Ara
Menü

Bursalı İsmâil Hakkı

Bursalı İsmâil Hakkı (1653–1725), Atpazarî Osman Fazlı’nın halifesi; Üsküp, Ustrumca, Bursa, Tekirdağ, Şam ve Üsküdar’da irşad faaliyetinde bulunan; Rûhu’l-beyân başta olmak üzere yüzü aşkın eseriyle Celvetî irfanını tefsir, vaaz, şiir ve şerh geleneği içinde işleyen Osmanlı sûfî-müellifidir.

Doğum
1653
Vefat
1725
Unvan
Celvetî şeyhi, müfessir, şair, bestekâr ve Rûhu’l-beyân müellifi
Temalar
Celvetiyye, Osman Fazlı Atpazarî, Rûhu’l-beyân, tefsir, vaaz, vahdet-i vücûd, İbnü’l-Arabî, Mesnevî şerhi, Muhammediyye şerhi, zikir, temkin, Bursa

Aydos’ta doğumu ve aile çevresi

İsmâil Hakkı, 1063 Zilkadesinde (Ekim 1653) bugün Bulgaristan sınırları içindeki Aydos’ta doğdu. Uzun süre Bursa’da yaşadığı için Bursevî, Üsküdar’daki ikameti sebebiyle Üsküdârî, mensup olduğu yol dolayısıyla Celvetî nisbeleriyle anıldı; en yaygın adı İsmâil Hakkı Bursevî oldu.

Babası Mustafa Efendi İstanbul Aksaray’da yetişmiş, evinin yanmasının ardından oğlunun doğumundan bir yıl önce Aydos’a yerleşmişti. Tasavvuf çevreleriyle irtibatını burada da sürdürdü ve Celvetî şeyhi Atpazarî Osman Fazlı ile yakınlık kurdu. İsmâil Hakkı yedi yaşında annesini kaybedince bakımını büyükannesi üstlendi.

Edirne ve İstanbul’daki tahsil

İlk Arapça derslerini Osman Fazlı’nın Aydos halifesi Ahmed Efendi’den aldı. 1074/1664’te Seyyid Abdülbâki Efendi ile Edirne’ye giderek dinî ilimler ve hüsn-i hat tahsil etti; fıkıh ve kelâm metinleri okudu. Tahsilinin bu safhasından sonra İstanbul’a gönderildi ve 1083 Rebîülevvelinde (Temmuz 1672) Atpazarî Osman Fazlı’ya intisap etti.

Osman Fazlı’dan kelâm, ferâiz, belâgat ve fıkıh usulü okudu; başka hocalardan tecvid ve Farsça öğrendi, Fars şiirinin belli başlı divanlarını inceledi. Hat sanatını Hâfız Osman’dan meşketti. Üç yılın ardından Zeyrek Camii’nde doksan gün halvette kaldı; sonrasında dergâh hizmeti ve vaazla görevlendirildi.

Üsküp, Köprülü ve Ustrumca yılları

Osman Fazlı, 1086/1675’te onu halife tayin ederek üç dervişle Üsküp’e gönderdi. Camilerde vaaz verdi, zâhirî ilimler okuttu ve onarılan bir tekkede irşad faaliyetini yürüttü. 1087/1676’da Şeyh Mustafa Uşşâkî’nin kızıyla evlendi.

Şehir yöneticileri ve müftü hakkındaki sert tenkitleri uzun bir ihtilâfa dönüştü. Dava İstanbul’a taşındı; Osman Fazlı tarafları uzlaştırdıysa da gerginlik yeniden başlayınca İsmâil Hakkı önce Köprülü’ye, on dört ay sonra da halkın talebiyle Ustrumca’ya geçti. Bu dönem, onun vaazı yalnız öğretim değil kamusal sorumluluk sayan tavrını gösterir.

Bursa’ya tayini ve Rûhu’l-beyân

1096/1685’te Edirne’de şeyhinin yanında yaklaşık üç ay kaldı ve onun gözetiminde İbnü’l-Arabî’nin Fusûsü’l-hikemini okudu. Bursa halifesi Sun‘ullah Efendi’nin vefatı üzerine Osman Fazlı tarafından Bursa’ya gönderildi. Ulucami ve başka camilerde vaaz vermeye başladı.

Şâban 1096’dan (Temmuz 1685) itibaren Fâtiha’dan başlayarak Kur’an’ı vaaz halkalarında tefsir etti; rivayetleri, tasavvufî yorumları, şiirleri ve ahlâkî öğütleri Arapça kaleme aldı. Böylece oluşan Rûhu’l-beyân fî tefsîri’l-Kur’ânı Cemâziyelevvel 1117’de (Eylül 1705) tamamladı. Eserin mev‘iza yönünün kuvvetli olması, doğrudan bu sözlü ders ve vaaz zemininden doğmasıyla ilgilidir.

Şeyhiyle bağı ve Celvetî hilâfeti

Bursa’ya geldikten sonra Osman Fazlı’yı birkaç defa İstanbul’da ziyaret etti; son ziyaretini şeyhinin sürgünde bulunduğu Kıbrıs’ta yaptı. Osman Fazlı 1102/1690-91’de onu kendi yerine tayin etti. Bursevî’nin Celvetî kimliği yalnız silsile nispeti değildi: vaaz, zikir, hizmet, halvet ve celveti bir arada yürüten irşad anlayışı eserlerinin de ana çerçevesini oluşturdu.

