Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

56 sonuç · “Itap

01
Şahsiyet

Abdüllatîf en-Nakşibendî

Abdüllatîf en-Nakşibendî (ö. 1563-64), Emîr Buhârî’nin halifesi Hâce Mahmud Efendi’nin müridi, damadı ve Fâtih’teki hânkāhın halefidir; İstanbul’daki erken Ahrârî-Nakşibendî mirasını tekke, sohbet ve kitap hizmetiyle sürdürmüştür.

02
Şahsiyet

Bozanzâde Mahmud b. Ahmed

Bozanzâde Mahmud b. Ahmed (ö. Şevval 983/Ocak-Şubat 1576), İskilip’te doğan; Ebüssuûd Efendi’den mülâzemet alıp onun fetva kâtipliğini yapan, Rodos ve Manisa müftülüklerinde bulunan, Ebüssuûd fetvalarını güvenilir bir mecmuada toplayan ve kitaplarını Fâtih Camii’nde vakfeden Osmanlı âlimidir.

03
Şahsiyet

Hasan Beg Efendi

Hasan Beg Efendi (ö. 19 Muharrem 984/18 Nisan 1576), çocuk yaşta Anadolu'ya getirilip Ankara'da yetişmiş; Şam, Mekke, Kahire ve İstanbul kadılıkları ile Anadolu kazaskerliğinde bulunmuş bir Osmanlı âlimidir.

04
Şahsiyet

Lâlî Ahmed Çelebi Saruhânî

Lâlî Ahmed Çelebi (ö. 971/1563-64), Kemalpaşazâde’nin öğrencisi olarak yetişen; kadılıklarında doğrulukla tanınan ve ferâiz alanında kitap kaleme alan Osmanlı hukukçusudur.

05
Şahsiyet

Leysîzâde Pîr Ahmed Çelebi

Leysîzâde Pîr Ahmed Çelebi (ö. 979/1571), Atâullah Efendi'nin himayesinde yetişmiş; Osmanlı medrese hiyerarşisinde Sahn-ı Semân'a ulaşmış âlim ve seçkin kitap koleksiyoneridir.

06
Şahsiyet

Molla Tevfîk bin Mehmed

Molla Tevfîk bin Mehmed (ö. 1010/1601-02), Gîlân’dan Diyarbakır ve İstanbul’a uzanan ilmî yolculuğunda umuma açık dersler vermiş; Türkçe ve Farsça edebiyatla, kitap istinsahıyla ve muallimlikle tanınmış âlimdir.

07
Şahsiyet

Muhammed b. Nâsır ed-Der‘î

Muhammed b. Nâsır ed-Der‘î (1603-1674), Fas’ın Der‘a vadisindeki Tamgrût’u eğitim, irşad, kitap ve hac yolculuğu merkezi haline getiren Nâsıriyye pîridir.

08
Şahsiyet

Şah Ali Efendi

Şah Ali Efendi (ö. yaklaşık 960/1553), Şeyh Vefâ, Emir Buhârî, Cemâl Efendi ve Sünbül Sinan çevreleriyle temas kurmuş; Nakşibendî yolu tercih ederek Ayasofya'da ders veren ve kitaplarını talebeye vakfeden Osmanlı âlimidir.

09
Sözlük

Abdullah

(4 | (عبد Allah'ın kulu, Tanrı kulu. tas. a Allah'ın kendisinde bütün isimlerle tecelli ettiği kul. Allah ismine mazhar olan insan. Allah'ın kulları içinde derecesi en yüksek olan Abdullah'tır; çünkü o ism-i azamı kendisinde gerçekleştirmiş, Hakk'ın bütün sıfatlarını kazanmıştır. Bu yüzden Abdullah ismi, Peygamber'e özel kılınmıştır (Cin Suresi, 19). Tebaiyet yoluyla onun vârislerine de bu isim verilir. b İsmi bilinmeyen her insana Abdullah (Tanrı kulu) diye hitap edilir. Genellikle kabre konan cenazeye telkin verilirken, “Ya Abdullah, ya emete'llah,” denir.

