ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
52 sonuç · “Safi”
01Mikşâfiyye (Kādiriyye)
Şeyh Abdülbâkī el-Mikşâfî’nin Şekînîbe’de teşkilatlandırdığı; zikir, Kur’an öğretimi, Mâlikî tedris, tarım ve toplumsal hizmeti birleştiren Sudan Kādirî kolu.
Çiştiyye
Horasan'daki Çişt nispetini Muînüddin Hasan Çiştî'nin Ecmîr'de kurumsallaştırdığı; sohbet, semâ, hizmet, misafirperverlik ve hankah ağıyla Güney Asya'nın en etkili tasavvuf yollarından biri.
Safeviyye
Safeviyye, İbrâhim Zâhid-i Geylânî’nin Zâhidiyye çevresinden yetişen Safiyyüddin-i Erdebîlî’nin Erdebil’de şekillendirdiği; XIV ve XV. yüzyıllarda geniş bir coğrafyaya yayılan tasavvuf yoludur.
Safiye Sultanzâde Mehmed Rezmî
Safiye Sultanzâde Mehmed Rezmî (yaklaşık 1640-50 – 21 Ocak 1719), IV. Murad'ın torunu; saray ve divan görevlerinin yanında şiir, resim ve mûsikiyle ilgilenen çok yönlü sanatkârdır.
Safiyyüddin Ahmed b. Ömer ez-Zeylaî el-Ukaylî
Yemen'de yayılan Zeylaiyye'nin pîri.
Safiyyüddinzâde Mehmed Çelebi
Safiyyüddinzâde Mehmed Çelebi (ö. yaklaşık 970/1562-63), Bursa Zeyniyye çevresinde yetişen; Muallimzâde Muslihiddin ve Seyyid Ali'nin hizmetinden sonra irşad postuna geçen şeyhtir.
Abdülkerîm el-Kuşeyrî
Abdülkerîm el-Kuşeyrî (986-1072), Nîşâbur’da fıkıh, hadis, Eş‘arî kelâmı, tefsir ve tasavvufu birleştiren; er-Risâle ve Letâifü’l-işârât ile Sünnî tasavvuf dilinin başlıca kaynaklarını kuran âlim ve mürşiddir.
Akşehirli Abdullah Dede
Akşehirli Abdullah Dede (ö. 968/1560-61), Akşehir yakınında zâviye ve misafirhane kuran, yolcuları ağırlayan ve gelen bağışları aynı gün ihtiyaç sahiplerine dağıtan derviştir.
Boyabatlı Dede Efendi
Boyabatlı Dede Efendi (ö. 971/1563-64), Cebel-i Gār adıyla anılan yerde kurduğu zâviyede vaaz, hadis ve tefsir dersleri veren; maaş ve sadaka kabul etmeyip tarımla geçinen ve mahsulünü yolcu, misafir ve gariplerin hizmetine ayıran Halvetî şeyhidir.
Burhâneddin İbrâhim ed-Desûkī
Burhâneddin İbrâhim ed-Desûkī (633-676/1235-1277), Kur’an ve Şâfiî fıkhı tahsilinden sonra Rifâiyye, Sühreverdiyye, Şâzeliyye ve Ebû Medyen irşad çevrelerinden nasip alan; Desûk’ta uzun halvet ve irşad hayatı yaşayan, kardeşi Şeyh Mûsâ vasıtasıyla Desûkıyye-Burhâniyye adıyla teşekkül eden yolun pîridir.
Celâleddîn es-Süyûtî
Celâleddîn es-Süyûtî (1445-1505), tefsir, hadis, Şâfiî fıkhı, Kur’an ilimleri, Arap dili, tarih ve tasavvuf sahalarında yüzlerce eser veren; Kahire’nin geç Memlük dönemi ilim hayatını şekillendiren büyük muhaddis ve müelliftir.
Ebû Muhammed İzzüddîn Abdülazîz ed-Dîrînî
Abdülazîz ed-Dîrînî (612 veya 613/1215-1216–694/1295), İzzeddin b. Abdüsselâm’dan ilim tahsil eden, Rifâî hırkasını Ebü’l-Feth el-Baltacî’den giyen; fıkıh, kelâm, tefsir ve tasavvufu birleştirerek Azîziyye-Dîrîniyye kolunu meydana getiren Mısırlı âlim ve sûfîdir.
