Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 156–165
gözleriyle görerek (El'aman yâ Rab!..) feryadına başlamış, ellerini ısıran, göğüslerini döven, şefaatten mahrum kalan, hüsran ve nedamet içinde bulunan (Vâ hasretâ... Vâ esefâ...) diyerek zebanilere teslim edilen âsiler ve zâlimlerden eyleme yâ Rabbi... Isimlerimizi saidler defterine kaydederek, bizleri orada ibka eyle yâ Rabbi... Ölümün şiddetini, kabrin vahşetini, sual ve hesabın dehşetini, cehennemin ateşini görmeden sorgusuz hesapsız cennetine girenlerden eyle yâ Rabbi...
Bu âciz risâlemizi bastıran, okuyan, okutan ve dinleyenleri ve okunmasını tavsiye edenleri iki cihanda aziz eyle yâ Rabbi... Sağlığımızda bir dua ve ölümümüzden sonra birer Fatihâ ile bizi ananları, kendilerine hayır dua edecek evlât, ahbap ve ıhvân ile mükerrem eyle yâ Rabbi... Bu risâlemizin tesirini halk buyurarak, okuyanlara ve dinleyenlere hayırlı ve faydalı olmasını nasip eyle yâ Rabbi... Bu risâlemizi, yüce katında ve Habib-i edibin katında makbul ve mergub eyle yâ Rabbi... Ihvân-1 yâranını kesir eyle, kendilerini iki cihanda aziz eyle, ölmüşlerine rahmet ve sağ olanlarına sıhhat, âfiyet ve hayırlı işlerinde devamlı muvaffakiyet ihsan ve inayet eyle yâ Rabbi...
Bu kemter Muzaffer Aşki kulunu da affınla ve lûtfunla şâd-ü handân eyle yâ Rabbi... Kusur ve küsurlarımı, Habib-i edibine, Ehl-i beytine ve bendlerine bahşeyle yâ Rabbi... Dualarımızı, ism-i â'zam hürmetine kabul ve niyazlarımızı lûtuf ve kereminle makbul eyle yâ Rabbi Sübhane Rabbike Rabbil izzeti ammâ yasifûn ve selâmün alel-mürseliyn vel-hamdü lillâhi Rak-hil-âlemiyn kabul-ün-niyaz EL-FATİHÂ Yüzümü dergâha tuttum yâ Gani Boş çevirme bâb-ı lûtfundan beni, Şâfi'imsin ey Nebi'ler serveri, Boş çevirıne bâb-ı lûtfundan beni...
El-Hac
MUZAFFER OZAK
ENVÂR-ÜL-KULÜB (Kalblerin Nurları)
DERS: 22 MÜNDERECAT:
Es-Saf sûre-i celilesinin 10. âyet-i kerimesi tefsiri - Islâmda cihadın kıyınet, ehemmiyet ve fazileti - Hürriyet ve istiklâlin şer'i yönden değerlendirilmesi - Kıbrıs barış harekâtının ortaya koyduğu bazı gerçekler - Kıbrıs Türkleri ve islâm hakları beyannamesi - Medeniyyet dünyasının Kıbrıs'ta Türk kanı dökülmesine nasıl seyirci kaldığı - Cihad hakkında bazı âyet-i kerime ve Hadis-i şerifler - Resûl-ü zişânın sevk ve idare ettiği bazı gazalardan menkıbeler - Islâmda cihadın farz olmasının sebep ve hikmeti - Şehitlerin mazhar oldukları ilâhi ikram ve iltifat - Sultan Murad-ı Hüdâvendigâr'ın Kosova sahrasındaki duâsı - Biz, neden geriledik? - Fatih medresesinin vakfiyesinden örnekler - Üçüncü sultan Mustafa'nın Koca Ragıp Paşa'ya şiirle ifade ettiği gerçek - Tarihten ve çevreden ibret almanın yararları - Paralarına kıyamayan zenginleri bekleyen hüsran ve âkibet - Şeyh Şâmil'in haklı bir sitemi - Şehitlere bahş olunan altı haslet ve keramet - Peçevi tarihinden alınmış bir olay - Balkanlarda müslüman Türklere revâ görülen zulüm ve vahşet - Kanuni Sultan Süleyman Han'ın, besinci Karlo'ya (Charles Quinte) bir mektubu - Kanuni'nin doğu seferine çıkarken söylediği şiir - Théophile Guatier, Lamartine ve Pierre Loti'nin Türkler ve Istanbul hakkındaki hatıraları - Türklere esir düişen!
