HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve adları
Kaynaklarda Muhammed b. Muhammed el-Üskübî, Çıkrıkçızâde ve Altıparmak Mehmed Efendi adlarıyla anılır. Kendi eserlerinde kullandığı ‘Muhammed bin Muhammed bi-Altıparmak’ kaydı, Altıparmak lakabının onun tarafından da benimsendiğini gösterir. Lakabın altı parmaklı oluşundan mı, başka bir şahsî özellikten mi doğduğu kesin değildir. Aynı lakapla tanınan ve 1046/1637’de vefat ederek İznik’te defnedilen Hayreddin Efendi ayrı kişidir.
Üsküp’te doğumu ve aile çevresi
Üsküp’te doğdu. Doğum tarihi bilinmemekle birlikte 1033/1623-24’te ileri yaşta vefat ettiği ve uzun süren eğitim-irşad hayatı dikkate alındığında XVI. yüzyılın ilk yarısında doğmuş olması muhtemeldir. Babası Mehmed Efendi, Mekke ve Medine kadılıklarında bulunmuş bir ilmiye mensubuydu. Bu aile çevresi, onun dinî ilimlerle erken yaşta tanışmasını açıklamakla birlikte kendi tahsil ve eserlerini babasının görevleriyle karıştırmamak gerekir.
İlk tahsili ve Şeyh Câfer’e intisabı
İlk öğrenimini Üsküp’te tamamladı. Ardından Şeyh Câfer’e intisap ederek Bayramiyye yoluna girdi. Kaynaklar mürşidinin adını kaydetmekle birlikte hayatına dair ayrıntı vermez. Altıparmak’ın sonraki ilmî faaliyetiyle zikir ve irşad hizmetini birlikte sürdürmesi, medrese ilimleri ile Bayramî terbiyesinin şahsiyetinde birbirinden kopmadığını gösterir.
Fâtih Camii’nde ders ve vaaz
Üsküp’ten İstanbul’a geldikten sonra Fâtih Camii’nde hadis, tefsir ve fıkıh dersleri okuttu; aynı camide vaaz verdi. Fâtih Külliyesi, yalnız bir ibadet mekânı değil, dönemin başlıca yüksek öğretim ve kamusal irşad merkezlerinden biriydi. Buradaki faaliyeti onu hem medrese çevresine hem geniş bir şehir cemaatine hitap eden âlim-vaiz tipinin belirgin temsilcilerinden biri hâline getirdi.
Kahire’ye yerleşmesi ve zikir halkaları
İstanbul’daki uzun hizmet döneminin ardından Kahire’ye giderek oraya yerleşti. Ölümüne kadar kaldığı şehirde tasavvufla meşgul oldu ve zikir halkaları oluşturdu. Böylece biyografisinin ikinci büyük safhasında öğretim ve vaazın yanına daha görünür bir irşad çevresi eklendi. Kaynakların onu ‘mutasavvıf ve âlim’ olarak birlikte tanımlaması bu iki yönlü hayatın sonucudur.
Tercüme anlayışı
Altıparmak Mehmed Efendi’nin kalıcı tesiri, Arapça ve Farsça ilmî-edebî eserleri Osmanlı Türkçesine taşımasında belirginleşir. Tercümelerinde her cümleyi kelime kelime aktarmak yerine anlamı açıklamayı ve öğrencinin konuyu kavramasını hedefledi. Özellikle belâgat, peygamberler tarihi, siyer, İslâm tarihi ve kıssa-tefsir sahalarındaki çalışmaları, uzmanlık metinleriyle daha geniş okuyucu çevresi arasında bir köprü kurdu.
Meâricü’n-nübüvve Tercümesi
Muîn el-Miskîn’in Farsça Meâricü’n-nübüvve fî medârici’l-fütüvve adlı peygamberler tarihi ve siyer eserini Türkçeye çevirdi. Bir mukaddime, dört rükün ve bir hâtime hâlindeki metin; önceki peygamberlerden Hz. Muhammed’in doğumuna, vahiy ve mi‘racdan hicret sonrası hadiselere ve mucizelere uzanan geniş bir anlatı kurar. Çok sayıdaki yazma nüshası ve tekrar tekrar basılması sebebiyle eser, müterciminin lakabıyla kısaca Altıparmak veya Târîh-i Altıparmak diye tanındı. Celâlzâde Mustafa Çelebi’nin aynı Farsça eserden yaptığı tercüme, başlık benzerliği yüzünden zaman zaman yanlışlıkla Altıparmak’a nispet edilmiştir.