Ebû Necîb Ziyâüddin Abdülkāhir es-Sühreverdî
Ebû Necîb es-Sühreverdî (490–563/1097–1168), Şâfiî fıkhını ribât terbiyesiyle birleştiren; Âdâbü’l-mürîdîn, Bağdat’taki Dicle ribâtı ve yeğeni Ebû Hafs Ömer üzerinden Sühreverdiyye’nin kurumsal temelini atan âlim–mürşiddir.
Ebû Saîd Şah el-Fârûkî
Ebû Saîd Muhammed b. Safiyyi’l-kadr el-Fârûkî el-Müceddidî (1196/1782–1250/1835), Râmpûr’da yetişip Şah Dergâhî ve Abdullah ed-Dihlevî’den hilâfet alan; Delhi Mazhariyye hankāhında dokuz yıl irşad makamında bulunan ve Hidâyetü’t-tâlibîn’i yazan Nakşibendî-Müceddidî şeyhidir.
Ebü’l-Abbas Ahmed b. Mûsâ b. Uceyl el-Yemenî
Ebü’l-Abbas Ahmed b. Mûsâ b. Uceyl el-Yemenî (625-690/1228-1291), Tihâme’de yetişen Şâfiî fakih ve zâhid; ders halkası çevresinde oluşan Beytü’l-Fakīh şehrine adını veren Yemen âlimidir.
Musâfî Efendi
Banyaluka'dan gelip Aziz Mahmud Hüdâyî'ye intisap ettiği ve Celvetî âdâbına dair sorularının Ecvibe-i Mutasavvıfâne'yi oluşturduğu aktarılan derviş.
Şeyh Emîn-i Tevfîkî Efendi Dergâhı (Samatya, İmrahor)
İstanbul · Türkiye · Hüseyin Hakkı Baba'nın İstanbul'a geldiğinde misafir olduğu, halifesi Şeyh Emîn-i Tevfîkî Efendi'nin Samatya'da İmrahor'da bulunan dergâhı. Metin dergâhın adını ve tam konumunu vermediği için koordinat verilmemiştir.
Beşir Ağa Dergâhı
İstanbul · Türkiye · Şeyhi Tâhâ el-Harîrî'nin vefatını hac dönüşünde öğrenip İstanbul'a gitmeye karar veren Esad Efendi'nin şehre geldiğinde bir süre misafir olarak kaldığı dergâh. İlişkili kişi dosyası Muhammed Esad Erbîlî : Muhammed Esad Erbîlî (1847–1931), Erbil Hâlidî çevresinden İstanbul’a gelerek Kelâmî ve Selimiye dergâhlarında irşad faaliyetini sürdüren; Cem‘iyyet-i Sûfiyye ile Meclis-i Meşâyih’te görev alan Nakşibendî-Hâlidî şeyhi, şair ve müelliftir.
Boyabat
Boyabat · Türkiye · Kaynak onu Kastamonu vilâyetine bağlı Boyabat'tan yetişmiş gösterir. İlişkili kişi dosyası Boyabatlı Dede Efendi : Boyabatlı Dede Efendi (ö. 971/1563-64), Cebel-i Gār adıyla anılan yerde kurduğu zâviyede vaaz, hadis ve tefsir dersleri veren; maaş ve sadaka kabul etmeyip tarımla geçinen ve mahsulünü yolcu, misafir ve gariplerin hizmetine ayıran Halvetî şeyhidir.
Şeyh Safiyyüddin Türbesi ve Dergâhı
Erdebil · İran · İbrâhim Zâhid-i Geylânî'nin halife tayin ettiği dergâh; 12 Muharrem 735'te (12 Eylül 1334) vefat edip avlusuna defnedilmiştir. Oğlu Sadreddin Mûsâ'nın yaptırdığı türbe Safevî sanatının en görkemli eserlerindendir. Konum yaklaşıktır.
