ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
46 sonuç · “Vakf”
01Bozanzâde Mahmud b. Ahmed
Bozanzâde Mahmud b. Ahmed (ö. Şevval 983/Ocak-Şubat 1576), İskilip’te doğan; Ebüssuûd Efendi’den mülâzemet alıp onun fetva kâtipliğini yapan, Rodos ve Manisa müftülüklerinde bulunan, Ebüssuûd fetvalarını güvenilir bir mecmuada toplayan ve kitaplarını Fâtih Camii’nde vakfeden Osmanlı âlimidir.
Hamid Hamideddin Ateş
Hamid Hamidettin Ateş (d. 18 Ağustos 1960, Darende), Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'nin oğlu; 1987'den itibaren Darende Şeyh Hamîd-i Velî Camii'nde imam-hatiplik yaptı, Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı'nın mütevelli başkanıdır.
Kastamonulu Şeyh Şaban Efendi
Kastamonulu Şeyh Şaban Efendi (ö. 1082/1671-72), Çorumlu İsmail Efendi’den Şâbânî terbiyesi aldı; Hoca Sâdeddin’in Eyüp’teki dârülkurrâsını 1614-15 vakfiyesiyle tekkeye dönüştürerek burada irşad etti.
Mehmed Muhyiddin Üftâde
Mehmed Muhyiddin Üftâde (900/1495 civarı, Bursa – 12 Cemâziyelevvel 988 / 25 Haziran 1580); Aziz Mahmud Hüdâyî'nin mürşidi. Seyrüsülûk usulünde celveti esas aldığı için Celvetiyye'nin pîri sayılabilir. Kanûnî'nin vakfetmek istediği köyleri reddetmiştir.
Nu‘mân Dede
Sultanzâde Halil Nu‘mân Dede, Galata Mevlevîhânesi postnişinliğinin ardından evini vakfederek Üsküdar Mevlevîhânesi'ni kuran Mevlevî şeyhidir.
Seyyid el-Hâc Abdüşşekûr Efendi el-Cerrâhî
Seyyid el-Hâc Abdüşşekûr Efendi el-Cerrâhî (1098/1686-87–1187/1773), Moravî Yahyâ Şerefeddin'in oğlu; kıraat âlimi, âsitâne aşçısı, otuz çiftliklik vakfın kurucusu ve Cerrâhî Âsitânesi'nin “Çelebi Efendi” diye anılan yedinci postnişinidir.
Şah Ali Efendi
Şah Ali Efendi (ö. yaklaşık 960/1553), Şeyh Vefâ, Emir Buhârî, Cemâl Efendi ve Sünbül Sinan çevreleriyle temas kurmuş; Nakşibendî yolu tercih ederek Ayasofya'da ders veren ve kitaplarını talebeye vakfeden Osmanlı âlimidir.
Şeyh Hacı Muhammed Rûhî Efendi
İsmâîl-i Rûmî hazretleri, Edirne’yi teşrîf buyurdukları zamân, a’lemü'l-ulemâ ve efkahu’l-fukahâdan Edirne Nakîbü’l-Eşrâfı Mûsâ Efendi merhûmun mahdûmu eş-Şeyh el- Hac Muhammed Rûhî Efendi’ye misâfir olup, kendini irşâda ve konağın vakf ve dergâh edilmesine ma’nevî me’mûr bulunduğunu ifâde eylemiş ve müşârünileyh dahi kemâl-i itâatle derhâl konağını dergâha tebdîl ile, kâffe-i mâl ü menâlini meşîhat ve tevliyeti evlâdına munh
Vakfe
Duraklama, duraksama. tas. İki makam arasında kalma, burada mahpus olma (kı; iFM). Bunun sebebi, bir önceki makamın gereklerinin tam olarak yerine getirilmemesi, o makama hakkının verilmemiş olması, bu yüzden de bir sonraki makama yükselme liyakatının ve ehliyetinin kazanılmamış olmasıdır. İki makam arasında hapsolup kalana vâkıf denir. Vakıa/Vaki i. ar. (g3 وا — 483) Olay, olgu. tas. a Misal ya da hitap yoluyla o âlemden kalbe gelen mana, mübeşşire (tEM). b Halvette zikir ve ibadetle meşgul olan sâlik kendini kaybedip çevresiyle ilgiyi kesince bazı hakikatlere vâkıf olur. Uykuyla uyanıklık arasında meydana gelen bu hale vakıa denir. Şayet bu hal huzur halindeyken meydana gelirse ona mükâşefe denir. Vakıa sâlikin mana âleminde gördüğü şeylerdir. Bir çeşit rüya görmeye benzer. Fakat ondan farklıdır. Sari vakiayi kafir de mümin de görebilir. Manevi vakıayı yalnızca mümin görür. Süfiler manevi meselelerine ve ruhi müşkillerine de vakıa derler. Fakat genellikle vaki niteliğindeki müşkiller halledilemez. Vâlih Ne güzel vâkıadır ki açıp can gözünü Hab-1 gaflette geçen ömrümü rüya gördüm Zati
vakfiyye
İslâm hukuku çerçevesinde, bir vakfm kurucusu tarafından düzenlenen vakfın görevlerinin işleyişi konusunu düzenleyen resmî belge.
