ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
60 sonuç · “Asl”
01Abdülkerîm el-Kuşeyrî
Abdülkerîm el-Kuşeyrî (986-1072), Nîşâbur’da fıkıh, hadis, Eş‘arî kelâmı, tefsir ve tasavvufu birleştiren; er-Risâle ve Letâifü’l-işârât ile Sünnî tasavvuf dilinin başlıca kaynaklarını kuran âlim ve mürşiddir.
Abdülkerîmzâde İffetî Mustafa Efendi
Abdülkerîmzâde İffetî Mustafa Efendi (ö. 1726), Refdî Mehmed Efendi’nin oğlu; İstanbul medreselerinde ders veren, İffetî mahlasıyla Dîvân tertip eden ve Durmuşzâde Ahmed Efendi’den ta‘lik öğrenen Osmanlı âlimidir.
Abdülkuddûs Gengûhî
Abdülkuddûs Gengûhî (yaklaşık 1456–1537), Rudevl’de aldığı Sâbirî terbiyeyi Şâhâbâd ve Gengûh’a taşıyan; Rüşdnâme, Mektûbât-ı Kuddûsî ve Envârü’l-uyûn gibi eserleriyle Kuzey Hindistan tasavvufunun başlıca müellif şeyhlerinden biridir.
Abdülmün‘im b. Abdünnebî Ali el-Kādirî
Abdülmün‘im b. Abdünnebî Ali el-Kādirî el-Mâlikî (ö. 1986), Muhammed Habîbullah eş-Şinkītî’den aldığı Kādirî irşadını Mısır’da Şer‘iyye adıyla düzenleyen; evrâd ve zikir meclisi esaslarını eserlerinde kayda geçiren sûfîdir.
Abdüssamed el-Câvî el-Pelimbânî
Abdüssamed el-Câvî el-Pelimbânî, Palembang ile Hicaz arasında kurduğu ilim ve irşad bağı; Gazzâlî'nin eserlerini Malayca yeniden işleyen Hidâyetü's-sâlikîn ve Seyrü's-sâlikîn'i; Semmânî evrâdı ve Nasîhatü'l-müslimîn'iyle XVIII. yüzyıl Güneydoğu Asya tasavvufunun başlıca müelliflerindendir.
Ahmed Celâleddîn Dede (Baykara)
Ahmed Celâleddîn Dede (1853–1946), Gelibolu'da doğup Kahire Mevlevîhânesi'nde yetişen; Üsküdar ve Galata postlarında Mesnevî, mûsiki ve şiir geleneğini sürdüren son dönem Mevlevîliğinin başlıca temsilcilerindendir.
Ahmed el-Bedevî
596/1200’de Fas’ta doğan, Mekke’de yetişen ve Irak seyahatinden sonra Tantâ’ya yerleşen Ahmed el-Bedevî, Bedeviyye’nin pîridir. Abdül‘âl b. Fakih’in kurumsallaştırdığı irşad halkası, Tantâ’yı Mısır tasavvuf tarihinin başlıca merkezlerinden birine dönüştürmüştür.
Ahmed Remzî Akyürek
Ahmed Remzî Akyürek (1872–1944), Kayseri'de yetişip Kütahya, Kastamonu, Halep ve Üsküdar Mevlevîhânelerinde hizmet eden; Mesnevî öğretimi, üç dilde şiiri, tercümeleri ve kütüphaneciliğiyle son dönem Mevlevî kültürünü taşıyan başlıca şahsiyetlerdendir.
Ali b. Meymûn el-Mağribî
Ali b. Meymûn el-Mağribî (1450–1511), Mağrib’den Hicaz, Suriye, Lübnan ve Bursa’ya uzanan irşad ağıyla Şâzeliyye’nin Anadolu’daki ilk güçlü temaslarından birini kuran; zühd, sünnete bağlılık ve doğrudan terbiye anlayışıyla tanınan sûfî ve âlimdir.
Ali Dede Buhârî
Ali Dede Buhârî, XV. yüzyıl başlarında Emîr Sultan’ın yol arkadaşlarıyla Buhara’dan Hicaz üzerinden Bursa’ya gelen; İncirli Hamamı yakınında tekke kurup burada yaşayan ve Eşrefzâde Tekkesi çevresine defnedilen sûfîdir.
Ali er-Rızâ
Ali er-Rızâ (yak. 153/770 – 203/818), Medine'de ilim meclisi kurup yirmi yaşında fetva vermeye başlayan Ehl-i beyt âlimi; Halife Me'mûn tarafından istemeye istemeye veliaht ilân edilmiş, iki yıl sonra Tûs'ta âniden ölmüş ve gömüldüğü yer Meşhed adını almıştır.