Nasûhî Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Üsküdar Doğancılar’da Tunusbağı caddesi üzerinde yer alan, Halvetiyye’den Şâbâniyye’ye bağlı Nasûhiyye kolunun âsitânesi ve pîr makamıdır. Kaynaklarda Hazret-i Nasûhî Efendi, Nasûhî Mehmed Efendi, Şeyh Nasûhî Efendi gibi adlarla da anılır. Bu kayda göre dergâhın yapımını Sadrazam Damad Hasan Paşa başlatmış, maddî gücü yetmediğinden masraflar Şeyh Mehmed Nasûhî Efendi tarafından ödenerek inşaat 1099’da (1688) tamamlanmıştır; Hasan Paşa 1102’de (1690-91) IV. Mehmed’in kızlarından Hatice Sultan’la evlenmiş, tekkenin vakfı 1131’de (1719) Hatice Sultan adına tescil edilmiştir. Mehmed Nasûhî 1130’daki (1718) vefatının ardından tekkenin hazîresine defnedilmiş, kabrinin üzerine bir türbe yapılmıştır; postuna oğlu Şeyh Ali Alâeddin Efendi geçmiştir. Türbenin niyaz penceresi üzerinde “Makam-ı evliyâdır menba-ı feyz-i fütûhîdir / Edeble dâhil ol sûfî bu dergâh-ı Nasûhî’dir” beyti yer alır.
Atpazarî Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Beypazarlı Ali Efendi'nin misafir olarak kaldığı tekkedir. Kuşadalı, anlamını çözemediği bir âyeti burada ona sormuş, aldığı yorum üzerine kendisine intisap etmiştir. İlişkili kişi dosyası Kuşadalı İbrâhim Efendi : Kuşadalı İbrâhim Efendi (1774–1846), Şâbâniyye'nin Çerkeşiyye hattından doğan İbrâhimiyye kolunun pîri; tekke ve kıyafet yerine sohbeti, iç terbiyeyi ve mânaya yönelişi öne çıkaran Osmanlı sûfîsidir.
Erdebil Tekkesi
Erdebil · İran · Safeviyye tarikatının merkez tekkesi. Babasının vefatından sonra vasiyet gereği burada irşad makamına oturmuş, vefatının ardından (794/1392) yerine oğlu Hâce Ali geçmiştir. Babasının döneminde geniş bir coğrafyada kurulan tekkeler bu merkeze bağlıydı.
Siyâvrud (Lâhîcân)
Gîlân · İran · 615/1218 civarında doğduğu ve 700/1301'de vefat ettiği nahiye; Güştâsfî'de hastalanınca vasiyeti üzerine damadı Safiyyüddîn-i Erdebîlî tarafından buraya getirilmiş, iki hafta sonra vefat etmiştir. Konum yaklaşıktır.
Erdebil
Erdebil · İran · 650/1252'de doğduğu ve ömrünün büyük kısmını geçirdiği şehir; halkının çoğu kendisine mürid olmuştu. Safevî hânedanının çıktığı yerdir. İlişkili kişi dosyası Şeyh Safiyyüddin-i Erdebîlî : Safiyyüddin-i Erdebîlî (1252–1334), Zâhid-i Geylânî’nin halifesi, Erdebîl merkezli Safeviyye tarikatının pîri ve daha sonraki Safevî hanedanının atasıdır.
Nûreddin Cerrâhî Âsitânesi
İstanbul · Türkiye · Âsitâne ve pîr makamı Halvetiyye’nin Cerrâhiyye kolunun merkezi olan tekke, III. Ahmed tarafından Şeyh Nûreddin Cerrâhî adına yaptırıldı ve 6 Receb 1115’te (15 Kasım 1703) açıldı. Tekke, Nûreddin Cerrâhî’nin türbesini de barındırdığı için hem âsitâne hem pîr makamıdır. Yeniden inşa katmanları Yapı tek bir devrin eseri değildir. Muhsinzâde Mehmed Paşa 1766-67’de tekkeyi yeniledi; 1782 Balat yangınından sonra Seyyid Halil Efendi tarafından yeniden kuruldu. II. Mahmud 1818-19 ve 1835-36’da kapsamlı inşa faaliyetleri yürüttü. Abdülmecid ve II. Abdülhamid dönemlerindeki onarımlar, tevhidhâne-türbe ile harem ve derviş hücrelerinin bugünkü ana düzenini biçimlendirdi. Mekânın işlevi Tevhidhâne, türbe, zâkirler mahfili, selâmlık, harem, meydan ve misafir odaları yalnız zikir icrasını değil; post, musiki meşki, misafir ağırlama ve gündelik tekke hizmetlerini de barındıran bir bütün oluşturuyordu. Tevhidhâne tavanındaki Sultan Mahmud güneşi ve Cerrâhî tacı biçimli bezemeler, yol kimliğinin mimariye yansıyan unsurlarıdır. 1925 sonrasında Tekkelerin kapatılmasından sonra kullanılmayan bölümlerin korunmasında son şeyh ailesinin gayreti belirleyici oldu. Tevhidhâne-türbe 1945’te müze idaresine devredildi ve farklı tarihlerde onarıldı; yapı topluluğu Cerrâhî hafızasının yaşayan ana merkezi olarak varlığını sürdürdü. 1915: yarım hisse meşihatın tevcihi 1915 tarihli kayıtta, Karagümrük’teki Nûreddin Cerrâhî Dergâhı’nda Nimetullah Efendi’nin vefatıyla boşalan yarım hisse meşihatın Fahreddin Efendi’ye tevcihi ve dergâh tahsisatının kendisine verilmesi yer alır. Kayıt, kurum görevi ile tahsisatın birlikte yürütülmesine dairdir.