Himmet Efendi Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Bayramiyye'nin Himmetiyye kolunun âsitânesi olan XVII. yüzyıla ait tekkedir; Himmetzâde Tekkesi olarak da anılır. Fatih ilçesinde Şehremini'den Yenibahçe'ye inen yamaçta, Ördek Kasap mahallesi Himmetzâde Dergâhı sokağında yer almaktaydı. IV. Mehmed devri defterdarlarından İbrâhim Efendi'nin mescidinin içinde XVII. yüzyıl ortalarında onun tarafından faaliyete geçirilmiş, vakfiyesi torunu ve tekkenin üçüncü postnişini Himmetzâde Şeyh Abdüssamed Efendi tarafından 1135 (1723) yılında düzenlenmiştir. Vefatından sonra meşihat, 1925'e kadar Himmetzâdeler adıyla tanınan ailenin tasarrufunda kalmıştır. Tekke bütünüyle tarihe karışmış, arsası İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi'nin arazisine katılmış, mimari özellikleri tesbit edilememiştir; yalnız çekirdeğini oluşturan mescid-tevhidhânenin kâgir duvarlı ve kırma çatılı olduğu tahmin edilmektedir.
Yâkub Paşa Tekkesi
Amasya · Türkiye · Halk arasında Çilehâne Tekkesi diye anılan, 815/1412’de Halvetiyye’ye meşrut olarak kurulan tekke; doğrudan onun için yaptırılıp vakfedilmiştir. Mescid, tevhidhâne, şeyh odası, halvethâneler ve derviş hücrelerinden oluşur; tevhidhânenin batısındaki türbe kısmında medfundur. Türbenin dehlize açılan hâcet penceresinin üzerinde, içeride yatanlara dair bir kitâbe bulunur.
Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin Tekkesi
Manisa · Türkiye · Türbesinin yanında bulunan ve irşad görevini son olarak sürdürdüğü tekke; başlangıçta bir mescidle birlikte yaptırıldığı kaydedilir. Manisa merkezindeki çeşitli camilerde sürdürdüğü irşadı buraya taşımıştır. Zamanla yıkılıp kaybolmak üzere olan tekkenin yerine, adına kurulan Yiğitbaşı Vakfı tarafından bir mescid inşa ettirilmiştir. Bulunduğu mahalle kaynaklarda farklı adlarla geçtiği için semt alanı boş bırakılmıştır.
Hasîrîzâde Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Hasırcızâde Tekkesi olarak da anılan, Sütlüce semtinde Elifî Efendi sokağı ile Çavuşbaşı Mescidi’nin sınırladığı arsada yer alan Sa‘dî tekkesidir. Babası Hasîrîzâde Şeyh Mustafa İzzî Efendi tarafından 1199’da (1785) kurulmuş, 1201’de (1787) vakfiyesi düzenlenmiştir; kendisi tekkenin ikinci postnişinidir. Cümle kapısına yerleştirilen 1252 (1836-37) tarihli manzum kitâbenin metni ona aittir. Tekkenin meşihatı sonuna kadar Sa‘diyye’ye bağlı kalmış ve bânisinin neslinden gelen, Hasîrîzâdeler olarak anılan ailenin tasarrufunda bulunmuştur.
