Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 133–140
yatıyor ve biraz sonra da onu bu son yolculuğuna hazırlayacaksınız, amel sandığı olan mezarında amelleriyle başbaşa kalacak... Onun haline bakın da ibret alın, bu dünya âleminde boşuna kafa gezdirmeyin, nöbetiniz gelmeden ne lâzımsa hazırlayın, son pişmanlık fayda vermez, der ve ölüm sıraları gelen diğer insanların ruhlarını kabzetmek üzere hemen gider.
Vardır her kemale zeval, Fir'avne bak da ibret al, Boğdu onu kahr-ü celâl, Sabret hemen Mevlâ Kerim...
Gayrı bırak, Mevlâ'ya gel;
Elin açıp dua'ya gel, Eyler kabul azze ve cel, Sabret hemen Mevlâ Kerim...
Cenab-1 Rabbil-âlemiyn, HÂLIK-ÜL-EŞBÂH ve KABIZ-ÜL- ERVAH'tır. MUHYÎ ve MÜMİT odur. Öldüren ve dirilten Rabbimiz, ruhları kabzetmek vazifesini Azrail aleyhisselâma tevdi buyurunca, Melek-ül-mevt:
— Yâ Rab!.. Bana bu vazifeyi tevdi buyurdun ve bu vazifenin ne kadar faziletli ve mübarek bir görev olduğunu da duyurdun. Bu vazifemi ifa etmekle iyman sahibi müttakileri, sâlihleri ve âşıkları mâ'şukuna; kâfirleri ve zâlimleri de azap ve ıztıraba ilettiğimi ve böylelikle onların şerlerinden bütün insanları kurtardığımı öğrettin. Aşıklar ve sadıklar için ölüm bâbında vuslât-ı cemal vardır. Kâfirler ve zâlimler için de ölüm bâbında dünya ni'met ve devletlerine zevâl vardır. Fakat. bu sırrı bilemeyen ve göremeyenler, bu görevi yerine getirdiğim için bana buğzedeceklerdir, deyince Hitab-ı izzet şeref-sadir oldu:
— Yâ Azrail!.. Ben, kullarımın her birini ayrı bir dert ile müptelâ kılarım. Hiç kimse, ölümlerini senden bilmezler, o derdi söylerler. Onlara vereceğim o dert, kendilerine seni unutturur, buyuruldu.
Aziz kardeşlerim ve Hak yoldaşlarım:
Bir kimsenin, hayatı boyunca en az yirmi beş kere Kur'an-ı aziymi hatmetmesi veya ettirmesi lâzımdır. Sakın ihmal etme, daima Kitabullah'ı oku veya okut!.. Ibadetlerin en yücesi Kur'an-ı kerimi okumaktır ki, ehlullah buna Allahu tealâ ile sohbet derler. Mâ'nasını öğrenmeğe çalış, öğrendiklerinle âmil olmağa alış... Amellerinde tam bir ihlâs üzere bulun Mâ'nasını anlayamasan bile, Kur'an-ı aziymi okumak zikir olduğundan, zikir ecir ve sevabına mazhar olursun.
Bir kimse, Kur'an-ı azim-ül-bürhanı okumasını bilmese veya okumağa fırsat ve imkân bulamasa, ziyaret kasıd ve niyyeti ile okumaksızın sahifelerini çevirmeli ve bu görevi mutlâka yerine getirmelidir.