Bazı geç kaynaklar onu “Hakkıyye” adı verilen bir şubenin kurucusu gösterir. Bununla birlikte müstakil teşkilâtı ve devamlı silsilesi bulunan fiilî bir Hakkıyye kolunun oluştuğu söylenemez; bu ad daha çok Bursevî’nin Celvetiyye içindeki güçlü ilmî ve irfanî çevresini belirtir.

Seferler, ilk hac ve yol tecrübesi

1107-1108/1695-96’da II. Mustafa’nın davetiyle I. ve II. Avusturya seferlerine katıldı; askerin maneviyatını kuvvetlendirmek üzere vaazlarda bulundu ve yaralanarak Bursa’ya döndü. 1111/1700’de ilk haccını yaptı, Mekke ve Medine’de yaklaşık yedi ay kaldı. Dönüşte Medine ile Tebük arasındaki Ulâ yakınlarında kafilesi baskına uğradı; canını kurtardı, fakat Esrârü’l-hac adlı çalışması kayboldu.

İkinci hac, Mısır ve Tekirdağ

Muharrem 1122’de (Mart 1710) ikinci hac yolculuğuna çıktı. İstanbul’dan denizle İskenderiye’ye, oradan Kahire’ye ulaştı; Şeyhûniyye Medresesi yanındaki Kādirî Dergâhı’nda kaldı. Ezher çevresi, sûfîler ve şehir halkıyla görüştü, kendisinden talepte bulunan bazı kimselere icâzet verdi. Hac dönüşünde İstanbul üzerinden Bursa’ya geldi; 1126/1714’te Tekirdağ’a geçerek irşad faaliyetini burada sürdürdü, 1129/1717’de yeniden Bursa’ya döndü.

Şam, Üsküdar ve son Bursa devri

1717’de Muhyiddin İbnü’l-Arabî’ye duyduğu bağlılık sebebiyle Şam’a gitti. Burada yaklaşık on eser kaleme aldı; esmâ-i hüsnâ şerhi olan Tuhfe-i Recebiyyeyi Şam Valisi Receb Paşa’ya sundu. Şam’daki büyük âlim ve sûfî Abdülganî en-Nablusî ile tütün meselesindeki görüş ayrılığı sebebiyle yakın bir münasebet kuramadı.

1132/1720’de Üsküdar’a yerleşti. Damad İbrâhim Paşa kendisine bir ev tahsis etti; Ahmediye Camii’nde cuma vaizliği yaptı. Vahdet-i vücûd hakkında din dışı sözler söylediği iddiasıyla açılan soruşturma, şahitlerin suçlamayı doğrulamaması üzerine sonuçsuz kaldı. 1135/1723’te Bursa’ya döndü, kendi imkânlarıyla bir cami yaptırdı ve ömrünün son yıllarını telif, vaaz ve irşadla geçirdi.

Eser külliyatı ve yazı dili

Bursevî yüzü aşkın eser kaleme aldı. Eser adlarının değişmesi, bazı risâlelerin mecmualar içinde bulunması ve vâridât kayıtlarının farklı adlarla dolaşması sebebiyle toplam sayı kaynaklarda elliden 134’e kadar çıkar. Sakıp Yıldız’ın tesbit ettiği 127 eser de eksik ve tekrarlar barındırır. Çoğu Türkçe, yaklaşık kırkı Arapçadır; bazı metinlerde iki dil iç içedir.

Mensur eserleri dahi yoğun şiir malzemesi taşır. Kendisi manzumelerinin on bini aştığını söyler. Bestekâr olarak kendi ilâhilerinden ve Aziz Mahmud Hüdâyî’nin şiirlerinden bazılarını besteledi. Bu çok yönlülük, onu yalnız tefsir veya yalnız tarikat tarihi başlığına sığdırmayı güçleştirir.

Başlıca eserleri

Rûhu’l-beyân, onun en geniş ve en çok okunan eseridir. Rûhu’l-Mesnevî, Mesnevî’nin ilk 738 beytini şerheder; Ferâhu’r-rûh, Yazıcıoğlu Mehmed’in Muhammediyyesinin kapsamlı şerhidir. Tamâmü’l-feyz tarikatın mahiyeti, intisap, evrâd ve mürşidlik meselelerini anlatırken büyük ölçüde Osman Fazlı’nın hayat ve sözlerini kaydeder. Silsilenâme-i Celvetiyye, Celvetî meşâyihini, yolun âdâb ve erkânını birlikte ele alır.

Kitâbü’l-Hitâb, Kitâbü’n-Necât, Necmeddîn-i Kübrâ’nın on esasına yazdığı şerh, Kenz-i Mahfî, Hüccetü’l-bâliğa, Tuhfe-i Recebiyye, Tuhfe-i İsmâiliyye ve esmâ-i seb‘a risâlesi; iman, ibadet, insan-ı kâmil, zikir, sülûk, mârifet ve tevhid bahislerini farklı hacim ve bağlamlarda işler.

Tefsir anlayışı

Rûhu’l-beyân rivayet, dil, kıraat, ahlâk, şiir ve işârî yorumları bir araya getirir. Bursevî, âyetin zâhir mânasını ortadan kaldıran bir bâtınî okumaya yönelmez; işârî katmanı zâhirî ilimlerin üzerine kurmaya çalışır. Vaaz dilinin eserdeki ağırlığı, okuyucuyu yalnız bilgilendirmek değil, davranış ve kalp terbiyesine sevketmek istemesinden kaynaklanır.

