HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Adı, ailesi ve Kahire’de doğumu
Tam adı Nûrüddîn Alî b. Muhammed b. Alî el-Hazrecî el-Makdisî’dir. 6 Zilkade 920’de (23 Aralık 1514) Kahire’de doğdu. Ailesi Kudüs kökenliydi; el-Makdisî nisbesi bu köke, el-Hazrecî nisbesi ise Hazrec kabilesine mensubiyetine işaret eder. Aile geleneği soyunu ensarın önde gelenlerinden Sa‘d b. Ubâde’ye ulaştırır. İbn Gānim adı, atalarından Gānim’e nispetle ailenin birden fazla ferdinde kullanılmıştır. Bu sebeple müellif, aynı lakabı taşıyan başka isimlerden tam künyesi ve 1004/1596 vefat tarihiyle ayrılmalıdır.
Kur’an, kıraat ve çok yönlü tahsil
İlk eğitimini Hanbelî âlimi Şehâbeddin Ahmed b. Ali b. Hasan el-Makdisî’nin yanında aldı; Kur’an’ı ezberledi ve kıraat-i seb‘ayı öğrendi. Ardından Şehâbeddin Ahmed er-Remlî, Ebü’l-Hasan el-Bekrî es-Sıddîkī, İbnü’n-Neccâr el-Fütûhî, Kutbüddin Îsâ eş-Şîrâzî, Şehâbeddin Ahmed b. Yûnus el-Halebî, Nâsırüddin el-Lekānî ve Nâsırüddin et-Tablâvî gibi farklı mezheplere mensup âlimlerin halkalarına devam etti. Tefsir, kıraat, tecvid, hadis, Hanefî fıkhı, fıkıh usulü, kelâm, Arap dili ve edebiyatı onun ilmî şahsiyetinde birlikte gelişti. Dört mezhep çevresinden ders alması, daha sonra Kahire’nin geniş öğrenci muhitine hitap edebilmesini sağlayan başlıca unsurlardan biriydi.
İmamlık, müderrislik ve ilmî riyaset
Tahsilinin ardından Eşrefiyye Camii’nde imamlık ve ders görevine başladı. Eşrefiyye, Vezir Süleyman Paşa, Sargatmışıyye ve Sultan Hasan medreselerinde müderrislik ve idarî görevler üstlendi. Döneminde Hanefî fıkhının Kahire’deki başlıca otoritelerinden biri kabul edildi; ders halkası Mısır dışından gelen öğrencileri de çekti. Şöhreti geniş bir coğrafyaya yayılsa da hayatının büyük kısmını Kahire’de geçirdi. Mısır dışındaki bilinen seyahatleri iki hac yolculuğu ile üç Kudüs ziyaretidir.
Hocaları ve talebeleri
İbn Gānim’in hoca çevresi yalnız Hanefîlerle sınırlı değildi. Şâfiî, Hanbelî ve Mâlikî ilim gelenekleriyle temas ederek farklı disiplinlerin öğretim usullerini bir arada tanıdı. Kendisinden yetişenler arasında dil ve edebiyat âlimi Şehâbeddin el-Hafâcî, Hanefî fakihi Hasan eş-Şürünbülâlî, Siyer-i Halebiyye müellifi Nûreddin el-Halebî ve biyografi yazarı Takıyyüddin et-Temîmî anılır. Bu talebe halkası, tesirinin yalnız kendi eserleriyle değil, XVII. yüzyılın fıkıh, siyer, dil ve tabakat çalışmalarına uzanan bir öğretim zinciriyle sürdüğünü gösterir.
Hanefî fıkhındaki yeri
İbn Gānim, klasik metinleri şerh ve hâşiye yoluyla yeniden işleyen güçlü bir Hanefî fakihiydi. Kenzü’d-dekāik geleneğine yazdığı şerh, el-Eşbâh ve’n-nezâir üzerine notları, vakıf ve vekâlet meselelerine dair risâleleri onun hem öğretim metinleriyle hem de uygulamalı hukuk problemleriyle meşgul olduğunu gösterir. Cuma ve regāib namazı gibi tartışmalı ibadet meselelerini müstakil risâlelerde ele alması, güncel dinî uygulamaları fıkhî deliller üzerinden tartışan yönünü öne çıkarır.