Eskiden, müslüman evlerinin duvarlarını en usta hattâtların yazdıkları âyet-i kerimeler ve Hadis-i şerifler süslerdi. Çoluk, çocuk, büyük, küçük herkes ister istemez bunların okunmasını öğrenir ve mâ'nalarını öğrenirlerdi. Hattâ, yalnız ev halkı değil, gelen misafirler dahi ilgilenir, ev sahibinden okumasını rica eder, mâ'nayı münifini sorar, anlar, öğrenir ve öğrendiği ile de amel ederek dünya ve âhiret yollarını tayin ve tesbit ederlerdi. Zikr-i Hakka nail olurlardı. Bu levhalar, evler için yalnız ziynet olarak kalmaz, feyiz ve bereket vesilesi de olurdu. Okuyanların, okutanların ve dinleyenlerin irfanları artardı. Aynı zamanda, bu levhalara rağbet etmek sayesinde hattatlar ve müzehhipler teşvik edilmiş olur, Türk-Islâm san'atı her tarafta rağbet bulurdu. Ne yazık ki, bu güzel âdetler bugün için unutulmuş gibidir. Pek az müslümanın evinde bu levhalara rastlanılmaktadır. Evinin duvarlarını âyet-i kerime ve Hadis-i şeriflerle süsle aziz kardeşim... Böylece, gözünü ve gönlünü de süslemiş, çoluk çocuğuna Kur'an-ı aziym ile Hadis-i şerifler ile ünsiyyet sağlamış olursun.
Evet, Kur'an-ı kerimi okumalı, okutmalı ve gençlere öğretmelidir. Okumakla da yetinmeyerek mâ'nasını anlamağa çalışmalı ve anladıkları ile de tam bir ihlâs içinde âmil olmalı-
dır. Eğer, Kitabullah'ın emirleriyle âmil olunmaz ve nehiylerinden kaçınılmazsa:
Rübbe talin yelanühül Kur'anû..
(Bir çok Kur'an okuyan vardır ki, okuduklan Kur'an ken.
dilerine lânet eder.)
Hadis-i şerifindeki tehditle karşılaşmak muhakkak ve mukadderdir. Bu tehdidi umursamazlık edemezsin, cidden ve hakikaten korkulacak bir haldir. Bu korkunç âkibete mâruz kalmamak için, Kur'an-ı aziymin hükümleriyle âmil olmak gerekir. Zira, hükümleriyle âmil olunmaksızın okunan Kur'an, bir çok kimselerin aldatılmasına sebep olmaktadır. Allahu tealâ'ya, Resûl-ü müctebâ'ya, kıyamet ve âhirete inanmayan pek çok sahtekâr, dükkânlarının veya iş yerlerinin duvarına bir Besmele-i şerife levhası asmakta ve bunu görenler de sahibini temiz ve afif bir müslüman farzettiklerinden ekseriya aldatılmaktadırlar. Emirlerine ve nehiylerine dikkat ve riayet edil.
meksizin okunan Kur'an-ı kerim de bir çok zevatın aldatılmasına yol açmaktadır. Oysa, böyle yapanlar, bizzat Kitabul lah'ın lânetine uğrayacaklarını unutmamalıdırlar.
Bir başka misâl daha verelim:
Namaz, bilindiği gibi kulu Hakka yaklaştırır. Halbuki, Al.
lahu talâ'nın emirlerine uyulmadan ve nehiylerinden kaçınmadan kılınan namazlar, insanı Hak'tan uzaklaştırır:
Men lem tenhehu salatuhu an-il fahsâ-i vel-münkeri lem yezded min'Allahi lla Bu'da...
(Kıldığı namaz, kendisini Allahu talâ'nın men'ettiği kötü ve çirkin hallerden ve hareketlerden alıkoymayan ve önleme-
yenin Allahu tealâ'dan uzaklaşmasını artırmaktan gayrı hiçbir işe yaramaz.)
Hadis-i şerifi, bunun delili ve şahididir.
