ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
52 sonuç · “Vasıta”
01Kâsâniyye / Dehbîdiyye
Ahmed Kâsânî Mahdûm-ı A‘zam’ın Fergana, Semerkant ve Buhara çevresinde kurduğu; Dehbîd merkezinden halifeleri ve evlâtları vasıtasıyla Orta Asya, Doğu Türkistan, Kuzey Hindistan, Belh, Şam ve İstanbul’a yayılan Nakşibendî kolu.
Altıparmak Mehmed Efendi
Altıparmak Mehmed Efendi (ö. 1033/1623-24), Üsküp’te yetişip Şeyh Câfer vasıtasıyla Bayramiyye’ye intisap eden; Fâtih Camii’nde ders ve vaaz veren, Kahire’de zikir halkaları kuran âlim, mutasavvıf ve velûd mütercimdir.
Burhâneddin İbrâhim ed-Desûkī
Burhâneddin İbrâhim ed-Desûkī (633-676/1235-1277), Kur’an ve Şâfiî fıkhı tahsilinden sonra Rifâiyye, Sühreverdiyye, Şâzeliyye ve Ebû Medyen irşad çevrelerinden nasip alan; Desûk’ta uzun halvet ve irşad hayatı yaşayan, kardeşi Şeyh Mûsâ vasıtasıyla Desûkıyye-Burhâniyye adıyla teşekkül eden yolun pîridir.
Edirneli Mehmed Buhûrî
Şeyh Mehmed Buhûrî er-Rûmî el-Edirnevî (ö. 1039/1629-30), Mestçizâde İbrâhim Necîb vasıtasıyla Ramazan Mahfî’ye ulaşan ve Halvetiyye-Ramazâniyye içinde Buhûriyye şubesine adını veren Edirneli pîrdir.
Geredeli Hacı Halil Efendi
Geredeli Hacı Halil Efendi (1786-1843), Çerkeşî Mustafa Efendi’den 1811’de hilâfet alan; Gerede Aşağı Tekke merkezli irşadı halifeleri vasıtasıyla İstanbul, Nevrekop, Bolu, Kütahya ve Uşak’a yayılan Halvetî-Şâbânî şeyhidir.
Mevlânâ Ya‘kūb-i Çerhî
Ya‘kūb-i Çerhî (ö. 851/1447), Gazne yakınındaki Çerh’te doğan; Herat ve Mısır’da ilim tahsil ettikten sonra Bahâeddin Nakşibend ile Alâeddin Attâr’ın terbiyesinde yetişen ve Ubeydullah Ahrâr vasıtasıyla Nakşibendiyye’nin Orta Asya’daki yayılışını belirleyen şeyhtir.
Nûreddin Ali b. Abdullah et-Tavâşî
Yemen'de yayılan Tavâşiyye nispetinin pîri.
Nûrüddîn Ali b. Muhammed İbn Gānim el-Makdisî
Nûrüddîn Ali b. Muhammed İbn Gānim el-Makdisî (1514–1596), Kahire’de yetişen büyük Hanefî fakihlerinden; kıraat, tecvid, hadis, tefsir, kelâm ve Arap dili alanlarında eser veren müderristir. Son yıllarında Kerîmüddin el-Halvetî vasıtasıyla Halvetiyye’ye intisap etmiştir.
Şeyh Ahmed Hatîb Sambasî
1217/1802-1803’te Batı Kalimantan’ın Sambas bölgesinde doğan Şeyh Ahmed Hatîb Sambasî, 1820’de Mekke’ye giderek fıkıh, hadis ve tasavvuf tahsil etti; Kādirî ve Nakşibendî usulleri müşterek bir terbiye düzeninde buluşturdu ve halifeleri vasıtasıyla Güneydoğu Asya’nın en etkili tasavvuf ağlarından birini kurdu.
Şeyh Hacı Halil Efendi
Geredeli Hacı Halil Efendi, Çerkeşli Mustafa Efendi’nin önde gelen halifelerinden; Gerede merkezli irşadı ve talebeleri vasıtasıyla Şâbâniyye’nin Halîliyye koluna adını veren şeyhtir.
Şeyh Süleyman es‑Sıdkî
Şeyh Süleyman es‑Sıdkî, Abdurrahman el‑Halebî’nin hizmetinde yetişip onun ardından irşad postuna geçen; İstanbul’daki Sa‘dî tekkelerinin önemli bir bölümüne halifeleri vasıtasıyla tesir eden XVIII. yüzyıl şeyhidir.
