Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

60 sonuç · “Gül

01
Kol

Gülşeniyye

Gülşeniyye, Halvetiyye'nin alt şubelerinden biridir; nispet, silsile ve tarihî merkez bilgileri karşılaştırmalı kaynaklarla gösterilir.

02
İlişkili kol

Dekken Çiştî Hankahları

Burhâneddin Garîb ve Gîsûdırâz çevresinde Devletâbâd, Gülberge ve Dekken'de gelişen bölgesel hankah ağı.

03
İlişkili kol

Geylânî Aile ve Bağdat Hattı

Abdülkādir-i Geylânî'nin oğulları ve torunlarıyla sürdürülen Bağdat merkezli ilim, vakıf, nesep ve irşad hattı.

04
İlişkili kol

Zenbûriyye-i Sâdıkiyye

Muhammed Sâdık Erzincânî'nin Nakşibendiyye-Müceddidiyye'den aldığı beş letâif terbiyesiyle Kādiriyye-Abdülvehhâb nispetli yedi esmâ tertibini bir arada uygulamasıyla oluşan Osmanlı irşad kolu.

05
Şahsiyet

Gülâboğlu Muhammed Askerî

Gülâboğlu Muhammed Askerî (yaklaşık 1621–1693), Ümmî Sinan’dan hilâfet alan, Afyonkarahisar’da kırk yıla yakın müderrislik ve irşad yürüten, dört bin beyitlik Dîvân sahibi Halvetî şairidir.

06
Şahsiyet

Gülşenî Velî Dede

Gülşenî Velî Dede, XVI. yüzyılda İbrâhim Gülşenî devrinde Edirne irşadına gönderildiği aktarılan, Sabûnî Mahallesi’ndeki Velî Dede Dergâhı’nın kurucu şeyhidir.

07
Şahsiyet

Ahmed Kâsânî Mahdûm-ı A‘zam

Ahmed Kâsânî Mahdûm-ı A‘zam (866/1461–949/1542), Muhammed Kādî-i Semerkandî’nin yanında on iki yıl yetişen; Dehbîd’i büyük bir Nakşibendî irşad merkezine dönüştüren, hafî ve cehrî zikri müridin kabiliyetine göre uygulayan ve otuz civarında Farsça risâle bırakan Kâsâniyye pîridir.

08
Şahsiyet

Budinli Gül Baba (Câfer)

Budinli Gül Baba (Câfer, ö. 1541), Kanûnî’nin Budin seferi, altmış dervişli Bektaşî tekkesi ve günümüze ulaşan türbesiyle Osmanlı-Macaristan ortak hafızasının simgesidir.

09
Şahsiyet

Bursalı İsmâil Belîğ

Bursalı İsmâil Belîğ (1079/1668-69–22 Ramazan 1142/10 Nisan 1730), yaklaşık elli yıl imamlık yapan; Güldeste-i Riyâz-ı İrfân ile Bursa’nın şeyh, âlim, şair, sanatkâr ve şehir kurumlarını biyografik bir hafızada birleştiren tarihçi, tezkireci, şair ve nâsirdir.

10
Şahsiyet

Cemâleddîn Mahmud Hulvî

Cemâleddîn Mahmud Hulvî (982/1574–1064/1654), Sünbülî terbiyesi görüp Şemsî çevrede sülûkünü ikmal eden, Kahire Gülşenî Âsitânesi’nden hilâfet alan; Şehremini’nde tekke kuran, Mesnevî okutan ve Halvetî tabakatının temel kaynaklarından Lemezât’ı kaleme alan mutasavvıf, şair ve vâizdir.

11
Şahsiyet

Dede Ömer Rûşenî

Dede Ömer Rûşenî (ö. 892/1487), Yahyâ-yı Şirvânî’nin halifesi, Halvetiyye’nin ilk ana kolu Rûşeniyye’nin kurucu pîri; Gülşeniyye ve Demirtaşiyye’ye uzanan irşad ağının kaynağı olan mutasavvıf şairdir.

12
Şahsiyet

Edirneli Âşık Efendi

Edirneli Âşık Efendi (ö. 975/1567-68), 1517 Mısır seferi sırasında Kahire’de İbrâhim Gülşenî’ye intisap eden; onun halifesi olarak Edirne’ye dönüp Şah Melik Zâviyesi’ni Gülşenî irşad merkezine dönüştüren şeyhtir.

13
Şahsiyet

Edirneli Gülâbî Ahmed Efendi

Edirneli Gülâbî Ahmed Efendi (ö. Rebîülâhir 1140/Kasım-Aralık 1727), Debbağzâde Mehmed Efendi’den mülâzemet aldıktan sonra Edirne medreselerinde hâşiye, dâhil, sahn ve üst derece müderrisliklerinde bulunan Osmanlı âlimidir.

14
Şahsiyet

Edirneli Hasan Dede

Edirneli Hasan Dede b. Hızır (ö. 976/1568-69), Sünbül Sinan’a intisap edip Merkez Efendi’nin hizmetinde bulunan, Kahire’de İbrâhim Gülşenî yanında sülûkünü tamamlayan ve Şam’da uzlet içinde vefat eden Halvetî şeyhidir.