Ilâcın faydasını görebilmek için nasıl ki perhiz lâzımsa, ibadet ve tâ'atin faydası da ancak ve yalnız kötülüklerden, Allahu tealâ'nın kesin olarak yasakladığı ve Resûl-ü müctebâ'nın yerdiği ve kınadığı çirkin huylardan perhiz etmekle mümkündür. Bu kötülükleri terketmedikçe, hiçbir ibadetten hayır ve fayda umulamaz. Hem ilâç alacaksın, hem de perhize riayet etmeyeceksin ve ne bulsan gövdeye indireceksin, böyle ilâcın kişiye yararı olur mu? Üstelik, bu ilâç insan bünyesine zarar vermez mi? Tıpkı bunun gibi, hem günah ve isyanlara devam edeceksin, kötülüklerden, haksızlıklardan vazgeçmeyeceksin, hem de namaz kıldım, oruç tuttum, itaat ve ibadette bulundum, diyeceksin!.. Yok yok kardeşim, olmaz böyle şey... Yukarıda bilgi ve dikkatinize sunduğum Hadis-i şerifteki büyük tehdidi anlamağa çalış!..
Bulmadı âb-ı hayatı Hızır'a hemdem olmayan, Görmedi envâr-1 zâtı sırra mahrem olmayan, Tâc-ü tahtı terkederdi dost yüzün görmeyen, Ibn-i vaktolmaz refik, Ibn-i Edhem olmayan...
Hasan-ül-Basri hazretlerinin, Basra halkına öğütlerini özetlemeğe çalıştım. Bilindiği gibi, müşârünileyh tâbi'ıynden olup tâbi'ıyn devrinden itibaren çevresinde bulunan müslümanlara yararlı olmağa ömrünü vakfetmiş, islâmın sathında kalan, emirlerine uymaksızın ve nehiylerinden kaçınmaksızın Kitabullah'ı okuyanların dualarının kabul ve is'af buyurulmadığını onlara da bizlere de beliğ ve veciz bir ifade ile açıklamıştır.
Netekim, Basra halkının bu davranışları cezasız kalmamış ve Allahu tealâ başlarına zâlim bir melik göndererek onları inim inim inletmiştir. Yezid'ler, Haccâc'lar ve onları takibeden diğer zâlimlerin zulümleriyle te'dip edilmişlerdir.
HİKÂYE Haccâc-1 zâlimin Basra üzerine doğru geldiği haberi duyulunca, şehir halkı büyük bir telâş ve korkuya kapılmış ve Hasan-ül-Basri hazretlerine müracaat ederek:
— Meded yâ imâm! diye yalvarmışlardı. Haccâc, ordusuyla üzerimize geliyormuş. Bu zâlimin şerrinden kurtulabilmek için ne yapmamızı tavsiye buyurursunuz?
Hazret-i imam, onların bu korku ve heyecanlarını tebessümle karşılayarak kendilerine şu cevabı vermiştir:
— Onu, kılıçla karşılamağa kalkışırsanız, sizi mağlûp ve perişan eder. Kaçsanız, takibeder ve saklandığınız yerde sizi bulur. Onun şerrini gerçekten def'etmek istiyorsanız, kötü ve çirkin huylarınızı terkedin, Allahu tealâ'ya karşı işlediğiniz isyan ve günahlardan ötürü tövbe ve nedamet edin, ondan size bir zarar gelmemesi, sizi bulamaması için âlemlerin Rabbine niyaz eyleyin.
Basra halkı, hazretin bu tavsiyelerine uymuşlar, işledikleri günah ve isyanlara tövbe ve nedamet etmişler ve Hakka niyaz ederek kendilerini o zâlimin şerrinden kurtarmasını can ve gönülden dilemişler...
Bu sırada, Haccâc-1 zâlim de Basra'ya hayli yaklaşmıştı.
Korkunç bir kum fırtınası peyda oldu, ordusuyla birlikte yönlerini bile şaşırdılar. Haccâc, atının dizginini çekti, ordusuna geri dönme emri verdi ve kendi kendisine söylendi:
- Basra halkı tövbe ediyor. Artık, oraya gitmeğe hacet kalmadı!..
Basra'nın bu büyük tehlikeyi böylece atlattığını tarihler yazmaktadırlar.