Adl
Adalet, denge. tas. Kendisi aracılığıyla göğün ve yerin yaratıldığı hak, yaratma vasıtası olan hak, (el-hakku'l-mahlüku bih). “O, semalarla yeri, ancak hak ile yarattı” (Zümer Suresi, 5) Sehl Tüsteri burada geçen hakka ad, Ibn Berrecan ise el-hakkü'l-mahluku bihi adını vermiştir (i1s ve İFM, 11:60)
Akıl
Mutasavvıflar ilâhî, ezeli ve ebedi gerçeklerin akıl yoluyla kavranamayacağını belirtir, nazari aklı reddeder ve Yeni Platonculugun etkisiyle keşf ve marifet anlayışlarıyla uyuşan farklı bir akıl anlayışı ileri sürerler. Tasavvuf dilinde insan aklına akl-ı cüzi ve akl-ı mecaz denir. Cüz'i akıl, söz ve işlerimizde bize delil olur Ama, Allah bahsinde değeri sıfır olur Mevlânâ Ikâl-ı akl-i cüz'iden halâs ol Efendi bâde-nüş-i bezm-i hâs ol Hudai 2. Hak ile bâtılı birbirinden ayırt etmeye yarayan nur. Rabbani latife, kalp (Gi 1:88, 95, 11:4; ct). Allah’a ibadete ve cennete girmeye vasıta olan düşünce, kulluk yapmaya alet olan fikir, ibadetin yolunu gösteren ışık. Aklın ulaştığı son nokta hayret, hayretin sonucu sekrdir, yani sâlik rububiyeti temaşa edince aklını kaybeder (SF, 336). Ben isterim akıldan hidâyet Akıl bana gösterir dalâlet Fuzüli Akılla yol alınmaz Akıl, erenlerin ayak bağıdır 0 eee Kalbe bak akla itibar etme Çünki aklın şiârıdır inkâr Ferid Kam Hak ile bâtılı birbirinden ayırt etmeye yarayan nur. Rabbani latife, kalp (Gi 1:88, 95, 11:4; ct). Allah’a ibadete ve cennete girmeye vasıta olan düşünce, kulluk yapmaya alet olan fikir, ibadetin yolunu gösteren ışık. Aklın ulaştığı son nokta hayret, hayretin sonucu sekrdir, yani sâlik rububiyeti temaşa edince aklını kaybeder (SF, 336). Ben isterim akıldan hidâyet Akıl bana gösterir dalâlet Fuzüli Akılla yol alınmaz Akıl, erenlerin ayak bağıdır 0 eee Kalbe bak akla itibar etme Çünki aklın şiârıdır inkâr Ferid Kam
Akit
Kulun, Allah'la kendisi arasında kalmak üzere kalben bir taahhütte bulunması, bir akit yapması ve niyet etmesidir. Aynı şey dille olursa buna ahit veya ahdetme (söz verme) denir. Avam (alım satım vs. işlerinde) dille yaptıkları akitlere bağlı kalmakla, havas ise buna ek olarak kalple yaptıkları akitlere de bağlı kalmakla yükümlüdür. “Akitlere bağlı kalınız” mealindeki ayetten süfiler bu anlamı çıkarmışlardır. Akl-ı evvel (J (عقل ا و x. İlk akıl. “Allah'ın ilk yarattığı şey akıldır,” hadisi ile bu akla işaret edilmiştir. 2. Vahdet mertebesi. 3. Nur-i Muhammedi. 4. Cebrail. 5. Insanın hakikati. 6. Arş. Akl-ı evvel Allah'tan ilk zuhur eden şeydir. Allah önce onu, sonra onun aracılığıyla tüm diğer şeyleri yaratmıştır. Buna ilâhî ilmin ilk zuhuru adı da verilir. İlahi ilim ayrıntısızdır; aşağıya doğru inerken ayrıntılı hale gelir: ilâhî ilme Ümmü'Lkitap, akla evvele imam-ı mübin, levhe hitab-ı mübin adı verilir. Bunlara sırasıyla nun, kalem ve levh de denir. Kalem-i alâ, adl, el-hakku'l-mahluk bih, imam-ı mübin, hakikat-i Muhammediye, dürre-i beyzâ, nur-i Muhammed, ruh-ı azam, ukab akl-ı evvele verilen diğer isim- lerdir. Akl-ı kül (külli ilâhî akıl) akl-ı evvelden sonra gelen bir mertebedir. Levh gök kubbesindeki