15
Şahsiyet

Erdebîlîzâde Şeyh Ahmed Efendi

Erdebîlîzâde Ahmed Efendi (ö. 1669/70), Mükâşif Mehmed Efendi’den Halvetî hilâfeti alan; aile zâviyesini yönetirken Gül Camii, Fatih, Süleymaniye ve Ayasofya kürsülerinde vaizlik yapan XVII. yüzyıl İstanbul şeyhidir.

16
Şahsiyet

Gürcü Ali Rızâ Efendi

Gürcü Ali Rızâ Efendi (ö. 1260/1844), Molla Aşkî Dergâhı postnişini ve Sezâiyye-Gülşeniyye silsilesinin XIX. yüzyıl temsilcisidir.

17
Sözlük

Kadirî tâcı

Kadirî çevrelerde farklı şubelere göre değişen tâc ailesi. Eşrefiyye'de yedi, Rûmiyye'de sekiz terkli örnekler ve farklı gül, kubbe, destar düzenleri kaydedilmiştir; tek biçim bütün Kadirîlere genellenmez.

18
Sözlük

Rifâî tâcı

Sekiz veya on iki terkli örnekleri, koyu renk şemle/destarı ve farklı Rifâî gülleriyle tanımlanan tarihî tâc ailesi. Şube ve coğrafyaya göre biçim farklılıkları bulunur.

19
Sözlük

Halvetî tâcı

Halvetiyye'nin çok sayıdaki kolunda dört terk-kırk dal fikri etrafında farklı renk, dikiş, gül ve destar düzenleri geliştiren geniş tâc ailesi. Cerrahî ve Sünbülî örnekleri birbirinden farklıdır.

20
Sözlük

Arbede

Savaşmak, kavga etmek. tas, Cezbeli sâliklerin ve galebe halindeki bazı süfilerin Hak'la tartışmaları, çekişmeleri ve kavga etmeleri (BM 181); müşacere ve muhaseme de denir. Bir naz ve samimiyet halidir (Bakli, age, s 180). Hz. Ibrahim Allah'la tartışmıştı (Hud Suresi, 74). Hz. Musa Allah’a, “Bu senin fitnendir” (Araf Suresi, 155) demişti. En güzel arbede Hz. Berhiya ile ilgilidir. Hz. Musa kavmiyle birlikte yağmur duasına çıkınca, Cenab-ı Hak, Berhiya isimli kulu dua etmedikçe o günahkâr kavme yağmur vermeyeceğini söylemiş, Hz. Musa gi- dip onu bulmuş, alıp dua yerine getirmiş, dua etmesini rica etmiş, Berhiya da Allah’a hitaben şöyle demiş: “Bu yaptığın şey senin ne fiiline ne de hilmine yaraşır! Ne gördün de rahmetini kestin! Rüzgârlar mı emrini dinlemiyor, rahmetin mi tü- kendi, yoksa günahkârlara gazabın mı şiddetlendi! Bu günahkârları yaratmadan önce affedici değil miydin! Rahmeti yarattın, şefkatli olmayı emrettin, ama sen böyle yapıyorsun! Yoksa rahmetini bizden esirgiyor musun, yoksa bizi elinden kaçıracağından korktuğun için hemen cezalandırmak mı istiyorsun?” Berhiya Al- lah'a böyle nice sözler söylemiş. Sözü biter bitmez gökte bulutlar belirmiş, sicim gibi yağmur yağmaya başlamış. Hz. Musa, Berhiya'nın bu sözlerine çok öfkelen- İİİ İÇİM >“ö“—«< EAEö. Arif e eee ee د miş. Allah ise ona: “Ya Musa! Berhiya beni her gün üç defa güldürür,” demiş. (ci Iv:331). Yünus'un şiirlerinde de bu türlü çekişmeli dizeler vardır: Sen temâşâ kılasın ben hod yanam Hâşâ lillah senden ey Rabbu’l-Enam