Ali es-Sebtî
Ali es-Sebtî (ö. 1871), Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’nin halifesi olarak Palu’da medrese ve tekke düzenini birleştiren; Harput, Bingöl ve Doğu Anadolu’ya yayılan Hâlidî ağın başlıca kurucu şahsiyetidir.
Tevhîd-i zât
tevhîd-i zât a. GJj ^ji) tas. Tasavvuf inancma göre, Allah’ın birliğini ifade eden terim. Bunun karşıhğı “Lâ mevcûde illallah” tır. tevhîdât ç. a. [Ar. tevhîd ç. b. ] Tevhitler, bk. tevhîd tevhîdhâne a. [< Ar. tevh + F. hâne] tas. Bağımsız mes leri olmayan tekkelerde ay yapmak, namaz kılmak ve zi ya da dua etmek için ayrılm bölümlere verilen ad ve bun için kullanılan terim. tevhîd ilmi a. AUah’m zatı ve sıf ları açısmdan birliği başta mak üzere inanç esaslarını neUikle Selef akîdesi çerçe sinde ele alan ve inceleyen bü dalı. te'vîl a. [Ar. ] Naslarda geç bir sözü bir delüe dayanarak lî anlammın dışında taşıd öteki anlamlardan birine yü leme. tevkî (I) a. [Ar. ] İslâm devl lerinde, hükümdarın karan, b nun yazıh belgeleri ve müh anlamında resmî yazışma te mi. tevkî (II) a. (^jA [Ar. ] İslâm h sanatında, “sülüs” (bk. bu ma de) yazı türünden geUştirüm ve geneUikle sultanların res yazışmalarmda kuUanılmış ol yazmın adı ve bu yazı için k lanılan terim. Bu yazı türü, h sanatmm altı yazı çeşidi arasında yer almaktad bk aklâm-ı sitte 659 Tevvâb ’tan tevkîl a. [Ar. ] ftk. Bir kimsey herhangi bir işte veya konuda kendisi adına vekü tayin etme. d’in
Ab-ı hayat
ب > ة) İ) x. Can suyu, içene ebedi hayat veren çeşme. 2. efs. Bir Ab-keş: damlası bile içildiğinde insanı ölümsüzleştiren ve ebedileştiren su. Bu suyun doğuda karanlık bir yerde bulunduğuna, Hızır ve İlyas'ın bu çeşmeden içip ölümsüzlüğün sırrına erdiğine inanılır. İskender-i Zülkameyn bu suyu bulmak için Hızır'ı kılavuz yaparak günlerce karanlıklar içinde yürümüş, ancak onu gözden kaybedince yolunu şaşırmış ve perişan bir halde geri dönmüş. 3. mec. İçimi hoş, soğuk ve berrak su, 4. Maşukun ağzı, dudağındaki ıslaklık. 5. Sevgilinin sözü ve sohbeti. 6. tas. a Evliyanın sözü, öğüdü ve nefesi. b Aşk ve muhabbet çeşmesi ki, ondan içen asla yok (madum ve fani) olmaz. Ab-ı hayata başka isimler de verilir: ab-ı cavid, ab-ı cavidan, ab-ı beka, mau'l-beka, mau'l-hayat, aynu'l-hayat, ab-ı hayvan, ab-ı zindegi, ab-ı zindegani, ab-ı Hızır, ab-ı Iskender. Sûfî şairler ve yazarlar ab-ı hayattan söz ederken ebediyet, zulmet, güneş, Hızır, Iskender, meşakkat ve hüsran gibi hususlara doğrudan ya da dolaylı olarak işaret ederler. Gün yüzünden utanıp âb-ı hayat Mesken itti verây-ı zulmat Hâkani
Ada
اعداء) t Adü veya Adüvv Düşmanlar. tas. Allah'ın dostlarına evliya veya evliyaullah dendiği gibi düşmanlarına da ada veya adâu'llah (aduvvu'llah) denir (Fussilet Suresi, 19, 28.) Bunların tekilleri kullanılarak veliyyu'llah ve aduvvu'llah da denir. Şeytan, kâfir, zındık (ateist) ve putperest adâ olduğu gibi insanın kendi nefsi, hevâ ve hevesi de adâdır. Kişinin en büyük düşmanı nefsidir (bencillik, aşağı arzular). Bkz. Düşmen. Adab-ı tarikat Tarikat edebi. Tarikat ehlinin uyduğu usül ve esaslar. Adak i. داق) 1) Nezir. tas. a Allah'a ibadet amacıyla ibadet ve tâat cinsinden bir işin yapılmasını taahhüt etmek. b Bir muradın gerçekleşmesi ve dileğin yerine gelmesi için türbelere, tekkelere, ermişlerin mezarlarına ve kutsiyetine inanılan bir yere adanan kurban, eşya vs. Hastalıktan kurtulmak, belayı defetmek, bir musibete ve afete uğramamak, çocuk sahibi olmak, çok arzu edilen bir şeyi elde etmek için evliyanın türbelerine, yatırlara, dedelere, babalara kurban veya para veya herhangi bir eşya adanır. Türbelerde mum yakılır, türbe civarındaki ağaçlara çaputlar bağlanır. Böylece yatırdan yardım istenir (istimdat). Allah'ın, sevgili kulu olan ermişin yüzü suyu hürmetine dilek sahiplerinin isteklerinin yerine getirileceğine inanılır (tevessül). Aslında adak ve nezir tasavvufa özgü değildir; fa- kat mutasavvıfların adak anlayışı diğerlerinden farklıdır. Bu yüzden fakihler bu türlü adakları hoş görmezler. Buna rağmen adaklar gerek tasavvuf ve tarikatlerde, gerekse halk inancında önemli bir yer tutar. Birçok tekke, türbe ve hatta vakfın ve imarethanenin gelir kaynağı adaklardır.