Demirbaş Şarl'ın intibaları - Azılı Türk ve İslâm düşmanı Lord Byron'un Türkler hakkındaki fikirleri - Körü körüne şeriat düşmanlığı yapan dinsizlere ve densizlere cevaplar - Gerçek demokrasi, millî birlik ve beraberlikle sağlanabilir - Savaşa girecek gazilere bazı öğütler - Bil-fiil savaşa katılamayanlara düşen vazifeler - Savaş alanında namaz nasıl kılınır - Münâcat ve kahraman Türk gazilerine medhiyye -
ZARURI BİR AÇIKLAMA Yalnız yurt ve millet savunmasında değil; zâlimlere karşı ırz, iffet ve mukaddesatımızın korunmasında da mertçe, yiğitçe siper ettikleri göğüsleri, iyman ve Kur'an nurları ile münevver, Hak'tan gayrı hiçbir kuvvetin önünde aslâ eğilmeyen safaları ilim ve irfan ile müzeyyen ve mücehhez şerefli müslüman Türk kumandan ve subaylarının eşsiz sevk ve idaresinde, Kahraman Mehmetciklerin muvaffakiyet ve muzafferiyetle sonuçlandırdığı Kıbrıs Türk barış harekâtından sonra, islâmda CİHAD'ın kıymet, ehemmiyet ve fazileti konusunda bir risâle hazırlamayı ve bu vesile ile Allah yolunda, insanlık dâ'va ve ideali uğurunda ve Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellemin buyruğunda tarih sahifelerini eşsiz ve benzersiz hamaset destanları ile dolduran şehitlerimizin ve gazilerimizin cesaret ve şecaatlerini bir kerre daha hatırlatmayı arzu ediyor ve fakat buna bir türlü cür'et edemiyordum. Her zaman ve her yerde, aczini ve cehlini itiraf etmekten çekinmeyen bu fakir-i pür-taksir için, yüzleri islâm ve özleri iyman nurları pırıldayan aziz din kardeşlerimin ve Hak yoldaşlarımın huzurlarınıza böylesine muhteşem bir konu ile çıkabilmek gerçekten zordu. Fakat, aşağıda dikkat ve ibretinize sunacağım kıssalarla, bunlardan kendi payıma çıkardığım hisseler beni teşvik ve teşçi etti:
1) Seyyid-ül-Enâm aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tahiyyete ves-selâm efendimiz hazretleri, ashab-ı kirâm rıdvanullahi aleyhim ema'ıyn efendilerimize şimale sefer etmeği vasiyyet buyurmuşlar ve bu cihad için bizzat hazırladıkları ordunun başına Usame bin Zeyd radıyallahu anh'ı kayırmışlardı. Iki cihan serverinin, âlem-i cemale intikal buyurmaları üzerine bu sefer biraz gecikmiş ve nihayet Hz. Ebu-Bekir-is-Sıddıyk radıyallahu anh, emr-i celil-i peygamberiyi yerine getirerek bu orduyu yola çıkarmış ve bizzat uğurlamıştı. Sıddıyk-ı Ekber, ordu kumandanı Usame bin Zeyd'in atının yanı sıra gidiyor
ve genç kumandan buna çok üzülüyordu. Nihayet, dayanamadi ve:
— Yâ Emir-el-mü miniyn!.. Yâ lûtfen siz bu ata bininiz veya müsaade buyurunuz, ben de attan ineyim.
Eba-Bekir-is-Sıddıyk radıyallahu anh'ın cevabı kesin olmuştu:
— Yâ Usame!.. Bizim de Allah yolunda bir saatçik olsun ayaklarımız tozlanmasın mı?
2) Hz. Yusuf peygamber aleyhisselâmı, kardeşlerinin attıkları kuyudan çıkaran kervancılar, müşârünileyhi Mısır'da esir pazarında köle olarak satıyorlardı. Yusuf aleyhisselâmın maddî ve mâ'nevi güzelliğine hayran olanlar, onu ne bahasına olursa olsun satın almak için âdeta rekabete girişmişlerdi.
Arttırmanın torba torba altunlar feda edilerek kızıştığı bir sırada, çok yaşlı bir hatun titrek sesiyle pey sürdü:
— Benden de üç kuruş var!.. dedi.
Herkes şaşırıp kalmıştı. Artırma, torbalar dolusu altunlarla devam ederken üç kuruşun lâfı mı olurdu? İçlerinden birisi kadıncağızı azarlayarak haykırdı:
— Bizim yüzlerce, binlerce altun feda ederek satın almağa çalıştığımız bu köle için, üç kuruşsuk pey sürmeye utanmıyor musun?
Yaşlı kadın, başını önüne eğerek şu cevabı verdi:
— Haklısınız, dedi. Onun üç kuruşa alınır bir köle olmadığını ben de bilirim ama, istedim ki bu alış-verişte benim de peyim bulunsun!.. dedi ve bu kıssa tarihe mal olup, kıyamete kadar darb-u mesel olduğu gibi Fakir-i pûr taksir kıyınet biçilemeyen bu zafere; kocakarının Yusuf aleyhisselâmın satışında pey vurup tarih sayfalarına yazıldığı gibi, ben de bu şanlı harekâtımıza naçiz bir risalecik yazarak, bu pahası yüksek alışverişe pey sürmüş oldum.