10
Sözlük

Adem-i mana

Mana adamı, hakiki insan, her şeyin aslını ve hakikatini bilen, mana âlemine vâkıf, merd-i mana, mana eri. Nüsha-i vahdet âdemdir Nefha-i kudret âdemdir Âdem'den gayri ademdir Gel âdeme er bu deme Şeyh Ibrahim

11
Sözlük

Afet

ç. Afat Musibet, bela, zarar, ziyan. tas. a Kötü huylardaki tehlikeler ve zararlar; örn. gıybet afeti, yalan afeti, şöhret afeti. b Organların ahlak dışı yollarda ve günaha yol açacak biçimde kullanılması; örn. dilin afeti yalan söylemek, kulağın afeti gıybet dinlemek, elin afeti hırsızlık yapmaktır. c Sülük halinde bulunan salikin ilerlemesini engelleyen dünyevi bağlar (alaik) ve maddi عب karlar. “Süfiler için afet oğlanlarla düşüp kalkmakta, zıt görüşte olanlarla yarenlik etmekte ve kadınlardan hediye kabul etmektedir”. 4 Aşk. Dil verme gam-ı aşka ki aşk afet-i cândır Aşk afet-i cân olduğu meşhür-i cihândır Fuzali Afet-i tarik (2 bö 1) Tarikat afeti, keramet. Afitap i fars. ب) 5 1) Güneş. Afitâb-ı celal (ululuk güneşi) ve afitab-1 vücut (varlık OE

12
Sözlük

Âfitâb

Güneş. Tasavvuf şiirinde ilâhî nur, hakikat, sevgilinin yüzü ve varlığı aydınlatan tecelli için kullanılan mecaz.

13
Sözlük

Akit

Kulun, Allah'la kendisi arasında kalmak üzere kalben bir taahhütte bulunması, bir akit yapması ve niyet etmesidir. Aynı şey dille olursa buna ahit veya ahdetme (söz verme) denir. Avam (alım satım vs. işlerinde) dille yaptıkları akitlere bağlı kalmakla, havas ise buna ek olarak kalple yaptıkları akitlere de bağlı kalmakla yükümlüdür. “Akitlere bağlı kalınız” mealindeki ayetten süfiler bu anlamı çıkarmışlardır. Akl-ı evvel (J (عقل ا و x. İlk akıl. “Allah'ın ilk yarattığı şey akıldır,” hadisi ile bu akla işaret edilmiştir. 2. Vahdet mertebesi. 3. Nur-i Muhammedi. 4. Cebrail. 5. Insanın hakikati. 6. Arş. Akl-ı evvel Allah'tan ilk zuhur eden şeydir. Allah önce onu, sonra onun aracılığıyla tüm diğer şeyleri yaratmıştır. Buna ilâhî ilmin ilk zuhuru adı da verilir. İlahi ilim ayrıntısızdır; aşağıya doğru inerken ayrıntılı hale gelir: ilâhî ilme Ümmü'Lkitap, akla evvele imam-ı mübin, levhe hitab-ı mübin adı verilir. Bunlara sırasıyla nun, kalem ve levh de denir. Kalem-i alâ, adl, el-hakku'l-mahluk bih, imam-ı mübin, hakikat-i Muhammediye, dürre-i beyzâ, nur-i Muhammed, ruh-ı azam, ukab akl-ı evvele verilen diğer isim- lerdir. Akl-ı kül (külli ilâhî akıl) akl-ı evvelden sonra gelen bir mertebedir. Levh gök kubbesindeki adil ölçü ve doğru kıstastır; nurlu bir müdrike olup akl-ı evvele tevdi edilen bilgilerin suretleri onunla zuhur eder. Akl-ı külli, akl-ı evvelin mazharıdır. Âdem külli aklın, Havva külli nefsin suretidir. Akl-ı meas fikir kanunu ile ölçülen bir nurdur, ancak alet ve vasıtayla; külli akla ait çeşitli idrak şekillerinden yalnızca biriyle idrak eder. Akl-ı evvelin yolu ona kapalıdır. Mutasavvıflar, “Allah akılla idrak edilemez,” dedikleri zaman, akıl kelimesiyle kı- yas ve mantık esasları dahilinde faaliyet gösteren akl-ı meaş'ı kastederler. “Allah akılla bilinir,” dedikleri zaman kıyas ve başka araçlar olmadan idrak eden akl-ı evveli kastederler. Bir tek nurdan ibaret olan akl-ı evvel ve kalem-i alâ kula nispetle akl-ı evvel, Hakk’a nispetle kalem-i alâ ismini alır. Allah Cebraili Hz. Muhammed'e nispet olunan akl-ı evvelden yarattığından o, Cebrail'in babası ve bütün âlemin aslıdır. Bu yüzdendir ki miraçta Hz. Peygamber Cebrail'in durmak zorunda kaldığı noktanın ilerisine tek başına gitmiştir. “Hz. Muhammed'in önün- de aklı kurban et,” diyen Hz. Mevlânâ bununla akl-ı meaş'ı kast eder. Akl-ı meaş'a akl-ı cüzi de denir. İlahi ismin deposu ve Allah'ın emini olması itibariyle Cebrail’e mmm اذ AY KR İS e e gt NN A

