ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
60 sonuç · “Kün”
01Küntiyye / Muhtâriyye
Bekkâiyye'nin Sîdî Muhtâr el-Küntî tarafından ihya edilip Sahra ve Batı Afrika'ya yayılan Kādirî devamı.
Muhammediyye (Küntiyye devamı)
Muhammed el-Küntî'ye nispetle aynı Küntiyye-Muhtâriyye ağı için kullanılan devam adı.
Bekkâiyye
Sîdî Ahmed el-Bekkây'a nispet edilen ve Küntiyye/Muhtâriyye'nin tarihî öncülü olan Batı Afrika Kādirî hattı.
Zerrûkıyye
Ahmed Zerrûk’un fıkıh, ahlâk ve tasavvuf dengesini öne çıkaran Mağribî kolu.
Abdullah ez-Zeytûnî
Abdullah ez-Zeytûnî, XV. yüzyıl Fas tasavvuf çevresinde Ahmed Zerrûk’un ilk belirgin şeyhi olarak anılan sûfîdir.
Abdürrahim Künhî Dede
Abdürrahim Künhî Dede (1183/1769–1247/1831), Yenikapı Mevlevîhânesi’nde yetişen; Hicaz Mevlevî âyini ve Anberefşan makamıyla klasik mûsikiye katkıda bulunan, kudümzenbaşılıktan dergâh meşihatına yükselen Mevlevî şeyhi ve şairdir.
Ahmed b. Ukbe el-Hadramî
Ahmed b. Ukbe el-Hadramî (ö. 1489), Yemen’den Kahire’ye yerleşen, Şâzelî ve Kādirî icâzetlerini taşıyan ve Ahmed Zerrûk’un seyrüsülûkünde derin tesir bırakan şeyhtir.
Ali Senâî Efendi
Ali Senâî Efendi (ö. 1200/1786), Edirne’de doğan, Keşan’da babası Süleyman Zâtî’nin terbiyesinde sülûkünü tamamlayan; Edirne’de kendi adıyla anılan dergâhta irşad eden ve mürettep Dîvân-ı İlâhiyyât bırakan Celvetî-Hakkî şeyhidir.
Behiştî Ramazan b. Abdülmuhsin el-Vizevî
Vize’de yetişen, Merkez Efendi’nin yanında seyrüsülûkünü tamamlayan Behiştî Ramazan Efendi; Çorlu’da zâviye ve talebe hücreleri kurmuş, ders ve vaaz vermiş, ilmî hâşiyelerle divan ve mesnevi kaleme almıştır.
Cemâleddîn Mahmud Hulvî
Cemâleddîn Mahmud Hulvî (982/1574–1064/1654), Sünbülî terbiyesi görüp Şemsî çevrede sülûkünü ikmal eden, Kahire Gülşenî Âsitânesi’nden hilâfet alan; Şehremini’nde tekke kuran, Mesnevî okutan ve Halvetî tabakatının temel kaynaklarından Lemezât’ı kaleme alan mutasavvıf, şair ve vâizdir.
Çapkun Dede (Şeyh Sâlih)
Şeyh Sâlih, kaynakların “Meczûb-ı İlâhî Çapkun Dede” başlığıyla andığı; süratli hareketleri sebebiyle bu lakabı taşıyan, vaktini ilim tahsiline ayırmış ve çevresinde güven telkin etmiş bir derviştir. Cemâziyelevvel 1112/Ekim-Kasım 1700’de vefat etmiştir.
Dede Osman Avnî er-Ruhâvî
Dede Osman Avnî er-Ruhâvî (ö. 1300/1883), Ziyâeddin Abdurrahman Hâlis et-Tâlebânî’nin yanında seyrüsülûkünü tamamlayıp Urfa’ya halife tayin edilen ve Dergâh Camii Zâviyesi’nde yaklaşık yetmiş yıl hizmet eden Hâlisî-Kādirî şeyhidir.
Ebû Ali el-Fârmedî
Ebû Alî Fazl b. Muhammed el-Fârmedî (401-477/1010-1084), Kuşeyrî’nin öğrencisi, Ebû Saîd-i Ebü’l-Hayr’ın sohbetlerinden etkilenen, seyrüsülûkunu Cürcânî yanında tamamlayan ve sonraki Hâcegân-Nakşibendî silsilesinde iki kolu birleştiren Horasan sûfîsidir.