adil ölçü ve doğru kıstastır; nurlu bir müdrike olup akl-ı evvele tevdi edilen bilgilerin suretleri onunla zuhur eder. Akl-ı külli, akl-ı evvelin mazharıdır. Âdem külli aklın, Havva külli nefsin suretidir. Akl-ı meas fikir kanunu ile ölçülen bir nurdur, ancak alet ve vasıtayla; külli akla ait çeşitli idrak şekillerinden yalnızca biriyle idrak eder. Akl-ı evvelin yolu ona kapalıdır. Mutasavvıflar, “Allah akılla idrak edilemez,” dedikleri zaman, akıl kelimesiyle kı- yas ve mantık esasları dahilinde faaliyet gösteren akl-ı meaş'ı kastederler. “Allah akılla bilinir,” dedikleri zaman kıyas ve başka araçlar olmadan idrak eden akl-ı evveli kastederler. Bir tek nurdan ibaret olan akl-ı evvel ve kalem-i alâ kula nispetle akl-ı evvel, Hakk’a nispetle kalem-i alâ ismini alır. Allah Cebraili Hz. Muhammed'e nispet olunan akl-ı evvelden yarattığından o, Cebrail'in babası ve bütün âlemin aslıdır. Bu yüzdendir ki miraçta Hz. Peygamber Cebrail'in durmak zorunda kaldığı noktanın ilerisine tek başına gitmiştir. “Hz. Muhammed'in önün- de aklı kurban et,” diyen Hz. Mevlânâ bununla akl-ı meaş'ı kast eder. Akl-ı meaş'a akl-ı cüzi de denir. İlahi ismin deposu ve Allah'ın emini olması itibariyle Cebrail’e mmm اذ AY KR İS e e gt NN A
Âlem
Kâinat; Allah dışında yaratılmış bütün varlıklar. Kelime ayrıca ortak bir niteliğe sahip varlıkların meydana getirdiği topluluk için kullanılır: insanlar âlemi, ruhlar âlemi ve hayvanlar âlemi gibi. Âlem, yaratıcısına işaret eden bir eser ve alâmet olarak açıklanır. Sanatın sanatkâra delâlet etmesi gibi, yaratılmışlar da onları var eden Hakk’ın kudretine delil sayılır. Tasavvufî çerçeve Tasavvuf metinlerinde âlem tek bir sınıflandırmayla ele alınmaz. Dünya ve âhiret; mülk ve melekût; şehâdet ve gayb; cismânî ve rûhânî; ulvî ve süflî gibi karşılıklı kavram çiftleri, varlığın farklı mertebelerini anlatır. Başlıca âlem tasnifleri Âlem-i ceberût İlâhî isim ve sıfatların, kudret ve mâna mertebesinin anlatıldığı âlem. Âlem-i melekût Şehâdet âlemi ile ceberût arasında düşünülen; ruhlar ve gayb ile ilişkilendirilen mertebe. Âlem-i mülk veya şehâdet Madde, zaman ve duyularla kavranan cisimler âlemi. Âlem-i hayal veya misal Maddî sûretlerle sırf mânevî hakikatler arasında bağ kuran ara mertebe. Âlem-i kebîr ve âlem-i sağîr Kâinat büyük âlem, insan küçük âlem kabul edilir. İnsan, maddî bedeni ve mânevî ruhuyla farklı varlık mertebelerini kendinde topladığı için iki âlem arasında bir berzah olarak görülür. Okuma notu Basılı kaynaklarda geçen âlem tasnifleri, bütün sûfîlerde değişmeyen tek bir kozmoloji değildir. Terimlerin kapsamı müellife ve tasavvuf ekolüne göre farklılaşabilir.
Aynu'l-kalp
عين | قلب) 1, Kalp gözü. Çeşm-i dil, dide-i can. 2. tas Keşf, Sezgi, gaybı temaşa etme vasıtası.
Azra
5£) Dilber, bakire. tas a Kimsenin keşf edemediği ve sırrına | vâkıf olamadığı yüce hakikat. b Hakk'ın halktan gizli tuttuğu ve sakladığı velisi |. Uzre kabilesinin azraları (dilberleri) yaşadıkları aşk hayatıyla ün yapmışlardır. Uzri aşk, adını bu kabileden alır. Bkz. Arüs, Uzri aşk.