Tasavvuf anlayışı: şeriat, temkin ve mârifet

Onun tasavvuf düşüncesinde Celvetî terbiye ile İbnü’l-Arabî ve Sadreddin Konevî çizgisinin varlık ve insan anlayışı birleşir. Bunun yanında Üftâde, Aziz Mahmud Hüdâyî, Mevlânâ ve şeyhi Osman Fazlı belirleyici isimlerdir. Şeriat ile hakikati birbirine rakip iki alan saymaz; zâhirde ölçüyü, bâtında mârifeti birlikte korumayı ister.

Sekr yerine sahvı, taşkın ifade yerine temkini öne çıkarır. Mârifetullahı keşif ve olağanüstü hâllerden üstün görür; kerameti velâyetin şartı saymaz. Sûfîleri küçümseyen zâhir ulemâsını eleştirdiği gibi, tarikat adına dinî ölçüleri ihmal eden çevreleri de tenkit eder.

Hakîkat-i Muhammediyye ve velâyet

Bursevî, hakîkat-i Muhammediyye’yi nübüvvet ve velâyetin en kâmil zuhuru olarak açıklar. Hz. Peygamber’i şeriatın zâhirî nuru ile hakikatin bâtınî nurunu birleştiren son peygamber kabul eder; velâyeti nübüvvetten bağımsız yeni bir dinî otorite değil, peygamberlere tâbi olma ve mânevî veraset çerçevesinde yorumlar.

Halifeleri ve tesiri

Vahdetî Osman Efendi, oğlu Mehmed Bahâeddin, Zâtî Süleyman Efendi, Hikmetî Mehmed Efendi, Derûnîzâde Mehmed Hulûsî Efendi ve Şeyh Yahyâ Efendi halifeleri arasında anılır. Tesiri yalnız bu dar halkayla sınırlı kalmadı; tefsiri, Muhammediyye ve Mesnevî şerhleri, ilâhileri ve Celvetî silsile yazıcılığı Osmanlı coğrafyasında geniş bir okur çevresine ulaştı.

Vefatı, camisi ve kabri

İsmâil Hakkı Bursevî 9 Zilkade 1137’de (20 Temmuz 1725) Bursa’da vefat etti. Kabri, Tuzpazarı’nda kendi yaptırdığı caminin kıble tarafındadır. Bursa’daki bu son mekân, onun vaaz, eser telifi ve irşadla geçen kırk yıllık şehir hafızasının merkezlerinden biridir.

COĞRAFÎ HAFIZA25 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi25 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 1 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Kendi ölümüne düşürdüğü tarih

“Envâr-ı Hak'la pür oldu merkadi”.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Ölümünden üç yıl evvel yazdığı Kitâbü Nakdi'l-hâl adlı eserinde yer alan bir manzumesinin son beytindeki, “Hakkıyâ envâr-ı Hak'la pür oldu merkadi” mısraında vefatını önceden haber verdiği kabul edilir.

Çerçeve. Mısraın harflerinin ebced değerleri toplanınca vefat yılı (1137) çıkar; şair kendi mezar tarihini üç yıl önceden yazmıştır. Kaynağın “kabul edilir” kaydı ihtiyatlıdır: tarih mısraı sonradan da bu şekilde okunmuş olabilir. Yine de on binlerce beyit yazan ve tarih düşürmeye vâkıf bir şair için kasıtlı bir tercih olması ihtimal dahilindedir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İsmâil Hakkı Bursevî”, c. 23.

Hayatından kayıtlar

İlk 6 kayıt gösteriliyor

BİYOGRAFİK KAYIT

Yanan bir ev, değişen bir hayat

Doğumundan bir yıl önceki yangın.

Metni gösterMetni daralt

İstanbul'un Aksaray semtinde doğup büyüyen babası Mustafa Efendi, İsmâil Hakkı'nın doğumundan bir yıl evvel evi yanınca Aydos'a gidip yerleşmişti.

Çerçeve. Bir yangın olmasaydı İsmâil Hakkı İstanbul'da doğacak, Aydos'ta Atpazarî Osman Fazlı ile karşılaşmayacak, dolayısıyla Celvetî olmayabilecekti. Ailesinin bu göçü hayatının bütün seyrini belirlemiştir; kendisi de ömrü boyunca Rumeli, Bursa ve İstanbul arasında yer değiştirmeyi sürdürecektir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İsmâil Hakkı Bursevî”, c. 23.
BİYOGRAFİK KAYIT

Yirmi yıl süren bir vaaz

Rûhu'l-beyân'ın yazılış usulü.

Metni gösterMetni daralt

Ulucami'de ve diğer bazı camilerde vaaz vermeye 1096 Şâbanından (Temmuz 1685) itibaren vaazlarında Kur'ân-ı Kerîm'i Fâtiha'dan başlayarak tefsir etmeye, vaazda söylediklerine tasavvufî yorumlar ekleyip şiirler zikrederek ve Arapça olarak yazıya geçirmeye başladı. Bu şekilde meydana getirdiği Rûhu'l-beyân adlı tefsirini Cemâziyelevvel 1117'de (Eylül 1705) tamamladı.

