Ara
Menü

Ya‘kūb-i Çerhî

Bahâeddin Nakşibend'den doğrudan eğitim alan Ya‘kūb-i Çerhî, Ubeydullah Ahrâr'ı yetiştirerek ana silsile devamında belirleyici oldu.

Vefat
1447
Unvan
Nakşibendî âlim, müellif ve Ahrâr'ın mürşidi
Temalar
tefsir, sohbet, irşad, aktarım

İlimden sohbete

Bugünkü Afganistan sınırındaki Çerh çevresinden gelen Ya‘kūb-i Çerhî, Herat ve Mısır dahil çeşitli merkezlerde dinî ilimler tahsil etti. Buhara'da Bahâeddin Nakşibend'in sohbetine katıldı; onun vefatından sonra Alâeddin Attâr ile irtibatını sürdürdü.

Öğreti

Sohbeti kalbin mâsivâdan arınmasının başlıca vasıtası saydı ve hafî zikri savundu. Riyâzet ile Allah'ın lutfuna güvenmeyi karşıt değil dengelenmesi gereken iki yön olarak gördü. Râbıtanın herkese aynı biçimde değil, kabiliyetli müride tavsiye edilmesi gerektiğini belirtti; sûfînin halk içinde sıradan görünmesini öğütledi.

Eserler ve halifeler

Risâle-i Abdâliyye ricâlü'l-gayb anlayışıyla birlikte Bahâeddin Nakşibend ve Alâeddin Attâr hakkında bilgiler içerir. Tefsir ve tasavvufa dair başka risâleleri de vardır. Abdullah Berzişâbâdî, Yûsuf Baykūlî ve Muhammed Kuhistânî halifeleri arasında sayılsa da tarikatın büyük devamı Ubeydullah Ahrâr üzerinden gelişti.

Kırk halkanın tamamı
Nakşibendiyye bedâheli tâc-ı şerifi
BAĞLI YOLUN MADDÎ HAFIZASINakşibendiyye bedâheli tâc-ı şerifi

Dört terkli, müjganlı ve stilize geometrik bedâhe işlemeli Nakşibendî tâcı. Kubbe merkezinde gül mühür bulunmaz.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç2 doğrudan bağlantıAğda gör →
YOL ATLASISilsiledeki yerini açÖnceki ve sonraki halkalarla birlikte

Menkıbeler

İlk 2 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Tam ismi Mevlânâ Yakub b

Tam ismi Mevlânâ Yakub b. Osman b. Mahmud b. Muhammed b. Mahmud el-Gaznevî olan Yakub-ı Çerhî, Afganistan’ın Kâbil ve Gazne şehirleri arasında yer alan Luhûger eyaletine bağlı Çerh’te dünyaya gelmiştir.825 Doğum tarihi bilinmemekle birlikte 8/14. asrın ortalarında dünyaya geldiği anlaşılmaktadır.826 Saygın bir aileye mensup olan827 babası zâhid ve muttakî bir zât olan Ya’kûb Çerhî, ilim tahsili için Çerh’ten ayrılıp büyük şehirlere gitmek istedi. Ancak ilk anda bu mümkün olmadı.…

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Tam ismi Mevlânâ Yakub b. Osman b. Mahmud b. Muhammed b. Mahmud el-Gaznevî olan Yakub-ı Çerhî, Afganistan’ın Kâbil ve Gazne şehirleri arasında yer alan Luhûger eyaletine bağlı Çerh’te dünyaya gelmiştir.825 Doğum tarihi bilinmemekle birlikte 8/14. asrın ortalarında dünyaya geldiği anlaşılmaktadır.826 Saygın bir aileye mensup olan827 babası zâhid ve muttakî bir zât olan Ya’kûb Çerhî, ilim tahsili için Çerh’ten ayrılıp büyük şehirlere gitmek istedi. Ancak ilk anda bu mümkün olmadı. Bu esnada rüyasında Hızır(as)’ı gördüğünü ve onun tavsiyesi ile ilim tahsili için sefere çıkmaya kesin olarak karar verdiğini söyleyen Çerhî, ilk tahsilini Herat’ta yüksek tahsilini Mısır’da, mânevî tahsilini Buhara’da tamamladı.828 Çerhî, ilim tahsili için önce Herat’a gitmiş, bir müddet Herat Camii’nde ders görmüştür.829 Herat’ta bulunduğu süre içerisinde Hoca Abdullah Ensârî’nin (ö.481/1088) dergâhında kalmıştır. Bu dergâhı seçişinin sebebini kendisi şu şekilde açıklamaktadır:

