve bunun neticesi olarak da aşkı günden güne artarak mir'atı hak yolunda pervane gibi k
Sayfalar 106–111
Muzaffer Ozak Külliyatı · öyle bir âlem açılır ki, bu âlemi seyr-ü temaşa ederken ölüm acısını duymazlar. Zira, âşıklara ölüm bâbında vuslât-ı cemal, hayatlarında ise makam-ı kemal vardır. Bunun için, mü'mi
Sayfalar 112–123
Muzaffer Ozak Külliyatı · yüzünü daima ilm-i Ledünni sahibi ve âşık-ı didâr-ı ilâhi olan kibar-ı Evliyâ'ullah'ın isrinden ve eşiği türabından ayırma yâ Rabbi.. Onların bastıkları toprağın tozu ile alınlarım
Sayfalar 147–161
Muzaffer Ozak Külliyatı · el-lâtifü, eş-şekûrü, el-aliyyü, el-kebirü, el-hafizü, el-mukiytü, el-hasiybü, el-celilü, el-cemilü, el-kerimü, er-rakıybü, el-müciybü, el-vâsi'ü, el-hakimü, el-vedûdü, el-mecidü,