ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
60 sonuç · “Ecel”
01Beceliyye
Hikemî'den hırka alan Becelî'ye nispet edilen Hikemiyye alt hattı.
Bektaşiyye
Hacı Bektâş-ı Velî'nin tarihî ve menkıbevî hafızası çevresinde Anadolu abdalları, Rumeli gazi-dervişleri ve XVI. yüzyılda Balım Sultan'ın düzenlediği erkânla teşekkül eden; Babagân ve Çelebiler otorite hatları bulunan tasavvuf geleneği.
Süyûtiyye
Celâleddîn es-Süyûtî'ye nispet edilen; ilmî şahsiyetiyle tarikat nispeti ayrılarak gösterilen kol.
Bandırmalızâde Mustafa Hâşim Baba
Bandırmalızâde Mustafa Hâşim Baba (1130/1718-1197/1782-83), Üsküdar’da Celvetî terbiyesiyle yetişen; Mısır ve Hacıbektaş’ta Bektaşîlik tecrübesi kazanan, melâmet yorumunu Dîvân, Vâridât, Ankā-yı Maşrık ve Devriyye-i Ferşiyye’de işleyen mutasavvıf şairdir.
Bursalı İsmâil Hakkı
Bursalı İsmâil Hakkı (1653–1725), Atpazarî Osman Fazlı’nın halifesi; Üsküp, Ustrumca, Bursa, Tekirdağ, Şam ve Üsküdar’da irşad faaliyetinde bulunan; Rûhu’l-beyân başta olmak üzere yüzü aşkın eseriyle Celvetî irfanını tefsir, vaaz, şiir ve şerh geleneği içinde işleyen Osmanlı sûfî-müellifidir.
Çâker Ağa Şeyhi Abdurrahim Celvetî
Çâker Ağa Şeyhi Abdurrahim Celvetî (ö. 1125/1713), Bursa Mecnun Dede Mahallesi imamı Hattat Abdullah Efendi’nin oğlu; Sun‘ullah Efendi’nin hizmetinde yetişen, Bursa Ulu Camii’nde sabah ve akşam zikir halkası kuran ve hac dönüşünde Maân menzilinde vefat eden Celvetî şeyhidir.
Çalık Ali Efendi
Çalık Ali Efendi (ö. 973/1565-66), Mâlûl Emîr Efendi’den mülâzemet alan, Hekimzâde Çelebi Medresesi’nin ilk müderrisi olduktan sonra büyük şehirlerde kadılık yapan ve Konya kadısı iken vefat eden Osmanlı hukuk âlimidir. Ferâiz ve muâmelât alanındaki ta‘likatıyla, ilmi ve hilmiyle tanınmıştır.
Çeşm-i Siyah Mustafa Efendi
Pravadi’den İstanbul’a gelerek saray hizmetinden ilmiye mesleğine geçen Çeşm-i Siyah Mustafa Efendi (ö. 1730), Sahn ve Süleymaniye derecelerindeki medreselerin ardından Medine, Şam ve Edirne kadılıklarında bulunmuş âlimdir.
Dayızâde Seyyid Hasan Efendi
Dayızâde Seyyid Hasan Efendi (ö. 26 Ramazan 1141/1729), İstanbul medreselerinin üst derecelerine yükselen, Kudüs kadılığı yapan ve Edirnekapı dışında defnedilen Osmanlı âlimidir.
Ebû Abdullah Muhammed b. Ebû Bekir el-Hikemî
Ebû Abdullah Muhammed b. Ebû Bekir el-Hikemî (ö. 617/1220-21), Harad’dan Uvâce’ye yerleşen, Muhammed el-Becelî’ye hırka veren ve Yemen’deki Hikemiyye şubesinin kendisine nispet edildiği Sâhib-i Uvâce’dir.
Edirneli Cerrâhzâde Abdülfettah Efendi
Edirneli Cerrâhzâde Abdülfettah Efendi (ö. Rebîülâhir 1134/Ocak-Şubat 1722), Minkārîzâde Yahyâ Efendi’den mülâzemet aldıktan sonra Edirne medreselerinde dereceler boyunca yükselerek Dârülhadis ve Sultan Bayezid medreselerinde ders veren Osmanlı âlimidir.