14
Sözlük

Âlim

¢. Ulema Bilgin; ilim ehli. tas. a Yüce Allah'ın, kendi zatını, sıfatlarını, fiillerini ve isimlerini, yani bunların tecellilerini yakin yolu (ilme1yakin) ile temaşa etme mertebesine çıkardığı kimseler. Söz konusu hususları müşahede yoluyla temaşa edenlere arif denir. b Zahiri hükümleri ve şer'i hususları bilip de tasavvufa yabancı kalan bilginlere de âlim denir. Süfiler avam mertebesinde gördükleri bu çeşit âlimlere ulema-i rüsum, ulema-i zahir ve ulema-i selatin (merasimci, şekilci, zahirci ve devlet âlimleri) adını verirler. Bunlara ehl-i kışr molla veya danişment de denir (kı) Mutasavvıflara göre âbit âlimden, arif âbitten önde gelir. Ne kadar engin ve derin bilgilere sahip olurlarsa olsunlar, âmil olmayan âlimlere itibar edilmez, Bunlar “sırtında kitap yüklü eşeklere benzerler” (Cumua Suresi, 5). Her ne tezvir eylese ehl-i cihân eyler kabül Meğer ehl-i ilimdir asl-ı fesâd-i rüzgâr Fuzüli Âlim de zahit ve vaiz gibi çeşitli vesilelerle kınanır: Andan et fehm safâ olmadığın dehrde kim Meclis-i âlime dil-germ gelen dil-serd gider Nâbi