Edirneli Hasan Dede
Edirneli Hasan Dede b. Hızır (ö. 976/1568-69), Sünbül Sinan’a intisap edip Merkez Efendi’nin hizmetinde bulunan, Kahire’de İbrâhim Gülşenî yanında sülûkünü tamamlayan ve Şam’da uzlet içinde vefat eden Halvetî şeyhidir.
Eyyûb Şeyhi Yahyâ Efendi
Şeyh Yahyâ Efendi (1054/1644-1109/1698), Kastamonulu Şeyh Şaban’ın oğlu; Miftâhîzâde Ahmed Efendi’den sülûkünü tamamlayıp Eyüp Hâce Sa‘deddin Zâviyesi postunu sürdüren, Azapkapı ve Eyüp Sultan camilerinde vaizlik yapan Halvetî şeyh ve ilâhi şairidir.
Firecikli Ali b. Sinan
Firecikli Ali b. Sinan (ö. 970/1562-63), İstanbul’da ilim tahsil edip Safiyyüddin Bolulu Zeynî’nin yanında sülûkünü tamamlayan; Ferecik’te babasının zâviyesinde vaaz ve irşad hizmeti yürüten Zeyniyye şeyhidir.
Celvetî tevhid zikri
Celvetî sülûkün ana yöntemi kabul edilen kelime-i tevhid zikri. Nefy ve isbatın kalbî yönelişle birlikte uygulanması anlatılır.
Âdâb
İ) t. Edep Uyulması gereken görgü kuralları, göz önünde tutulması gerekli olan esaslar, izlenmesi gereken yol yordam. En iyi hal ve hareketler, ölçülü davranışlar, kişiler arasındaki iyi ilişkileri düzenleyen esaslar. tas. Süfilerin uydukları ve uyguladıkları kurallara adab-ı sofiyye, tarikat ehlinin gözettiği ve dikkate aldığı kurallara adab-ı tarikat veya adap ve erkân denir. Tasavvufta zamana, mekâna, muhataba, hale ve makama göre birtakım edepler vardır. Tasavvufi toplantılarda bulunanların uymaları gereken adap ve usüle adab-ı sohbet, adab-ı işret ve sohbet, şeyhin dikkate alması gereken esaslara adab-ı şeyh, müridin tabi olması gerekli olan esaslara da adab-ı mürit denir. Bu esaslara uymak amaca ulaşmayı sağladığından “usüle uymayan vusülden mahrum kalır” denilmiş ve terk-i edep edepsizlik sayılmıştır. İbn Atâ, “Salihlerin adabını uygulayan hürmet, evliyanın adabını uygulayan Allah’a yakınlık, sıddıkların adabını uygulayan temaşa, peygamberlerin adabını uygulayan üns ve inbisât makamına yaraşır hale gelir” demiştir. Tasavvufta kişinin nefsine uygulayacağı adaba adab-ı nefs denir. sülûkün her aşamasında gözetilmesi gereken belli bir adap vardır. Süfiler biri zahiri (şer'i) diğeri bâtıni olmak üzere iki türlü adaptan bahsederler. Zahiri ve şer'i adap tasavvufun temelidir. Bâtıni adap tefekkür. ve gönül halleriyle ilgilidir. Küçüklere evlat şefkati, büyüklere baba hürmeti ve akrana kardeşlik sevgisi göstermek tasavvufun genel adabının temelidir ( 415 437). Bkz. Usül, Asl- Fer, Edep, Erkan, Adab-ı tarikat.