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Altın Silsile’den Altın Halkalar.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Kabul gecesi

Ya‘kūb-i Çerhî, Bahâeddin Nakşibend’in kendisini hemen kabul etmeyip ilâhî işaret beklediğini; korku ve ıstırapla geçen gecenin sabahında kabul müjdesi aldığını kendi eserlerinde anlatır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Buhara’daki arayış

Ya‘kūb-i Çerhî, kendisinde Bahâeddin Nakşibend’e mürit olma arzusunun doğduğunu anlatır. Buhara’da güvendiği bir meczuba gidip yola devam edip etmemesi gerektiğini sordu. Meczup ona acele gitmesini söyledi ve yere çok sayıda çizgi çekti. Çerhî, çizgilerin sayısı tek çıkarsa bunu niyetinin doğruluğuna işaret saymayı düşündü. Saydığında tek olduğunu gördü ve Nakşibend’in huzuruna vardı. Nakşibend ona vukūf-i adedî telkin ederek sayıya elinden geldiğince riayet etmesini söyledi; böylece Çerhî’nin yoldaki iç tecrübesine de işaret etmiş oldu.

“Biz kendiliğimizden kimseyi kabul etmeyiz”

Çerhî, gaybî işaretler ve rüyalardan sonra Kur’an’la tefeül ettiğini ve En‘âm sûresinin 90. âyetindeki “Allah’ın hidayet ettiği kimseler işte bunlardır; sen de onların yoluna uy” hitabıyla karşılaştığını kaydeder. Fetihâbâd’da Seyfeddin Bâherzî’nin mezarına yöneldiği sırada kalbinde kuvvetli bir kabul duygusu belirdi; bunun üzerine Kasr-ı Ârifân’a gitti.

Bahâeddin Nakşibend onu iyi karşıladı ve namazdan sonra sohbet etti. Kalp ilmi ile dil ilmini ayırdı; kalp ilmini peygamberlerin öğrettiği faydalı ilim, dil ilmini ise insan üzerindeki ilâhî hüccet olarak açıkladı. Ardından doğruluk ehliyle doğruluk üzere bulunmayı öğütledi ve kimseyi kendi tercihlerine göre kabul etmediklerini söyledi: “Bu gece bakalım ne işaret olunur. Eğer seni kabul ederlerse biz de kabul ederiz.”

Korkuyla geçen gece ve sabah müjdesi

Çerhî, o gecenin bütün ömründeki en zor gece olduğunu söyler. Saadete ulaşmayı umarken sıkıntı kapısının açılmasından korktu; geceyi ıstırap ve endişeyle geçirdi. Sabah namazından sonra Bahâeddin Nakşibend ona, “Müjdeler olsun, kabul edildiniz” dedi. Ardından az kimseyi kabul ettiklerini, kabulün de çoğu zaman geciktiğini belirtti. Menkıbe, intisabı basit bir başvuru değil; talibin niyeti, istidadı ve mânevî izinle tamamlanan ciddi bir eşik olarak anlatır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Reşahât Aynü'l-Hayât.

Eserleri ve metinleri

İlk 2 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Eser ve metin izi

“Şâh-ı Nakşbend bize Alâeddîn Attâr’ın sohbetine katılmamızı emretmişti. Şâh-ı Nakşbend’in vefatından sonra uzunca bir süre Bedehşan’da kaldım. Hâce Alâeddîn Attâr ise o sırada Çağâniyan’da imamet etmekteydi. Bu fakire ondan bir mektup geldi. Hâce Alâeddîn mektubunda; ‘Şâh-ı Nakşbend’in vasiyeti konusunda ne düşünüyorsunuz?’ diye soruyordu. Mektubu okur okumaz doğruca Çağâniyan’a gittim. Ahirete irtihallerine kadar Hâce Alâeddîn’in yanında kadım. Kendilerinden çok istifade ettim. Vefatının üzerinden üç gün geçtikten sonra oradan ayrıdım ve Hülfütü tarafına gittim.”846