Edirneli Gülâbî Ahmed Efendi
Edirneli Gülâbî Ahmed Efendi (ö. Rebîülâhir 1140/Kasım-Aralık 1727), Debbağzâde Mehmed Efendi’den mülâzemet aldıktan sonra Edirne medreselerinde hâşiye, dâhil, sahn ve üst derece müderrisliklerinde bulunan Osmanlı âlimidir.
Elmâs Paşa İmamı İbrâhim Efendi
Elmâs Paşa İmamı İbrâhim Efendi (ö. 22 Ramazan 1141/1729), Bolu’dan İstanbul’a gelerek Elmâs Mehmed Paşa’nın imamlığında bulunan; üst dereceli medreselerde müderrislik ve Filibe, Galata ile Edirne’de kadılık yapan Osmanlı âlimidir.
İsmâil Hakkı Bursevî
İsmâil Hakkı Bursevî (1063/1653 – 1137/1725), Atpazarî Osman Fazlı'nın halifesi; Üsküp, Bursa, Şam ve Üsküdar arasında geçen hareketli bir irşad hayatı, yüzü aşkın eseri ve Rûhu'l-beyân tefsiriyle Celvetî geleneğinin en velûd siması.
Kalender Çelebi (Kalender Şah)
Kalender Çelebi, Hacıbektaş pîr evi ve Çelebiler soy hafızasıyla ilişkilendirilen; 1526–1527'de malî, siyasî ve dinî sebeplerle büyüyen Orta Anadolu ayaklanmasına liderlik eden tarihî şahsiyettir.
Abâdile
Abâdile , Arapça “Abdullahlar” anlamına gelir. Başına abd kelimesi getirilerek yapılan Abdurrahman, Abdülkuddûs, Abdülkādir ve Abdülkerîm gibi birleşik isimler için de kullanılır. Tasavvufî anlamı Tasavvuf dilinde abâdile, ilâhî isimlerden birinin tecellisini kendisinde belirgin biçimde gerçekleştiren kimseleri ifade eder. Sâlik, hangi ilâhî ismin hakikatine daha güçlü biçimde mazhar olmuşsa o isme nispet edilen kulluk vasfıyla anılır. Meselâ el-Mün‘im, “nimet veren” demektir. Bu isme belirgin biçimde mazhar olan kul, Allah’ın nimet vericiliğini daha çok müşahede eder; kendisine ulaşan nimeti başkalarına yansıtması onun ahlâkında öne çıkar. Böylece isimle kul arasında rubûbiyet ve ubûdiyet ilişkisi kurulur. Abdülcebbâr, Abdülmüntakim, Abdülkādir, Abdülhâdî, Abdülhalîm ve Abdüssabûr gibi isimler de aynı adlandırma mantığı içinde değerlendirilir.
Abdullah
(4 | (عبد Allah'ın kulu, Tanrı kulu. tas. a Allah'ın kendisinde bütün isimlerle tecelli ettiği kul. Allah ismine mazhar olan insan. Allah'ın kulları içinde derecesi en yüksek olan Abdullah'tır; çünkü o ism-i azamı kendisinde gerçekleştirmiş, Hakk'ın bütün sıfatlarını kazanmıştır. Bu yüzden Abdullah ismi, Peygamber'e özel kılınmıştır (Cin Suresi, 19). Tebaiyet yoluyla onun vârislerine de bu isim verilir. b İsmi bilinmeyen her insana Abdullah (Tanrı kulu) diye hitap edilir. Genellikle kabre konan cenazeye telkin verilirken, “Ya Abdullah, ya emete'llah,” denir.
Âb-ı âteş-efrûz
Ateşi daha da alevlendiren su. Tasavvuf şiirinde ilâhî feyiz ve tecellinin gönüldeki aşk ateşini söndürmek yerine artırmasını anlatan Farsça bir terkiptir.
Ab-ı harâbât
İ) Harabelerin suyu. tas. Saf ve halis olma hali. Zahir ve bâtındaki bulanıklığı temizleyen ve harabeyi mamure haline getiren rahmani tecelli (sr).
