HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Adı, nisbesi ve ailesi
Ebü’l-Fazl Celâleddîn Abdurrahman b. Ebî Bekr el-Hudayrî es-Süyûtî eş-Şâfiî, 1 Receb 849/3 Ekim 1445’te Kahire’de doğdu. Ailesinin Orta Mısır’daki Asyût şehriyle bağı sebebiyle Süyûtî, daha eski bir aile mensubunun Bağdat’ın Hudayriye mahallesinde yaşamış olması sebebiyle de Hudayrî nisbesini taşıdı. Asyût’a ilk yerleşen büyük dedesi Hümâmüddin’in sûfî kimliği, ailenin ilmî hafızasına tasavvufî bir damar da ekledi.
Babasının ilmî mirası
Babası Kemâleddin Ebû Bekir, İbn Hacer el-Askalânî’nin talebeleri arasında yer alan bir âlim, vâiz ve müellifti; Mısır Abbâsî halifesinin imamlığını da yapmıştı. Süyûtî henüz beş yaşlarındayken vefat eden babası onu ilim çevresindeki dostlarına emanet etti. İbnü’l-Hümâm ve daha sonra Tefsîrü’l-Celâleyni birlikte anılacağı Celâleddîn el-Mahallî, genç Süyûtî’nin önemli hâmileri oldu.
Ezber, icâzet ve ilk ders
Kur’an öğreniminin ardından Umdetü’l-ahkâm, Nevevî’nin Minhâcü’t-tâlibîni, İbn Mâlik’in el-Elfiyyesi ve Beyzâvî’nin usule dair Minhâcü’l-vüsûlünü ezberledi. 1462’de Arap dili okutma, aynı yıllarda fetva verme ve ders okutma icâzetleri aldı. İlk halka açık dersini 26 Temmuz 1463’te Şeyhu Camii’nde verdi.
Hocaları ve ilim ağı
Süyûtî’nin hadis, fıkıh, usul, tefsir ve dil alanlarındaki hoca ağı son derece genişti. Hocalarını üç tabaka hâlinde kaydettiği el-Müncem fi’l-mu‘cemde 195 isim sayar. On dört yıl derslerine devam ettiği Kâfiyeci’ye “ikinci babam” der; Şümünnî’den hadis ve Arap dili, Sâlih el-Bulkīnî’den fıkıh ve fetva usulü öğrendi. Şeyhûniyye çevresinde Sahîh-i Müslim, Kādî İyâz’ın eş-Şifâsı ve dil metinlerini okudu.
Hac, Dimyat ve İskenderiye seyahatleri
869/1465’te hacca gitti ve Mekke’deki ilmî karşılaşmalarını iki seyahatnâmede anlattı. 1466’da Dimyat ve İskenderiye çevresinde yaklaşık üç ay süren bir gezi yaptı. Bu seyahatlerde eserlerini ve yüksek isnadlı rivayetlerini nakletti; kendisinden yaşça büyük bazı âlimlere de icâzet verdi. Mısır dışındaki tek kesin yolculuğu hac seyahatidir.
Hadis meclisleri ve Şeyhûniyye
İbn Hacer’in vefatından sonra kesildiğini düşündüğü hadis imlâ meclislerini 1467-68’de yeniden başlattı. Veba salgınları derslerine zaman zaman ara verdirdi. 877/1472’de Şeyhûniyye Medresesi’nde hadis hocalığına tayin edildi. Rivayet malzemesini geniş kaynak taramasıyla düzenleme gücü, sonraki hadis külliyatlarının temelini oluşturdu.
Hankah şeyhliği ve idareyle gerilim
1470’te Berkuk Türbesi şeyhliğini, 1486-1500 arasında Baybarsiyye Hankahı şeyhliğini yürüttü. Hankah gelirlerinin sûfîlikle ilgisi bulunmayan kişilerce kullanılmasına karşı çıkması, tahsisatın kesilmesini istemesi ve devlet görevlilerine mesafeli durması sert tepkilere yol açtı. Bu tecrübelerini yöneticilerin âlimlerle ilişkisini tartışan risâlelerinde ele aldı.