Adem
م) 46) Yokluk, hiç. tas. Mâsivâ, zulmet, şer, bâtl, çirkin. Mutlak adem, adem-i muhal: Bu anlamda adem yoktur, var olması da mümkün değildir. Mutlak adem halis şer ve sırf karanlıktır (zulmet). Nitekim buna karşılık gelen vücut da halis hayr ve sırf nurdur. Adem bâtıl, vücut haktır. Mümkün adem: Olmayan, ama olması mümkün olan adem. Kıdemdeki adem, subuti adem ve subut da denir. Bu anlamda adem tasavvufta şey, ayn ve zat olup birtakım özelliklere ve niteliklere sahiptir. Mutlak adem zulmet, mümkün adem zıldır (gölge). Madum yok demektir. Madum var-yok bir şeydir; Allah'ın ilminde var, ama dış âlemde yoktur. Mümkün adem, Hakk'ın tecelli ettiği bir aynadır. Hak yokluk aynasında zuhur eder. Varlıklar ve eşya yokluk aynasındaki yansımalardır. Madde, âlem ve tüm varlıklar kendi asıllarına ve zatlarına göre madum, Hakk’a göre vardır; varlıklarını ondan alırlar. Bunun dışında onlara atfedilen varlık bir vehim ve hayaldir (sm 782, cİK 1:49). Âdemü'z-zaman Varımı ben Hakk’a verdim gayr-ı varım kalmadı Cümlesinden el çekip pes dü cihanım kalmadı Aziz Mahmud Hüdâi Âdem-—Adam i. ar. Çe! Sie? or. İnsanlığın babası, ilk insan, kişi, adam, insan. 2. a Allah'ın yeryüzündeki halifesi olan insan-ı kâmil, kâinattaki bütün hakikatleri kendisinde topladığı için kevn-i câmi ve ruh-ı âlem denilen insan. Bu insan bütün ilâhî isimlerin ve sıfatların mazharıdır. Adem odur ki adını âlemde andıra Alemde ad kalır u âlem gelir gider Âdem Dede Nev'iyâ lâzım değildir olmak falan ibn filân Marifet kesbeyle tâ bir âdem ol âdem gibi Nev'i
Agyar
(5 (اغيا veya Agyar. t. Gayr Yabancılar, bigâneler, zıtlar, muhallifler, eller, başkaları, yar olmayanlar. tas. a Sûfî olmayan, tasavvufi hayata yabancı, Ah | zıt. Tasavvufi hayata aşina olanlara ehl-i dil veya gönül ehli denir. b Aynı tarikatten ve meşrepten olmayan. Aynı tarikatten ve meşrepten olanlara ihvan ve hemmeşreb denir. c Mâsivâ, Allah'tan gayri olan her şey. Bkz. Yabancı, Zıt. Halka benzemeye işin, süre gönülden teşvişin Yüzbini birdir dervişin arada ağyâr gerekmez Yünus Sür çıkar ağyârı dilden ta tecelli ede Hak Padişah girmez saraya, hâne mâmur olmadan Lâedri Ağza tükürme Âb-ı dehen, ermişlerin kemalinden nasip almak, nefeslerinden faydalanmak ve onların haliyle hallenmek için şeyhlerin müritlerinin ağzına tükürmeleri. Ahmed Yesevinin şeyhi Baba Arslan'ın ağzına Hz. Peygamber bir hurma tanesi atmış ve tükrüğünden de ona ihsan etmişti. Baba Arslan da aynı şeyi Ahmed Yesevi'ye yapmıştı. Ağza tükürme geleneğinin kaynağı, ihnâk veya tahnikle, yani yeni doğan çocuğun dimağını oğma, hurma ve benzeri bir şeyi çiğneyip onun ağzına atma uygulamasıdır. Hastahktan kurtulmak ve şifa bulmak amacıyla da ermişlere veya üfürükçü hocalara gidilerek ağza tükürtülür. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için TEİM 22 kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Ağzı dualı Mücabu'd-da've, müstecabu'd-da've. Allah katında duası makbul kişi. Ah (eh) Asikin iç âlemindeki ateşin ve elemin ifadesi olan bir nida. “Ah minel aşk ve ahvâlihi ahreke kalbi bi-harâretihi.” Allah kelimesinin ilk ve son harfi bir araya getirilirse ‘ah’ meydana çıkar. Âh, Allah'ın kısa şekli olduğundan, bazen Abdullah abd-âh şeklinde yazılır. O halde âh, Allah demektir. Âşıkın âh demesi, O'na sıgınması anlamına gelir. Âh Allah, Emân Muhammed demektir. Güneşin ışıkları elif'e (yani oka), kütlesi h harfine benzediğinden her gün ‘ah’ (Allah) diyerek doğar. Minare elif, caminin kubbesi h olduğu için her cami ‘ah’ (Allah) der. ‘Iman'ın başındaki elif atılırsa geriye yaman kalır ve elif'i (yani Allah'ı) olmayanın hali yamandır, demek olur. Bkz. Emân. Aşk ile gel imdi Allah diyelim Derd ile göz yaşıyla âh idelim Gitmeye bağrı başı dinmeye gözü yaşı Her dem dervişin işi âh ile zâr gerek Yünus
Ahkâm-ı bâtına
İç dünyaya ve kalbe ilişkin hükümler. Niyet, ihlâs, riya, kibir, tevekkül ve benzeri mânevî-ahlâkî konuların hükümlerini ifade eden klasik bir tabirdir. “Bâtınî fıkıh” diye de anılan bu alan, ibadet ve davranışların yalnız dış biçimini değil niyetini ve kalpteki etkisini ele alır; zâhirî hükümleri geçersiz sayma anlamına gelmez.