Adem
م) 46) Yokluk, hiç. tas. Mâsivâ, zulmet, şer, bâtl, çirkin. Mutlak adem, adem-i muhal: Bu anlamda adem yoktur, var olması da mümkün değildir. Mutlak adem halis şer ve sırf karanlıktır (zulmet). Nitekim buna karşılık gelen vücut da halis hayr ve sırf nurdur. Adem bâtıl, vücut haktır. Mümkün adem: Olmayan, ama olması mümkün olan adem. Kıdemdeki adem, subuti adem ve subut da denir. Bu anlamda adem tasavvufta şey, ayn ve zat olup birtakım özelliklere ve niteliklere sahiptir. Mutlak adem zulmet, mümkün adem zıldır (gölge). Madum yok demektir. Madum var-yok bir şeydir; Allah'ın ilminde var, ama dış âlemde yoktur. Mümkün adem, Hakk'ın tecelli ettiği bir aynadır. Hak yokluk aynasında zuhur eder. Varlıklar ve eşya yokluk aynasındaki yansımalardır. Madde, âlem ve tüm varlıklar kendi asıllarına ve zatlarına göre madum, Hakk’a göre vardır; varlıklarını ondan alırlar. Bunun dışında onlara atfedilen varlık bir vehim ve hayaldir (sm 782, cİK 1:49). Âdemü'z-zaman Varımı ben Hakk’a verdim gayr-ı varım kalmadı Cümlesinden el çekip pes dü cihanım kalmadı Aziz Mahmud Hüdâi Âdem-—Adam i. ar. Çe! Sie? or. İnsanlığın babası, ilk insan, kişi, adam, insan. 2. a Allah'ın yeryüzündeki halifesi olan insan-ı kâmil, kâinattaki bütün hakikatleri kendisinde topladığı için kevn-i câmi ve ruh-ı âlem denilen insan. Bu insan bütün ilâhî isimlerin ve sıfatların mazharıdır. Adem odur ki adını âlemde andıra Alemde ad kalır u âlem gelir gider Âdem Dede Nev'iyâ lâzım değildir olmak falan ibn filân Marifet kesbeyle tâ bir âdem ol âdem gibi Nev'i
Adem-i mana
Mana adamı, hakiki insan, her şeyin aslını ve hakikatini bilen, mana âlemine vâkıf, merd-i mana, mana eri. Nüsha-i vahdet âdemdir Nefha-i kudret âdemdir Âdem'den gayri ademdir Gel âdeme er bu deme Şeyh Ibrahim
Âdem ve adam
İnsanlığın atası Hz. Âdem ve genel olarak insan. Tasavvufî yorumda ilâhî isimlerin tecellilerini kendinde toplayan insan-ı kâmili de ifade eder.
Agâh
Vâkıf, muttali, müteyakkız, arif, aşina, dikkatli, haberdar, uyanık. tas. Halden anlayan, doğru yolu gösteren, maddi ve manevi olarak darda kalanların imdadına yetişen bilgin ve olgun; Hak adamı, hoşgörülü ve kalp gözü açık veli. Eski kaynaklarda agâh deyimi yerine aynı anlama gelmek üzere vâkıf terimi kullanılır. Nifferi, vâkıfı ariften üstün tutar. Agâh kişi gaflette olmayan uyanık kalbin niteliğini de dile getirir; örn. “Hakkın tecellisi nagâh gelir, ama dil-i agâha gelir”. Mevleviler, dervişleri sabah namazı için uyandırırken: “Agâh ol erenler,” derler. Olgun dervişe agâh cân denir. Birini teskin veya dikkatini bir noktaya çekmek için, “Agâh ol yâ hü,” denir. Bu deyim kendine gel, dikkatli ve uyanık ol anlamına gelir. Kâmil, arif, vâsıl ve âşık mürşitlere pir-i dil-agâh denir. “Zikirden maksat gönlün her zaman Hakk'ın huzurunda, muhabbet ve hürmet vasfıyla agâh olmasıdır. Agâhlık hasıl olursa zikrin gayesi hasıl olur. Zikrin özü ve ruhu gönlün Hak'tan agâh olmasıdır” (KRE 37. Bu şek bağrımda her gün gâh u bigâh Dolaştım “Hü” deyip dergâh dergâh Ümid ettim ki bir pir-i dil-âgâh Desin: “Destür” mihrâb-ı hafâdan Yahya Kemâl
Âfitâb
Güneş. Tasavvuf şiirinde ilâhî nur, hakikat, sevgilinin yüzü ve varlığı aydınlatan tecelli için kullanılan mecaz.