Daha önceki derslerimizde de anlatmağa çalışmıştık. Zalimler, Allahu talâ'nın azgın köpekleridirler. Müstehak olan kavmin üzerine saldırtılırlar ve onları helâk ettikten sonra kendileri de cehenneme müstehak olurlar. Bu arada, bazı saf ve temiz insanlar da o zâlimlerin şerlerine uğrayabilirler. Ama, ne var ki onların mâruz kaldıkları bu zulüm ve şer hakların-
da hayırlı olur, zâlimler kıyamete kadar lânet ve nefretle anshırlar, mazlûmlar da Allahu tealâ katında yüksek derecelere mazhar olurlar.
HİKÂYE Bilindiği gibi, İbrahim Edhem hazretleri, Belh sultanı idi.
Tâc ve taht sultanlığını, gönül sultanlığına tercih etmiş bir Veliyullah'tır.
Birgün, kendisinden sordular:
— Lûtfedip, bize hayatınızın en güzel günlerini anlatır mısınız?
— Bilmem ki nasıl anlatayım? diye söze başlayan hazret devam etti:
— Anlatsam, siz işin zâhirine bakarak üzüleceksiniz. Oysa, ben bu hâtıralarımı hasret, saygı ve sevinçle yâdederim.
— Kerem buyursanız da bizler de nasibimizi alsak?
- Birgün bir gemi ile seyyahat ediyordum. Gemide, hokkabazlık ederek halkı güldüren ve eğlendiren bir adamcağız vardı. Bir kenarda, kendi halimle uğraşırken yanıma yaklaştı, beni sakalımdan tutarak çekti ve ortaya çıkardı, öteme berime vuruyor, nükteler savuruyor, halk da gülmekten kırılıyordu. Hayatımda, bundan daha fazla sevindiğim ve unutamadığım bir günüm yoktur dersem inanınız. Zira, nefsim bu hal ile zebun olmuş ve halime bakanlar gülerek zevklenmişlerdi.
Bir başka gece de, kendi yaptırdığım bir cami-i şerifte gecelemek zorunda kalmıştım. Hava gayet soğuk ve yağışlı idi.
Fakat, müezzin efendi beni halı veya kilim çalmağa gelmiş bir hırsız zannederek dövdü, dövdü ve sonunda sürükleyerek merdivenlerden aşağı fırlattı ve attı. Başım, merdivenlerin basamaklarına vurdukça, Rabbimin bana cennette gayet yüce bir mevki bahş ve ihsan buyurduğunu farkettim. Böyle olacağını bilseydim, o cami-i şerife yüz basamak daha fazla merdiven yaptırırdım diye hem sevindim, hem de üzüldüm.
Demek oluyor ki, velilere ve salihlere zâlimler tarafından
yapılan eziyyet ve musibet sonu kendilerine bahş ve ihsan buyurulan derecât; gördükleri zulüm miktarı artar. Eğer, o zulme uğrayan günahkâr bir mü'min ise, günahlarına kefaret olur.
Buna mukabil, zulüm gören zâlim veya kâfir ise, âhirette görecekleri azab-ı ilâhi tâ'cil olunmuş demektir.
Ey ehl-i iyman!.
Ecellerimiz gelip yetişmeden, âhiret yolculuğuna hazırlanmalıyız. Uzun yorucu ve çetin bir yolculuğa çıkacağız, behemehal yanımızda azık bulundurmalıyız. En hayırlı azığın TAK- VÂ olduğunu da hiç unutmamalıyız. Kitabullah'a ittibâ ve Resülullah'a iktidâ kurtuluşumuzun başlıca sebebi olacaktır.
Dünyanın fâni ve âhiretin bâki olduğunu bilmek ve düşünmek kişinin aklına ve tedbirine delildir. Her kim olursa olsun, dünya ni'metlerine kapılır ve aldanırsa, bala saplanmış sinekten farkı kalmaz.