Âdâb
İ) t. Edep Uyulması gereken görgü kuralları, göz önünde tutulması gerekli olan esaslar, izlenmesi gereken yol yordam. En iyi hal ve hareketler, ölçülü davranışlar, kişiler arasındaki iyi ilişkileri düzenleyen esaslar. tas. Süfilerin uydukları ve uyguladıkları kurallara adab-ı sofiyye, tarikat ehlinin gözettiği ve dikkate aldığı kurallara adab-ı tarikat veya adap ve erkân denir. Tasavvufta zamana, mekâna, muhataba, hale ve makama göre birtakım edepler vardır. Tasavvufi toplantılarda bulunanların uymaları gereken adap ve usüle adab-ı sohbet, adab-ı işret ve sohbet, şeyhin dikkate alması gereken esaslara adab-ı şeyh, müridin tabi olması gerekli olan esaslara da adab-ı mürit denir. Bu esaslara uymak amaca ulaşmayı sağladığından “usüle uymayan vusülden mahrum kalır” denilmiş ve terk-i edep edepsizlik sayılmıştır. İbn Atâ, “Salihlerin adabını uygulayan hürmet, evliyanın adabını uygulayan Allah’a yakınlık, sıddıkların adabını uygulayan temaşa, peygamberlerin adabını uygulayan üns ve inbisât makamına yaraşır hale gelir” demiştir. Tasavvufta kişinin nefsine uygulayacağı adaba adab-ı nefs denir. sülûkün her aşamasında gözetilmesi gereken belli bir adap vardır. Süfiler biri zahiri (şer'i) diğeri bâtıni olmak üzere iki türlü adaptan bahsederler. Zahiri ve şer'i adap tasavvufun temelidir. Bâtıni adap tefekkür. ve gönül halleriyle ilgilidir. Küçüklere evlat şefkati, büyüklere baba hürmeti ve akrana kardeşlik sevgisi göstermek tasavvufun genel adabının temelidir ( 415 437). Bkz. Usül, Asl- Fer, Edep, Erkan, Adab-ı tarikat.
Adem-i mana
Mana adamı, hakiki insan, her şeyin aslını ve hakikatini bilen, mana âlemine vâkıf, merd-i mana, mana eri. Nüsha-i vahdet âdemdir Nefha-i kudret âdemdir Âdem'den gayri ademdir Gel âdeme er bu deme Şeyh Ibrahim
Akit
Kulun, Allah'la kendisi arasında kalmak üzere kalben bir taahhütte bulunması, bir akit yapması ve niyet etmesidir. Aynı şey dille olursa buna ahit veya ahdetme (söz verme) denir. Avam (alım satım vs. işlerinde) dille yaptıkları akitlere bağlı kalmakla, havas ise buna ek olarak kalple yaptıkları akitlere de bağlı kalmakla yükümlüdür. “Akitlere bağlı kalınız” mealindeki ayetten süfiler bu anlamı çıkarmışlardır. Akl-ı evvel (J (عقل ا و x. İlk akıl. “Allah'ın ilk yarattığı şey akıldır,” hadisi ile bu akla işaret edilmiştir. 2. Vahdet mertebesi. 3. Nur-i Muhammedi. 4. Cebrail. 5. Insanın hakikati. 6. Arş. Akl-ı evvel Allah'tan ilk zuhur eden şeydir. Allah önce onu, sonra onun aracılığıyla tüm diğer şeyleri yaratmıştır. Buna ilâhî ilmin ilk zuhuru adı da verilir. İlahi ilim ayrıntısızdır; aşağıya doğru inerken ayrıntılı hale gelir: ilâhî ilme Ümmü'Lkitap, akla evvele imam-ı mübin, levhe hitab-ı mübin adı verilir. Bunlara sırasıyla nun, kalem ve levh de denir. Kalem-i alâ, adl, el-hakku'l-mahluk bih, imam-ı mübin, hakikat-i Muhammediye, dürre-i beyzâ, nur-i Muhammed, ruh-ı azam, ukab akl-ı evvele verilen diğer isim- lerdir. Akl-ı kül (külli ilâhî akıl) akl-ı evvelden sonra gelen bir mertebedir. Levh gök kubbesindeki adil ölçü ve doğru kıstastır; nurlu bir müdrike olup akl-ı evvele tevdi edilen bilgilerin suretleri onunla zuhur eder. Akl-ı külli, akl-ı evvelin mazharıdır. Âdem külli aklın, Havva külli nefsin suretidir. Akl-ı meas fikir kanunu ile ölçülen bir nurdur, ancak alet ve vasıtayla; külli akla ait çeşitli idrak şekillerinden yalnızca biriyle idrak eder. Akl-ı evvelin yolu ona