21
Sözlük

Anz

(عا رض) ç Avârız. Engel, gelip gecici sey. tas. a Nefs ve seytandan gelip ruh ve kalplere ârız olan ve kötüye kılavuzluk yapan arzular, düşman tarafından kurulan tuzaklar, yola konulan engeller. Düşman denilen Şeytan ve nefsten gelen her şey ârızi olabilir (si 419). b Silikin ilerlemesini engelleyen her şey ârız olup, bunlara avârız-ı tarik (yol engelleri) denir. a Yanak, yüz, çehre, b tas, İman nurunun tecelli edip irfan kapılarının açılması ve hakikat güzelliği üzerindeki perdenin kalkması. Vücut nurlarının mazharı (115). Nola gönlüm ârızın isterse canım kâmetin Resmdir âlemde bülbül gül sever pervâne sem' Fuzüli Ar-i azim—Makt-i kebir رعظيم — مقت كبر) le) Büyük ayıp ve ağır vebal. taş. Ahdi bozmak, yoldan dönmek, ahdine vefa göstermemek, vaadinde durmamak, vefasızlık, sadakatsızlık (x1). “Niçin yapmadıklarınızı söylersiniz” (Nahl, 91). Arif i. ves. ar, (Gy le) ¢. Arifun, Urefa. Bilen, vakif, asina, tamyan, anlayish, kavrayışı mükemmel, irfan ve marifet sahibi. tas. Allah Teala'nın kendi zatını, sıfatlarını, isimlerini ve fiillerini müşahede ettirdiği kimse, Müşahede ve temaşadan hasıl olan bilgiye marifet, bu bilgiye sahip olan şahsa da arif denir (x1), Âlim aynı hususları yakin yoluyla bilir. Keşf ve müşahede yoluyla, yani manevi ve ruhi tecrübelerle Allah hakkında zevki ve vecdi bilgilere sahip olana arif-i billah veya yalnızca arif; arifin bu yolla tanıdığı Allah'a Maruf denir. “Arif, kendisi sustuğu halde diliyle Hakk'ın konuştuğu kimsedir.” “Arif su gibidir, içinde bulundugu şeyin rengini ve şeklini alır.” “Arifi hiçbir şey bulandırmaz, her şey onunla durulur.” “Arif kendi varlığından fani, Hak ile bakidir.” “Arif Allah'a cehennemden kurtulmak veya cennete girmek için değil, Cenab-ı Allah'ın hakki olduğu için O'na ibadet eder. İbadeti ve ubüdiyeti en doğal görev bilir; hiçbir karşılık bekle- meden ibadet eder” (sr 61). İbn Arabi arifin dış âlemde Şeyler (eşya) yaratma gü- cüne sahip olduğunu ve bu gücün onun himmeti olduğunu söyler. (iFH 6. Fas). Onun yarattığı şeye mahluk-u arif denir. Arif süfilikte kâmil insandır. “Nefsini bi- len Rabb'ini de bilir.” Bkz. Marifet, Himmet. aD CC £_£_ ———>>—ŞŞXŞ—Ş— ال if

22
Sözlük

Bade

ه) 5) Şarap, içki. 2. tas. a sülûkün başlangıcındaki zayıf aşk; avamda da bulunan ask (11s; ). b İlahi inayet, ilâhî aşk. Bkz. Mey. Saki getir ol badeyi kim dafi-i gamdır Saykal vur mir'ata kim pür-jeng-i elemdir Rühi Ba Huda divâne baş Bâ Muhammed bâ edep Bade-furuş Bade satan, hammar, meyhaneci. c Pir, Mürşit (11s). Bkz. Hammar. | Bade-i çun nâr Ateş gibi bade; ilâhî ve kutsi nefes. Bade-i elest Elest bezminde sunulan bade. İlâhî ve kutsi nefeslere de bade-i çun nâr veya bade-i gül reng adı verilir. Bade-i irfan Marifet badesi. Badi i. s. fars. (باد ى) 1. Her şeyin evveli, ilk hali; uç veren, görünen, ortaya çıkan, zuhur eden; sebep. 2. tas Tecelli, Hakk'ın zuhuru, Belli bir zamanda insanın haline göre kalbinde zuhur eden tecelli; burada meydana gelmiş olan diğer şeylerin tümünü yok eder. Bâdi bila bâdi İlksiz ilk veya tecellisiz tecelli. Bad-i debür ( (باد د بو 1. Sam yeli, muhalif rüzgâr. Sabanın tersi yönde, batıdan doğuya doğru eser; mahsüllere, bitki ve ağaçlara zarar verir. 2. tas. Nefsin arzu ve azgınlığından kaynaklanan, şer'i hükümlere aykırı düşen tutum ve davranışlara yol açan güçlü bir dürtü, savlet (TK 1:465). Her şeyin evveli, ilk hali; uç veren, görünen, ortaya çıkan, zuhur eden; sebep. 2. tas Tecelli, Hakk'ın zuhuru, Belli bir zamanda insanın haline göre kalbinde zuhur eden tecelli; burada meydana gelmiş olan diğer şeylerin tümünü yok eder. Bâdi bila bâdi İlksiz ilk veya tecellisiz tecelli. Bad-i debür ( (باد د بو 1. Sam yeli, muhalif rüzgâr. Sabanın tersi yönde, batıdan doğuya doğru eser; mahsüllere, bitki ve ağaçlara zarar verir. 2. tas. Nefsin arzu ve azgınlığından kaynaklanan, şer'i hükümlere aykırı düşen tutum ve davranışlara yol açan güçlü bir dürtü, savlet (TK 1:465). Sam yeli, muhalif rüzgâr. Sabanın tersi yönde, batıdan doğuya doğru eser; mahsüllere, bitki ve ağaçlara zarar verir. 2. tas. Nefsin arzu ve azgınlığından kaynaklanan, şer'i hükümlere aykırı düşen tutum ve davranışlara yol açan güçlü bir dürtü, savlet (TK 1:465).