Çerçeve. Yirmi yıl süren bir iş: Fâtiha'dan başlanıp Kur'an'ın sonuna kadar, hafta hafta kürsüde söylenip sonra Arapça yazıya geçirilerek. Kitabın niteliği de buradan gelir — “önce vaaz olarak takrir edildiğinden mev'izaya ağırlık verilmiş, sonraki dönemlerde de mev'iza türü için önemli bir kaynak olmuştur.” Yani Rûhu'l-beyân bir masa başı tefsiri değil, cemaate söylenmiş sözlerin kitaba dönüşmüş hâlidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İsmâil Hakkı Bursevî”, c. 23.
BİYOGRAFİK KAYIT

Müftüyü eleştiren vâiz

Üsküp'teki altı yıllık dava.

Metni gösterMetni daralt

İsmâil Hakkı vaazlarında, dine aykırı davranışlarını gördüğü Üsküp müftüsünü ve şehrin bazı ileri gelenlerini eleştirmeye devam edince muhalifleri tarafından mahkemeye verildi. İsmâil Hakkı ve davacıları İstanbul'a giderek Şeyhülislâm Çatalcalı Ali Efendi, Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ve Rumeli Kazaskeri Beyâzîzâde Ahmed Efendi ile görüştüler.

Aralarını bulması için görevlendirilen Osman Fazlı Efendi tarafları barıştırdı.

Çerçeve. Yirmi iki yaşında halife tayin edilen genç bir şeyhin bir vilâyet müftüsüyle çatışması, davanın payitahta kadar taşınmasına ve sadrazam ile şeyhülislâmın önüne gitmesine yol açmıştır. Barıştırmak için görevlendirilen kişi ise kendi şeyhidir. Altı yıl sonra çekişme yine alevlenince şeyhi onu Üsküp'ten çekmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İsmâil Hakkı Bursevî”, c. 23.
BİYOGRAFİK KAYIT

Sürgündeki şeyhi Kıbrıs'ta ziyaret

Halefliğin devri.

Metni gösterMetni daralt

Bursa'ya halife tayin edildikten bir buçuk yıl sonra İstanbul'a şeyhini ziyarete gitti. Ardından dört defa daha aynı amaçla İstanbul'a giden İsmâil Hakkı şeyhini son olarak sürgünde olduğu Kıbrıs'ta ziyaret etti (1102/1690-91). Şeyhi bu ziyaret sırasında yerine onu tayin etti.

Çerçeve. Atpazarî Osman Fazlı, IV. Mehmed'e nasihat edecek kadar yakın olduğu saray tarafından sonunda Kıbrıs'a sürülmüştür. Halefliğin bir sürgün adasında devredilmiş olması, XVII. yüzyıl sonunda tekke ile devlet arasındaki gerilimin de göstergesidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İsmâil Hakkı Bursevî”, c. 23.
BİYOGRAFİK KAYIT

Sefere katılan ve yaralanan şeyh

1695-96 Avusturya seferleri.

Metni gösterMetni daralt

1107-1108 (1695-1696) yıllarında İsmâil Hakkı, askerin moral gücünü arttırmak için II. Mustafa'nın daveti üzerine katıldığı I ve II. Avusturya seferlerinde yaralanarak Bursa'ya döndü.

Çerçeve. Sûfîlerin sefere katılıp orduya mânevî destek vermesi Osmanlı'da köklü bir uygulamadır — Sofyalı Bâlî Efendi Kanûnî ile, Şemseddin Sivâsî yetmiş yaşında Eğri seferiyle. Buradaki fark, İsmâil Hakkı'nın fiilen yaralanmış olmasıdır. Tuhfe-i İsmâiliyye'yi de bu seferlerdeki yol arkadaşının isteği üzerine yazmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İsmâil Hakkı Bursevî”, c. 23.
BİYOGRAFİK KAYIT

Sigara tartışması

Nablusî ile araları.

Metni gösterMetni daralt

Bu sırada Şam'da bulunan Abdülganî en-Nablusî ile, sigara içmenin câiz olup olmadığına dair tartışmalar yüzünden aralarının açık olduğu anlaşılmaktadır.

Çerçeve. İki tarafın da dikkate değer olduğu bir çekişmedir: Nablusî devrin en velûd Arap sûfî müellifi, Bursevî ise Osmanlı'nın. Tütün, XVII. yüzyılda Osmanlı ve Arap dünyasında en hararetli fıkhî tartışma başlıklarındandı; Nablusî tütünü savunan meşhur bir risâle yazmıştır. Bursevî'nin Şam'a gidiş sebebi ise İbnü'l-Arabî sevgisidir — aynı şehirde iki büyük Fusûs okuyucusunun tütün yüzünden anlaşamaması kayda değerdir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İsmâil Hakkı Bursevî”, c. 23.

Eserleri ve metinleri

İlk 6 kayıt gösteriliyor

ESER / METİN

Rûhu'l-beyân fî tefsîri'l-Kur'ân

Yirmi yılda tamamlanan tefsir.

Metni gösterMetni daralt

1117'de (1705) tamamlanan eserde önce vaaz olarak takrir edildiğinden mev'izaya ağırlık verilmiş, sonraki dönemlerde de mev'iza türü için önemli bir kaynak olmuştur.