Karabaş Velî Tekkesi (Atik Vâlide Camii yanı)
İstanbul · Türkiye · Şâbâniyye’nin Karabaşiyye kolunun pîri Şeyh Karabaş Velî’nin irşad faaliyetinde bulunduğu tekkedir. Mehmed Nasûhî burada Karabaş Velî’ye intisap etmiş ve şeyhin kendisine tahsis ettiği hücrede halvete girmiştir.
Safiyyüddîn-i Erdebîlî Türbesi
Erdebil · İran · Babası Safiyyüddin'in dergâhının avlusundaki kabri üzerine Sadreddin Mûsâ tarafından yaptırılan türbe; Safevî sanatının en görkemli eserlerinden biri sayılır. Kişinin bu yapıyla ilişkisi bânilikten ibarettir, kaynakta kendi defin yeri belirtilmemiştir.
Sühreverdî terbiyesinde şeyh, mürid, sohbet ve ribat
Tasavvuf eğitimini kişi kültüne indirgemeden, sorumluluklar ve kurumsal mekân üzerinden açıklayan bir inceleme.
Kadirî Tekkesinde Hizmet
Şeyhten meydancıya görevler. Tezden hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Şâzeliyye’nin İstanbul’daki izi ve Ertuğrul Tekkesi
Muhammed Zâfir el-Medenî, II. Abdülhamid ve geç Osmanlı İstanbul’undaki sınırlı fakat etkili Şâzelî çevresi.
XIX. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Haritası
On dokuzuncu yüzyıl Anadolu tasavvufunu yalnız tekke sayılarıyla değil; tarikat kolları, şehir ağları, göçler, cami ve hâne tekkeleri, Meclis-i Meşâyih, ulema, mûsiki ve gündelik hizmet kurumları üzerinden okuyan kapsamlı dönem dosyası.
Matbah-ı Şerif ve Binbir Günlük Mevlevî Çilesi
Saka postundan hücre sahibi dedeliğe hizmet yolculuğu. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
Halvetiyye'nin Zâhidiyye Kökü
Ebheriyye ve Zâhidiyye'den Safeviyye ile Halvetiyye'nin ayrıldığı tarihî kavşak. Reşat Öngören'in ders kitabı mevcut Halvetiyye monografileriyle karşılaştırılarak hazırlandı.
Kādiriyye'nin Sınır Kayıtları
Ayrıntılı kaynakları sınırlı dört Kādirî adlandırmayı güven düzeyleri ve ad karışıklıklarıyla açıklayan editoryal dosya.
Tekke Kurumunun Tarihi ve İşlevleri
İlk zâviye anlatılarından Osmanlı tekke düzenine, ıslahat tartışmalarına ve 1925 sonrasına uzanan kurumsal çerçeve
Mevlevîhâneler Ağı: Konya'dan Taşraya
Âsitâne, zâviye, matbah, Mesnevî dersi ve şehirler arası dolaşım
Tarih Sahnesinden Çekilen Yollar Nasıl İzlenir?