Âlem
Kâinat; Allah dışında yaratılmış bütün varlıklar. Kelime ayrıca ortak bir niteliğe sahip varlıkların meydana getirdiği topluluk için kullanılır: insanlar âlemi, ruhlar âlemi ve hayvanlar âlemi gibi. Âlem, yaratıcısına işaret eden bir eser ve alâmet olarak açıklanır. Sanatın sanatkâra delâlet etmesi gibi, yaratılmışlar da onları var eden Hakk’ın kudretine delil sayılır. Tasavvufî çerçeve Tasavvuf metinlerinde âlem tek bir sınıflandırmayla ele alınmaz. Dünya ve âhiret; mülk ve melekût; şehâdet ve gayb; cismânî ve rûhânî; ulvî ve süflî gibi karşılıklı kavram çiftleri, varlığın farklı mertebelerini anlatır. Başlıca âlem tasnifleri Âlem-i ceberût İlâhî isim ve sıfatların, kudret ve mâna mertebesinin anlatıldığı âlem. Âlem-i melekût Şehâdet âlemi ile ceberût arasında düşünülen; ruhlar ve gayb ile ilişkilendirilen mertebe. Âlem-i mülk veya şehâdet Madde, zaman ve duyularla kavranan cisimler âlemi. Âlem-i hayal veya misal Maddî sûretlerle sırf mânevî hakikatler arasında bağ kuran ara mertebe. Âlem-i kebîr ve âlem-i sağîr Kâinat büyük âlem, insan küçük âlem kabul edilir. İnsan, maddî bedeni ve mânevî ruhuyla farklı varlık mertebelerini kendinde topladığı için iki âlem arasında bir berzah olarak görülür. Okuma notu Basılı kaynaklarda geçen âlem tasnifleri, bütün sûfîlerde değişmeyen tek bir kozmoloji değildir. Terimlerin kapsamı müellife ve tasavvuf ekolüne göre farklılaşabilir.
Asuman-ı gayb
سيان غيب) 1) Gayb seması. tas. İlâhî tecelli ve nurlar (SP). Âşık i. ves. ar. (5 e) ¢. Uşşak, Âşıkin. r. Tutkun, düşkün, vurgun; haddinden çok fazla ve aşırı derecede seven. 2. tas. Allah Teala'yı son derece ve azami mertebede seven. Hak âşığı; örn. Ibn Fariz, Sultanü'l-âşıkin'dir. Ey âşıklar ey âşıklar aşk mezheb u dindir bana Gördü gözüm dost yüzünü yas kamu düğündür bana Yünus Aşikâr— Aşikâre 5. fars, (6) S8 1—, 164) Bkz. Zahir. Aşina—Aşinai s., i. fars. خنا-[ شناى') Dır. Tanış-tanışıklık, dost-dostluk. 2. tas, a Benliğinden uzaklaşarak, nefsine bigâne (ve el) olarak Hakk'a yaklaşan sâlikin Onunla tanışması, O'nun tanışı (aşinası) olması, O'nunla üns halinde bulunması. b Sâlikin rububiyet-ubüdiyet, yaratıcılık-yaratılmışlık ilişkisindeki sır ve hikmetlere vâkıf (aşina) olması, ilahi esrarla tanışması. Bu durumdaki sâlike agâh, vâkıf ve aşina denir (TK Ir:rrşr). Aşina olmayanlara da bigâne berrâni, yabancı ve el denir. c Aynı tarikate bağlı iki kişinin birbiriyle can arkadaşı (yoldaş) olmaları. Aşk olsun Kat eyle âşinâlığım ondan ki gayrdir Ancak öz âşindların et âşinâ bana Fuzüli Âşinâya âşina, bigdneye bigâneyiz Alem-i fanide resm-i rindegânı böyledir Cevri
Atas
1, Susuzluk, teşne olma. 2. tas, a Umulana düşkün ve onun tesiri altında bulunma. b Şevk ve hasret halinin galebe çalması. c Şiddetli bir arzuyla muradın hararetli bir biçimde aranması,, Tasavvufta içmeye şürb, kanmaya reyy, kendinden geçmeye sekr ve susuz kalmaya ataş denir, İste peykânın gönül hecrinde şevkim teskin et Susüzem bir kez bu sahrada benimçün ara su Umduğum odur ki rüz-i haşr mahrum olmayam Cesme-i vaslın vere ben teşne-i didâre su Fuzüli Atebât-ı aliyye Şii ziyaret yerleri.