kapalıdır. Mutasavvıflar, “Allah akılla idrak edilemez,” dedikleri zaman, akıl kelimesiyle kı- yas ve mantık esasları dahilinde faaliyet gösteren akl-ı meaş'ı kastederler. “Allah akılla bilinir,” dedikleri zaman kıyas ve başka araçlar olmadan idrak eden akl-ı evveli kastederler. Bir tek nurdan ibaret olan akl-ı evvel ve kalem-i alâ kula nispetle akl-ı evvel, Hakk’a nispetle kalem-i alâ ismini alır. Allah Cebraili Hz. Muhammed'e nispet olunan akl-ı evvelden yarattığından o, Cebrail'in babası ve bütün âlemin aslıdır. Bu yüzdendir ki miraçta Hz. Peygamber Cebrail'in durmak zorunda kaldığı noktanın ilerisine tek başına gitmiştir. “Hz. Muhammed'in önün- de aklı kurban et,” diyen Hz. Mevlânâ bununla akl-ı meaş'ı kast eder. Akl-ı meaş'a akl-ı cüzi de denir. İlahi ismin deposu ve Allah'ın emini olması itibariyle Cebrail’e mmm اذ AY KR İS e e gt NN A
Âlim
¢. Ulema Bilgin; ilim ehli. tas. a Yüce Allah'ın, kendi zatını, sıfatlarını, fiillerini ve isimlerini, yani bunların tecellilerini yakin yolu (ilme1yakin) ile temaşa etme mertebesine çıkardığı kimseler. Söz konusu hususları müşahede yoluyla temaşa edenlere arif denir. b Zahiri hükümleri ve şer'i hususları bilip de tasavvufa yabancı kalan bilginlere de âlim denir. Süfiler avam mertebesinde gördükleri bu çeşit âlimlere ulema-i rüsum, ulema-i zahir ve ulema-i selatin (merasimci, şekilci, zahirci ve devlet âlimleri) adını verirler. Bunlara ehl-i kışr molla veya danişment de denir (kı) Mutasavvıflara göre âbit âlimden, arif âbitten önde gelir. Ne kadar engin ve derin bilgilere sahip olurlarsa olsunlar, âmil olmayan âlimlere itibar edilmez, Bunlar “sırtında kitap yüklü eşeklere benzerler” (Cumua Suresi, 5). Her ne tezvir eylese ehl-i cihân eyler kabül Meğer ehl-i ilimdir asl-ı fesâd-i rüzgâr Fuzüli Âlim de zahit ve vaiz gibi çeşitli vesilelerle kınanır: Andan et fehm safâ olmadığın dehrde kim Meclis-i âlime dil-germ gelen dil-serd gider Nâbi
Âmme
Halk, umum, ahali. tas. Yalnızca şeriatı bilen ve bunun dışın- EEE MMZ—ğ—ğ——...<,me><,. F2şŞ—jX)yjYXY)v2 ا An-1 daim Sih Te yu MEAN da başka bir şey bilmeyen, ulema-i rusum, yalnızca şekle ve dış görünüşe ilişkin özellikleri bilen süfiler. Tasavvuf yoluna ilişkin bilgi ve zevk sahibi olmayan şeriat âlimlerini bu konuda halktan farklı görmezler. Tasavvuf ehline ise hassa derler. Bkz. Havas, Avam. ar, (9 İç Anat. Zamanın en küçük Parçası. tas, a Hak ile zuhur hali (115). b Aşk. Ne mâziyim ne müstakbel, her ânın ânesiyim ben Yetürdüm benliği benlik bana Hak benliğindendir Niyazi Mısri سق fars. Cazibe, anlatılması imkânsız haz. Aşk. Sevgilinin boyu elif, kaşlan nan harfine benzetilir. İkisi bir araya gelince ân olur, Farsçada ân ‘o’ demektir; Arapçası hü'dur. Böylece âşık ve maşuk ortaya çıkar. Baktıkça hüsn ü ânına hayran olur âşıkların Geldikçe hicrin yâdına nâlân olur âşıkların Amma ne ân ki bâis-i cevr ola her zaman | Makbul olur gerçi güzellerde hüsn ü ân Şâhi Ana-bacı Şeyhin hanımı. Genellikle müritler şeyhlerine peder, ata, baba; şeyhin kansina da anne, valide hanım olarak bakar ve ondan ana, valide, ana-bacı diye söz ederler. Bu deyim daha çok Bektaşilikte kullanılır. Anâsır-ı çehargâne («8 صر جها ر Le) Dört unsur. Madde âleminin temel unsurları olan ateş, hava, toprak, su. tas. Süfiler nefsin dört mertebesini dört unsura benzetirler. Nefs-i emmâre ateşe, nefs-i levvâme havaya, nefs-i mülhime suya, nefs-i mutmainne toprağa benzetilir. Bunlardan her biri için on özellik belirlenmiştir ve böylece kırk sayısına ulaşılır. Tasavvuf ehlinin yaptığı birçok açıklama ve yorum dört unsur nazariyesine dayanır (sr). Nar u bad u âbu hâkin gel haber ver aslını Kim bunların her birini emre ferman eyleyen Niyazi Mısri