Agyar
(5 (اغيا veya Agyar. t. Gayr Yabancılar, bigâneler, zıtlar, muhallifler, eller, başkaları, yar olmayanlar. tas. a Sûfî olmayan, tasavvufi hayata yabancı, Ah | zıt. Tasavvufi hayata aşina olanlara ehl-i dil veya gönül ehli denir. b Aynı tarikatten ve meşrepten olmayan. Aynı tarikatten ve meşrepten olanlara ihvan ve hemmeşreb denir. c Mâsivâ, Allah'tan gayri olan her şey. Bkz. Yabancı, Zıt. Halka benzemeye işin, süre gönülden teşvişin Yüzbini birdir dervişin arada ağyâr gerekmez Yünus Sür çıkar ağyârı dilden ta tecelli ede Hak Padişah girmez saraya, hâne mâmur olmadan Lâedri Ağza tükürme Âb-ı dehen, ermişlerin kemalinden nasip almak, nefeslerinden faydalanmak ve onların haliyle hallenmek için şeyhlerin müritlerinin ağzına tükürmeleri. Ahmed Yesevinin şeyhi Baba Arslan'ın ağzına Hz. Peygamber bir hurma tanesi atmış ve tükrüğünden de ona ihsan etmişti. Baba Arslan da aynı şeyi Ahmed Yesevi'ye yapmıştı. Ağza tükürme geleneğinin kaynağı, ihnâk veya tahnikle, yani yeni doğan çocuğun dimağını oğma, hurma ve benzeri bir şeyi çiğneyip onun ağzına atma uygulamasıdır. Hastahktan kurtulmak ve şifa bulmak amacıyla da ermişlere veya üfürükçü hocalara gidilerek ağza tükürtülür. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için TEİM 22 kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Ağzı dualı Mücabu'd-da've, müstecabu'd-da've. Allah katında duası makbul kişi. Ah (eh) Asikin iç âlemindeki ateşin ve elemin ifadesi olan bir nida. “Ah minel aşk ve ahvâlihi ahreke kalbi bi-harâretihi.” Allah kelimesinin ilk ve son harfi bir araya getirilirse ‘ah’ meydana çıkar. Âh, Allah'ın kısa şekli olduğundan, bazen Abdullah abd-âh şeklinde yazılır. O halde âh, Allah demektir. Âşıkın âh demesi, O'na sıgınması anlamına gelir. Âh Allah, Emân Muhammed demektir. Güneşin ışıkları elif'e (yani oka), kütlesi h harfine benzediğinden her gün ‘ah’ (Allah) diyerek doğar. Minare elif, caminin kubbesi h olduğu için her cami ‘ah’ (Allah) der. ‘Iman'ın başındaki elif atılırsa geriye yaman kalır ve elif'i (yani Allah'ı) olmayanın hali yamandır, demek olur. Bkz. Emân. Aşk ile gel imdi Allah diyelim Derd ile göz yaşıyla âh idelim Gitmeye bağrı başı dinmeye gözü yaşı Her dem dervişin işi âh ile zâr gerek Yünus
Ahadiyetü'l-cem
Cem ahadiyeti, toplama tekliği. tas. Sıfat ve isimlerin varlığı ve yokluğu (ispatı ve iskatı) söz konusu olmaksızın zatı zat olarak dikkate alma mertebesi. Ahadiyet mertebesinde sıfatlar ve isimler iskat edilir ve dikkate alınmaz; burada ise iskat edilmez, yok sayılmaz, fakat ispat da edilmez, var sayılmaz. Varsayılan ve göreceli olarak ispatla iskat bir arada bulundugu için, başka bir ifadeyle sıfatlar ve isimler hem var, hem yok veya ne var ne de yok sayıldığı için bu mertebeye cem ahadiyeti, yani ‘ahadiyetle vahadiyeti kendisinde toplayan” denilmiştir. Burada nispetler, izafetler ve itibarat söz konusudur, yani sıfatların ve isimlerin varlığı ve yokluğu izafi ve itibaridir. Ahadiyetü'l-kesret (5 حد ية | لكثر 1) Çokluk tekliği. tas. Nispi ve itibari olarak kendisinde çokluğun düşünüldüğü mertebe; cem makamı da denir (kr).