15
Sözlük

Aşk

Sevginin insanın bütün varlığını kuşatan en ileri derecesi. Tasavvuf dilinde aşk, sâliki benlik iddiasından çıkarıp sevgilinin iradesine yönelten güçlü muhabbeti; varlığın yaratılışındaki sevgi sırrını ve Hakk’a kavuşma arzusunu anlatır. Sevginin dereceleri Klasik kaynaklar sevginin hâllerini tek bir değişmez sıraya bağlamaz. Bununla birlikte şu kavramlar sıkça birlikte anılır: Meveddet Sevgi sebebiyle kalbin özlem ve bağlılık içinde bulunması. Hevâ Gönlün sevgiliye yönelmesi; denetlenmediğinde nefsânî arzu anlamı da taşır. Hillet Sevginin kalbin bütün katlarına işlemesi ve dostluk. Muhabbet Kötü huylardan arınıp sevgiliye lâyık olma çabası. Şağaf Kalbin zarına kadar ulaşan yakıcı sevgi. Garâm Ayrılmayan, sürekli ve bağlayıcı sevgi. Heyâm Âşığı kendinden geçiren sevgi taşkınlığı. Valeh Sevgilinin güzelliği karşısında hayret ve vecd. Hakikî ve mecazî aşk Hakikî aşk Hakk’a yönelen sevgidir. Mecazî aşk yaratılmış güzelliğe duyulan sevgiyi ifade eder. Sûfîler mecazî sevginin insanı hakikate taşıyabileceğini söylemekle birlikte, kişiyi bağımlılık, zulüm veya sorumsuzluğa götüren her tutkuyu mânevî aşk saymaz. Aşkın ateş, şarap, deniz ve delilik mecazlarıyla anlatılması onun dönüştürücü kuvvetini ifade eder. Ateş benliği yakar; şarap sıradan idrakin sınırlarını aşan vecdi; deniz ise sevginin kuşatıcılığını temsil eder. Bu ifadeler çoğunlukla şiirsel ve semboliktir. Aşk ve kulluk Tasavvufta aşk şeriatın ve ahlâkın yerine geçen sınırsız bir taşkınlık değildir. Sevginin doğruluğu sadakat, merhamet, hizmet, edep ve kul hakkına riayetle ölçülür. Âşık sevdiğini iddia etmekten çok, sevgisinin gerektirdiği güzel huyları taşımaya çalışır. Şeriat tarikat yoldur varana Hakikat mârifet andan içeru Mevlevî kullanım “Aşk olsun” Mevlevî çevrelerinde selâm, dua ve mânevî gayret temennisidir. Muhatap “Aşkın cemâl olsun”, ardından “Cemâlin nûr olsun” ve “Nûrun alâ nûr olsun” gibi karşılıklar verebilir. Buradaki aşk, kişisel romantik duygudan ziyade Hakk’a yöneliş ve hizmet neşesidir. Okuma notu Sevgi mertebelerinin adları ve sırası kaynaklara göre değişir. Madde bu farklı tasnifleri tek ve zorunlu bir psikoloji şeması gibi sunmaz.

16
Sözlük

Bang-ı ceres

س).=5) Çıngırak sesi. tas. Kahredici kısa ve kapalı ilâhî hitap.

17
Sözlük

Bende-Bendegi

(So ty - ع (بند ه Bendegan. Kul-kulluk, Köle-kölelik. tas. a Allah’a kul olmak, O'na olan kulluk görevini ve borcunu ödemek, ubüdiyet. b Teklif makamı, mükellef olma hali. c Mürit, şakirt, çömez. Şeyh Efendi, beyefendi, mürit onun kulu ve kölesidir (bende, abd). Mürit şeyhine “efendim” (bendem) diye hitap eder. Bir mürit şeyhine kul olmayı en büyük şeref sayar ve bunu gururla dile getirir.

18
Sözlük

Edviye

Devalar, ilaclar. 2. tas. Su makamlara edviye denir: ihsan, ilim, hikmet, basiret, firaset; tazim, ilham, sekinet, tume'ninet, himmet (HM 29). ‘at-1 Ef'aki kulüb ( 45 J bi!) Deva 1. Gönül işleri. 2. tas. Sevgi, samimiyet, şükür, riza ve tevekkül gibi tasavvufun konusu olan fiiller. Bkz. Amel. Efendi (5 45 |) Sözü geçen, buyruğu yürüyen, itiraz edilmeksizin kendisine uyu- 1 lan kimse. 2. tas. Şeyh, pir. Doğu geleneğinde padişah, efendi, tebaa onun kullarıdır. Hükümdar emri altındakilere “kullarım,” onlar da sultanlarına “efendimiz (mevlânâ, seyyidena) diye hitap ederler. Aslında efendi (seyyid, mevlâ) köle sae- hibi demektir. Buradan kalkan dervişler seyhlerine efendi, efendimiz, efendi hazretleri, beyefendi gibi unvanlar verir, kendilerini de onun kulları yerine koyarlar. Şeyh ise müritlerinden “bendelerim” “kullarım” diye söz eder. Şeyhe şah ve Sultan da denir. Bkz. Şeyh, Pir. <i Efendi ne isterse etmek gerek 2 Kuluz biz düşer mi sual eylemek 1 İzzet Molla Gönül işleri. 2. tas. Sevgi, samimiyet, şükür, riza ve tevekkül gibi tasavvufun konusu olan fiiller. Bkz. Amel. Efendi (5 45 |) Sözü geçen, buyruğu yürüyen, itiraz edilmeksizin kendisine uyu- 1 lan kimse. 2. tas. Şeyh, pir. Doğu geleneğinde padişah, efendi, tebaa onun kullarıdır. Hükümdar emri altındakilere “kullarım,” onlar da sultanlarına “efendimiz (mevlânâ, seyyidena) diye hitap ederler. Aslında efendi (seyyid, mevlâ) köle sae- hibi demektir. Buradan kalkan dervişler seyhlerine efendi, efendimiz, efendi hazretleri, beyefendi gibi unvanlar verir, kendilerini de onun kulları yerine koyarlar. Şeyh ise müritlerinden “bendelerim” “kullarım” diye söz eder. Şeyhe şah ve Sultan da denir. Bkz. Şeyh, Pir. <i Efendi ne isterse etmek gerek 2 Kuluz biz düşer mi sual eylemek 1 İzzet Molla