Ashap
Bir ismin başına gelirse, genellikle o isme “-cilar” ve “-cular” NN Aşina anlamı kazandırır. Orn. ashab-ı yemin (sağcılar), ashab-ı şimal (solcular) gibi. Âsitân — Âsitâne i. Jar 1 - (آمعاان >. Atabe, eşik, dergâh. 2. tas, a Tekke, dergâh. Büyük dergâh. b Bir tarikat kurucusunun veya büyük bir velinin gömülü olduğu türbe. c Amel ve ibadet. Âsitân-ı kadiriye sür yüzün onlardan ol Izziyâ! Sâhib-i selâmettir gürüh-i 1 eae Asitanin ey seh-i levlâk me'mendir bana Hak-i payin tütiyâ-yı çeşm-i rüşendir bana Asl — Fer صل - فر ع) ( +. Temel, esas, kök. 2. عم Dinin esasları tevhit, marifet, iman, yakin ve sıdk'tır. Hidayet ise esasların esasıdır. Bunlardan türeyen hallere, makamlara, amellere ve tâatlere fer ve fürü denir. Fer asla, dal ve köke bağlı olduğundan usüle riayet etmeyen vusülden mahrum kalır. Vusülsüzlük usülsüzlüktendir. Asılların aslı, edep ve erkân gözetmektir. Asl-ı âlem İnsan-ı kâmil, Aslü'l-cevheri'l-ferd İnsan-ı kâmil.
Aşk
Sevginin insanın bütün varlığını kuşatan en ileri derecesi. Tasavvuf dilinde aşk, sâliki benlik iddiasından çıkarıp sevgilinin iradesine yönelten güçlü muhabbeti; varlığın yaratılışındaki sevgi sırrını ve Hakk’a kavuşma arzusunu anlatır. Sevginin dereceleri Klasik kaynaklar sevginin hâllerini tek bir değişmez sıraya bağlamaz. Bununla birlikte şu kavramlar sıkça birlikte anılır: Meveddet Sevgi sebebiyle kalbin özlem ve bağlılık içinde bulunması. Hevâ Gönlün sevgiliye yönelmesi; denetlenmediğinde nefsânî arzu anlamı da taşır. Hillet Sevginin kalbin bütün katlarına işlemesi ve dostluk. Muhabbet Kötü huylardan arınıp sevgiliye lâyık olma çabası. Şağaf Kalbin zarına kadar ulaşan yakıcı sevgi. Garâm Ayrılmayan, sürekli ve bağlayıcı sevgi. Heyâm Âşığı kendinden geçiren sevgi taşkınlığı. Valeh Sevgilinin güzelliği karşısında hayret ve vecd. Hakikî ve mecazî aşk Hakikî aşk Hakk’a yönelen sevgidir. Mecazî aşk yaratılmış güzelliğe duyulan sevgiyi ifade eder. Sûfîler mecazî sevginin insanı hakikate taşıyabileceğini söylemekle birlikte, kişiyi bağımlılık, zulüm veya sorumsuzluğa götüren her tutkuyu mânevî aşk saymaz. Aşkın ateş, şarap, deniz ve delilik mecazlarıyla anlatılması onun dönüştürücü kuvvetini ifade eder. Ateş benliği yakar; şarap sıradan idrakin sınırlarını aşan vecdi; deniz ise sevginin kuşatıcılığını temsil eder. Bu ifadeler çoğunlukla şiirsel ve semboliktir. Aşk ve kulluk Tasavvufta aşk şeriatın ve ahlâkın yerine geçen sınırsız bir taşkınlık değildir. Sevginin doğruluğu sadakat, merhamet, hizmet, edep ve kul hakkına riayetle ölçülür. Âşık sevdiğini iddia etmekten çok, sevgisinin gerektirdiği güzel huyları taşımaya çalışır. Şeriat tarikat yoldur varana Hakikat mârifet andan içeru Mevlevî kullanım “Aşk olsun” Mevlevî çevrelerinde selâm, dua ve mânevî gayret temennisidir. Muhatap “Aşkın cemâl olsun”, ardından “Cemâlin nûr olsun” ve “Nûrun alâ nûr olsun” gibi karşılıklar verebilir. Buradaki aşk, kişisel romantik duygudan ziyade Hakk’a yöneliş ve hizmet neşesidir. Okuma notu Sevgi mertebelerinin adları ve sırası kaynaklara göre değişir. Madde bu farklı tasnifleri tek ve zorunlu bir psikoloji şeması gibi sunmaz.