Ahdâs
(! ع (احد Hades. Yeni yetmeler, oğlanlar, tüyleri yeni bitmiş yakışıklı ve güzel sesli çocuklar. Bazı mutasavvıflar bu nitelikteki oğlanları sohbet toplantılarına çağırmışlar, onlara ilâhî okutup coşmuşlardır. Râiha-i tayyibe, vechisabih ve savt-ı melih dedikleri güzel koku, şirin yüz ve hoş nağme hoşlarına gitmiştir. Tüysüzün şahsında Allah'ın güzelliğinin tecellilerini seyrettiklerini söylemişlerdir. Bu işe cemalperestlik, şâhid-bâzi, tüysüze de emred ve şahit demişlerdir. Büyük süfiler oğlanlarla düşüp kalkmayı ve sohbet etmeyi tehlikeli bir iş ve büyük bir afet olarak görmüş, çevrelerindekileri bu konuda sık sık uyarmışlardır Ahiretlik ( 376, 396). Bkz. Şahit. Ahd-i emanet ( (عهد | ما Emaneti kabul ve onu muhafaza edeceğine dair ahit ve peyman verme, emaneti taahhüt etme (Ahzâb Suresi, 72). 2. İlahi taahhüt, ezeli ahit | (Yasin Suresi, 60). İlahi taahhüt, ezeli ahit | (Yasin Suresi, 60).
Ahmed Çelebi Mescidi
İstanbul · Türkiye · Üsküdar'da, Mustafa Hudâvendî'nin cuma ve pazartesi geceleri hatm-i hâcegân okutarak sâlikleri terbiye ettiği mescit. Metin mahalle bilgisi vermediğinden koordinat verilmemiştir. İlişkili kişi dosyası Şeyh Mustafa Hudâvendî : Mustafa Hudâvendî (yaklaşık 1812–1892), Eskişehirli; Abdullah el-Mekkî’ye Hicaz’da yirmi üç yıl hizmet ederek icâzet alan ve Üsküdar’da irşad eden Hâlidî-Nakşibendî şeyhidir.
Edirnekapı dışı kabristanı
İstanbul · Türkiye · Naaşı Fâtih Sultan Mehmed Camii'ne getirildi; öğleden sonra cenaze namazı kılındıktan sonra Edirnekapı dışında defnedildi. Kaynak belirli bir yapı adı vermez. İlişkili kişi dosyası Dayızâde Seyyid Hasan Efendi : Dayızâde Seyyid Hasan Efendi (ö. 26 Ramazan 1141/1729), İstanbul medreselerinin üst derecelerine yükselen, Kudüs kadılığı yapan ve Edirnekapı dışında defnedilen Osmanlı âlimidir.
Lefkoşa
Lefkoşa · Kıbrıs · 1135 Receb'i başında Lefkoşa kazâsı hükûmeti kendisine verildi; aynı yılın Zilhicce'sinde bu görevdeyken vefat etti. İlişkili kişi dosyası Has Ahur Hocası Hasan Efendi : Has Ahur Hocası Hasan Efendi (ö. 1723), İstanbul medreselerinde hâric ve dâhil derecelerinde ilerledikten sonra Trablusşam ve Lefkoşa kadılıklarında bulunan Osmanlı âlimidir.
Merkez Efendi Kabristanı
İstanbul · Türkiye · Kutub Hüseyin Efendi'nin medfen olduğu kabristan. Sefîne'ye göre kabrin etrafı demir parmaklıklıdır, geceleri kandil yanar; kitâbesinde Abdülehad en-Nûrî'nin halifesi ve Hacı Evhad şeyhi olarak anılır. Kabrine bitişik olarak Şeyh İsmâil-i Halvetî ile oğlu Şeyh Ahmed Efendi'nin medfun olduğu kaydedilir.
Hâce Kutbüddin Bahtiyar Türbesi
Delhi · Hindistan · Sefîne'ye göre Muhammed Cân'ın yirmi yıl boyunca gecelerini ibadetle geçirdiği türbe. Metinde türbenin Delhi'de bulunduğundan başka bir yer tarifi yoktur. İlişkili kişi dosyası Muhammed Cân en-Nakşibendî : Muhammed Cân en-Nakşibendî (ö. 1850), Şah Abdullah-ı Dehlevî'nin halifesi; Delhi'den Mekke'ye göç ederek Cennetü'l-Muallâ'ya defnedilen Nakşibendî şeyhidir.