Câmi-i Atîk
Lofça · Bulgaristan · Lofça kadılığı sırasında vakıflarını ihyâ ettiği ve çevresine hayır eserleri inşa ettirdiği eski cami. Vakfın onun ölümünden sonra da işlemeye devam ettiği, 1025/1616’da aynı yere kadı olarak gelen bir sonraki neslin kaydında belirtilir.
Nûreddin Cerrâhî Âsitânesi
Karagümrük, İstanbul · Türkiye · Cerrâhiyye'nin merkez tekkesi ve pîr makamı. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Seyyid el-Hâc Abdüşşekûr Efendi el-Cerrâhî : Seyyid el-Hâc Abdüşşekûr Efendi el-Cerrâhî (1098/1686-87–1187/1773), Moravî Yahyâ Şerefeddin'in oğlu; kıraat âlimi, âsitâne aşçısı, otuz çiftliklik vakfın kurucusu ve Cerrâhî Âsitânesi'nin “Çelebi Efendi” diye anılan yedinci postnişinidir.
Galata Mevlevîhânesi
İstanbul, Beyoğlu · Türkiye · Şeyh Gâlib'in 1791'de postnişin olduğu ve Esrâr Dede'nin intisap edip kazancı dedeliğe yükseldiği dergâh; 1797'de vefat edince hazîresine, Fasîh Ahmed Dede'nin yanına defnedildi. Tezkiresinin bir nüshasını buraya vakfetmiştir.
Nasûhî Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Üsküdar Doğancılar’da Tunusbağı caddesi üzerinde yer alan, Halvetiyye’den Şâbâniyye’ye bağlı Nasûhiyye kolunun âsitânesi ve pîr makamıdır. Kaynaklarda Hazret-i Nasûhî Efendi, Nasûhî Mehmed Efendi, Şeyh Nasûhî Efendi gibi adlarla da anılır. Bu kayda göre dergâhın yapımını Sadrazam Damad Hasan Paşa başlatmış, maddî gücü yetmediğinden masraflar Şeyh Mehmed Nasûhî Efendi tarafından ödenerek inşaat 1099’da (1688) tamamlanmıştır; Hasan Paşa 1102’de (1690-91) IV. Mehmed’in kızlarından Hatice Sultan’la evlenmiş, tekkenin vakfı 1131’de (1719) Hatice Sultan adına tescil edilmiştir. Mehmed Nasûhî 1130’daki (1718) vefatının ardından tekkenin hazîresine defnedilmiş, kabrinin üzerine bir türbe yapılmıştır; postuna oğlu Şeyh Ali Alâeddin Efendi geçmiştir. Türbenin niyaz penceresi üzerinde “Makam-ı evliyâdır menba-ı feyz-i fütûhîdir / Edeble dâhil ol sûfî bu dergâh-ı Nasûhî’dir” beyti yer alır.
Yiğitbaşı Türbesi, Seyyid Hoca mahallesi
Manisa · Türkiye · İrşadını sürdürdüğü tekkenin yanındaki türbe; 910/1504'te vefatında buraya defnedilmiştir. Zamanla yıkılan tekkenin yerine Yiğitbaşı Vakfı tarafından bir mescid inşa ettirilmiştir. Konum şehir merkezine göre yaklaşıktır.
Şeyh Murad Türbesi, Nişancılar (Eyüp)
İstanbul · Türkiye · 1 Nisan 1755'te vefat edip defnedildiği yer; mensup olduğu bu Nakşibendî türbesine bazı kira gelirlerini vakfetmiş ve vakıflarıyla ilgili bir defter düzenlemiştir. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası İzzî Süleyman Efendi : İzzî Süleyman Efendi (ö. 1755), 1744-1752 olaylarını yazan Osmanlı vak‘anüvisi; Şeyh Ali Efendi’den Nakşibendî hilâfeti alan ve Şeyh Murad Tekkesi için 1748’de kapsamlı bir vakıf kuran bürokrat, şair ve hattattır.
Muhammed Sâmî Efendi Dergâhı, Akmezarlık
Erzincan · Türkiye · Selüke'deki mal varlığını satarak Keçioğulları'ndan aldığı altmış dönümlük arazi üzerine kurduğu dergâh; 1330/1912'de vefatında buraya defnedilmiştir. Eski Erzincan'da Terzi Baba Mezarlığı'na giden yol üzerindedir. Konum yaklaşıktır.