19
Sözlük

Efendi

ى) 3 |) Sözü geçen, buyruğu yürüyen, itiraz edilmeksizin kendisine uyulan kimse. 2. tas. Şeyh, pir. Doğu geleneğinde padişah, efendi, tebaa onun kullarıdır. Hükümdar emri altındakilere “kullarım,” onlar da sultanlarına “efendimiz” diye hitap ederler. Aslında efendi köle sahibi demektir. Buradan kalkan dervişler şeyhlerine efendi, efendimiz, efendi hazretleri, beyefendi gibi unvanlar verir, kendilerini de onun kulları yerine koyarlar. Şeyh ise müritlerinden “bendelerim” “kullarım” diye söz eder. Şeyhe şah ve sultan da denir. Bkz. Şeyh, Pir. Efendi ne isterse etmek gerek Kuluz biz düşer mi sual eylemek İzzet Molla

20
Sözlük

Fal

Ugur, kadem, meymenet, ilerde yapılması düşünülen bir işin hayırlı ve faydalı sonuçlar vereceğine dair bazı ip uçlarının ve işaretlerin bulundu- Buna inanmak. 2. Kurân د Kerim açılarak bazı hususlarda fala bakıldığı gibi diger dini bir kitap açılarak da fala bakılabilir. 3. Şeyhin hal, hareket ve tavırlarını ilerde iyi şeylerin olacağının işareti olarak kabul etmek de faldır. Fakat mutasavvıflar bu tür fallara "işaret, ‘besaret’, gibi isimler verirler. Bazı şeylerde uğur (tefe'ül) bulunduğunu kabul etmek günah değildir. Fakat uğursuzluğa (teşe'üm) inanmak günahtır. Yıldız falı kahve falı, el falı süfilerin ilgilendikleri şeyler degildir. Caiz olan fala Jal-ı hayr da denilir. Bkz. Hum. Kurân د Kerim açılarak bazı hususlarda fala bakıldığı gibi diger dini bir kitap açılarak da fala bakılabilir. 3. Şeyhin hal, hareket ve tavırlarını ilerde iyi şeylerin olacağının işareti olarak kabul etmek de faldır. Fakat mutasavvıflar bu tür fallara "işaret, ‘besaret’, gibi isimler verirler. Bazı şeylerde uğur (tefe'ül) bulunduğunu kabul etmek günah değildir. Fakat uğursuzluğa (teşe'üm) inanmak günahtır. Yıldız falı kahve falı, el falı süfilerin ilgilendikleri şeyler degildir. Caiz olan fala Jal-ı hayr da denilir. Bkz. Hum. Şeyhin hal, hareket ve tavırlarını ilerde iyi şeylerin olacağının işareti olarak kabul etmek de faldır. Fakat mutasavvıflar bu tür fallara "işaret, ‘besaret’, gibi isimler verirler. Bazı şeylerde uğur (tefe'ül) bulunduğunu kabul etmek günah değildir. Fakat uğursuzluğa (teşe'üm) inanmak günahtır. Yıldız falı kahve falı, el falı süfilerin ilgilendikleri şeyler degildir. Caiz olan fala Jal-ı hayr da denilir. Bkz. Hum.