Kâzerûniyye ve Zeyniyye örnekleri üzerinden kurum sona erse de kişi, vakıf, yapı ve yer adlarında kalan izleri okuma yöntemi
Ahmed el-Bedevî'nin Vasiyetleri ve Bedevî Âdâbı
Kur'an ve Sünnet Vasiyetlerin ilk ilkesi dinî hayatı Kur'an ve Sünnet ölçüsünde sürdürmektir. Tarikat alâmetleri bu ahlâkî omurganın yerine geçmez. İbadet ve zikir Gece namazı, kalbin Allah'ı anması, murakabe ve tefekkür vurgulanır. Daha sonraki Bedevî çevrelerinde cehrî, ayakta ve oturarak yapılan toplu zikir biçimler
Çiştî Hankahında Mutfak, Misafir ve Hizmet
Açık kapı Hankah yolcu, yoksul, öğrenci, şair ve şehir halkına açık tutuldu. Yemek dağıtımı yalnız yardım değil, eşitlik ve misafirperverlik terbiyesiydi. Fütuh ve mülkiyet İlk şeyhler özel servet biriktirmeye ve saray bağışına mesafeli durdu; kendiliğinden gelen fütuh günlük ihtiyaç ve misafirler için harcandı. Siyasî
SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI
Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş
Sayfalar 11–17
Muzaffer Ozak Külliyatı · Aleyküm bis-sünneti ve sünneti hulefâ-ir-râşidiyn. (Sünnetim üzere ve rüşt sahibi halifelerimin sünnetleri üzerine olunuz.) Hadis-i şerifi buna delâlet etmektedir. Resûl-ü zişâna h
Sayfalar 10–15
Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel
Sayfalar 13–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · tün kâ'inat ve mevcudat, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin yüzü suyu hürmetine halk ve icat buyurulmuş ve Habib-i adib-i Kibriyâ on sekiz bin âleme
Sayfalar 19–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · çimleri dar, vakitleri dar, ömürleri acı bir zarar içinde geçer. Onlar, daha burada hamiym suyundan içer. Her ne ka dar zâhiren, yani dış görünüşleri itibariyle rahat ve huzur için
Sayfalar 25–32
Muzaffer Ozak Külliyatı · nın belirli bir kaç uzvuna hizmet etmekten ibarettir. Bunlardan ırak olanlar da hakka yakın olurlar. Bununla beraber, bu güruhun yukarıda zikrolunan kal şeyhlerinden daha az zararl
Sayfalar 52–58
Muzaffer Ozak Külliyatı · her kim Allah resûlü bildi ve ona iyman etti, gönül verdi, iki cihan saadetine erdi. Hatırıma gelmişken söylemeden geçemeyeceğim: Resûl-ü zişânı rü'yâsında görmek saadetine erenler
Sayfalar 51–57
Muzaffer Ozak Külliyatı · her yaptıgını görür, her söylediğini işitir, her niyetini bilir. Onun için, sen de ona ibadet, tâ'at, sadakat, hayır ve hasenât ile yaklaş ki, Habib-i edib-i Kibriyâ'ya lûtfolunan
Sayfalar 59–65
Muzaffer Ozak Külliyatı · lallahu aleyhi ve sellem efendimizle müşerref olur. Efendimiz kendisine sorar: — Sana tevdi olunan emaneti neden yerine getirmedin? — Hangi emaneti yâ Resûlallah? — Bağdat'ta alış-
Sayfalar 65–72
Muzaffer Ozak Külliyatı · — Biz, yeryüzünün Allahıyız, demişler ve hallak-ı âlem olan Allahu zül-celâli inkâr etmemişlerdir. Belki: (0, GÖK- LERIN ALLAHI..) demişlerdir. Firavunun bile, gündüz yaptıklarına
Sayfalar 85–93
Muzaffer Ozak Külliyatı · Kıssas-ı Ali Radiyallahu anh: HİKÂYE Ibni Mülcem namındaki nâmerd, beyt-i Huda olan damadı Paygamberi bir sabah huzuru Hakta iken zehirli kılıç ile vurdu. O beyti Huda melcei fukar
Sayfalar 84–89
Muzaffer Ozak Külliyatı · meti Muhammede bahş olunacaktır. İbrahim Halil biz ümmeti Muhammede yapılacak iltifatı ilâhiyyeyi rabbinden işitince: «Yarabbi, beni mademki ümmeti Muhammedden kılmadın, hiç olmazs