HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Adı, ailesi ve doğumu
Tam adı Ebû Saîd Muhammed b. Safiyyi’l-kadr b. Azîzi’l-kadr el-Fârûkî el-Müceddidî ed-Dihlevî’dir. 2 Zilkade 1196’da, 9 Ekim 1782’de Delhi’ye sekiz konak mesafedeki Râmpûr’da, diğer adıyla Mustafaâbâd’da doğdu. Fârûkî ve Müceddidî nispetleri aile ve tasavvuf çevresini gösterir; yalnız “Ebû Saîd” adı onu Ebû Saîd-i Ebü’l-Hayr ve başka şahsiyetlerden ayırmaya yetmez.
İlk tahsili
İlk dinî ve tasavvufî eğitimini Müceddidî şeyhi olan babasından aldı. Müftî Şerefüddin başta olmak üzere devrin âlimlerinden okudu. Şah Veliyyullah ed-Dihlevî’nin oğulları Refîuddin ve Abdülazîz ed-Dihlevî ile dayısı Mevlevî Sirâc Ahmed’den hadis ve tefsir, Kārî Nesîm’den tecvid öğrendi. Hattat Kelev Han’dan yazı meşk etti.
Hat sanatı ve mushafı
İlmî eğitimi güzel yazı çalışmasıyla tamamlandı. 15 Cemâziyelâhir 1244’te, 23 Aralık 1828’de bitirdiği bir mushaf nüshasının XX. yüzyıla kadar torunlarından Muhammed Mazhar Şah’ın Medine’deki tekkesinde korunduğu kaydedilir. Bu somut eser, onun yalnız sözlü irşadla değil kitap ve hat kültürüyle de ilişkisini gösterir.
Şah Dergâhî’ye intisabı
Babası ondaki tasavvuf kabiliyetini görünce aile yoluna mensup bir mürşid aramasını istedi. Ebû Saîd, silsilesi İmâm-ı Rabbânî’nin torunlarından Muhammed Zübeyr’e ulaşan Şah Dergâhî’ye intisap etti. Şah Dergâhî aynı zamanda Hâfız Cemâlullah’tan Kādirî hilâfeti almıştı. Ebû Saîd yaklaşık on iki yıl hizmet ederek Kādirî icazeti ve hilâfeti aldı; aynı şeyhten Müceddidî ve Çiştî hilâfeti aldığı da rivayet edilir.
Râmpûr’daki ilk irşad dönemi
Şeyhi hayattayken onun halifesi olarak irşada başladı ve Râmpûr’da binden fazla müride ulaştığı bildirildi. Zikir meclislerinde vecd ve istiğrak halleri ortaya çıkıyor, vahdet-i vücûd dili taşıyan sözler söylüyordu. Buna rağmen kendi seyrüsülûkünü tamamlanmış saymadı; İmâm-ı Rabbânî’nin Mektûbât’ında anlattığı makamlar karşısında eksik gördüğü yönlerini tamamlamak için irşadı bırakıp yeniden mürşid aradı.
Senâullah Pânîpetî’nin yönlendirmesi
Mazhar Cân-ı Cânân’ın önde gelen halifelerinden Kadı Senâullah Pânîpetî’ye mektup yazdı. Pânîpetî ona Delhi’de Hânkāh-ı Mazhariyye’de bulunan Abdullah ed-Dihlevî’ye gitmesini tavsiye etti. Bu mektuplaşma, yeni mürşid arayışının rastgele değil Müceddidî çevresinin iç danışma ağı üzerinden yürüdüğünü gösterir.
Abdullah ed-Dihlevî yanında
1225/1810 başında Delhi’ye gitti. Abdullah ed-Dihlevî onu büyük saygıyla karşıladı ve yerine geçmesini teklif etti; Ebû Saîd ise buraya makam için değil mürid olarak geldiğini söyledi. Bu tavrı beğenilerek tarikata kabul edildi. Kısa sürede şeyhinin teveccühünü kazandı ve seyrüsülûkünü bu ikinci büyük terbiyede derinleştirdi.
Çoklu icazet ve Hâlid el-Bağdâdî ile aynı meclis
Râmpûr’a dönmesini gerektiren bir durumda Abdullah ed-Dihlevî ona Müceddidiyye hilâfetinin yanında Çiştiyye ve Kādiriyye hilâfeti de verdi. Bu icazet meclisinde Hâlid el-Bağdâdî ve Mevlevî Beşâretullah Behrâyücî de bulunuyordu. Bu kayıt, Ebû Saîd’in belgeli icazetlerinin sınırını gösterir; adı geçen yolların bütün tarihî kolları ona bağlanamaz.