Atas
1, Susuzluk, teşne olma. 2. tas, a Umulana düşkün ve onun tesiri altında bulunma. b Şevk ve hasret halinin galebe çalması. c Şiddetli bir arzuyla muradın hararetli bir biçimde aranması,, Tasavvufta içmeye şürb, kanmaya reyy, kendinden geçmeye sekr ve susuz kalmaya ataş denir, İste peykânın gönül hecrinde şevkim teskin et Susüzem bir kez bu sahrada benimçün ara su Umduğum odur ki rüz-i haşr mahrum olmayam Cesme-i vaslın vere ben teşne-i didâre su Fuzüli Atebât-ı aliyye Şii ziyaret yerleri.
Berzah
Farklı iki ortam arasında yer alan ve bu iki ortama tamamen benzemediği gibi tam olarak onlardan farklı da olmayan ara ortam; iki şeyi birbirinden ayıran üçüncü şey, ara bölge. 2. Ölümle başlayıp kıyamete kadar süren zaman, bu zaman içinde ruhların bulunduğu mekân ve âlem, dünya ile ahiret arasındaki âlem (Mü'min Süresi, 100; Rahman Suresi, 20). Ölümle dünyadan ayrılan ruhlar berzah âlemine gittikleri gibi, uyku halinde bedenden ayrılan ruhlar da bu âleme giderler. 3. İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). Ölümle başlayıp kıyamete kadar süren zaman, bu zaman içinde ruhların bulunduğu mekân ve âlem, dünya ile ahiret arasındaki âlem (Mü'min Süresi, 100; Rahman Suresi, 20). Ölümle dünyadan ayrılan ruhlar berzah âlemine gittikleri gibi, uyku halinde bedenden ayrılan ruhlar da bu âleme giderler. 3. İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT).
Kahire
Kahire · Mısır · İbnü'l-Fârız'ın doğduğu, Ebû Muhammed İbn Asâkir'den hadis okuyup Şâfiî fıkhı ve edebiyat tahsil ettiği şehir. Babası Ali b. Mürşid, evi bir depremde harap olunca Hama'dan buraya göç etmiş ve Ezher Camii'nde inzivaya çekilmişti. İbnü'l-Fârız da son yıllarını Ezher Camii'nde vaaz ve sohbetle geçirdi; el-Melikü'l-Kâmil maiyetiyle ziyarete geldiğini haber alınca caminin öbür kapısından çıkıp bir süreliğine İskenderiye'ye gitmişti.
Kudüs
Kudüs · Filistin · 1124 Şevvalinde, ertesi yıl başından geçerli olmak üzere Tâhir Mehmed Efendi’nin yerine getirildiği ilk mevleviyeti; 1125 Şâbanında azledildi. İlişkili kişi dosyası Evliyâzâde Ali Fâiz Efendi : Evliyâzâde Ali Fâiz Efendi (ö. 10 Kasım 1726), medrese basamaklarından Kudüs, Şam ve Medine kadılıklarına yükselen; kaynakta halka iyi muamele eden derviş tabiatlı bir kadı ve Fâiz mahlaslı şair olarak anılan Osmanlı âlimidir.
Halep
Halep · Suriye · Ailesi aslen Humuslu olmakla birlikte 10 Muharrem 900'de (11 Ekim 1494) burada doğdu ve ilk öğrenimini burada tamamladı. Babası Şehâbeddin Ahmed'in Halep'teki tekke ve hankahların hizmetlerini yürüten nakībü'l-fukarâ oluşu, “İbnü'n-Nakīb” lakabının kaynağıdır.