3) Nihayet, Hz. İsa aleyhisselâmın getirdiği din ve şeri'at ile hiç bir ilgi ve ilişkisi bulunmayan Makarios kâfiri ve benzerleriyle, onun mirasçıları, dini siyaset ve menfaatlerine âlet ederek acımasızca din kardeşlerime, kan kardeşlerime, can kardeşlerime kan kusturur, medeniyet dünyası denilen kü-
für ve dalâlet ehlini, Hıristiyanlık adına dut yemiş bülbül gibi sustururken, âcizane bir din adamı olarak, karınca kararınca Hak ve hakikati, hukuk ve adaleti savunmak elbette benim de boynumun borcu idi.
İşte, bunun içindir ki, Allah yolunda CİHAD eden şehidlerin ve gazilerin ruhaniyyetlerinden affımı ve siz muhterem okuyucularımdan da bağışlanmamı niyaz ederek, bu risâleyi yazmaya karar verdim. Bu vesile-i hasene ile gerek son Kibrıs barış harekâtında ve gerekse daha önceleri küffâr-ı hâkisar ile savaşırken şehadet rütbesini ihraz eden kahraman subay, assubay ve erlerimizin ruh-u pür-fütuhlarına Fâtihâ-i şerifelorimizi hediye ederek bu nâçiz risâlerimizi arz ve ithaf ediyorum.
Savaş; bir bakıma cana kıymak, beldeleri yakıp yıkmak demek olduğundan, din-i mübiyn-i islâmda kesin bir zaruret ve mecburiyet bulunmadıkça savaşa girmek ve girişmek caiz değildir. Ancak; Allah yolunda, din, millet ve devlet uğrunda savaşa girilince de, başta bulunan kumandanın emri ve bir harp hiyle ve taktiği olmaksızın düşmana sırt çevirmek de en büyük günahtır. Hattâ, affı kolay olmayan büyük günahlardandır. Bir de, teslim olan düşman askerine, eli silâh tutmayan yabancı ihtiyarlara, kadınlara ve çocuklara ve özellikle genç kız ve kadınların ırz ve namuslarına tasallût ve tecavüz etmek, ekilmiş tarlaları, meyveli ağaçları kesmek veya yakmak, Allah için nefislerini kiliselere hapsetmiş din adamlarına hakaret, eza ve cefa etmek - Allah korusun - Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin husumetini celbetmeğe sebep olur. Savaşırken yaralayarak saf dışı edilen düşman askerinin yarasını sarmak, yediğinden ona da yedirmek, muhtaç ise giydirmek, islâmın şân ve şı'arından olup Allahu sübhanehu ve tealâ'nın emirleridir. Hak yolunda savaşan gazinin zafere ulaşması bununla kaimdir. Allahu azim-üşşân zâlimleri sevmez ve zâlimlere yardımcı da olmaz. Tevfik ve inayet, ancak Allahu tealâ'dandır.
El-Hac
MUZAFFER OZAK Envar-ül-Kulûb, Cilt 3 — F: 11
Sallû alâ seyyidinâ Muhammed...
Sallû alâ şefi-i zünubina Muhammed...
Sallû alâ envâr-i kulûbinâ Muhammed...
El-Evvelü Allah... El-Ahirü Allah... Ez-Zâhirü Allah... EI- Bâtınü Allah... Hayrihi ve şerrihi min'Allah... Men kâne fi kalbihi Allah... Fe-mû'inuhu ve nâsıruhu fid-dâreyni Allah..
Rabbişrahli sadri ve yessirli emri vahlûl ukdeten min lisani yefkahu kavli ve ufevvidû emri ilâllah vallâhu basiyrün bil-ibâd...
Sübhaneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke ent-el alim-ül hakiym...
Sübhaneke lâ fehme lenâ illâ mâ fehhemtenâ inneke entel cevvad-ül kerim...
Sübhaneke mâ arefnâke hakka mâ'rifetike yâ Mâ'ruf...
Sübhaneke mâ abednâke hakka ibadetike yâ Mâ'bud...
Sübhaneke mâ zekernâke hakka zikrike yâ Mezkûr...
Sübhaneke mâ şekernâke hakka şükrike yâ Meşkûr...
E'üzü billahi min-es-şeytan-ir-raciym Y& eyyühelleziyne amenu hel edüllükûm ala ticaretin tünciykûm min azabin eliym tü'minûne billahi ve Resûlihi ve tûcâhidune f1 sebiylillahs bi emvalikûm ve enfüsiküm zaliküm hayrün leküm in kûntûm tâ'lemûn..