21
Mekân

Tekirdağ

Tekirdağ · Türkiye · Sefîne, silsilede adı geçen zâtlarla birlikte Tekirdağ'da medfun olduklarının kuvvetle tahmin edildiğini yazar; ancak Vassâf şehirde kabir, taş veya türbe izine rastlamadığını belirtir. Kesin bir defin yeri tespiti yoktur.

22
Mekân

Yenikapı Mevlevîhânesi

İstanbul · Türkiye · İstanbul’un bir sanat ve edebiyat muhiti olan bu mevlevîhâneden feyiz alarak yetişmiş; çilesini burada çıkarmış ve postnişini Şeyh Celâleddin Efendi hakkında bir kitap kaleme almıştır. 21 Haziran 1951’de vefat ettiğinde cenazesi vasiyeti üzerine buraya, annesi Emine Emsal Hanım’ın yanına defnedilmiştir.

23
Mekân

Bolu

Bolu · Türkiye · Kaynak onu “Bolu kazasından zuhûr” etmiş diye tanıtır; “Bolevî” nisbesi buradan gelir. Tahsil için buradan İstanbul’a gitti. İlişkili kişi dosyası Bolevî Ali Efendi : Bolevî Ali Efendi (ö. 1725-26), Bolu’dan İstanbul’a gelerek Trabzonî Mehmed Efendi’den mülâzemet alan; Galata Sarayı’ndan Hüsrev Kethüdâ Medresesi ve Sahn derecesine ilerleyen Osmanlı müderrisidir.

24
Mekân

Mısrî Âsitânesi (Bursa)

Bursa · Türkiye · Sefîne'ye göre hankâh-ı şerifte seccâde-i irşada oturmuş ve 1146/1733-34'te vefat edince Bursa'daki Mısrî Âsitânesi'nde defnedilmiştir. İlişkili kişi dosyası Şeyh Muhammed-i Sahfî : Muhammed Sahfî (ö. 1733-34), Bursa’da kitap ticareti ve ilimle uğraşırken Niyâzî-i Mısrî’den hilâfet alan; Mısrî Âsitânesi postunda hizmet eden şair ve şârihtir.

25
Mekân

Medine

Medine · Suudi Arabistan · Kariyerinin son görevi. 1141 Muharreminin yirmi sekizinci günü, ertesi yılın Muharremi başlangıç sayılmak üzere Hocazâde Seyyid Ömer Efendi'nin yerine Medine kadılığı verildi; 1142 Rebîülâhirinde bu görevdeyken vefat etti.

26
Mekân

Üsküp

Üsküp · Kuzey Makedonya · Babasının hicret edip mescid yaptırdığı şehir; ilk tahsilini buranın ulemâsından ve yine Üsküplü İshak Efendi'nin dârülifâdesinde aldı. İlişkili kişi dosyası Dülgerzâde Mehmed Efendi : Dülgerzâde Mehmed Efendi (ö. 977/1569), Üsküp'te yetişip Anadolu ve Rumeli medreselerinde ders veren, Bağdat kadılığı yapan; Türkçe-Arapça şiirleri, hattı ve kitap istinsahıyla tanınan Osmanlı âlimidir.

27
Mekân

Tavâşî Hasan Ağa Camii

İstanbul · Türkiye · Üsküdar İnadiye’de, mahalleye adını veren cami. İstanbul’a geldikten sonra ilk olarak burada Rifâî âyini icra etmiş, etrafında kalabalık bir mürid topluluğu burada oluşmuştur; bu sebeple Rifâîliğin İstanbul’daki ilk merkezi sayılır.