Tasavvufî aidiyetleri ve Süyûtiyye
Süyûtî çeşitli tarikatlardan hırka ve icâzet aldığını kendi eserlerinde kaydeder; sonraki tarikat literatürü onu Desûkıyye çevresindeki Süyûtiyye koluyla ilişkilendirir. Bunun yanında Kādiriyye, Sühreverdiyye, Bedeviyye ve Şâzeliyye irtibatlarından da söz edilir. Bu çoklu ağ, onu tek bir yolun müstakil kurucusuna indirgemekten ziyade “câmiu’t-turuk” bir âlim-sûfî olarak okumayı gerektirir.
Kur’an ilimlerindeki yeri
el-İtkān fî ulûmi’l-Kur’ân, Kur’an ilimlerini geniş bir tasnifle bir araya getiren başlıca eserlerindendir. ed-Dürrü’l-mensûr rivayet tefsiri yöntemini büyük bir malzeme üzerinde uygular. Celâleddîn el-Mahallî’nin tamamlayamadığı tefsiri sürdürerek meydana gelen Tefsîrü’l-Celâleyn ise İslâm dünyasında en yaygın okunan muhtasar tefsirlerden biri olmuştur.
Hadis külliyatı
Cem‘u’l-cevâmi‘de yaklaşık 100.000 rivayeti toplamayı hedefledi; vefatı sebebiyle eser tamamlanamadı. Onun muhtasarı olan el-Câmiu’s-sagīr 10.010 veciz hadisi alfabetik biçimde sıralar ve kaynakları rumuzlarla gösterir. Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Muvatta’ üzerine şerh ve hâşiyeleri, hadis külliyatının tamamına yayılan çalışma disiplinini gösterir.
Fıkıh, dil, tarih ve kelâm
Şâfiî fıkhına bağlı olmakla birlikte kendisini mezhep içinde mutlak ictihad seviyesinde görürdü. Arap dili ve edebiyatında nahiv, belâgat, lugat ve tabakat eserleri; tarihte Hüsnü’l-muhâdara gibi geniş derlemeler yazdı. İtikadda Eş‘arî olduğunu açıkça belirtmesine rağmen kelâm yöntemine mesafeli durdu ve rivayet merkezli bir yaklaşımı benimsedi.
Eser sayısı neden değişiyor?
Süyûtî’nin eserlerinin sayısı kaynaklara göre birkaç yüzden bini aşan rakamlara kadar değişir. Bunun sebebi aynı metnin farklı adlarla anılması, küçük risâlelerin müstakil eser sayılması, bazı çalışmaların daha büyük kitapların parçası olması, gençlik eserlerinden bir kısmını imha etmesi ve ona sonradan yanlış eserler nisbet edilmesidir. Bu yüzden tek bir kesin rakam vermek yerine, yüzlerce eserlik çok alanlı bir külliyattan söz etmek daha güvenlidir.
İlmî tartışmaları
Süyûtî’nin Sehâvî, İbnü’l-Kerekî, Kastallânî ve başka çağdaşlarıyla tartışmaları meşhurdur. İlimdeki seviyesine ve müceddidliğine dair yüksek iddiaları eleştirilmiş; intihal suçlamalarına uğramıştır. Kendisinin verdiği cevaplar ve modern karşılaştırmalar bu ithamların tamamının aynı ölçüde geçerli olmadığını gösterir. Dönemin telif, ihtisar ve derleme usulleri hesaba katılmadan hüküm vermek sağlıklı değildir.
Ravza adasında inziva ve vefatı
Hayatının son beş yılını Nil üzerindeki Ravza adasında telif ve inzivayla geçirdi. 19 Cemâziyelevvel 911/18 Ekim 1505’te burada vefat etti ve Bâbülkarâfe dışında babasının yanına defnedildi. Annesinin yaptırdığı küçük türbe zamanla ziyaretgâha dönüştü. Asyût’ta Süyûtî’ye nisbet edilen kabir ise büyük ihtimalle sûfî dedesi Hümâmüddin’e aittir.