La'lîzâde Abdülbâkî Efendi Dergâhı
İstanbul · Türkiye · Abdullah Efendi'nin bir süre şeyhlik yaptığı, La'lîzâde Abdülbâkî Efendi'nin bina ettirdiği dergâh. Vakfiyesi mücerredlere meşrut olduğu için evlenmek isteyince bu görevi bırakmıştır. Sefîne dergâhın semtini vermediğinden koordinat girilmemiştir.
Tarikat Tâcını Nasıl Okumalı?
Genel tekke maddî kültürü rehberi. Derleme ve ana başvuru kaynakları ihtiyatla karşılaştırılarak hazırlanmıştır.
XIX. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Haritası
On dokuzuncu yüzyıl Anadolu tasavvufunu yalnız tekke sayılarıyla değil; tarikat kolları, şehir ağları, göçler, cami ve hâne tekkeleri, Meclis-i Meşâyih, ulema, mûsiki ve gündelik hizmet kurumları üzerinden okuyan kapsamlı dönem dosyası.
Hadîkatü’l-Cevâmi‘ Nasıl Okunmalı?
Bâni, mescid, tekke, hazîre ve neşir notlarını aynı tarih katmanı sanmadan İstanbul'un dinî topografyasını okuma kılavuzu
İstanbul'da Tekke-Mescidlerin Değişen Aidiyetleri
Bir yapının kuruluşu, minber kazanması, zâviyeye dönüşmesi ve farklı irşad halkalarınca kullanılması
Nevşâhiyye: Pencap'tan Keşmir, Kâbil ve Kandehar'a
Sahenpâl merkezi, aile postu ve bölgesel halifeler üzerine kişi, eser, mekân ve silsile bağlantılarını birleştiren ayrıntılı dosya.
İstanbul Tekkelerinde Tarikat Değişimi
Bir tekke binasının yüzyıllar boyunca farklı meşihat, zikir ve irşad hatlarına hizmet edebilmesini dört İstanbul örneği üzerinden açıklayan kurum tarihi dosyası.
Osmanlı’da Sultanlar ve Sûfîler: Tarih, Himaye ve Menkıbe
Osmanlı hükümdarları ile sûfîler arasındaki ilişkiyi yalnız keramet anlatılarıyla değil; vakıf, tekke, sefer, nasihat, meşruiyet ve mesafe başlıklarıyla okuyan kaynak dosyası.
Kemâl Ümmî: Halvetîlik, Erdebil Ocağı ve Kemâllü Çevresi
Kaynakların ortak noktası Şeyh Hâmid ve Hoca Ali Erdebîlî’ye bağlılık Dîvânın kendi şiirleriyle desteklenir. Osmanlı biyografi kaynakları Kemâl Ümmî’yi Halvetî sayar; erken Erdebil ocağı bağlantısı bu tasnifle bütünüyle çelişmez. Anakronizm tehlikesi Hoca Ali dönemindeki Erdebil yolu, Şeyh Cüneyd ve Şah İsmail sonrasın
İzzî Süleyman Efendi ve Şeyh Murad Tekkesi Vakfı
İzzî Süleyman Efendi’nin Şeyh Ali Efendi’ye intisabı ile Şeyh Murad Tekkesi için kurduğu vakfın kişi, mekân ve hizmet ağını kaynak katmanlarıyla inceler.
Muâmeleci Mustafa Efendi: Ders, Vakıf ve Mektep
Muâmeleci Mustafa Efendi'nin vaaz kürsülerini, Fâtih'teki uzun ders halkasını, öğrenci tahsislerini ve İncirli mektebini birlikte ele alır.
Selâmî Ali Efendi ve Üsküdar'da Celvetî Hayır Coğrafyası
Selâmî Ali Efendi'nin Bağlarbaşı, Bülbülderesi, Acıbadem ve Bulgurlu çevresinde kurduğu yapı ağını; Üsküdar'ın Celvetî hafızası ve kaynaklardaki Kısıklı/Fıstıklı farkıyla birlikte ele alır.
İstanbul Nakşibendiyyesi: Emir Buhârî'den Hâlidiyye'ye
Abdullah-ı İlâhî ve Emir Ahmed Buhârî'den Müceddidî ve Hâlidî ağlara uzanan İstanbul Nakşibendî tarihini tekke ve kişi zincirleriyle ayırır.