Es-Saf: 10 (Ey iyman edenler!.. Sizi, elim bir azaptan kurtaracak bir ticaret salık vereyim mi. Allahu tealâ'ya ve Resûl-ü müctebâ'ya iyman edersiniz, Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla cihad eylersiniz. Eğer, bilirseniz bu sizin hakkınızda pek hayırlıdır.)
Allahu sübhanehu ve tealâ hazretlerinin herşeye kadir olduğuna ve bütün emirlerinde ve hükümlerinde yüzbinlerce sırlar ve hikmetler bulunduğuna iyman eden, her emrinde galip ve dilediğini halk, dilediğini de helâk edebilmek iradesini daima kabza-i kudretinde bulundurduğuna inanan, bu iyman ve iykanlarını dilleriyle takrir ve kalpleriyle tasdik ederek irfan ve iz'an sahibi olan aziz mü'minler!..
Allahu azim-üş-şân indinde din, ancak ve yalnız bizim dinimiz olan din-i mübiyn-i islâmdır. Kitap ise, her türlü tahriften ve tagyirden masun ve mahfuz bulunan ve kıyamete kadar da Allahu talâ'nın hıfz-u emânında bulunan Kur'an-ı azim-ül-bürhandır.
Muhterem müslümanlar!..
Din-i mübiyn-i islâm ve Kur'an-ı azim-ül-bürhan, şeref-i iyman ile müşerref olan biz müminlere; her zaman ve her yerde kâfirlere, zâlimlere ve münafıklara karşı zillet, mezellet ve meskeneti men'eder ve din, devlet ve millet düşmanlarına karşı her hal-ü kârda izzet, rif'at ve şevket emreder.
Allahu tealâ, AZIZ'dir. Onun dini olan islâmın da AZIZ olması tabii ve âşikârdır. Binaenaleyh, iyman ve islâm ile mübâhi olan müslümanların da her zaman ve heryerde AZIZ olmaları bedihidir. Müteselsilen aziz olanların da şan, şeref, şevket, satvet ve izzet sahibi olmaları lâzımdır ve şarttır. İşte, bunun içindir ki Allahu tealâ ve tekaddes hazretleri Kitab-ı keriminde biz ümmet-i Muhammed'e canımızla, malımızla, dilimizle ve kalemimizle gazayı irade buyurmuş ve farz kılmıştır;
Bu risâlemizin başında mea'len sunduğumuz âyet-i celi- - le, bu görüşü hiçbir kuşku ve tereddüde yer vermeyecek kesinlikle açıklamaktadır. Yerlerin ve göklerin, yerlerle gökler arasında görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen âlemlerin Rabbi, mürebbisi ve mâliki olan Allahu zül-celâl vel-cemal hazretleri, Habib-i edibi vasıtasiyle inzâl buyurduğu kitab-ı keriminde şöyle buyurmaktadır:
(Ey benim varlığıma ve birliğime inanan ve iyman eden has kullarım! Bana ortak koşmayan, beni tevhid, tekbir ve
tehlil eden, Habib-i edibimin risâlet ve nübüvvetini takrir ve tasdik eden, onu herşeylerinden fazla severek iymanlarını ihsana ve kemale erdiren muhlis kullarım!.. Sizleri, gerek dünya hayatında ve gerekse âhiret âleminde korkunç bir azaptan, çok acı bir ızdıraptan, elem verici ateşten koruyup kurtaracak, sizleri biz azim-âş-şân indinde makbul, Habib-i edibim indinde mahbup ve Hak velileri indinde mergup bir ibadet ve ticarete delâlet edeyim mi? Sizlere, büyük bir yarar sağlayacak önemli bir hususu salık vereyim mi? Varlığıma ve birliğime, Habib-i edibimin Hak peygamber olduğuna hakkıyle ve lâyıkiyle iyman ediniz ve bu iymanınızı öylesine kemale erdiriniz ki, rizayı ilâhiyyem uğrunda, benim yolumda canınızla, malınızla, dilinizle ve kaleminizle din ve mukaddesat düşmanlarına, vatan ve milletiniz için hıyanette bulunanlara, mazlûm halka haksızlık ve kötülük edenlere, zulmeyleyenlere karşı elinizden geldiği ve gücünüzün yettiği kadar mücadele ve muharebe ediniz, onları bozguna uğratıncaya kadar savaşınız. Böyle bir cihadda bulununuz ki, sizleri dünya hayatında esaret zilletinden, zâlimlere köle olmaktan, ırz ve iffetinize tasallût ve tecavüzlerden koruyayım ve âhiret âleminde de cehennemin korkunç ve dayanılmaz azaplarından kurtarayım. Allah yolunda, din ve millet uğurunda savaşırsanız, rizayı ilâhiyyeme mazhar olur ve cennet ni'metlerine erişirsiniz.)