Leknev ve Delhi’ye çağrılışı
Râmpûr’da ilk şeyhi Şah Dergâhî’yi ziyaret ettikten sonra bir müddet Leknev’de bulundu. Abdullah ed-Dihlevî ağır hastalanınca ona mektup gönderip büyük oğlu Ahmed Saîd Şah’ı Leknev’de halife bırakmasını, kendisinin Delhi’ye gelmesini istedi. Dergâh mensuplarıyla Delhi âlimlerinin irşad makamı için Ebû Saîd üzerinde birleştiğini bildirdi.
Mazhariyye postnişinliği
Abdullah ed-Dihlevî’nin 1240/1824’te vefatından sonra Delhi’deki irşad makamına geçti ve dokuz yıl bu görevi sürdürdü. Bu dönem, Râmpûr’daki ilk şöhretinden farklı olarak şeyhinin açık vasiyeti ve çevrenin kabulüyle şekillenen merkez postnişinliğidir. Büyük oğlu Ahmed Saîd başta olmak üzere aile ve halife ağı, Müceddidî aktarımın Hindistan dışına uzanmasında rol oynadı.
Hidâyetü’t-tâlibîn
1230-1240/1815-1824 yılları arasında Farsça Hidâyetü’t-tâlibîn ve mirkādü’s-sâlikîn’i kaleme aldı ve Abdullah ed-Dihlevî’ye sundu. Eser seyrüsülûk tecrübelerini, Müceddidî âdâbını ve sâlikin karşılaşacağı halleri anlatır. Daha sonra Arapçaya ve Veliyyüddinzâde Mehmed Hıfzî tarafından Türkçeye çevrilmesi, Delhi-Sirhind çevresinin irşad dilini Osmanlı okuyucusuna taşıdı.
Hadis rivayeti ve üç ayrı icazet kanalı
Hadis bilgisini tek bir hocadan almadı. Şah Refîuddin ed-Dihlevî, dayısı Mevlevî Sirâc Ahmed ve daha sonra Abdullah ed-Dihlevî çevresi farklı okuma ve rivayet kanalları oluşturdu. Şah Dergâhî’den aldığı Kādirî hilâfetiyle Abdullah ed-Dihlevî’nin verdiği Müceddidî, Çiştî ve Kādirî icazetlerini de birbirine karıştırmamak gerekir: ilim icazeti, tasavvuf terbiyesi ve irşad yetkisi biyografide ayrı katmanlardır.
Aile, halifeler ve devam eden irşad ağı
Delhi’deki irşad makamı yalnız şahsî şöhrete dayanmadı; oğlu Ahmed Saîd’i Leknev’de vekil bırakması ve daha sonra aile-hânkāh çevresinin farklı merkezlere yayılması kurumsal devamlılık sağladı. Ahmed Saîd Fârûkî ile diğer evlât ve halifelerin faaliyetleri, Mazhariyye-Müceddidiyye birikiminin Hindistan’dan Hicaz’a taşınmasında etkili oldu. Bu sonraki yayılma, Ebû Saîd’in bizzat gittiği yerlerle karıştırılmadan ayrı bir tesir alanı olarak okunmalıdır.
Hidâyetü’t-tâlibîn’in eğitim düzeni
Hidâyetü’t-tâlibîn yalnız hatıra veya menâkıb derlemesi değildir. Müceddidî seyrüsülûkünde teveccüh, murakabe, letâif, mürşid-sâlik ilişkisi ve mânevî hâllerin denetlenmesi gibi başlıkları tecrübe diliyle düzenler. Abdullah ed-Dihlevî’nin eseri tasvip etmesi, metnin Mazhariyye çevresinde bir eğitim rehberi gibi okunmasını sağladı; Arapça ve Türkçe tercümeleri de bu öğretim çerçevesini Delhi dışına taşıdı.
Son yolculuk, vefat ve defin
1250/1835’te hac niyetiyle yola çıktı; Tonk civarında hastalığı ağırlaşınca yolculuğunu sürdüremedi. 1 Şevval 1250’de, 31 Ocak 1835’te vefat ettiği kaydedilir. Naaşı Delhi’ye götürülerek Mazhariyye hankāhında mürşidi Abdullah ed-Dihlevî’nin yakınına defnedildi. Böylece hayatının ikinci ve belirleyici irşad merkezine döndü.
Tarih içindeki yeri
Ebû Saîd Şah, güçlü bir aile ve ilk şeyh çevresinden gelmesine rağmen kendi eğitimini tamamlanmış saymayarak yeniden müridliği seçmesiyle öne çıkar. Şah Dergâhî ve Abdullah ed-Dihlevî’den gelen çok katmanlı icazeti, Mazhariyye postnişinliği, Ahmed Saîd üzerinden süren aile hattı ve Hidâyetü’t-tâlibîn’i XIX. yüzyıl Müceddidî tarihinin ana şahsiyetlerinden biri yapar.