23
Sözlük

Bâd-i saba

Zidd-1 bâd-i semum, bad-i debür. Meltem, seher vakti doğudan esen ve güllerin açmasını sağlayan hafif rüzgâr. tas. Ruhaniyet doğusundan gelen rahmani kokular. “Ben Rahmanın nefesinin Yemen'den geldiğini hissediyorum,” hadisiyle buna işaret edilmiştir. .. Bahr-ı bilâ-şâti

24
Sözlük

Behlül

ل) 414) Bühlül veya Pehlül. s. ar. Saf, güleç (dahhâk), safderun, budala, 2. tas. Meczup, mecnun, ehl-i cezbe. Behlüller tam zamanında söyledikleri vecize ve hikmetlerle insanları uyardıkları gibi anlamlı hal ve hareketleriyle de onlara ders verirler. Bunların en tanınmışı Behlül Dânâ'dır. Bunlara ukalâ-i mecânin de (akıllı deliler) denir, Bkz. Meczup, Mecnun. Beka—Fena ) (بقا '- فنا 1. Kalıcı ve geçici olma. 2. tas. a Kötü huyların davranışla rın yok olması fena, yerlerini güzel huyların ve iyi davranışların alması bekadır (tahalluk bi-ahlakillah). b Kulun kendi (nefsani) sıfat ve niteliklerinden sıyrılıp çıkmasına fena, Allah'ın sıfat ve nitelikleriyle süslenmesine beka denir (ittisaf bievsafillah). c İnsanın kendisini, etrafındaki halkı ve €şyayı görmemesi bekadır. d İnsanın, fena halinde olduğunu da bilmemesi ‘fenadan fena'dır (fena ender fena) Sâlik önce kendisinden fani oluyor, sonra Hakk'ı gördüğü için Hakk'ın sıfatından fani oluyor, sonra Hakk'ın varlığında tamamıyla yok olduğu için fenasını görme halinden de fani oluyor. Insan kötü fiil, hal ve vasıflarda baki ise bu sefer de iyi fiil, huy ve vasıflardan fanidir Bu anlamda beka, yani çirkin olanda baki olma kötü olduğu gibi, güzel olandan fani olma da kötüdür. Kötü olandan fani, iyi olanda baki olmak suretiyle tasavvuf yoluna girilir. Nefsinden fani olan Hak'la baki olduğu gibi Allah'ta fani olan da Allah'la baki olur. Allah'ta fani olma haline fena fillah, Allah'ta baki olma haline beka billah denir. Bu halde bulunanlar fani fillah, baki billah denir ( SL 284, 417). Bkz. Fena Kalıcı ve geçici olma. 2. tas. a Kötü huyların davranışla rın yok olması fena, yerlerini güzel huyların ve iyi davranışların alması bekadır (tahalluk bi-ahlakillah). b Kulun kendi (nefsani) sıfat ve niteliklerinden sıyrılıp çıkmasına fena, Allah'ın sıfat ve nitelikleriyle süslenmesine beka denir (ittisaf bievsafillah). c İnsanın kendisini, etrafındaki halkı ve €şyayı görmemesi bekadır. d İnsanın, fena halinde olduğunu da bilmemesi ‘fenadan fena'dır (fena ender fena) Sâlik önce kendisinden fani oluyor, sonra Hakk'ı gördüğü için Hakk'ın sıfatından fani oluyor, sonra Hakk'ın varlığında tamamıyla yok olduğu için fenasını görme halinden de fani oluyor. Insan kötü fiil, hal ve vasıflarda baki ise bu sefer de iyi fiil, huy ve vasıflardan fanidir Bu anlamda beka, yani çirkin olanda baki olma kötü olduğu gibi, güzel olandan fani olma da kötüdür. Kötü olandan fani, iyi olanda baki olmak suretiyle tasavvuf yoluna girilir. Nefsinden fani olan Hak'la baki olduğu gibi Allah'ta fani olan da Allah'la baki olur. Allah'ta fani olma haline fena fillah, Allah'ta baki olma haline beka billah denir. Bu halde bulunanlar fani fillah, baki billah denir ( SL 284, 417). Bkz. Fena

25
Sözlük

Base

(«- (بو Öpme, Öpücük. tas. a Bâtında feyz ve cezbe, b Alınan müjde sonunda hasıl olan haz. c Bilgi ve uygulama, anlama ve anlatma yönünden sözün keyfiyetini kabul etme yeteneği. d Ruhun vasıtasız aldığı zevk,