Metni gösterMetni daralt

“Şâh-ı Nakşbend bize Alâeddîn Attâr’ın sohbetine katılmamızı emretmişti. Şâh-ı Nakşbend’in vefatından sonra uzunca bir süre Bedehşan’da kaldım. Hâce Alâeddîn Attâr ise o sırada Çağâniyan’da imamet etmekteydi. Bu fakire ondan bir mektup geldi. Hâce Alâeddîn mektubunda; ‘Şâh-ı Nakşbend’in vasiyeti konusunda ne düşünüyorsunuz?’ diye soruyordu. Mektubu okur okumaz doğruca Çağâniyan’a gittim. Ahirete irtihallerine kadar Hâce Alâeddîn’in yanında kadım. Kendilerinden çok istifade ettim. Vefatının üzerinden üç gün geçtikten sonra oradan ayrıdım ve Hülfütü tarafına gittim.”846

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Altın Silsile’den Altın Halkalar.
TARİHÎ KAYIT

Risâle-i Abdâliyye

Velîler, ricâlü'l-gayb ve erken Nakşibendî şahsiyetler hakkında bilgi veren risâle.

Metni gösterMetni daralt

Eser kutub, gavs, abdal ve Hızır gibi ricâlü'l-gayb kavramlarını işler; Bahâeddin Nakşibend ile Alâeddin Attâr'a dair kısa kayıtlar da taşır. Çerhî'nin düşünce dünyasını yalnız silsiledeki bir ad olmaktan çıkaran başlıca metinlerdendir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi: Nakşibendiyye ve ilgili şahıs maddeleri; Necdet Tosun, Bahâeddin Nakşbend; Muhammed Pârsâ, Risâle-i Kudsiyye.

Öğütleri

İlk 2 kayıt gösteriliyor

ÖĞÜT

Öğüt ve söz

“Şâh-ı Nakşbend bize Alâeddîn Attâr’ın sohbetine katılmamızı emretmişti. Şâh-ı Nakşbend’in vefatından sonra uzunca bir süre Bedehşan’da kaldım. Hâce Alâeddîn Attâr ise o sırada Çağâniyan’da imamet etmekteydi. Bu fakire ondan bir mektup geldi. Hâce Alâeddîn mektubunda; ‘Şâh-ı Nakşbend’in vasiyeti konusunda ne düşünüyorsunuz?’ diye soruyordu. Mektubu okur okumaz doğruca Çağâniyan’a gittim. Ahirete irtihallerine kadar Hâce Alâeddîn’in yanında kadım. Kendilerinden çok istifade ettim. Vefatının üzerinden üç gün geçtikten sonra oradan ayrıdım ve Hülfütü tarafına gittim.”846

Metni gösterMetni daralt

“Şâh-ı Nakşbend bize Alâeddîn Attâr’ın sohbetine katılmamızı emretmişti. Şâh-ı Nakşbend’in vefatından sonra uzunca bir süre Bedehşan’da kaldım. Hâce Alâeddîn Attâr ise o sırada Çağâniyan’da imamet etmekteydi. Bu fakire ondan bir mektup geldi. Hâce Alâeddîn mektubunda; ‘Şâh-ı Nakşbend’in vasiyeti konusunda ne düşünüyorsunuz?’ diye soruyordu. Mektubu okur okumaz doğruca Çağâniyan’a gittim. Ahirete irtihallerine kadar Hâce Alâeddîn’in yanında kadım. Kendilerinden çok istifade ettim. Vefatının üzerinden üç gün geçtikten sonra oradan ayrıdım ve Hülfütü tarafına gittim.”846

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Altın Silsile’den Altın Halkalar.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Kalp ilmi ve dil ilmi

Bahâeddin Nakşibend'in Çerhî'ye ilmi kalp ve dil bilgisi olarak iki yönüyle anlattığı; faydalı ilimden nasip dileğinde bulunduğu aktarılır.

Metni gösterMetni daralt

Buradaki ayrım zahirî ilmi küçümsemez. Çerhî zaten fetva icazeti almış bir âlimdir; anlatının vurgusu, öğrenilen bilginin kalbî doğruluk ve sohbet edebiyle tamamlanmasıdır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Reşahât Aynü'l-Hayât.

Kavram dünyası

İlk 1 kayıt gösteriliyor

KAVRAM

Kavram haritası

tefsir, sohbet, irşad, aktarım

Metni gösterMetni daralt

tefsir, sohbet, irşad, aktarım

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: tarikat.org editoryası.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

ÖNCEKİ HALKABahâeddin Nakşibenddoğrudan halifeSONRAKİ HALKAUbeydullah Ahrârdoğrudan mürşid-halife bağı

Önceki ve sonraki halka