28
Mekân

Mihrimah Sultan Medresesi

İstanbul · Türkiye · 976 Şevvâlinde Bahâeddinzâde Abdullah Efendi'nin yerine müderris olduğu medrese. İlişkili kişi dosyası Leysîzâde Pîr Ahmed Çelebi : Leysîzâde Pîr Ahmed Çelebi (ö. 979/1571), Atâullah Efendi'nin himayesinde yetişmiş; Osmanlı medrese hiyerarşisinde Sahn-ı Semân'a ulaşmış âlim ve seçkin kitap koleksiyoneridir.

29
Mekân

Sükne kazası

Sefîne'de nakledilen mektubun hitap satırında Muhammed Yâsin Efendi'nin nâiblik yaptığı kazâ olarak geçer. Metinde kazânın bağlı olduğu vilâyet belirtilmediği için konum tespit edilmemiştir. İlişkili kişi dosyası Muhammed Yâsin Nâfi‘ Efendi : Muhammed Yâsin Nâfi‘ Efendi (ö. 1902), İdlib çevresinden yetişen; kadılık nâibliği, Kur’an hizmeti ve Nakşibendî-Kādirî irşad bağlarıyla tanınan Arap âlim ve şeyhtir.

30
Mekân

Bolu

Bolu · Türkiye · Kaynak onu "Anadolu vilâyetinde Bolı kazasından zuhûr" etmiş olarak tanıtır; "Bolevî" nisbesi buradan gelir. İstanbul'a buradan gitmiştir. İlişkili kişi dosyası Bolevî Abdullah Efendi : Bolevî Abdullah Efendi (ö. 1729), Bolu’dan İstanbul’a gelerek beş medrese ve dersiyyede görev yapan; fenn-i sakk uzmanlığıyla Mahmud Paşa Mahkemesi’nin yazı işlerini yöneten Osmanlı âlimidir.

31
Mekân

Fâtih Camii

İstanbul · Türkiye · 17 Eylül 1923’te kabul ettiği mesnevîhanlık görevini yürüttüğü camidir; Eylül 1925’te bu görevi resmen üzerine almıştır. 1923’te burada verdiği Mesnevî dersleri, sonradan kitaplaşan Mesnevî şerhinin temelini oluşturur.

32
Mekân

Şehâbeddin Mahallesi (Bursa)

Bursa · Türkiye · Uzun süre zâhirî ilimleri tahsil ettiği ve kitap alım satımıyla meşgul olduğu mahalle; “Sahfî” mahlası bu meşgalesinden gelir. İlişkili kişi dosyası Şeyh Muhammed-i Sahfî : Muhammed Sahfî (ö. 1733-34), Bursa’da kitap ticareti ve ilimle uğraşırken Niyâzî-i Mısrî’den hilâfet alan; Mısrî Âsitânesi postunda hizmet eden şair ve şârihtir.

33
Makale

Nakşibendiyye'yi Okumak: Kaynaklar ve Yöntem

Risâle-i Kudsiyye, Faslü'l-hitâb ve modern Nakşibendiyye araştırmalarının aynı soruya farklı kanıt türleriyle nasıl cevap verdiğini açıklayan yöntem yazısı.

34
Makale

Vâhib Ümmî Dîvânı ve Elmalı İrfan Çevresi

Vâhib Ümmî'nin dîvânını, silsilesini ve Elmalı'da oluşan şiir-irfan halkasını birlikte okumak için giriş.

35
Makale

Tarikatlar Bir Hafıza Zinciri Olarak Nasıl Okunur?

Silsile, tekke, sohbet, âyin, eser ve menkıbenin nesiller arası dinî hafızayı nasıl taşıdığını; modernleşmeyle birlikte bu taşıyıcıların nasıl biçim değiştirdiğini açıklayan yöntem yazısı.

36
Makale

Ecvibe'de Rüya, Himmet ve Dua

Mânevî işaretin sınırı ve müridin sorumluluğu. Ecvibe ve karşılaştırmalı makaleden hazırlanmış özgün editoryal inceleme.