26
Sözlük

Bit

لل لل لل ل ل ا ل haz. Dest-bas: Şeyhin elini öpme. Damen-bas: Şeyhin eteğini öpmek, Zemin-büs: Şeyhin önünde yer öpmek, yer öpen. Bkz. Secde.» Güzelsin bi-bedelsin ndz-perversin dilârâsın Değilsin bt-vefa amma ki gayet bt-mahabbasin Ne mânldir uzatsan destini bas etse âşıklar Kolun bükmezlere bir padişâh-ı âlem-ârâsın G, Dede (بو ى) Koku, nefha 2. tas, Gönlün ilgi ve bağlantıdan (alâka ve ) haberdar olması ki, esasen başlangıçta cem makamındayken vardır ve tefrika makamında değişik bir halde mevcuttur (115). (9 4) veya Budala, 1, Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişina gelen bedelin çoğuludur (aka 111, 1168). 2. عم Yediler. Bunlardan her 'n kaybolur, bir anda çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduk- 1, yerlerine her yönden kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden birakirareket ve şekil bakımından aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve. Bedel bırakma gücüne sahip olan velilere büdelâ denir (xr). Bkz. Yedal. &) 1. Ağlama, gözyaşı dökme, girye, 2. tas, Zahitler ve süfiler yaptıklaere, girdikleri günahlara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde eyişlerine, firkat ve hicran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz k çok sorunu çözeceğine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-: gülün, çok ağlayın,” sözü bunu ifade eder, Ağlamakla ünlü zahit ve kha (ç. bekkdun) denir. Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten kz. Ağlama, ars. كلو ش) Ly) r. Kulak memesi. 2. tas Sevgilinin kulak vermeden ve nlenmeden anlaşılmayan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbap) (11s; TK evgilinin kulağa küpe olan sözü. (U (بى veya Burhan. r. Kanıt, delil, 2. tas Rifailerin bedenlerine şiş. uk (بر ها ن حق) 1. Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Ağlama, gözyaşı dökme, girye, 2. tas, Zahitler ve süfiler yaptıklaere, girdikleri günahlara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde eyişlerine, firkat ve hicran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz k çok sorunu çözeceğine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-: gülün, çok ağlayın,” sözü bunu ifade eder, Ağlamakla ünlü zahit ve kha (ç. bekkdun) denir. Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten kz. Ağlama, ars. كلو ش) Ly) r. Kulak memesi. 2. tas Sevgilinin kulak vermeden ve nlenmeden anlaşılmayan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbap) (11s; TK evgilinin kulağa küpe olan sözü. (U (بى veya Burhan. r. Kanıt, delil, 2. tas Rifailerin bedenlerine şiş. uk (بر ها ن حق) 1. Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). |

27
Sözlük

Bükâ

Ağlama, gözyaşı dökme, girye. tas. Zahitler ve süfiler yaptıkları kötü işlere, girdikleri günahlara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde vefa edemeyişlerine, firkat ve hicran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz yaşının pek çok sorunu çözeceğine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna inanırlar. “Az gülün, çok ağlayın,” sözü bunu ifade eder. Ağlamakla ünlü zahit ve âbitlere bekkâ denir. Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten ağlarlar. Bkz. Ağlama.

28
Sözlük

Çehar-yâr-i güzin

Ik dort halife, hulefa-i raşidin. Kasr-ı şer'inde Ebu Bekr u Ömer ol Şâhın Dahi Osmân u Ali oldular erkân-ı bina Biri sıdk ile, biri adl ile bihemtâdır Biri hilm ile, biri ilm ile ferdu yektâ Biri bahr-i atâdır, birisi kulzum-i dâd Birisi kan-i hayadır, birisi genc-i sehâ Nazim Cehre/Cihre i. fars. (جهره) Yüz, sima, didar. 2. taş Keyfiyeti bilinen ve hakkındaki bilgilerin kalıcı olduğu tecelliler (us). Sâlik Baybet halindeyken vaki olan Hakk'ın tecellileri (sr). Cehre-i gülgün (4 Sus (جهره' 1. Gul Yüz. 2. tas. Kemal sahibi ariflerin gönüllerinde ışıldayan mutlak tecelliler (sr). Sâlikin rüyada veya kendinden Sectigi sırada gördüğü ancak maddi âlemde görülmeyen tecelliler (is), Celebi (orb) 1. Nazik, efendi, edepli. 2. tas. Mevlevilere gore Mevlana soyundan gelen, Bektasilere Böreyse pir soyundan gelen. Çerağ/Çirağ/Çırağ i. fars. (جراغ) 1, Çıra, ışık. 2. tas. a Nur, marifet, b Bektaşilerde bazı gülbang ve tercümanlar; örn. Tercüman-ı Çerağ'da Nur Suresinin 34, ayeti ve başka tercüman çerağları okunur. Gülbang-ı çerağ şöyle başlar: “Allah Allah akşamlar hayr ola, hayırlar feth, şerler def ola.” Kapı delilinin çerağı da soyledir: “Allah dost, Hak dost, erenler; asiklar, sadıklar ve sâkinân-ı ayin-i cem aşkına, Hü eyvallah!” (4m 281, 285, 288), Gel vücudun âteş-i aşk-ı Habibullah'a yak Çeşm-i kalbi ol Ziyâdan feth edip Mevlâ'ya bak Sinen içre nür-i zikr ile uyandır bir çırağ Ol çırağın şu'lesiyle görüne didâr-ı Hak Zekâi Efendi Nâr-ı gam nür-i safâ hep bir çerâğın pertevi Cesm-i irfan ile baksan arada bigâne yok Ah Gul Yüz. 2. tas. Kemal sahibi ariflerin gönüllerinde ışıldayan mutlak tecelliler (sr). Sâlikin rüyada veya kendinden Sectigi sırada gördüğü ancak maddi âlemde görülmeyen tecelliler (is), Celebi (orb) 1. Nazik, efendi, edepli. 2. tas. Mevlevilere gore Mevlana soyundan gelen, Bektasilere Böreyse pir soyundan gelen. Çerağ/Çirağ/Çırağ i. fars. (جراغ) 1, Çıra, ışık. 2. tas. a Nur, marifet, b Bektaşilerde bazı gülbang ve tercümanlar; örn. Tercüman-ı Çerağ'da Nur Suresinin 34, ayeti ve başka tercüman çerağları okunur. Gülbang-ı çerağ şöyle başlar: “Allah Allah akşamlar hayr ola, hayırlar feth, şerler def ola.” Kapı delilinin çerağı da soyledir: “Allah dost, Hak dost, erenler; asiklar, sadıklar ve sâkinân-ı ayin-i cem aşkına, Hü eyvallah!” (4m 281, 285, 288), Gel vücudun âteş-i aşk-ı Habibullah'a yak Çeşm-i kalbi ol Ziyâdan feth edip Mevlâ'ya bak Sinen içre nür-i zikr ile uyandır bir çırağ Ol çırağın şu'lesiyle görüne didâr-ı Hak Zekâi Efendi Nâr-ı gam nür-i safâ hep bir çerâğın pertevi Cesm-i irfan ile baksan arada bigâne yok Ah Nazik, efendi, edepli. 2. tas. Mevlevilere gore Mevlana soyundan gelen, Bektasilere Böreyse pir soyundan gelen. Çerağ/Çirağ/Çırağ i. fars. (جراغ) 1, Çıra, ışık. 2. tas. a Nur, marifet, b Bektaşilerde bazı gülbang ve tercümanlar; örn. Tercüman-ı Çerağ'da Nur Suresinin 34, ayeti ve başka tercüman çerağları okunur. Gülbang-ı çerağ şöyle başlar: “Allah Allah akşamlar hayr ola, hayırlar feth, şerler def ola.” Kapı delilinin çerağı da soyledir: “Allah dost, Hak dost, erenler; asiklar, sadıklar ve sâkinân-ı ayin-i cem aşkına, Hü eyvallah!” (4m 281, 285, 288), Gel vücudun âteş-i aşk-ı Habibullah'a yak Çeşm-i kalbi ol Ziyâdan feth edip Mevlâ'ya bak Sinen içre nür-i zikr ile uyandır bir çırağ Ol çırağın şu'lesiyle görüne didâr-ı Hak Zekâi Efendi Nâr-ı gam nür-i safâ hep bir çerâğın pertevi Cesm-i irfan ile baksan arada bigâne yok Ah