Kıraat ve dâd harfi üzerine çalışması
Buġyetü’l-mürtâd li-taṣḥîḥi’ḍ-ḍâd, onun kıraat ve ses bilgisi alanındaki dikkat çekici eseridir. Risâlede dâd harfinin mahreci ve doğru telaffuzu üzerinde durur; kendi döneminde Mısır ve Hicaz çevrelerinde görülen farklı okuyuşları karşılaştırır. Böylece eser yalnız bir tecvid özeti değil, XVI. yüzyıldaki Arapça seslendirme uygulamalarına dair tarihî bir tanıklık niteliği de taşır.
Arap dili, astronomi ve diğer ilgi alanları
Fîrûzâbâdî’nin el-Kāmûsü’l-muhît’i üzerine tuttuğu notlar dil ve sözlükçülük birikimini; en-Nesemetü’n-nefḫiyye ve bu metne ilişkin açıklaması ise astronomi aletleriyle ilgili bilgisini gösterir. Kaynaklar remil ve simyayla ilgilendiğini de aktarır. Simyayla ilgili oğluna ve Mısır Beylerbeyi Hâfız Ahmed Paşa’ya bağlanan sert anlatı, biyografik kaynaklarda bir rivayet olarak yer alır; doğrulanabilir ilmî faaliyetleriyle aynı kesinlikte değerlendirilmemelidir.
Zühd dönemi ve Halvetiyye’ye intisabı
Ömrünün sonlarına doğru daha belirgin bir zühd hayatına yöneldi. Kerîmüddin el-Halvetî vasıtasıyla Halvetiyye’ye intisap ettiği kaydedilir. Bu bağ, onu bir Halvetî pîri veya yeni bir kolun kurucusu yapmaz; ilmî kariyerinin son safhasında bir Halvetî şeyhinin terbiyesine girdiğini gösterir. Dolayısıyla şahsiyetinin ana ekseni Hanefî fakihliği ve müderrislik, tasavvufî aidiyeti ise hayatının son dönemindeki Halvetî intisabıdır.
Vefatı ve defni
18 Cemâziyelâhir 1004’te (18 Şubat 1596) Kahire’de vefat etti. Türbetü’l-mücâvirîn’e defnedildi. Doğumundan vefatına kadar Kahire onun temel ilim ve öğretim merkezi olmuş; Kudüs aile hafızasının ve ziyaretlerinin, Mekke ise hac yolculuklarının coğrafyasını oluşturmuştur.
Başlıca eserleri
Eserleri fıkıh, hukuk usulü, kıraat, dil ve astronomi gibi farklı alanlara yayılır. Başlıcaları şunlardır: Evḍaḥu’r-remz ʿalâ Naẓmi’l-Kenz; Ḥâşiye ʿale’l-Eşbâh ve’n-neẓâʾir; Nûrü’ş-şemʿa fî ẓuhri’l-cumʿa; el-Bedîʿatü’l-mühimme fî beyâni naḳżi’l-ḳısme; Redʿu’r-râġıb ʿani’l-cemʿ fî ṣalâti’r-reġāʾib; evlâda vakıf meselesine dair risâlesi; Ḥavâşî ʿale’l-Ḳāmûs; Buġyetü’l-mürtâd li-taṣḥîḥi’ḍ-ḍâd ve en-Nesemetü’n-nefḫiyye ʿale’r-Risâleti’l-Fetḥiyye. Vekilin azilden sonraki beyanı ve vekil sözünün kabulü hakkında iki risâle daha kütüphane kataloglarında onun adına kayıtlıdır. Buna karşılık el-Fâʾiḳ fi’l-lafẓi’r-râʾiḳ aynı lakabı taşıyan başka bir müellife aittir.