Base
(«- (بو Öpme, Öpücük. tas. a Bâtında feyz ve cezbe, b Alınan müjde sonunda hasıl olan haz. c Bilgi ve uygulama, anlama ve anlatma yönünden sözün keyfiyetini kabul etme yeteneği. d Ruhun vasıtasız aldığı zevk,
Cehri zikir
& >>) Yüksek sesle yapılan zikir. Nakşbendiye gibi bazı tarikatler, müritlerin ancak kendilerinin işitebilecekleri kadar pes bir sesle zikre izin verir. Buna hafi zikir, diğerine cehri veya aleni zikir denir. Kadiriye ve Mevleviye gibi tarikatler cehri zikri esas alırlar. Cehri zikri kabul eden, semâ ve devranı da kabul eder. Celal (J (جلا 1. Ululuk; büyüklük. 2. tas. Masukun âşıka asla muhtaç olmadığını göstermesi için ululuğunu izhar etmesi, âşıkın gururunu kırarak kendisi karşısında ne kadar çaresiz olduğunu ona ıspatlaması (kr; us). Hakk'ın gözden ve gönüllerden uzak olması, zat ve ehadiyet mertebesi. Bkz. Cemal. Celali tecelli ilâhî darbe; kahr, cebr, intikam, azap ve gazaba vesile olan ilâhî tecelliler; afet ve felaket getiren ilâhî irade. Bu tecelli halkın Hak karşısında eğilmesini, bencillikten ve benlik davasından vazgeçmesini sağlar, bir terbiye vasıtasıdır (TK 1:269). Celisü'1-Hak (جليس | لحق) veya Celisullah (جليس اله) Hakk'ın huzurunda olan, Hakk dostu, Hak eren. Sâlik Allah'ı dille zikrede zikrede öyle bir noktaya ulaşır ki, artık bütün varoluşuyla, gönlü ve ruhuyla onu zikretmeye başlar, kendini zikredilenin (mezkür) huzurunda hisseder. Bu hal içindeki slike celisii’l-Hak denir. Celis, hem-meclis ve sohbettaş anlamına gelir. Hakk'ın da sâlikin celisi (hem-meclisi) olması söz konusudur. Nitekim bir kutsi hadiste Allah, “Ben beni zikredenin hem-meclisiyim,” buyurmuştur (aK 1201). Allah kendisini zikredeni zikreder. Bazen zakir (zikreden) bazen mezkür (zikredilen) olur (SM 256). Celvet/ Ululuk; büyüklük. 2. tas. Masukun âşıka asla muhtaç olmadığını göstermesi için ululuğunu izhar etmesi, âşıkın gururunu kırarak kendisi karşısında ne kadar çaresiz olduğunu ona ıspatlaması (kr; us). Hakk'ın gözden ve gönüllerden uzak olması, zat ve ehadiyet mertebesi. Bkz. Cemal. Celali tecelli ilâhî darbe; kahr, cebr, intikam, azap ve gazaba vesile olan ilâhî tecelliler; afet ve felaket getiren ilâhî irade. Bu tecelli halkın Hak karşısında eğilmesini, bencillikten ve benlik davasından vazgeçmesini sağlar, bir terbiye vasıtasıdır (TK 1:269). Celisü'1-Hak (جليس | لحق) veya Celisullah (جليس اله) Hakk'ın huzurunda olan, Hakk dostu, Hak eren. Sâlik Allah'ı dille zikrede zikrede öyle bir noktaya ulaşır ki, artık bütün varoluşuyla, gönlü ve ruhuyla onu zikretmeye başlar, kendini zikredilenin (mezkür) huzurunda hisseder. Bu hal içindeki slike celisii’l-Hak denir. Celis, hem-meclis ve sohbettaş anlamına gelir. Hakk'ın da sâlikin celisi (hem-meclisi) olması söz konusudur. Nitekim bir kutsi hadiste Allah, “Ben beni zikredenin hem-meclisiyim,” buyurmuştur (aK 1201). Allah kendisini zikredeni zikreder. Bazen zakir (zikreden) bazen mezkür (zikredilen) olur (SM 256). Celvet/
Cisim
Madde ve hacim sahibi varlık; beden. Parçalardan meydana gelen, yer kaplayan ve duyularla algılanabilen nesne için kullanılır. Tasavvufî kullanımı Tasavvuf metinlerinde cisim, çoğu zaman ruhun veya mânevî cevherin karşısında zikredilir. Cismânî âlem, beden ve madde şartlarıyla kayıtlı görünür âlemi; rûhânî âlem ise maddî ölçülerle kavranmayan varlık alanını anlatır. Cismin bütünüyle kötü sayılması tasavvufun ortak hükmü değildir. Beden, nefis terbiyesi ve ibadet için bir emanet ve vasıta olarak ele alınır; eleştirilen, insanın kendisini yalnız bedenden ibaret görmesidir. Ruh , cismânî âlem ve rûhânî âlem maddelerine bakınız.