29
Mekân

Tebriz (dergâhı ve türbesi)

Tebriz · İran · Uzun Hasan'ın daveti üzerine gelip Selçuk Hatun'un yaptırdığı dergâha yerleşti; Sultan Yâkub Cihan Şah Hankahı'nı ona tahsis etti. 892'de (1487) burada vefat edip tekkesinin hazîresine defnedildi. İlişkili kişi dosyası Dede Ömer Rûşenî : Dede Ömer Rûşenî (ö. 892/1487), Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî’nin halifesi; Karabağ ve Tebriz’deki irşadı, Rûşeniyye kolu, İbrâhim Gülşenî ve Demirtaş gibi halifeleriyle Halvetiyye tarihinin başlıca pîrlerinden biridir.

30
Mekân

Velî Dede Gülşenî Dergâhı

Edirne · Türkiye · Babası Mehmed Seyfullah Efendi'nin şeyhi olduğu ve 1864'ten itibaren kendisinin meşihatını üstlendiği dergâh; vefatında hazîresinde beşinci kuşak atası Ahmed Müsellem Efendi'nin kabri yanına defnedilmiştir. Konum şehir merkezine göre yaklaşıktır.

31
Mekân

Siroz

Serez · Yunanistan · Kaynak onu "Sirozlu Mustafa" diye tanıtır; Mısır'daki himaye çevresinden ayrıldıktan sonra da Siroz'a dönmüş ve orada vefat etmiştir. İlişkili kişi dosyası Lâihî Mustafa Çelebi : Sirozlu Lâihî Mustafa Çelebi (ö. 973/1565-66), Kahire'de Ahmed Hayâlî'nin yanında Gülşenî terbiyesini tamamlayan; üç dilde şiir yazan ve geniş bir mecmua derleyen sûfî müelliftir.

32
Mekân

Kefe

Feodosiya · Kırım · Doğduğu, tâcirlik yaptığı ve ilk tahsilini gördüğü liman şehri; nisbesini buradan alır. 1569'da dönüp Mahmud Çelebi'den riyâziyyât ve mûsiki öğrendi. İlişkili kişi dosyası Kefevî Hüseyin Efendi : Kefevî Hüseyin Efendi (ö. 1010/1601), Kefe’den yetişmiş; medrese ve Haremeyn kadılıklarının yanında hadis hâşiyeleri, Türkçe Gülistan şerhi, Fâlnâme, şiir ve mûsiki eserleri bırakmış çok yönlü Osmanlı âlimidir.