Peşte
Budapeşte · Macaristan · Atâî ve Evliya Çelebi onun Tuna kenarındaki Peşte şehrinden olduğunu bildirir; Müstakimzâde de Peşteli olduğunu söyler. Kâtib Çelebi Bosnalı der, Ayvansarâyî ise Makedonya'daki Horpeşte'yi (Hrupişte) gösterir. Kaynak, Bosna–Peşte yazım benzerliği ile XVI-XVII. yüzyıllarda Peşte'nin müslüman nüfusunun çoğunu Boşnaklar'ın teşkil etmesine dayanarak Peşte'de doğmakla birlikte aslen Bosnalı olmasının mümkün olduğunu söyler.
Yûşa‘ Makamı (Yuşa Tepesi)
İstanbul · Türkiye · Yûşa‘ peygamberin kabri olduğu kabul edilen ve keşfi Beşiktaşlı Yahyâ Efendi'ye nisbet edilen makam; günümüzde de önemli bir ziyaretgâhtır. İlişkili kişi dosyası Beşiktaşlı Yahyâ Efendi : Beşiktaşlı Yahyâ Efendi (1495–1571), Kanûnî Sultan Süleyman’ın sütkardeşi; Zenbilli Ali Efendi’nin talebesi, Sahn-ı Semân müderrisi, Müderris mahlaslı şair ve Beşiktaş’taki geniş hayır çevresinin kurucusudur.
Tatarlar Cebbânesi
Edirne · Türkiye · Edirne'deki Tatarlar cebbânesi (kabristanı). Hızır Efendi'nin doğduğu şehirde, bu kabristanda medfun olduğu kaydedilir. İlişkili kişi dosyası Depegöz Hızır Efendi (Hızrî) : Depegöz lakabıyla tanınan Hızır Efendi (ö. 970/1562-63), Merhabâ Efendi’den mülâzemet alan; Edirne, Gelibolu ve Bursa medreselerinde ders veren Hızrî mahlaslı Osmanlı âlim ve şairidir.
Kul Himmet Türbesi, Görümlü
Tokat (Almus) · Türkiye · Eski adı Varzıl olan köyde bulunan türbesi; torunları hâlen aynı köyde yaşamakta ve Kul Himmetliler diye anılmaktadır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Kul Himmet : Kul Himmet, XVI. yüzyılın ikinci yarısı ile XVII. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı kabul edilen; Tokat-Almus çevresinden yetişmiş Alevî-Bektaşî şairidir.
Taşlık Medresesi
Edirne · Türkiye · 994 Şevvâlinde, Üskübî Mustafa Çelebi’den boşalınca kendisine verilen medrese. İlişkili kişi dosyası Menteşeli Hüsâmeddin Efendi : Menteşeli Hüsâmeddin Efendi (ö. Rebîülâhir 1010/1601), Menteşe’den yetişmiş; Edirne Taşlık ve Câmi-i Atîk medreselerinde ders vermiş, Sadru’ş-şerîa üzerine hâşiye yazmış âlimdir.
Hatuniyye Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Eyüp'te İdrisköşkü civarında, Gümüşsuyu Çeşmesi yakınında, Eyüp-Gümüşsuyu yolu ile Hüsam Efendi Sokağı'nın birleştiği yerdedir. Hoca Hüsam Tekkesi, Hüsam Efendi Tekkesi, Selim Efendi Tekkesi ve Hâtûniye Tekkesi adlarıyla da anılır; adını civarındaki Zeyneb Hâtûn Camii'nden (Hatûniye Mescidi) alır. 1145 (1732) tarihli Ahmed Dede Mescidi içinde kurulmuştur; Mecmûa-i Tekâyâ'da Hatuniye Tekkesi olarak ve Nakşî tekkesi diye kayıtlıdır, âyin günü pazartesidir. Rızâeddin Efendi burada babası Mustafa Vahyî Efendi'den sonra postnişin olmuş ve vefatında hazîresine defnedilmiştir; annesi ile kardeşi Mehmed Sadreddin Efendi de aynı hazîrededir. Tekke onun meşihatı sırasında, 1304 (1886) yılında, babasının mensuplarından ve kardeş çocuğu olan Mustafa Zihni Paşa'nın yardımıyla esaslı biçimde tamir edilmiştir. Mâbedin çatısı 1940'lı yıllarda çökerek yapı harap olmuş, bugün dört duvar hâlindedir; minaresi şerefesine kadar yıkılmıştır.