RIBAT VE TEKKELERDEKİ SÛFİLERİN ÖZELLİKLERİ
Avârifü’l-Maârif · 15. bölüm · Bil ki; rıbat ve tekkelerin (mânevi bir eğitim müessesesi olarak) te’sisi, hidayet üzerindeki İslâm ümmetinin bir süsü (iftihar tablosudur). Rıbat ve tekkelerde yaşayan sûfilerin,
Sayfalar 51–57
Muzaffer Ozak Külliyatı · her yaptıgını görür, her söylediğini işitir, her niyetini bilir. Onun için, sen de ona ibadet, tâ'at, sadakat, hayır ve hasenât ile yaklaş ki, Habib-i edib-i Kibriyâ'ya lûtfolunan
Sayfalar 48–55
Muzaffer Ozak Külliyatı · Hz. Omer, çocuğa cevaben cinayeti işlediğini söyledin. Sana islâm şeriatında kısas lâzım geldi buyurdular. Delikanlı hükmü şer'iye göre öldürülecegini bildigi halde evvelki sükûnet
Sayfalar 81–87
Muzaffer Ozak Külliyatı · o ll Sebilss Ve min-en-nâsi men yeşriy netseh-ubtiga e merdatillahi vallahu râ 'utun bil-ibâd... El-Bakara: 201 (Insanların öylesi vardır ki, Allahu tâlâ'nın rizası uğruna öz nefsi
Sayfalar 77–84
Muzaffer Ozak Külliyatı · Yunus Isa Uzeyir incil Lokman Zülkarneyn » Muhammed Mustafa aleyhissalâtü ves-selâm (Kur'an-1kerimde ismi geçmemekle beraber Şit aleyhisselâma da 50 suhuf nâzil olmuştur.) Lâm Bunl
Sayfalar 106–111
Muzaffer Ozak Külliyatı · öyle bir âlem açılır ki, bu âlemi seyr-ü temaşa ederken ölüm acısını duymazlar. Zira, âşıklara ölüm bâbında vuslât-ı cemal, hayatlarında ise makam-ı kemal vardır. Bunun için, mü'mi
Sayfalar 133–140
Muzaffer Ozak Külliyatı · yatıyor ve biraz sonra da onu bu son yolculuğuna hazırlayacaksınız, amel sandığı olan mezarında amelleriyle başbaşa kalacak... Onun haline bakın da ibret alın, bu dünya âleminde bo
Sayfalar 156–165
Muzaffer Ozak Külliyatı · gözleriyle görerek (El'aman yâ Rab!..) feryadına başlamış, ellerini ısıran, göğüslerini döven, şefaatten mahrum kalan, hüsran ve nedamet içinde bulunan (Vâ hasretâ... Vâ esefâ...)
Sayfalar 166–172
Muzaffer Ozak Külliyatı · Innallâh'ester& min-el-mü miniyne enfüsehüm ve emv&lehum bi-enne le hüm-ül-cenneh yukatilûne fi sebilillahi fe-yaktülüne ve yuktelûne vâ'den aleyhi hakkan fit-Tevrati vel-inciyli v
Sayfalar 218–224
Muzaffer Ozak Külliyatı · Ab-ı rûy-i Habib-i ekrem için, Kerbelâ'da dökülen dem için, Şeb-i firkatte ağlayan göz için, Râh-i aşkında sürülen yüz için, Eyle yâ Rab!.. lûtfunu hem-râh... Bakma yâ Rab!.. bizim
Sayfalar 235–242
Muzaffer Ozak Külliyatı · Ey âşık-ı sadık, ey hak ve hakikate talip!... Bilmiş ol ki, insanlar dört kısımdırlar: 1. Insan-1 hayvani (yani, insan suretindeki hayvan demektir.) Insan-1 şeytani (Yani, insan su
Sayfalar 249–255
Muzaffer Ozak Külliyatı · (Onlar ki, iftira edildiklerinden habersiz, hür ve afif mü' min kadınlara isnat ve iftira ederler. Dünyada da âhirette de Allahu talâ'nın rahmetinden tardedilmiş, ilâhi lâ'nete uğr