Azra
5£) Dilber, bakire. tas a Kimsenin keşf edemediği ve sırrına | vâkıf olamadığı yüce hakikat. b Hakk'ın halktan gizli tuttuğu ve sakladığı velisi |. Uzre kabilesinin azraları (dilberleri) yaşadıkları aşk hayatıyla ün yapmışlardır. Uzri aşk, adını bu kabileden alır. Bkz. Arüs, Uzri aşk.
Bade
ه) 5) Şarap, içki. 2. tas. a sülûkün başlangıcındaki zayıf aşk; avamda da bulunan ask (11s; ). b İlahi inayet, ilâhî aşk. Bkz. Mey. Saki getir ol badeyi kim dafi-i gamdır Saykal vur mir'ata kim pür-jeng-i elemdir Rühi Ba Huda divâne baş Bâ Muhammed bâ edep Bade-furuş Bade satan, hammar, meyhaneci. c Pir, Mürşit (11s). Bkz. Hammar. | Bade-i çun nâr Ateş gibi bade; ilâhî ve kutsi nefes. Bade-i elest Elest bezminde sunulan bade. İlâhî ve kutsi nefeslere de bade-i çun nâr veya bade-i gül reng adı verilir. Bade-i irfan Marifet badesi. Badi i. s. fars. (باد ى) 1. Her şeyin evveli, ilk hali; uç veren, görünen, ortaya çıkan, zuhur eden; sebep. 2. tas Tecelli, Hakk'ın zuhuru, Belli bir zamanda insanın haline göre kalbinde zuhur eden tecelli; burada meydana gelmiş olan diğer şeylerin tümünü yok eder. Bâdi bila bâdi İlksiz ilk veya tecellisiz tecelli. Bad-i debür ( (باد د بو 1. Sam yeli, muhalif rüzgâr. Sabanın tersi yönde, batıdan doğuya doğru eser; mahsüllere, bitki ve ağaçlara zarar verir. 2. tas. Nefsin arzu ve azgınlığından kaynaklanan, şer'i hükümlere aykırı düşen tutum ve davranışlara yol açan güçlü bir dürtü, savlet (TK 1:465). Her şeyin evveli, ilk hali; uç veren, görünen, ortaya çıkan, zuhur eden; sebep. 2. tas Tecelli, Hakk'ın zuhuru, Belli bir zamanda insanın haline göre kalbinde zuhur eden tecelli; burada meydana gelmiş olan diğer şeylerin tümünü yok eder. Bâdi bila bâdi İlksiz ilk veya tecellisiz tecelli. Bad-i debür ( (باد د بو 1. Sam yeli, muhalif rüzgâr. Sabanın tersi yönde, batıdan doğuya doğru eser; mahsüllere, bitki ve ağaçlara zarar verir. 2. tas. Nefsin arzu ve azgınlığından kaynaklanan, şer'i hükümlere aykırı düşen tutum ve davranışlara yol açan güçlü bir dürtü, savlet (TK 1:465). Sam yeli, muhalif rüzgâr. Sabanın tersi yönde, batıdan doğuya doğru eser; mahsüllere, bitki ve ağaçlara zarar verir. 2. tas. Nefsin arzu ve azgınlığından kaynaklanan, şer'i hükümlere aykırı düşen tutum ve davranışlara yol açan güçlü bir dürtü, savlet (TK 1:465).