Müellif nüshası Bursa Eski Yazma ve Basma Eserler Kütüphanesi'nde bulunan Rûhu'l-beyân'ın (Genel, nr. 12-27) çeşitli baskıları yapılmıştır (İstanbul 1255, 1285, 1286, 1306, 1330, 1333; Bulak 1255, 1264, 1276, 1278, 1287).

Eserin M. Ali Sâbûnî tarafından Tenvîrü'l-ezhân min tefsîri Rûhi'l-beyân adıyla yapılan özetini (Dımaşk 1988) Abdullah Öz'ün içinde bulunduğu bir heyet Türkçe'ye çevirmiştir (İstanbul 1995-1996).

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İsmâil Hakkı Bursevî”, c. 23.
ESER / METİN

Tamâmü'l-feyz ve Silsilenâme-i Celvetiyye

Hayatının ve yolunun kaynağı.

Metni gösterMetni daralt

Tamâmü'l-feyz fî bâbi'r-ricâl. Baş tarafında tarikatların menşei, amacı, biat ve intisap, evrâd, mürşidin vasıfları, Celvetî silsilesi gibi konuların ele alındığı eserin büyük bir kısmını Osman Fazlı'nın hayatı, kerametleri, eserleri, değişik konuşmalarından derlenen notlar teşkil eder… edisyon kritiği Ramazan Muslu ve Ali Namlı tarafından yapılmıştır.

Silsilenâme-i Celvetiyye. Celvetiyye meşâyihi hakkında bilgilerin yer aldığı eserin son tarafında tarikat âdâb ve erkânından söz edilmektedir (İstanbul 1291).

Çerçeve. Hakkında bilinenlerin çoğu bu iki eserden gelir; kaynak bu yüzden bir uyarı da düşer: “oldukça hareketli bir hayat geçirdiğinden bu çalışmalarda yer yer eksiklik ve yanlışlıklara rastlanmaktadır.”

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İsmâil Hakkı Bursevî”, c. 23.
ESER / METİN

Şerhleri

Mesnevî, Muhammediyye, Usûl-i aşere.

Metni gösterMetni daralt

Rûhu'l-Mesnevî. Mevlânâ'nın Mesnevî'sinin ilk 738 beytinin şerhidir (I-II, İstanbul 1285, 1287).

Şerhu'l-Muhammediyye (Ferâhu'r-rûh). Yazıcıoğlu Mehmed Efendi'nin Muhammediyye'sinin şerhi olup çeşitli baskıları yapılmıştır (Bulak 1252, 1255, 1256, 1258; İstanbul 1274, 1294).

Şerh-i Usûlü'l-aşere. Necmeddîn-i Kübrâ'nın el-Usûlü'l-aşere adlı eserinin tercüme ve şerhidir (nşr. Mustafa Kara, İstanbul 1980). Şerh-i Salavât-ı İbn Meşîş (İstanbul 1256; Bulak 1279) · Şerh-i Ebyât-ı Fusûs · Risâletü'l-Hazarât (Cürcânî'nin et-Ta'rîfât'ındaki “hazarât-ı hamse” ve “insân-ı kâmil” maddelerinin şerhi).

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İsmâil Hakkı Bursevî”, c. 23.
ESER / METİN

Esmâ-i seb'a ve Kenz-i Mahfî

Sülûk ve tevhid risâleleri.

Metni gösterMetni daralt

Risâle-i Şerh-i Esmâ-i Seb'a. Risâlede Halvetiyye ve Celvetiyye tarikatlarında sülûkte esas alınan lâ ilâhe illallah, Allah, hû, hak, hay, kayyûm ve kahhâr isimleri şerhedilmiştir.

Kenz-i Mahfî. Eserde, “Küntü kenzen mahfiyyen” hadisi ele alınmış, müellifin vâridâtı ve bunların şerhlerine de yer verilmiştir (İstanbul 1290, 1307). Abdülkadir Akçiçek kitabı Gizli Hazine adıyla sadeleştirmiştir.

Kitâbü'l-Hitâb (İstanbul 1256, 1292) · Kitâbü'n-Necât (Şam'da yazılmıştır; İstanbul 1290) · Kitâbü Hücceti'l-bâliğa · Tuhfe-i Recebiyye (esmâ-i hüsnâ şerhi; Şam Valisi Receb Paşa'ya takdim edilmiştir).

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İsmâil Hakkı Bursevî”, c. 23.
ESER / METİN

“Tuhfe”ler ve ithaflar

Muhataba göre yazılmış risâleler.

Metni gösterMetni daralt

Tuhfe-i İsmâiliyye (sefer arkadaşı Lefkevîzâde Hacı İsmâil Piyâde'ye) · Tuhfe-i Halîliyye (iman hakkında) · Tuhfe-i Bahriyye ve Risâle-i Hüseyniyye (Bahri Hüseyin Efendi'ye) · Sülûkü'l-mülûk (Tuhfe-i Aliyye) (Ali Paşa'ya) · Tuhfe-i Hasekiyye (Tûbâzâde Mehmed Ağa'ya) · Kitâbü's-Sülûk (Tuhfe-i Vesîmiyye) (Enderun ağası Seyyid Ahmed Vesîm'e) · Tuhfe-i Atâiyye · Tuhfe-i Ömeriyye · Risâle-i Bahâiyye (oğlu Mehmed Bahâeddin için).