Envar
نوا ر) ( 4 Nur x. Nürlar, ışıklar. 2. tas. Envar-ı ezeli. Ulvi âlemin madde âlemindeki ışıltıları. Envar-ı hidayet Hidayet nurları. Gönülleri parlatan gaybın ilhamlan ve tecellileri. Bu nurlar vasıtasıyla insan hakikati bulur.
Esbap
ع )| سباب) Sebep T. Sebepler. 2. tas, Vesileler ve vasıtalar. Süfilere göre bu tür şeyleri dikkate almak sülüka engeldir. Sebepleri görmemek gerekir; çünkü bunlar sâliki maddi âleme bağlayan bağlardır (alaka). Sürekli sebepleri görmek sebepleri var edeni temaşaya engel olur. Fakat sebeplerden büsbütün yüz çevirmek de sâlikin yolunu şaşırmasına yol açar (sr). Her şeyi sebepten bilmeye ve müsebbibi (sebebi yaratanı) dikkate almamaya şirk-i esbâb denir. Sebebi de müseb- İRİ liker Esmâr bibi de görmek, ancak sebebin etkisinin adi, müsebbibin etksinin ise hakiki oldugunu bilmek tasavvufun temelini oluşturur.
Eşik
Atebe, âsitâne ve dergâh. tas. Tasavvufta ve genelde doğulu kavimlerde eşiğin bir kutsiyeti vardır. Ulu kişilerin ululuğunu anlatmak için oturdukları evlerin eşiklerinin ululuğundan söz edilir. Eşik mahviyeti simgeler. Müridin, şeyhin kapısının eşiğini öpmesine eşiğe baş koymak denir. Aldım himmetimi geçtim zulmeti Kestim zünnârı şeyh eşiğinde M. Hüdai İRİNLİ 1 Ya. Yünus elhak dildâra muştak: Eristim aska seyh esiginde Yünus Bektaşilikteki eşik tercümanı: Eşiğine koymuşam ben cân u ser Ta vücudum saf ola hem çü zer Mâilim budur niyazım ben fakire kıl nazar Allah, eyvallah, hü Dost Eşik; zahirden bâtına, mecazdan hakikate geçilmesini sağlayan veya hücrede oturan mürşide, o vasıtayla Hakk’a ermeyi temin eden önemli bir yerdir. Bunun için değerli sayılır. Eşiğe başkoymak bir bağlılık ifadesidir. Eşiğe basılmaz, eşik öpülür. Yünus, uzun süre hizmet ettiği şeyhini bir ara bırakıp gidiyor, sonra yaphina pişman oluyor ve kendini affettirmek için gelip şeyhin eşiğine yatıyor. Şeyh evden çıkarken ayağını ona basıyor ve bu kim? diye soruyor. Ana-bacının | Yünus demesi üzerine, “Bizim Yünus mu?” deyince derviş Yünus affedildigini anhyor. Her nasılsa bir gün Tapduk, Yünus'a kızıyor ve oradakilere “Atın bunu dısan,” diyor; ama Yünus direniyor, vücudu eşiğin dışına çıkıyor, ama başı içeride kalıyor. Başı kapı içre kalıp hırlayıp dedi heman Ey başım elhamdilillah tasraya yollanmadin Duyucak bu sözü şeyhi dedi yaktın bağrımızı Gel ki bildim sen beni bihude işler sanmadın Kuddusi Baba Eşref saat (i شر ف سا |) Eşref evkat, eşref vakti, en şerefli an. Duaların kabul edildiği zaman parçası. Etek tutmak İntisap etmek, bir mürşide bağlanmak. Kendü bilişiyle kişi hiç irişe mi menzile Allah’a iremez kalur er eteğin tutmayınca Yünus Etyemezler Süfiler arasında et yemeyen ve sıcak yaz günleri soğuk su içmeyen zümreler olmuştur. Bunlara göre para kadar bir et yemek, kalbe kırk gün kasvet verir, gönlü katılaştırır. Birgün et yiyenin kırk gün huyu kötüleşir. Bazı süfiler, ilkel insanlar gibi toplayıcılıkla geçinir, insan eli değen bir şey yemezlerdi (tr 203, 206). Fütüvvet ehli, kasapları aralarına almaz. ee eee
Markus
Markus · Mısır · Aşağı Mısır'da, 633'te (1235) doğduğu yerleşim. Doğumu için 644 (1246) veya 653 (1255) rivayetleri de vardır. İlişkili kişi dosyası Burhâneddin İbrâhim ed-Desûkī : Burhâneddin İbrâhim ed-Desûkī (633-676/1235-1277), Kur’an ve Şâfiî fıkhı tahsilinden sonra Rifâiyye, Sühreverdiyye, Şâzeliyye ve Ebû Medyen irşad çevrelerinden nasip alan; Desûk’ta uzun halvet ve irşad hayatı yaşayan, kardeşi Şeyh Mûsâ vasıtasıyla Desûkıyye-Burhâniyye adıyla teşekkül eden yolun pîridir.