Baran
Yağmur. tas. a Hak Teala'nın kapsamh rahmeti ve feyzi ki gayb âleminden imkân âlemine taşar, mümkün varlıklar yetenekleri ölçüsünde bundan nasiplerini alır. b İlâhî inayetin sâlike galebe çalması ve onu etkisi altına alması (sr).
Baş kesmek
Eğilmek. tas. Mevlevilikte dervişlerin, canların ve semazenlerin | şeyhlerinin önünde özel bir şekilde durup baş eğmeleri. Baş kesmek teslimiyetin | — simgesidir. Bkz. İnhina, Secde. Baş okutmak Bektaşilikte her yıl muharrem ayında mürşidin ve ihvanın huzurunda yapılan rıza alma töreni, 5 Bâtıl sar. (با طل) >. Asılsız, temelsiz, geçersiz; yokluk. tas. Mâsivâ, mümkün varlıklar, yaratılmış âlem, saf yokluk. Hakk'ın, cebbar ve kahhar sıfatı yanında her şey yok olur, hiçbir şey var olarak gözükmez. Bu halde gölge varlık, Hakk'ın dışındaki şeyler bâtıl ve hayal olarak görülür. Çü ba'z-ı zuhurat-1 Hak âmed bâtıl Pes münkir-i bâtıl neseved cüz câhil CN 434 Vakt olur ki hak çıkar vaktiyle bâtıl sandığın Talii Bâtıl hemişe bâtıl u bihadedir veli Müşkil odur ki suret-i Hak'tan zuhur ede Baki
Ahur köyü (Ada nahiyesi)
Sefîne, Âşık Mûsâ Efendi'yi “an-asıl Ada nahiyesine tâbi' Ahur karyesinden” gösterir. Yerleşimin bugünkü karşılığı metinden tespit edilemediği için koordinat verilmemiştir. İlişkili kişi dosyası Şeyh Âşık Mûsâ Efendi : Âşık Mûsâ Efendi (ö. 1567), Ahur köyünden; Mısır seferine katıldıktan sonra İbrâhim Gülşenî’den irşad vazifesi alıp Edirne Şahmelik Zâviyesi’nde hizmet eden Gülşenî şeyhidir.
Mevlânâ Dergâhı (Âsitâne-i Pîr)
Konya · Türkiye · 1910'dan 1919'a kadar yaklaşık dokuz yıl çelebilik makamında bulunduğu merkez. İlişkili kişi dosyası Veled Çelebi İzbudak : Veled Çelebi İzbudak (1869–1953), Mevlânâ soyundan gelen; Galata ve Konya Mevlevî merkezlerinde görev yapan, Türk dili araştırmaları, Mesnevî tercümesi ve hatıralarıyla tanınan âlim ve müelliftir.
Galata Mevlevîhânesi (Kalekapısı Hânkâhı)
İstanbul · Türkiye · 1258/(1842)’de harem dairesinde doğduğu, babasının ve kendisinin postnişinlik ettiği, matbah tâkındaki kitâbeyi hattıyla yazdığı ve babasının lahdine defnedildiği mevlevîhâne. İlişkili kişi dosyası Şeyh Muhammed Atâullâh Efendi : Seyyid Muhammed Atâullah Dede (1842–1910), Galata Mevlevîhânesi’nde doğup babası Kudretullah Efendi’den sonra yaklaşık kırk yıl postnişinlik yapan; mûsiki, hat ve çok dilli tahsiliyle tanınan Mevlevî şeyhidir.
Ayasofya Camii
İstanbul · Türkiye · 1041/1631-32'de vaizliğine tayin edildiği ve şöhretinin zirveye çıktığı cami. İlişkili kişi dosyası Kādızâde Mehmed Efendi el-Balıkesrî : Kādızâde Mehmed Efendi (ö. 1045/1635-36), Balıkesir doğumlu; İstanbul'un büyük camilerinde ders ve vaaz veren, tasavvuf pratiklerine yönelik eleştirileriyle tartışma doğuran vaizdir.