Çerçeve. Risâlelerinin çoğu bir kişiye ithaf edilmiştir; muhatap paşa, ağa, memur veya kendi oğludur. Bu, Bursevî'nin yalnız tekke değil devlet ve esnaf çevresine de hitap ettiğini gösterir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İsmâil Hakkı Bursevî”, c. 23.
ESER / METİN

Karşılıklı manzum sorular

Sahafî ve Niyâzî-i Mısrî ile.

Metni gösterMetni daralt

Es'iletü's-Sahafiyye ve ecvibetü'l-Hakkıyye. İsmâil Hakkı'nın, Şeyh Mehmed Sahafî'nin manzum sorularına verdiği cevaplardan meydana gelen eserde zât-ı ilâhiyye ve ahadiyyet gibi konular ele alınmıştır… İsmâil Hakkı'nın manzum sorularına da Mehmed Sahafî Ecvibetü's-Sahafî adıyla cevap vermiştir.

Es'ile-i Şeyh Mısrî'ye Ecvibe-i İsmâil Hakkı. Niyâzî-i Mısrî'nin, “Müşkilim var size ey Hak dostları eylen küşâd” mısraıyla başlayan şiirinin şerhi olup Makālât-ı İsmâil Hakkı içinde basılmıştır (İstanbul 1288).

Çerçeve. İki şeyhin manzum soru-cevapla tartışması devrin ilmî sohbet biçimlerinden biridir. Niyâzî-i Mısrî'yi “sırrı fâş etmekle” eleştirmiş olmasına rağmen onun şiirini şerhetmesi, tenkidin kişisel bir husumet olmadığını gösterir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İsmâil Hakkı Bursevî”, c. 23.

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Nübüvvet nurunun ay hareketi

Hakîkat-i Muhammediyye tasavvuru.

Metni gösterMetni daralt

Vahdet-i vücûd anlayışına sıkı sıkıya bağlı olan İsmâil Hakkı, hakîkat-i Muhammediyye'nin zuhurunu ayın bir aylık hareketine benzeterek anlatır… İlâhî bir nur olan nübüvvetin Hz. Âdem'de hilâl kadar olan zuhuru Hz. İbrâhim'de ayın on dördü gibidir. Hz. Muhammed'de bu zuhur kemale ererek ayın on beşinci gecesindeki dolunayın zuhuru gibi olmuş… Bu sebeple o hatmü'l-enbiyâdır.

Hz. Muhammed'den sonra bu zuhur yavaş yavaş azalmaya, dolunaydan hilâle doğru gitmeye başlamıştır. Ancak ondan sonra peygamber gelmeyeceğinden nübüvvet nuru onun şeriatının aynasında parlamaya devam edecektir.

Çerçeve. Benzetmenin gücü, peygamberlik tarihini tek bir ay döngüsüne sığdırmasındadır: hilâlden dolunaya çıkış, sonra iniş. Aynı istiareyle velâyet tarihi de anlatılır — bu defa hilâl Hz. Ali, dolunay İbnü'l-Arabî'dir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İsmâil Hakkı Bursevî”, c. 23.
TARİHÎ KAYIT

İbnü'l-Arabî hatmü'l-evliyâdır

Velâyetin dolunayı.

Metni gösterMetni daralt

Velâyet mertebesi nübüvvetin özü gibidir ve nübüvvetten öncedir. Velâyet derecelerinin sonu nübüvvet makamlarının başıdır. Nübüvvet velâyete dayanır; her nebî velîdir, ancak her velî nebî değildir.

Bu ümmette velâyete vâris olmak bakımından velâyetin ilk zuhûru Hz. Ali'de hilâl, İbnü'l-Arabî'de dolunay gibidir. Dolayısıyla İbnü'l-Arabî hatmü'l-evliyâdır. Ondan sonra velâyet nuru kıyamete kadar kutubların ve onlara tâbi olanların kalplerindedir.

İsmâil Hakkı'ya göre zuhur bakımından “hatm” olması İbnü'l-Arabî'nin Hz. Ali'den veya Hz. Ali'nin diğer sahâbîlerden üstün olduğu anlamına gelmez.

Çerçeve. Son cümle, sistemin en hassas noktasını korur: “dolunay” olmak zaman içindeki zuhurun tamlığıdır, kişisel üstünlük değil. Aynı yüzyılda İmâm-ı Rabbânî tam tersini savunuyor, nübüvveti velâyetten üstün tutuyordu; iki büyük sûfî, aynı meselede karşı kutuplarda durur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İsmâil Hakkı Bursevî”, c. 23.
KAVRAM

Sahv, temkin ve tenkit

Kimleri eleştirdiği.

Metni gösterMetni daralt

İsmâil Hakkı sekr yerine sahvı, şathiyyât yerine temkini ve bulunulan mertebeye uygun davranmayı benimsemiş, “ene'l-hak” diyen Hallâc-ı Mansûr'u, “sırr”ı fâş ettiğine inandığı Niyâzî-i Mısrî'yi, Şeyh Bedreddin'i, birtakım Mevlevî, Kalenderî, Bektaşîler'i ve eksik taraflarını gördüğü diğer kişi ve zümreleri tenkit etmekten geri durmamıştır.

Tasavvuf ehlinin ve özellikle vahdet-i vücûdun aleyhinde söz söyleyen ulemâyı da tarikat adına şeriatta ihmal ve gevşeklik gösterenleri de şiddetle eleştirmiştir.

