HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Hayatı, tahsili ve irşadı
1281/(1864) senesi(nde) Erzurum’da tevellüd etmiştir. Pederi, Ahıskalı Hacı Seyyid İbrâhîm Efendi’dir. Ecdâdı, Ahıska hânedanından imiş. Bi'l-âhare Erzurum’a, pederi hicret etmiştir.
Erzurum’da, Dervîş Ahmed Receb Efendi’den tahsîl-i ilm eyleyip, müşârünileyh Edhem Baba hazretlerinin Erzurum’da bulundukları zamân, dâire-i feyzine girmiştir. İkmâl-i sülûkdan sonra, nâil-i hilâfet olup, şeyhinin emriyle, İstanbul’da neşr-i tarîkata me’mûren gelmiştir. Bir müddet Fâtih civârında sâkin olup, Edhem Baba merhûmun mahdûmu Şeyh Necîb Efendi’nin, “Pederimin vâris-i esrârı budur.” diye kendilerini teşhîr etmesi, halkın teveccühüne sebeb olmuş ve Sultân Bâyezîd’de Vezneciler’de, Tekke Sokağı’nda, Derûnî Muhammed Efendi Zâviyesi karşısında, Celvetiyye’den, Keşfî Osmân Efendi merhûmun muhterık tekke mahalline yeniden bir dergâh inşâsına muvaffak olmuştur. Dergâh, 1314/(1896) senesinde erbâb-ı aşk u muhabbete güşâd olunarak, el- hâletü hâzihî, her Cuma günü vakt-i asrda icrâyı âyîn-i tarîkat olunmaktadır.
Orta boylu, beyâzlaşmış uzunca ve müdevver sakallı, yakışıklı, uzun saçlı, halûk, fukarâ-perver bir zât-ı âlî-kadrdir.
Edhem Baba merhûm gibi, semâ’ eder ve cezbelenirse, esnâ-yı zikirde başını, taş, duvar, demir,direk gibi yerlere çarpar, huzzârı dûçar-ı haşyet eyler. Hz. Gavs’dan nasîbe- dâr-ı feyz olmayanların yapacağı iş değildir. Akıl, fen, tıp bu hâlin karşısında i’lân-ı iflâs eyler.
Hâfızalarında, hakâyıka dâir, Fârisî, Türkî pek çok ebyât vardır; okurlar. Meclisinde hep hakîkattan, ma’rifetten bahs ederler; mâ-lâ-ya'nîyi sevmezler, son zamânlarda inzivâyı ihtiyâr edip, ala’l-ekser, sâim bulunurlar. Gınâ-yı kalbe mâlik bir rehber-i tarîkattır.
Şiir çevresi ve hakkında yazılan manzumeler
Hüseyin Vassâf, Müştâk Kemterî hakkında şu manzumeyi aktarır:
Şeyh Muhammed Kemterî Müştâk-ı envâr-ı cemâl Zümre-i uşşâka rehber mazhar-ı feyz ü kemâl
Nâil-i zevk-i hakîkat reh-nümâ-yı ehl-i zevk Nûr-ı kalb-i âşıkân hem peyrev-i ehl-i visâl
Neş’e-i câm-ı muhabbetle safâ-yâb olmada Hâmil-i esrâr-ı Gavs olmuş yegâne ehl-i hâl
Reşha-i feyzinden her dem mürde-diller cân bulur Vâkıf-ı esrâr-ı irfân çeşme-i âb-ı zülâl
Bâis-i aşk u muhabbetdir Sumûhî kemtere91 Gül-şen-i irfâna bülbüldür o memdûhu’l-hısâl
Edhem Baba gibi, dâimâ Kadiri tâcıyla gezer ve meclis-i zikirde kırmızı cübbe giyer ve müjgânlı tâc-ı Kâdirî giyer. Âşık Yûnus neş’esinde nutukları vardır. Bu manzûme onundur:
Kelâmın lâubâlî olmasun dergâh-ı Mevlâ’da Lisânın zikr-i Hak kılsun gönül şehrini tûr ile
Dört mahdûmu vardır. Büyüğü Hâfız Câvid Efendi’dir. Mahdûmlarının, esnâ-yı zikirde yeşil tennûrelerle semâ’ları enzâr-ı hâzırûnda pek hoş te’sîr-i ma’nevî husûle getirir.
Birâderleri Hacı Hâlid Ulvî Efendi, Şehremini’nde, Tekke-i Geylânî denilen dergâhın post-nişîni olup, Muhammed Müştâk Efendi’den müstahleftir. Gâyet güzel semâ’ ederler. Cezbelenirse, taşa baş ururlar. Hâmil-i sırr-ı tarîkat bir zâttır.