Medine-i Münevvere
Medine · Suudi Arabistan · Sefîne'ye göre hac yolculuğunda iki ay halvete girdiği yer. İlişkili kişi dosyası Neccâr-zâde Mustafa Rıza Efendi : Neccâr-zâde Mustafa Rıza Efendi (1679-1746), Celvetiyye'de Mustafa Fenâyî'nin; Nakşibendiyye-Müceddidiyye'de Arap-zâde Muhammed İlmî'nin terbiyesinden geçti. Beşiktaş Mevlevîhânesi şeyhi Mehmed Memiş Efendi'den Mesnevî icazeti aldı; tekkesinde hafî Hatm-i Hâcegân ile Celvetî cehrî zikrini ve Mesnevî derslerini birlikte sürdürdü.
Şehzade Camii
İstanbul · Türkiye · Sefîne'ye göre Mahvî Efendi bu caminin vâizliğinde bulunmuştur. Koordinat cami seviyesinde yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Şeyh Îsâ Mahvî : Şeyh Îsâ Mahvî (1047-1127/1637-1715), Gerede'den yetişmiş; Bolbolcızâde Abdülkerim Efendi'den Halvetî hilâfeti almış, İstanbul'da ders ve irşad hizmeti yürütmüş âlim ve şairdir.
Sokollu Mehmed Paşa Dergâhı
İstanbul · Türkiye · Mısrî’nin İstanbul’a ilk gelişinde ikamet edip erbaîn çıkardığı, Sultanahmed civarındaki dergâh. Hücre kapısındaki levhada onun bu dergâhı erbaîniyle ihyâ ettiğini söyleyen bir kıt‘a yazılıdır. İlişkili kişi dosyası Niyâzî-i Mısrî : Niyâzî-i Mısrî, XVII. yüzyıl Halvetî şiirinin en güçlü temsilcilerinden; sürgünler, vaazlar, irşad halkaları ve Türkçe Dîvân-ı İlâhiyyât'ıyla etkili olmuş sûfîdir.
Kirmasti Medresesi
İstanbul · Türkiye · Yirmi beş akçe ile müderrisliğini yaptığı medrese; nisbesiyle aynı adı taşır. İlişkili kişi dosyası Kirmastızâde Hüsrev Efendi : Kirmastızâde Hüsrev Efendi (ö. 967/1559-60), İznik'te yetişmiş; Rumeli şehirlerinde kadılık yapmış ve Sadru'ş-Şerîa üzerine hâşiye yazmış âlimdir.
Medîne-i Münevvere
Medine · Suudi Arabistan · Harb-i Umûmî sırasında Filistin cephesine hareket eden Mevlevî mücahidleri arasında mümtaz sınıfın başında olarak Şam üzerinden geldiği ve Ravza-i Mutahhara’da bulunup na‘tini yazdığı şehir. İlişkili kişi dosyası Ahmed Remzî Akyürek : Ahmed Remzî Akyürek (1872–1944), Kayseri'de yetişip Kütahya, Kastamonu, Halep ve Üsküdar Mevlevîhânelerinde hizmet eden; Mesnevî öğretimi, üç dilde şiiri, tercümeleri ve kütüphaneciliğiyle son dönem Mevlevî kültürünü taşıyan başlıca şahsiyetlerdendir.
Ebû Bekir eş-Şiblî'nin merkadi (İmâm-ı Âzam civarı)
Bağdat · Irak · Sefîne'ye göre Ebû Bekir eş-Şiblî'nin kabri Bağdat'ta İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe'nin türbesinin bulunduğu civardadır. Koordinat, metinde işaret edilen İmâm-ı Âzam Külliyesi çevresi için yaklaşık olarak verilmiştir; kabrin tam yeri metinde belirtilmemiştir.
Molla Çelebi Camii
İstanbul · Türkiye · Tekaüdünden sonra oturduğu Fındıklı kasabasında, bu caminin sahasına defnedildi. İlişkili kişi dosyası İshakzâde Şeyh Mehmed Efendi : İshakzâde Şeyh Mehmed Efendi (ö. 1729), âlim Kürd İshak Efendi'nin oğlu olup İstanbul medreselerinde görev yapan Osmanlı ilmiye mensubudur.