Hasan-ül-Basri hazretleri, Basra halkına öğüt vermeğe devam etti:
— Ey benim kardeşlerim, dedi. Yediğiniz haram, giydiğiniz haram... Bilmiyor veya anlamıyorsunuz ki, haram yiyenin ve haramdan giyinenin duaları kabul ve is'af buyurulmaz.
HİKÂYE Yıllarca dua ettiği halde, Allahu talâ'nın niyazını kabul buyurmadığını gören hir zat, Hz. Musa aleyhisselâma müracaat etti:
-- Yâ Nebiyyallah! dedi. Binbir kelâma gittiğinde, Rabbinden sor yıllardır dua ediyorum, acaba bu niyazlarımı neden kabul ve is'af buyurmuyor? Bunu cidden çok merak ediyor ve sebebini bilmek istiyorum.
Hz. Musa aleyhisselâm, Tûr'a vardı ve niyazda bulundu:
— Yâ Rab! Gizli veya âşikâr herşeyi hakkıyle bilensin, aliym ve hakiym sensin... Kullarından birisi, beni tevkil etti ve yıllarca duasının ne sebeple kabul buyrulmadığını öğren-
mek istedi. Ilâhi, kerem ve âtıftine nihayet yoktur, lûtfeyle o kuluna ne cevap vereyim?
Hitab-1 izzet şeref-sadir oldu:
— Yâ Musa!.. O kulum, ömrü olsa da bana bin yıl daha dua ve niyazda bulunsa, dilediğini bu âlemde ihsan etmeyeceğim. Zira, giydiği elbise zâhiren temizdir ama bâtınen kirlidir. Zira, haram para ile alınmıştır. Haram yiyenin ve haramdan giyinenin duasına icabet etmem ve dilediğini de vermem, git o kuluma böylece haber ver...
Şeri'at-ı garra-i Ahmediyye'ye göre, elbisesinde bir dirhem miktarı necaset bulunanın namazlarının kabul buyurulmayacağını, ilm-i hal kitapları açık seçik yazmaktadır. Gayet isabetli ve maksada uygun bir hükümdür. Ancak, üzerinde necaset bulunan elbise, namaz kılınabilmek için su ve sabun ile yıkanıp arınabilir. Fakat, haram ile alınan elbise mâ'nen tamamiyle necasete bulaşmış gibi olup, ne su ve ne de sabunla yıkanamaz. Acaba, böyle bir elbise ile kılınan namaz gibi, yapılan dualar da Allahu tealâ katında şayan-ı kabul olur mu?
Sizlerden soruyorum: Şarap haramdır, domuz eti haramdır, âmennâ ve saddaknâ, doğrudur, haktır, gerçektir ve Kitabullah da bunu böylece beyan ve ilân buyurmuştur. Fakat, gasp yolu ile içtiğin su helâl midir? Oysa, aslında su içmek helâldir değil mi? Haram para ile alıp sofrana koyduğun kıvırcık eti helâl midir? Bu misalleri yüzlerce ve binlerce çoğaltmak mümkündür. Demek oluyor ki, harama hakkıyle dikkat ve riayet edilirse, zâhiren helâl olan şeyler dahi Kitabullah'a uyulmayınca, Kitabullah'ın kesin olarak haram kıldığı şeylerden daha ağır birer haram oluverirler. Çünkü, haram para ile satın alınmış kıvırcık eti, aslında helâl olsa bile, hakikatte domuz etinden daha da haramdır. Onun için, gafleti ve şaşkınlığı terketmeliyiz. Milyonlarca lira verilse, bir lokma domuz eti yemeyen gafil müslümanlar, ilâhi hükümlere dikkat ve riayet etmemek neticesi haramdan kazandıkları para ile, yani zâhiren helâl ve bâtınen haram olan kazançları ile satın aldığı şeyleri büyük bir gaflet içinde ve helâl sanarak yiyebilmekte-