37
Makale

XIX. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Haritası

On dokuzuncu yüzyıl Anadolu tasavvufunu yalnız tekke sayılarıyla değil; tarikat kolları, şehir ağları, göçler, cami ve hâne tekkeleri, Meclis-i Meşâyih, ulema, mûsiki ve gündelik hizmet kurumları üzerinden okuyan kapsamlı dönem dosyası.

38
Makale

Kübreviyye'nin Anadolu'ya Taşınması

Moğol istilası, Necmeddîn-i Dâye ve XIII. yüzyıl Anadolu irfan çevresi. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.

39
Makale

Necmeddîn-i Kübrâ'nın Eserleri ve Dinleme Kayıtları

Sahih nispetler, tartışmalı eserler ve el-Uṣûlü'l-aşere sesli kaydı. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.

40
Makale

Rifâiyye'nin Usulü, Coğrafyası ve Tekke Kültürü

Tevazu merkezli terbiye, zikir düzeni ve Anadolu'dan Balkanlar'a yayılan tarihî ağ TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.

41
Makale

Rifâiyye'de İntisap, Zikir ve Seyrüsülûk

Biat merasimi, mürid adabı ve ferdî zikir basamaklarının tarihî tertibi

42
Makale

Tomâr-ı Turuk Nasıl Okunmalı?

Sâdık Vicdânî'nin büyük silsile projesini, Lütfiye Tezer'in karşılaştırmalı tenkidi eşliğinde; güvenilir omurga, tarihî tasnif ve ihtilaflı kol adı katmanlarına ayırır.

43
Makale

Nefehât'tan Fütûhu'l-Mücâhidîn'e: Bir Tabakat Hafızasının Dönüşümü

Câmî'nin Farsça tabakatı Lâmiî'nin elinde nasıl Osmanlı-Anadolu tasavvuf hafızasına dönüştü?

44
Makale

Fecru'l-Esmâ ve Subhu'l-Müsemmâ

Harîrîzâde'nin Halvetî-Bekrî esmâ terbiyesini açıkladığı 1289/1872 tarihli risalenin yapısı, nüshaları ve kavram dünyası

45
Eser

SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI

Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e

46
Eser

SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI

Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş

47
Eser

TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ

Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne

48
Eser

Sayfalar 2–9

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,

49
Eser

Sayfalar 1–10

Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha

50
Eser

Sayfalar 1–9

Muzaffer Ozak Külliyatı · ELHAC MUZAFFER OZAK İRSAD 1.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALÂH BİLİCİ KITA

51
Eser

Sayfalar 1–8

Muzaffer Ozak Külliyatı · eSSz ELHAC MUZAFFER OZAK İR$ÂD 152 0 3.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALAH

52
Eser

Sayfalar 13–20

Muzaffer Ozak Külliyatı · tün kâ'inat ve mevcudat, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin yüzü suyu hürmetine halk ve icat buyurulmuş ve Habib-i adib-i Kibriyâ on sekiz bin âleme

53
Eser

Sayfalar 10–15

Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel

54
Eser

Sayfalar 16–22

Muzaffer Ozak Külliyatı · attı. Biz narı gülzar eyledik. Bizim için nara düşene nâr nûr olur. Bizim iznimiz olmadıkça ateş yakmaz. Suretperestler ateşi yakar zannederler. Işte Nemrud öyle zannetmişti. Ateş,

55
Eser

Sayfalar 21–28

Muzaffer Ozak Külliyatı · Evet, Hz. Musa aleyhisselâm sadrının şerholunmasını, işlerinin kolaylaştırılmasını, lisanındaki tutukluğun giderilmesini, sözünün daha iyi anlaşılmasını, ehlinden ve akrabasından b

56
Eser

Sayfalar 17–24

Muzaffer Ozak Külliyatı · Inned-diyne indallâh-il-islâm Al-i-Imran: 19 Allah katında makbul olan din, Islâmdır. Yüz suhuf, dört kitap, Hazret-i Adem'den beri gelen bütün Enbiyânın talimini ve neş'esini, kul