Tire
Tire · Türkiye · Kaynak, Bostan Efendi'nin 904 (1498) yılında İzmir yakınlarındaki Tire kazasında, Tireli tüccar Muhammed Ali'nin oğlu olarak dünyaya geldiğini kaydeder. İlk hocası Sâdık Efendi'nin yanında Kur'an'ı ezberlemesi ve Tireli Molla Efendi'nin sohbetlerinde bulunması da bu şehirde geçmiştir.
Şâbânî Seyr ü Sülûk Haritası
Tevbe ve kelime-i tevhid telkininden İslâm-iman-ihsan mertebelerine üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Şihâbeddin Ömer es-Sühreverdî’nin hayatı, eserleri ve kamu görevi
Sühreverdî’yi yalnız tekke şeyhi değil, âlim, vaiz, müellif ve diplomatik görevler üstlenen tarihî bir şahsiyet olarak ele alan dosya.
Nakşibendî-Hâlidî Nehrî Kolu
Nehrî'den Türkiye, İran ve Irak'a uzanan aktarım ağı. Mehmet Saki Çakır'ın doktora tezinden hazırlanmış özgün editoryal dosya.
Hâlisiyye: Kerkük'ten Yukarı Fırat'a
Kadiriyye'nin bölgesel aktarım haritası. Tezin ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Râbia ve Habîb Anlatılarını Nasıl Okumalı?
Menkıbe, kronoloji ve öğretici kurgu. Tezin bütün ilgili bölümleri karşılaştırılarak hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Celvetiyye ve Halvetiyye Arasındaki Fark
Ortak kök, farklı sülûk vurguları. Ecvibe ve karşılaştırmalı makaleden hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Mevlevî Âyin-i Şerifinin Mûsiki Mimarisi
Mevlevî mukabelesinin tam akışı; icracıları, mekân düzeni, makam ve usûl örgüsü, dört selâmı, terennümleri, sembolik yorumları ve sahne icrasından farklarıyla birlikte.
XIX. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Haritası
On dokuzuncu yüzyıl Anadolu tasavvufunu yalnız tekke sayılarıyla değil; tarikat kolları, şehir ağları, göçler, cami ve hâne tekkeleri, Meclis-i Meşâyih, ulema, mûsiki ve gündelik hizmet kurumları üzerinden okuyan kapsamlı dönem dosyası.
Semâ Mukabelesi: Safhalar ve Sembol Dünyası
Meydanın hazırlanışından dört selâma, Kur'an ve gülbanka. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
Mevlevî Silsileleri ve Kübrevî Temaslar
Tek zincir yerine silsile varyantları, irşad çevresi ve post devamı. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
Kādiriyye'nin Dünya Ağı: Bağdat'tan Anadolu, Hindistan ve Afrika'ya
Kādiriyye'nin Bağdat aile merkezi, Anadolu kolları, Güney Asya ve Batı Afrika teşekküllerini aynı soy ağacında fakat farklı kurum tipleri olarak gösteren ana dosya.
Kādiriyye'nin Afrika ve Güneydoğu Asya Ağları
Küntiyye, Sokoto, Mürîdiyye ve Sambasî terkibi üzerine kişi, eser, mekân ve silsile bağlantılarını birleştiren ayrıntılı dosya.
SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI
Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e
SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI
Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş
Sayfalar 1–10
Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha
Sayfalar 1–8
Muzaffer Ozak Külliyatı · eSSz ELHAC MUZAFFER OZAK İR$ÂD 152 0 3.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALAH
Sayfalar 4–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1
Sayfalar 9–16
Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny
Sayfalar 10–17
Muzaffer Ozak Külliyatı · (YÂ RAHMANÜ ism-i celilini, her farz namazdan sonra 100 kerre okuyan kimseler, gaflet ve unutkanlıktan ve gönül darlığından emin olurlar.) Er Rahiymü Celle Celâluhu Pek ziyade merh
Sayfalar 13–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · tün kâ'inat ve mevcudat, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin yüzü suyu hürmetine halk ve icat buyurulmuş ve Habib-i adib-i Kibriyâ on sekiz bin âleme