Trablusşam
Trablusşam · Lübnan · 1131 Rebîülâhir'inde Trablus-ı Şâm kazâsına tayin edildi, 1132 Şevval'inde azledildi. İlişkili kişi dosyası Has Ahur Hocası Hasan Efendi : Has Ahur Hocası Hasan Efendi (ö. 1723), İstanbul medreselerinde hâric ve dâhil derecelerinde ilerledikten sonra Trablusşam ve Lefkoşa kadılıklarında bulunan Osmanlı âlimidir.
Fırat kenarındaki zâviyesi
Basra civarı · Irak · Attâr'ın kaydına göre geceleri ibadetle meşgul olmak için Fırat kenarında yaptırdığı zâviye. Kesin yeri bilinmemektedir. İlişkili kişi dosyası Habîb el-Acemî : Habîb el-Acemî (ö. 130/747-48 [?]), Hasan-ı Basrî çevresinde yetişen İran asıllı Basralı zâhid, güvenilir hadis râvisi ve sonraki tarikat silsilelerinin önemli halkasıdır.
Abdal Mûsâ Dergâhı (Tekke köyü)
Elmalı / Antalya · Türkiye · Menâkıbnâmeye göre intisap ettiği ve kırk yıl hizmet ettiği dergâh. İlişkili kişi dosyası Kaygusuz Abdal : Kaygusuz Abdal, Abdal Mûsâ çevresine bağlanan menâkıbnâmesi, Kahire dergâhı ve manzum-mensur eserleriyle Bektaşî edebiyat ve erkân hafızasının kurucu isimlerindendir.
Elmalık Mahallesi'ndeki hanesi
Bursa · Türkiye · Hilâfet aldıktan sonra Çarşamba geceleri Uşşâkî âyini icra ettiği evi; ayrı bir tekke binası değil, ev meclisidir. İlişkili kişi dosyası Şeyh Muhammed Sahâvetüddin Hacı Baba : Şeyh Muhammed Sahâvetüddin Hacı Baba (yaklaşık 1823–1913), askerlikten sonra Uşşâkî yoluna giren, Testereci Ahmed Hamdi Efendi’den hilâfet alan ve Bursa Elmalık’taki evinde irşad halkası kuran sûfîdir.
Mahmud Ağa Medresesi
İstanbul · Türkiye · 1123 Cemâziyelâhir'inin 12. günü Mutavvelci Mehmed Efendi'nin yerine, ibtidâ dâhil itibarıyla Eyüp'teki bu medreseye tayin edildi. İlişkili kişi dosyası Has Ahur Hocası Hasan Efendi : Has Ahur Hocası Hasan Efendi (ö. 1723), İstanbul medreselerinde hâric ve dâhil derecelerinde ilerledikten sonra Trablusşam ve Lefkoşa kadılıklarında bulunan Osmanlı âlimidir.
Alâiye (doğum yeri)
Alanya · Türkiye · Menâkıbnâmeye göre sancak beyinin oğlu olarak burada doğdu. İlişkili kişi dosyası Kaygusuz Abdal : Kaygusuz Abdal, Abdal Mûsâ çevresine bağlanan menâkıbnâmesi, Kahire dergâhı ve manzum-mensur eserleriyle Bektaşî edebiyat ve erkân hafızasının kurucu isimlerindendir.
Gevâliyâr (Gwalior) Kalesi
Madhya Pradeş · Hindistan · Cihangir'in emriyle yaklaşık bir yıl hapsedildiği kale; hapsini “celâl sıfatının tecellîsi” diye yorumlamıştır. İlişkili kişi dosyası İmâm-ı Rabbânî Ahmed Sirhindî : Ahmed Sirhindî, Nakşibendî terbiyeyi Hint alt kıtasının ilmî, siyasî ve tasavvufî tartışmaları içinde yeniden yorumlayarak Müceddidiyye evresini başlattı.
Hüdâyî'nin Eserleri ve İlâhileri
Yazılı ve musikili miras. Monografiden hareketle hazırlanmış özgün inceleme.