33
Mekân

Yenikapı Mevlevîhânesi

İstanbul · Türkiye · İntisap ettiği, 1001 günlük çilesini çıkardığı ve vasiyeti üzerine annesinin yanına defnedildiği dergâh. İlişkili kişi dosyası Tâhirülmevlevî : Tâhirülmevlevî adıyla tanınan Tâhir Olgun, Mesnevî dersleri ve şerhi, edebiyat tarihi çalışmaları, tercümeleri ve dergiciliğiyle son dönem Mevlevî kültürünü Cumhuriyet devrine taşıdı.

34
Mekân

Sa'dî Türbesi (Sa'diyye)

Şîraz · İran · Ömrünün son yıllarını riyâzet ve ibadetle geçirdiği hankah ve defnedildiği yer; Şîraz'ın kuzeybatısındadır. Harap olan mezar ve hankah Kerim Han Zend tarafından 1766'da yeniden yaptırılmıştır. İlişkili kişi dosyası Sa‘dî-i Şîrâzî : Sa‘dî-i Şîrâzî, akıcı nesri, hikmetli hikâyeleri ve gazelleriyle Fars edebiyatını; Gülistân ve Bostân’ın yüzyıllar süren tedrisiyle Osmanlı ahlâk ve tasavvuf kültürünü derinden etkiledi.

35
Mekân

Mantıcı Camii

Bursa · Türkiye · İsmâil Belîğ'in elli yıla yakın bir süre imamlık yaptığı cami; kendisinden önce ailesinden iki kişi de burada imamlık yapmıştır. İlişkili kişi dosyası Bursalı İsmâil Belîğ : Bursalı İsmâil Belîğ (1079/1668-69–22 Ramazan 1142/10 Nisan 1730), yaklaşık elli yıl imamlık yapan; Güldeste-i Riyâz-ı İrfân ile Bursa’nın şeyh, âlim, şair, sanatkâr ve şehir kurumlarını biyografik bir hafızada birleştiren tarihçi, tezkireci, şair ve nâsirdir.

36
Mekân

Şeyh Ahmed Müsellem Türbesi

Sefîne-i Evliyâ, Ahmed Vefâ Efendi'nin babası Şeyh Ahmed Müsellem'in türbesine defnedildiğini bildirir. Metin türbenin bulunduğu şehri veya semti belirtmediğinden konum boş bırakılmıştır. İlişkili kişi dosyası Şeyh Ahmed Vefâ Efendi : Hasan Sezâî'nin torunu ve Ahmed Müsellem'in oğlu Ahmed Vefâ, 1753'ten itibaren Gülşenî Veli Dede Dergâhı'nda uzun süre irşad etmiş; kırk hadis, tahmis ve şiirleri bulunan Gülşenî şeyhidir.

37
Mekân

İbrâhim Tennûrî Türbesi (Şeyh Camii)

Kayseri · Türkiye · 887 (1482) sonbaharında vefat edip defnedildiği yer; türbesi, kendisinin yaptırdığı söylenen Şeyh Camii'nin batı tarafındadır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Tennûrî : Akşemseddin’in halifesi İbrâhim Tennûrî (ö. 1482), Kayseri’de irşad eden; fıkıh ile tasavvuf dilini Gülzâr-ı Ma‘nevî’de birleştiren Bayramî-Şemsî şeyhidir.

38
Mekân

Ahur köyü (Ada nahiyesi)

Sefîne, Âşık Mûsâ Efendi'yi “an-asıl Ada nahiyesine tâbi' Ahur karyesinden” gösterir. Yerleşimin bugünkü karşılığı metinden tespit edilemediği için koordinat verilmemiştir. İlişkili kişi dosyası Şeyh Âşık Mûsâ Efendi : Âşık Mûsâ Efendi (ö. 1567), Ahur köyünden; Mısır seferine katıldıktan sonra İbrâhim Gülşenî’den irşad vazifesi alıp Edirne Şahmelik Zâviyesi’nde hizmet eden Gülşenî şeyhidir.

39
Mekân

Âmid (Diyarbakır)

Diyarbakır · Türkiye · Doğduğu şehir; babasının Âmidî nisbesi ve türbesinin buradaki varlığı Berdea iddiasını çürütür. Tebriz'den ayrıldıktan sonra buraya dönüp Ma'nevî 'yi burada yazmaya başladı. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Gülşenî : Dede Ömer Rûşenî'nin yanında yetişen; Diyarbakır ve Kahire'deki irşadıyla Gülşeniyye'yi kurumsallaştıran sûfî.

40
Mekân

Edirne

Edirne · Türkiye · Enîs Receb Dede’nin doğduğu şehir. Kaynak doğum yılını kaydetmez; seksen yaşını biraz geçtikten sonra vefat ettiği bildirildiğine göre 1650-1654 yılları arasında doğmuş olabileceği tahmin edilir. Gülşeniyye’ye bağlı sipahi Derviş Halil’in oğludur; çocukluğunda burada İbrâhim adlı bir mücellidin yanında çıraklık yapmıştır.

41
Makale

Tâc, Gül ve Derviş Eşyaları

Kıyafetin tarihî dili. Tezden hazırlanmış özgün editoryal inceleme.

