Atâyî’nin nakline göre Mısır beylerbeyi Hâfız Ahmed Paşa, suçlu saydığı bir kişiyi kadırgada küreğe göndermişti. Mahkûmun anne ve babası Ali b. Gānim el-Makdisî’ye başvurarak şefaatini istedi. Şeyh, âdeti olmadığı hâlde idare konağına gidip paşaya öğüt verdi; kadırgada kürek çekmenin insan gücünü aşan ağırlığını anlatarak mahkûmun bağışlanmasını rica etti. Paşa bu talebi kabul etmeyince Ali el-Makdisî geri döndü ve kaynağın simya diye adlandırdığı bir uygulamaya yöneldi.
Paşa o anda duyular âleminden kopmuş gibi oldu. Saray kapıcılarının acele bir fermanla kendisini İstanbul’a çağırdığını, İskenderiye’ye gidip hazır bekleyen kadırgaya bindiğini gördü. Deniz ortasında gemi düşman gemilerine yakalandı; paşa yanındakilerle esir edilip küreğe bağlandı. Büyük bir sıkıntıyla kürek çekerken Ali el-Makdisî geminin iskelesinde göründü. Gemi halkı ona itaat etti ve şeyhin affını istediği mahkûmu serbest bıraktı.
Ali el-Makdisî paşaya, kürek çekmenin kolay olup olmadığını ve kurtulmak isteyip istemediğini sordu. Paşa içtenlikle yalvarınca şeyh elinden tuttu. Paşa birden önceki meclisinde kendine geldi; çevrede hiçbir şey değişmemiş, orada bulunanlara göre bölünemeyecek kadar kısa bir an bile geçmemişti. Bunun üzerine şeyhin elini öptü, ona duyduğu güven arttı ve daha önce küreğe gönderdiği kişiyi serbest bıraktı.