Mevlevî Âyin-i Şerifinin Mûsiki Mimarisi
Mevlevî mukabelesinin tam akışı; icracıları, mekân düzeni, makam ve usûl örgüsü, dört selâmı, terennümleri, sembolik yorumları ve sahne icrasından farklarıyla birlikte.
Matbah-ı Şerif ve Binbir Günlük Mevlevî Çilesi
Saka postundan hücre sahibi dedeliğe hizmet yolculuğu. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
Cerrâhiyye'de Erkân, Esmâ ve Hilâfet
Nûreddin Cerrâhî'nin Halvetî usulünü yeniden düzenleyişi ve tarikatın kurumsal dili TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.
Yemen Kādiriyyesi: Erken Şubeler ve Nispet Ağları
Yemen'deki on iki erken Kādirî nispetini tarih, kurucu ve alt kol ilişkileriyle düzenleyen kaynak dosyası.
Mevlevîhâneler Ağı: Konya'dan Taşraya
Âsitâne, zâviye, matbah, Mesnevî dersi ve şehirler arası dolaşım
Şam'dan İstanbul'a Sa‘diyye
İlk yerleşme XVIII. yüzyıl başında Abdüsselâm eş-Şeybânî'nin Koska'daki dergâha tayini İstanbul Sa‘diyye'sinin kurumsal dönüm noktasıdır. Kadem-i Şerif Muhammed Ziyâeddin Vefâî, I. Abdülhamid'in davetiyle kadem-i şerif emanetini İstanbul'a getirdi ve Halil Hamid Paşa'nın Davutpaşa'da yaptırdığı tekkede kaldı. Şehir ağı
Mevlânâ ile Yûnus Emre Arasında Fikir ve Ruh Akrabalığı
Cihan Okuyucu’nun karşılaştırmasından hareketle Mevlânâ ile Yûnus’un şiirlerindeki müşterek irfan dilini, doğrudan tarihî temas iddiasından ayırarak okuyan geniş dosya.
Tahirü’l-Mevlevî: Mesnevî, Mahfil ve Yakın Dönem Dinî Edebiyat
Tahir Olgun’un Mesnevîhanlık, şerh, Mahfil dergisi ve dinî şiir faaliyetini geç Osmanlı-erken Cumhuriyet geçişinde ele alan kişi dosyası.
Bektaşî Erkânı, Hiyerarşi ve Meydan
Bektaşî topluluk düzenini tek bir gizli tören tarifine indirgemeden makam, hizmet ve meydan kavramlarıyla açıklayan rehber.
Câbî Tarihi'nde İstanbul Tekkeleri ve Saray
Kroniği doğru terimlerle okumak Câbî Ömer Efendi'nin gün gün tuttuğu kayıtlarında “Dergâh-ı Âlî” devlet kapısını, “mevleviyet” ise çoğu yerde yüksek kadılık mansıbını anlatır. Bunlar tekke ve Mevleviyye kaydı sayılmaz. Gerçek tarikat verileri; Mevlevîhâne, tekye, zâviye, âyin-i tarîk ve adı verilen meşâyih ifadelerinde
Sadreddin Konevî'de Mârifet, Vücûd ve Yöntem
İlm-i ilâhînin konusu Konevî için metafiziğin konusu mutlak vücûddur. İsimler, sıfatlar, mümkünler ve âlem bu konunun nispet ve meseleleri olarak ele alınır; Hakk'ın hakikati sıradan bir tanımın konusu yapılamaz. Bilginin yolları Duyu, akıl, haber ve keşif birbirinin basit alternatifi değildir. Akıl ilişki ve delil kurar fakat kendi şartlarıyla sınırlıdır; k
SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI
Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e
SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI
Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş
Sayfalar 4–13
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 43 5846 Sayılı Kan un gereğince telif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ÖZTÜRK Matbaası Ist
Sayfalar 4–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1
Sayfalar 1–10
Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha
Sayfalar 1–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · ELHAC MUZAFFER OZAK İRSAD 1.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALÂH BİLİCİ KITA
Sayfalar 3–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista
Sayfalar 1–8
Muzaffer Ozak Külliyatı · eSSz ELHAC MUZAFFER OZAK İR$ÂD 152 0 3.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALAH
Sayfalar 2–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,