42
Makale

Kadirî Tâcları: Eşrefî ve Rûmî Örnekleri

Eşrefî gülü, Rûmî düğmesi ve değişen terk düzenleri. Derleme ve ana başvuru kaynakları ihtiyatla karşılaştırılarak hazırlanmıştır.

43
Makale

Halvetî Devranı ve Zikir Meclisi

Kuud, kıyam, ilahi, ritim ve gülbank. Tez ve çevrilen yazma metin karşılaştırılarak hazırlanmış editoryal inceleme.

44
Makale

Mevlevî Kıyafetlerini Nasıl Okumalı?

Görev, eğitim, dönem ve sembolik yorum. Metin ve görsel kaynaklar birlikte değerlendirilerek hazırlanmış editoryal inceleme.

45
Makale

Cerrâhî Âsitânesinde Mukabele ve Hizmet Düzeni

Zikir halkası, devran, gülbank ve tekke görevleri. Envâr ve Tabakāt metninin ilgili bölümlerinden hazırlanmış kaynaklı inceleme.

46
Makale

Mevlevî Âyin-i Şerifinin Mûsiki Mimarisi

Mevlevî mukabelesinin tam akışı; icracıları, mekân düzeni, makam ve usûl örgüsü, dört selâmı, terennümleri, sembolik yorumları ve sahne icrasından farklarıyla birlikte.

47
Makale

XIX. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Haritası

On dokuzuncu yüzyıl Anadolu tasavvufunu yalnız tekke sayılarıyla değil; tarikat kolları, şehir ağları, göçler, cami ve hâne tekkeleri, Meclis-i Meşâyih, ulema, mûsiki ve gündelik hizmet kurumları üzerinden okuyan kapsamlı dönem dosyası.

48
Makale

Semâ Mukabelesi: Safhalar ve Sembol Dünyası

Meydanın hazırlanışından dört selâma, Kur'an ve gülbanka. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.

49
Makale

Halvetiyye'nin Anadolu ve Osmanlı Yayılışı

Pîr İlyas'tan Yahyâ Şirvânî'nin halifelerine ve İstanbul tekke ağına. Reşat Öngören'in ders kitabı mevcut Halvetiyye monografileriyle karşılaştırılarak hazırlandı.

50
Makale

Rifâiyye'nin Kıyafet, Sembol ve Cihaz Dünyası

Hırka, tâc, destâr, ridâ, kemer, gül mührü, alem ve merasim eşyaları

51
Makale

Halvetiyye Silsilesi ve Kollar Haritası

Halvetiyye'nin ortak erken silsilesi, Zâhidiyye kavşağı, dört ana kolu ve doğrulanmış alt şubeleri tek bir ayrıntılı ağda gösterilir.

52
Makale

İstanbul Tekkelerinde Tarikat Değişimi

Bir tekke binasının yüzyıllar boyunca farklı meşihat, zikir ve irşad hatlarına hizmet edebilmesini dört İstanbul örneği üzerinden açıklayan kurum tarihi dosyası.

53
Eser

Sayfalar 11–17

Muzaffer Ozak Külliyatı · Aleyküm bis-sünneti ve sünneti hulefâ-ir-râşidiyn. (Sünnetim üzere ve rüşt sahibi halifelerimin sünnetleri üzerine olunuz.) Hadis-i şerifi buna delâlet etmektedir. Resûl-ü zişâna h

54
Eser

Sayfalar 13–18

Muzaffer Ozak Külliyatı · kullar! Ey bu imanları sebebiyle ebedi saadete erenler, selâmet yoluna girenler Hakka varanlar, daha bu âlemde iken cennete girenler ve cennet güllerinden derenler, cemal-i Hakkı g

55
Eser

Sayfalar 10–15

Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel

56
Eser

Sayfalar 9–16

Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny

57
Eser

Sayfalar 18–24

Muzaffer Ozak Külliyatı · ğunu ileri sürmesine benzerler. Babasının kim olduğu bilinmeyen ve bir fahişeden dünyaya gelen ne idüğü belirsiz bir piçe, böyle bir zat: (Evlâdım...) diyebilir mi, bilmem? Insan,

58
Eser

Sayfalar 17–24

Muzaffer Ozak Külliyatı · Inned-diyne indallâh-il-islâm Al-i-Imran: 19 Allah katında makbul olan din, Islâmdır. Yüz suhuf, dört kitap, Hazret-i Adem'den beri gelen bütün Enbiyânın talimini ve neş'esini, kul

59
Eser

Sayfalar 21–28

Muzaffer Ozak Külliyatı · Evet, Hz. Musa aleyhisselâm sadrının şerholunmasını, işlerinin kolaylaştırılmasını, lisanındaki tutukluğun giderilmesini, sözünün daha iyi anlaşılmasını, ehlinden ve akrabasından b

60
Eser

Sayfalar 16–22

Muzaffer Ozak Külliyatı · attı. Biz narı gülzar eyledik. Bizim için nara düşene nâr nûr olur. Bizim iznimiz olmadıkça ateş yakmaz. Suretperestler ateşi yakar zannederler. Işte Nemrud öyle zannetmişti. Ateş,