Ümmî Sinan Tekkesi (Şehremini / Arpa Emini)
İstanbul · Türkiye · 958 (1551) yılında kurduğu ve vefatına kadar irşad ettiği tekke; Kanlı Bostan sokağında. Sonradan Zekâî Tekkesi adıyla anıldı. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Ümmî Sinan : İbrâhim Ümmî Sinan (ö. 976/1568), Halvetiyye’nin Ahmediyye gövdesinden gelişen Sinâniyye kolunun pîri; Eyüp’teki âsitâne ve halifeleri vasıtasıyla XVI. yüzyıl İstanbul irşad hayatında etkili olan şeyhtir.
Kubbetü'l-İslâm Medresesi
Mültan · Pakistan · Vali Nâsırüddin Kabâce'nin Mültan'da yaptırdığı medrese; burada fıkıh okumuştur. Kendi maddesinde ise Mültan'daki öğrenimini “Mevlânâ Minhâcüddîn-i Tirmizî Medresesi”nde tamamladığı kayıtlıdır; iki adlandırmanın aynı kurumu mu yoksa iki ayrı medreseyi mi gösterdiği kaynaklarda açık değildir. Kutbüddin Bahtiyâr ile ilk defa Mültan'da tanışmış ve onun vasıtasıyla Çiştiyye'ye girmiştir.
Buhara
Buhara · Özbekistan · Herat ve Kahire'de ilim tahsil eden Çerhî'nin 782 (1380) yılında geldiği ve Bahâeddin Nakşibend'in burada kaldığı son yıllarda ona intisap ettiği şehir. İlişkili kişi dosyası Mevlânâ Ya‘kūb-i Çerhî : Ya‘kūb-i Çerhî (ö. 851/1447), Gazne yakınındaki Çerh’te doğan; Herat ve Mısır’da ilim tahsil ettikten sonra Bahâeddin Nakşibend ile Alâeddin Attâr’ın terbiyesinde yetişen ve Ubeydullah Ahrâr vasıtasıyla Nakşibendiyye’nin Orta Asya’daki yayılışını belirleyen şeyhtir.
Hülgatû köyü
Çagâniyân tarafında bulunan ve Çerhî'nin irşad halkasının kurulu olduğu köy. Ubeydullah Ahrâr 834 (1431) yılında buraya gelerek ona intisap etmiş, üç ay kadar sohbetinde bulunup hilâfet almıştır. İlişkili kişi dosyası Mevlânâ Ya‘kūb-i Çerhî : Ya‘kūb-i Çerhî (ö. 851/1447), Gazne yakınındaki Çerh’te doğan; Herat ve Mısır’da ilim tahsil ettikten sonra Bahâeddin Nakşibend ile Alâeddin Attâr’ın terbiyesinde yetişen ve Ubeydullah Ahrâr vasıtasıyla Nakşibendiyye’nin Orta Asya’daki yayılışını belirleyen şeyhtir.
Eyüp Düğmeciler Tekkesi (türbesi)
İstanbul · Türkiye · Halifesi Nasuh Efendi'nin yaptırdığı tekke; kabri burada olduğu için Sinâniyye'nin âsitânesi sayıldı. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Ümmî Sinan : İbrâhim Ümmî Sinan (ö. 976/1568), Halvetiyye’nin Ahmediyye gövdesinden gelişen Sinâniyye kolunun pîri; Eyüp’teki âsitâne ve halifeleri vasıtasıyla XVI. yüzyıl İstanbul irşad hayatında etkili olan şeyhtir.