Çerçeve. Tavrı iki yönlüdür ve tutarlıdır: vahdet-i vücûdu savunur ama onu alenen ve ölçüsüzce söyleyeni de eleştirir. Sekr sarhoşluk, sahv uyanıklıktır; şath ise vecd hâlinde söylenen aşırı sözdür. Niyâzî-i Mısrî'yi “sırrı fâş etmekle” suçlaması bu çerçevededir — mesele fikrin yanlışlığı değil, açıklanmasıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İsmâil Hakkı Bursevî”, c. 23.
KAVRAM

Keramet velâyet için şart değildir

İlmî keramet, kevnî keramet.

Metni gösterMetni daralt

Mârifetullahtan, zâhirî ve bâtınî ilimlerden ibaret gördüğü ilmî kerametleri kevnî kerametlerden üstün tutan İsmâil Hakkı'ya göre mârifetullah keşif ve kerametten üstündür. Bir velîden hârikulâde bir şey sâdır olsun veya olmasın mârifetullah şeref olarak ona yeter. Çünkü keramet velâyet için şart değildir.

Çerçeve. Kevnî keramet tabiat kanunlarının aşılmasıdır (havada yürümek, gaipten haber vermek); ilmî keramet ise bilgi ve mârifettir. Bu ayrım menâkıbnâme geleneğine dolaylı bir eleştiridir: velîyi velî yapan gösterdiği olağanüstülük değil, bildiğidir. 127 eser yazmış bir müellifin bu görüşte olması tabiîdir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İsmâil Hakkı Bursevî”, c. 23.
KAVRAM

İki nur: şeriat ve hakikat

Zâhir ile bâtının birlikte tutulması.

Metni gösterMetni daralt

Ona göre Hz. Peygamber'in nübüvvet ve velâyet nuru olmak üzere iki nuru vardır. Nübüvvet nuru şeriat nuru, velâyet nuru ise hakikat nurudur. Resûl-i Ekrem kıyamete kadar biri zâhir, diğeri bâtınla alâkalı bu iki nurla aramızdadır. Bu iki nura tâbi olmayan ve onlarla hidayet bulmaya çalışmayan kimse Peygamber'e uymayı terketmiştir.

Çerçeve. Formül, hem şeriatı ihmal eden sûfîleri hem tasavvufu reddeden ulemâyı aynı anda kapsayan bir eleştiridir: iki nurdan birini bırakan, ikisini de bırakmış sayılır. Bursevî'nin her iki tarafa da açık cephe alabilmesinin dayanağı budur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İsmâil Hakkı Bursevî”, c. 23.
KAVRAM

Onu reddeden iki çevre

Şems kolu ve Bayramî Melâmîleri.

Metni gösterMetni daralt

İsmâil Hakkı Bursevî, Mevlevîliğin Şems kolu ve Bayramî Melâmîleri dışında bütün tasavvufî çevrelerde geniş kabul görmüş, birçok eseri basılmış ve yaygın biçimde okunmuştur.

Ancak Mevlevîler'in Şems kolu ve Bayramî Melâmîleri, Silsilenâme-i Celvetî adlı eserinde Hz. Peygamber'in anne ve babasının kâfir olduğuna dair rivayete yer vermesi, amcası Ebû Tâlib'in küfür üzere öldüğünü söylemesi yüzünden onu şiddetle eleştirmiş, mezarını ziyaret etmeyi dahi uygun görmemiştir.

İsmâil Hakkı'nın Celvetiyye'nin Hakkıyye şubesinin kurucusu olduğu kaydedilmişse de böyle bir tarikat fiilen teşekkül etmemiştir.