Nüzhet-i Cihân ve Nâdire-i Zamân
Ahmed b. Muhammed Gaffârî-yi Kazvînî’nin Farsça Nigâristân adlı İslâm tarihi ve kıssalar mecmuasını Nüzhet-i Cihân ve Nâdire-i Zamân adıyla Türkçeye çevirdi. Eser yalnız tarihî anlatıları aktarması bakımından değil, mütercimin kendi şiirlerine de yer vermesi sebebiyle önemlidir. Bu şiirler Altıparmak’ın sadece âlim ve mütercim değil, edebî ifade sahibi bir şair olduğunu gösteren başlıca malzemedir.
Yûsufnâme: Terceme-i Sittîn
Terceme-i Sittîn li-Câmi‘i’l-besâtîn, Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed et-Tûsî’ye nispet edilen ve Yûsuf sûresini altmış bölümde ele alan Câmi‘u letâifi’l-besâtîn adlı eserin Türkçe tercümesidir. Yûsufnâme diye de bilinen çalışma, Kur’an kıssasını tefsirî ve ahlâkî bir okuma içinde sunar. Türkiye kütüphanelerindeki çok sayıdaki nüshası, metnin dolaşım ve okunma alanının genişliğini gösterir.
Belâgat çalışması: Kâşifü’l-ulûm
Kâşifü’l-ulûm ve fâtihu’l-fünûn, kaynaklarda Terceme-i Telhîsü’l-Miftâh ve Şerh-i Telhîs adlarıyla da anılır. Mukaddimesi açıklayıcı bir şerh, geri kalan kısmı büyük ölçüde tercüme niteliğindedir. Meânî, beyân ve bedî‘ ilimlerini; fesahat, teşbih, mecaz, kinaye, söz sanatları ve şiir iktibası gibi konuları Türkçe anlatır. Anadolu sahasında Telhîsü’l-Miftâhın bilinen ilk Türkçe tercümesi kabul edilmesi, eseri Osmanlı belâgat öğretimi tarihinde özel bir yere yerleştirir.
Diğer risâle ve eserleri
Günümüze ulaşanlar arasında Ahzâb sûresinin 38. âyetine dair müellif hattı kısa bir tefsir risâlesi ile İslâmiyet’in Hıristiyanlıktan üstünlüğünü ele alan bir risâle bulunur. Mi‘râcü’n-Nebî adlı metin mi‘racdan Hz. Ali’nin halifeliğine uzanan hadiseleri anlatır; Şerh-i Akāidü’n-Nesefî ise akaid geleneğine bağlıdır. Eski kaynaklar onun tefsir, hadis ve fıkha dair başka eserler de yazdığını bildirir; fakat adları ve muhtevaları bilinmeyen bu kayıtlar kesin bir eser listesi gibi çoğaltılmamalıdır.
Vefatı ve Mescidü Altıparmak
1033/1623-24 yılında Kahire’de vefat etti. Cenazesine geniş bir topluluğun katıldığı aktarılır. Kahire’de yaptırdığı ve adıyla anılan Mescidü Altıparmak’ın avlusuna defnedildi. Hicrî yıl iki miladî yıla yayıldığından ölüm tarihi kaynaklarda 1623 veya 1624 biçiminde görülebilir; burada 1624 üst tarih olarak kullanılmış, tarih aralığı metinde korunmuştur.
Tasavvuf ve kültür tarihindeki yeri
Altıparmak Mehmed Efendi, Bayramî irşad terbiyesini hadis, tefsir ve fıkıh öğretimiyle; İstanbul’un ilmî-kamusal vaaz ortamını Kahire’nin zikir halkalarıyla birleştirdi. Onun asıl kalıcı mirası, Farsça ve Arapça metinleri anlaşılır Türkçe ile geniş bir okuyucu kitlesine ulaştırmasıdır. Yazmalarının çokluğu ve Meâricü’n-nübüvve tercümesinin kendi adıyla anılması, tesirinin yalnız yaşadığı çevreyle sınırlı kalmadığını gösterir.