Kasrıârifân (Kasrıhindûvân)
Buhara · Özbekistan · Üç günlük Bahâeddin Nakşibend'i görüp Emîr Külâl'e emanet ettiği köy; adının değişmesi bu menkıbeye bağlanır. Bugün Bahâeddin Nakşibend Türbesi buradadır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Muhammed Baba Semâsî : Muhammed Baba Semâsî (ö. 755/1354), Semâs köyünde yetişen, Ali Râmîtenî’nin halifesi olarak Hâcegân irşadını sürdüren ve Emîr Külâl vasıtasıyla Bahâeddin Nakşibend’in terbiyesine uzanan halkayı kuran şeyhtir.
Nîşâbur
Nişabur · İran · Melâmetiyye'nin doğduğu ve yayıldığı şehir; Kuşeyrî, akımın Nîşâbur'da onun vasıtasıyla yayıldığını kaydeder. İlişkili kişi dosyası Hamdûn el-Kassâr : Ebû Sâlih Hamdûn b. Ahmed el-Kassâr (ö. 271/884), Nîşâbur’da ihlâs, nefsin ithamı ve manevî hâlleri gizleme ilkelerini keskin biçimde temsil eden fakih, hadis râvisi ve erken Melâmetî pîrdir.
Desûk
Desûk · Mısır · Ömrünün çoğunu geçirdiği kasaba (Düsûk, Disûk); Desûkî nisbesi buradan gelir. Öğrenimine de burada başlamıştır. İlişkili kişi dosyası Burhâneddin İbrâhim ed-Desûkī : Burhâneddin İbrâhim ed-Desûkī (633-676/1235-1277), Kur’an ve Şâfiî fıkhı tahsilinden sonra Rifâiyye, Sühreverdiyye, Şâzeliyye ve Ebû Medyen irşad çevrelerinden nasip alan; Desûk’ta uzun halvet ve irşad hayatı yaşayan, kardeşi Şeyh Mûsâ vasıtasıyla Desûkıyye-Burhâniyye adıyla teşekkül eden yolun pîridir.
Fâtih Camii
İstanbul · Türkiye · Cenaze namazının kılındığı cami; dönüş yolunda zuhur eden işaret üzerine naaşı Eyüp'e yöneldi. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Ümmî Sinan : İbrâhim Ümmî Sinan (ö. 976/1568), Halvetiyye’nin Ahmediyye gövdesinden gelişen Sinâniyye kolunun pîri; Eyüp’teki âsitâne ve halifeleri vasıtasıyla XVI. yüzyıl İstanbul irşad hayatında etkili olan şeyhtir.
Benî Amgār Zâviyesi
Azemmûr (Aynülfıtr) · Fas · Fas'a döndükten sonra, bugün Kazablanka yakınlarındaki Azemmûr'da (Aynülfıtr) bulunan Benî Amgār Zâviyesi'nin şeyhi Ebû Abdullah Muhammed eş-Şerîf vasıtasıyla Şâzeliyye tarikatına girdi. İlişkili kişi dosyası Muhammed b. Süleyman el-Cezûlî : Muhammed b. Süleyman el-Cezûlî (ö. 870/1465), Şâzeliyye’nin Cezûliyye kolunu kuran Kuzey Afrikalı sûfî ve Delâilü’l-hayrât’ın müellifidir.
Râmîten
Buhara · Özbekistan · Semmâsî köyünün bağlı olduğu kasaba ve şeyhi Hâce Ali Râmîtenî'nin memleketi; Emîr Külâl'i güreşirken gördüğü yer de burasıdır. İlişkili kişi dosyası Muhammed Baba Semâsî : Muhammed Baba Semâsî (ö. 755/1354), Semâs köyünde yetişen, Ali Râmîtenî’nin halifesi olarak Hâcegân irşadını sürdüren ve Emîr Külâl vasıtasıyla Bahâeddin Nakşibend’in terbiyesine uzanan halkayı kuran şeyhtir.
Şâzelî terbiyesinin beş esası ve çalışma hayatı
Takvâ, sünnet, halka ihtiyaçsızlık, teslimiyet ve Allah’a yöneliş ilkelerinin gündelik hayattaki karşılığı.