Çerçeve. Ebeveyn-i Resûl meselesi Osmanlı ilim çevrelerinde asırlarca tartışılmıştır; Bursevî sert olan görüşü benimsemiştir. Tepkinin bu iki çevreden gelmesi anlamlıdır: her ikisi de Ehl-i beyt sevgisinin ağır bastığı, kuralcı yorumdan uzak duran gruplardır. “Mezarını ziyaret etmemek” ise tasavvuf muhitinde en ağır tavırdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İsmâil Hakkı Bursevî”, c. 23.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Bursa · Türkiyeİsmâil Hakkı Camii ve Türbesi, Tuzpazarı1135/1723'te Bursa'ya döndükten sonra kendi imkânlarıyla inşa ettirdiği cami; 9 Zilkade 1137'de (20 Temmuz 1725) vefat etmiş ve kabri caminin kıble tarafına yapılmıştır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Bursalı İsmâil Hakkı : Bursalı İsmâil Hakkı (1653–1725), Atpazarî Osman Fazlı’nın halifesi; Üsküp, Ustrumca, Bursa, Tekirdağ, Şam ve Üsküdar’da irşad faaliyetinde bulunan; Rûhu’l-beyân başta olmak üzere yüzü aşkın eseriyle Celvetî irfanını tefsir, vaaz, şiir ve şerh geleneği içinde işleyen Osmanlı sûfî-müellifidir.Burgaz · BulgaristanAydos (Aytos)1063 Zilkadesinde (Ekim 1653) doğduğu kasaba; ailesi İstanbul'daki evleri yandıktan sonra buraya yerleşmiş, babası burada Atpazarî Osman Fazlı ile tanışmıştır. İlişkili kişi dosyası Bursalı İsmâil Hakkı : Bursalı İsmâil Hakkı (1653–1725), Atpazarî Osman Fazlı’nın halifesi; Üsküp, Ustrumca, Bursa, Tekirdağ, Şam ve Üsküdar’da irşad faaliyetinde bulunan; Rûhu’l-beyân başta olmak üzere yüzü aşkın eseriyle Celvetî irfanını tefsir, vaaz, şiir ve şerh geleneği içinde işleyen Osmanlı sûfî-müellifidir.Bursa · TürkiyeUlucami1096 Şâbanından (Temmuz 1685) itibaren vaaz vererek Kur'an'ı Fâtiha'dan başlayarak tefsir ettiği cami; Rûhu'l-beyân bu vaazlardan doğmuştur. İlişkili kişi dosyası Bursalı İsmâil Hakkı : Bursalı İsmâil Hakkı (1653–1725), Atpazarî Osman Fazlı’nın halifesi; Üsküp, Ustrumca, Bursa, Tekirdağ, Şam ve Üsküdar’da irşad faaliyetinde bulunan; Rûhu’l-beyân başta olmak üzere yüzü aşkın eseriyle Celvetî irfanını tefsir, vaaz, şiir ve şerh geleneği içinde işleyen Osmanlı sûfî-müellifidir.Üsküp (Skopje) · Kuzey MakedonyaÜsküp1086/1675'te halife olarak gönderildiği ve altı yıl süren mahkeme çekişmesi yaşadığı şehir; harap bir tekke onarılıp kendisine tahsis edilmiş, sonra yeni bir zâviyede irşadını sürdürmüştür. İlişkili kişi dosyası Bursalı İsmâil Hakkı : Bursalı İsmâil Hakkı (1653–1725), Atpazarî Osman Fazlı’nın halifesi; Üsküp, Ustrumca, Bursa, Tekirdağ, Şam ve Üsküdar’da irşad faaliyetinde bulunan; Rûhu’l-beyân başta olmak üzere yüzü aşkın eseriyle Celvetî irfanını tefsir, vaaz, şiir ve şerh geleneği içinde işleyen Osmanlı sûfî-müellifidir.Fatih, İstanbul · TürkiyeZeyrek CamiiŞeyhinin izniyle doksan gün süren halvete girdiği cami; halvetten çıkınca dervişlere hizmetle görevlendirilmiştir. İlişkili kişi dosyası Bursalı İsmâil Hakkı : Bursalı İsmâil Hakkı (1653–1725), Atpazarî Osman Fazlı’nın halifesi; Üsküp, Ustrumca, Bursa, Tekirdağ, Şam ve Üsküdar’da irşad faaliyetinde bulunan; Rûhu’l-beyân başta olmak üzere yüzü aşkın eseriyle Celvetî irfanını tefsir, vaaz, şiir ve şerh geleneği içinde işleyen Osmanlı sûfî-müellifidir.Dımaşk · SuriyeŞam1129/1717'de İbnü'l-Arabî sevgisiyle gidip on kadar eser kaleme aldığı şehir; Tuhfe-i Recebiyye 'yi Şam Valisi Receb Paşa'ya burada takdim etmiş, Abdülganî en-Nablusî ile tütün tartışması burada geçmiştir.Kahire · MısırKahire (Şeyhûniyye)1122/1710'daki ikinci hac yolculuğunda Şeyhûniyye Medresesi bitişiğindeki Kādirî Dergâhı'na yerleşip iki aydan fazla kaldığı yer; aralarında Ezher müderrislerinin bulunduğu bazı kişilere icâzetnâme vermiştir. Konum yaklaşıktır.İstanbul · TürkiyeÜsküdar (Ahmediye Camii)Şam dönüşü 1132/1720'de Üsküdar'a yerleşmiş, burada cuma vâizliği yaparken vahdet-i vücûd sebebiyle hakkında takibat açılmış, beraat etmiştir. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Bursalı İsmâil Hakkı : Bursalı İsmâil Hakkı (1653–1725), Atpazarî Osman Fazlı’nın halifesi; Üsküp, Ustrumca, Bursa, Tekirdağ, Şam ve Üsküdar’da irşad faaliyetinde bulunan; Rûhu’l-beyân başta olmak üzere yüzü aşkın eseriyle Celvetî irfanını tefsir, vaaz, şiir ve şerh geleneği içinde işleyen Osmanlı sûfî-müellifidir.Kıbrıs · Kuzey KıbrısGirne / KıbrısŞeyhi Atpazarî Osman Fazlı'nın sürgün edildiği ve 1102/1690-91'de son kez ziyaret ettiği yer; halefliği burada devralmıştır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Bursalı İsmâil Hakkı : Bursalı İsmâil Hakkı (1653–1725), Atpazarî Osman Fazlı’nın halifesi; Üsküp, Ustrumca, Bursa, Tekirdağ, Şam ve Üsküdar’da irşad faaliyetinde bulunan; Rûhu’l-beyân başta olmak üzere yüzü aşkın eseriyle Celvetî irfanını tefsir, vaaz, şiir ve şerh geleneği içinde işleyen Osmanlı sûfî-müellifidir.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]TDV İslâm Ansiklopedisi, “İsmâil Hakkı Bursevî”, c. 23
  2. [2]Kişi kartı kaynak paketi — Bursalı İsmâil Hakkı
  3. [3]TDV İslâm Ansiklopedisi — Bursalı İsmâil Hakkı
Ortak kaynak kataloğunu aç →