25 Şa'bân 1343/(21 Mart 1925)’te mahdûmu Hâfız Câvid Efendi’ye de ilbâs-ı tâc u hırka eylemiştir.
Muharrir-i fakîre, Sefîne-i Evliyâ münâsebetiyle, yirmidört beyitli bir kasîde yazmış, göndermişler. Mukâbeleten şu manzûmeyi yazdım:
Ey bülbül-i gülistân-ı Kâdirî şeyhim Ey peyrev-i Müştâk-ı Kâdirî şeyhim
Sen andelîb-i aşk u muhabbetsin ey azîz Sen bir edîb-i hoş-nevâ-yı tarîkatsın ey azîz
Sîmâ-yı dilfirîbine dil-bend olan mürîd Hiç şübhe eylemem elbette olur ferîd
Nutkundan istifâde ider bendeyiz Feyzinden istifâza ider bendeyiz
Müştâk-ı Kâdirî’ye olan nisbetin büyük Temsîl eylediğin devletin büyük
Zevkında mündemic olmuş muhabbeti Kalbinde âşikârdır anın nûr-ı şevketi
Mûmâileyh Şeyh Muhammed Müştâk-ı Kemterî Efendi, bu abd-i ahkara, ızhâr-ı âsâr-ı muhabbet edip, silsile-i Müştâkiyye delâletiyle, Cenâb-ı Gavs-ı A’zam’a nisbet-dâr etmiş ve tarîkaten, “Sumûhî” diye telkîb eylemiştir. Tafsîli, atîde, cild-i sânîde gelecektir. Himmeti irdi Sumuhî kemtere buldu şeref Kutb-ı aktâb-ı cihân Sultân Abdülkâdir’in Lehu’l-hamdü ve’l-minne. Neş’e-i semâ’ ile mütezevvik olmakta ve o burhâni’l-muhakkıkînin sâye-i gavsiyyetinde semâ’ etmekteyim. Feyz ü himmetleri müzdâd olsun.
Bizler de Hazret-i Müştâk’a âşıkız Aşkıyla zevk-yâb oluruz sâdıkız
Nisbetle iftihâr ideriz feyz ü şevkına El bağlayup da ser-fürû ideriz aşkına
Necl-i necîbi Edhem aşk u muhabbete Dil-dâdeyiz o hezâr hakîkate
Pervâne-i cemâl olup Gavs-ı A’zam’a Yandık kemâl-i şevkle ol nûr-ı ekreme
Bâb-ı saâdetinde birer bende-i fakîr İzzet-serây-ı şevketine abd-i müstenîr
Her ân geliyor feyz-i hubbi kalbime Vecd ü semâ’ ile envârı kalbime
Sultân-ı lutf u keremden şefâat isteriz Dünyâ vü âhiret andan himâyet isteriz
Meydân-ı aşk u muhabbetde eyleriz semâ’ Gül-zâr-ı âlem-i lâhûtda eyleriz semâ’
Hâlât-ı vecd ile feryâd ider gönül Aşk-ı cemâl-i yâr ile feryâd ider gönül
Gül-şen-sarây-ı Hazret-i Gâvs’ın nedîmisin Sen sırr-ı hazret-i aşkın harîmisin
Sen câ-nişîn-i feyz-i maârifsin ey kerîm Ruşen-dilâna server-i mümtâzsın ey kerîm
Senden gelir meşâmm-ı cânıma bûy-ı safâ Ey rehber-i şefik mürşid-i sâhib-i vefâ
İbzâl-i himmet idersin bu abd-i ahkara Memnûn-ı lutfun olan bu mürîd-i kemtere
Söyletdi nazm-ı şerîfin bu âcizi Titretdi cezbe-i şevkin bu nâ-çîzi
Başla duâya Sümûhî-i aşk-feşân İrsün sana da debdebe-i ârifân92
Vefatı ve defni
Bu manzûmenin vezninde problemler vardır. (H)
Bir müddet hastalanarak cümle eşyâsını tevzî’ edip, visâl-i intizârına kadar nevâfiliyle maan namâzını edâ eyleyip, 6 Zi’l-hicce 1343 ve 28 Hazîrân 1341/(1925) Pazar gecesi, sâat birde irtihâl-i dâr-ı naîm etmiştir. Ertesi günü, na’ş-ı mübâreki Fâtih’e nakl ile, namâzı ba’de’l-edâ, Topkapı hâricinde, meşhûr Hoca Neş’et Efendi hazretlerinin yanındaki lahde vedîa-i hâk-i gufrân kılındı. Son zamânlarda ziyâdesiyle riyâzât-kâr olmuş idi. (Kaddesa’llâhu sırrahû.)