XIX. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Haritası
On dokuzuncu yüzyıl Anadolu tasavvufunu yalnız tekke sayılarıyla değil; tarikat kolları, şehir ağları, göçler, cami ve hâne tekkeleri, Meclis-i Meşâyih, ulema, mûsiki ve gündelik hizmet kurumları üzerinden okuyan kapsamlı dönem dosyası.
El-Uṣûlü'l-aşere: On Esas
Necmeddîn-i Kübrâ'nın kısa fakat yoğun seyrüsülûk rehberi. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.
Tarikatların Müşterek Unsurları
Pîr, pîr-i sânî, şeyh, halife, mürid, silsile, zikir, halvet, seyrüsülûk ve tekke kavramlarını tek biçime indirmeden açıklayan kurum haritası
Abdullah Salâhaddîn-i Uşşâkî: Hayatı, Eserleri ve Salâhiyye
Salâhî’nin bürokrasi, tekke, şiir, şerh ve çoklu icazet çevresini Uşşâkîlik içinde konumlandıran kaynak dosyası.
SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI
Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş
MÜRŞİDLİK RÜTBESİ VE MÜRŞİDLERİN HİZMETİ
Avârifü’l-Maârif · 10. bölüm · Rasûlullah (sav) Efendimiz bir hadislerinde buyurmuştur ki: “Muhammed’in nefsini elinde bulunduran Allah’a yemin olsun; eğer isterseniz bu hususta yemin de edebilirim. Hiç şüphesiz
Sayfalar 1–10
Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha
Sayfalar 13–18
Muzaffer Ozak Külliyatı · kullar! Ey bu imanları sebebiyle ebedi saadete erenler, selâmet yoluna girenler Hakka varanlar, daha bu âlemde iken cennete girenler ve cennet güllerinden derenler, cemal-i Hakkı g
Sayfalar 11–17
Muzaffer Ozak Külliyatı · Aleyküm bis-sünneti ve sünneti hulefâ-ir-râşidiyn. (Sünnetim üzere ve rüşt sahibi halifelerimin sünnetleri üzerine olunuz.) Hadis-i şerifi buna delâlet etmektedir. Resûl-ü zişâna h
Sayfalar 21–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · (Cennette, gözlerin göremediği, kulakların işitemediğı ve insan kalbinin idrak ve ilata edemediği ni'metler vardır..) Fazl-ı ilâhi ile cennete girecek bazı zevatı, Allahu sübhanehu
Sayfalar 25–30
Muzaffer Ozak Külliyatı · ner, bunlara sahip bulunanların mevki ve makamlarını, mal ve mülklerini yerinde, hak rizasına uygun ve kelimenin tam mânasıyla iyi kullanabilmeleridir. Bu bakımdan, gururluya karşı
Sayfalar 23–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · bağlayıp, bıçağı onun körpe gerdanına nasıl vuracaksın? Bu güle, oynaya giden yavrunun sence hiçbir değeri yok mu?» dediğinde hak nebi, Allahın Halili, Iblise hitaben şöyle söyledi
Sayfalar 49–56
Muzaffer Ozak Külliyatı · Birinci tevhid; ehl-i şeriatin ve avamın, tkinci tevhid; ehl-i ilmin ve havassın, Ücüncü tevhid; ehl-i hakikatin yani havassül - havassın tevhidleridir. MÜRŞİD KIMDEN OLUR? Sâlik-i
Sayfalar 52–58
Muzaffer Ozak Külliyatı · her kim Allah resûlü bildi ve ona iyman etti, gönül verdi, iki cihan saadetine erdi. Hatırıma gelmişken söylemeden geçemeyeceğim: Resûl-ü zişânı rü'yâsında görmek saadetine erenler
Sayfalar 59–65
Muzaffer Ozak Külliyatı · lallahu aleyhi ve sellem efendimizle müşerref olur. Efendimiz kendisine sorar: — Sana tevdi olunan emaneti neden yerine getirmedin? — Hangi emaneti yâ Resûlallah? — Bağdat'ta alış-
Sayfalar 73–80
Muzaffer Ozak Külliyatı · ENVÂR-ÜL-KULÛB (Kalblerin Nurları) DERS: 21 MUNDERECAT! El-Bakara sûre-i celilesinin 186. âyet-i kerimesinin tefsiri- Kur'an-ı aziyı, Levh-i mahfuzda olduğu gibi tertip ve tanzim e