Belh
Belh · Afganistan · Horasan'daki doğum şehri; bütün servetini burada bırakıp yola çıktı. Riyâzetini bu şehirdeki Budizm'e bağlayan görüşün tutarsızlığı ortaya konmuştur. İlişkili kişi dosyası İbrâhim b. Edhem : İbrâhim b. Edhem (ö. 161/778 [?]), Belh’ten ayrılarak Şam ve Hicaz çevresinde zühd, helâl kazanç ve halka hizmet esaslı bir hayat süren ilk dönem sûfîlerindendir.
Cidde
Cidde · Suudi Arabistan · Sefîne'ye göre ikinci hac yolculuğunda Cidde'ye yakın bir mahalde gemide vefat etmiş ve Cidde'de defnedilmiştir. Defin yerini tarif eden cümle metinde kesik olduğundan kabrin tam yeri bilinmemektedir; koordinat şehir düzeyinde yaklaşıktır.
Gırbalcı köyü
Kütahya · Türkiye · Kaynak, Ahmed Dede'nin aslen Kütahya'ya yakın Gırbalcı köyünden olduğunu, doğum tarihinin kaydedilmediğini bildirir. Halk arasındaki “Kalburcu Şeyhi” adı bu köy nispetine, “Çavdarlı” lakabı ise tarlalarında yetiştirdiği ürüne bağlanır. İlk ilim tahsilini de kendi memleketinin âlimlerinden yapmıştır. Köyün bugünkü karşılığı kaynak metinden doğrulanamadığı için koordinat verilmemiş, konum Kütahya çevresi ölçeğinde bırakılmıştır.
Nakşibendiyye'yi Okumak: Kaynaklar ve Yöntem
Risâle-i Kudsiyye, Faslü'l-hitâb ve modern Nakşibendiyye araştırmalarının aynı soruya farklı kanıt türleriyle nasıl cevap verdiğini açıklayan yöntem yazısı.
Altın Silsile: Kırk Halka
Nakşibendî geleneğin kırk halkasını dönem adları, aktarım biçimleri ve farklı silsile tertiplerine dair ihtiyat notlarıyla birlikte okuyan ana dosya.
İstanbul'da Melâmî Şeyhleri ve Tekkeler
Nûru'l-Arabî çevresinin şehirdeki temas ve temsil mekânları üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Şâbâniyye'nin Edebiyat ve Musiki Hafızası
Nutuklar, divanlar, ilâhiler, bestekârlar ve hat eserleri üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Hâlisiyye'de Usul, Âdâb ve Zikir
Ortak Kadirî esaslar ve kola mahsus uygulamalar. Tezin ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Halvetiyye'de Halvet Âdâbı
Kırk günlük inzivanın şartları ve amacı. Tez ve çevrilen yazma metin karşılaştırılarak hazırlanmış editoryal inceleme.
Mevlevî Musikisinin Aletleri
Ney, rebab, kudüm ve mutrib heyeti. Metin ve görsel kaynaklar birlikte değerlendirilerek hazırlanmış editoryal inceleme.
Mevlevî Âyin-i Şerifinin Mûsiki Mimarisi
Mevlevî mukabelesinin tam akışı; icracıları, mekân düzeni, makam ve usûl örgüsü, dört selâmı, terennümleri, sembolik yorumları ve sahne icrasından farklarıyla birlikte.
Semâ, Sahne ve Kültürel Miras
Tarihî merasim ile çağdaş gösteri arasındaki fark. Mevlevîlik-musiki kaynak paketi ve görsel arşiv birlikte değerlendirilerek hazırlandı.
XIX. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Haritası
On dokuzuncu yüzyıl Anadolu tasavvufunu yalnız tekke sayılarıyla değil; tarikat kolları, şehir ağları, göçler, cami ve hâne tekkeleri, Meclis-i Meşâyih, ulema, mûsiki ve gündelik hizmet kurumları üzerinden okuyan kapsamlı dönem dosyası.
Semâ Mukabelesi: Safhalar ve Sembol Dünyası
Meydanın hazırlanışından dört selâma, Kur'an ve gülbanka. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
Mevlevî Silsileleri ve Kübrevî Temaslar
Tek zincir yerine silsile varyantları, irşad çevresi ve post devamı. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI
Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e
SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI
Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş
Sayfalar 1–10
Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha
Sayfalar 2–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,
Sayfalar 4–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1
Sayfalar 4–13
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 43 5846 Sayılı Kan un gereğince telif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ÖZTÜRK Matbaası Ist
Sayfalar 3–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista
Sayfalar 1–8
Muzaffer Ozak Külliyatı · eSSz ELHAC MUZAFFER OZAK İR$ÂD 152 0 3.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALAH
Sayfalar 9–16
Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny
Sayfalar 13–18
Muzaffer Ozak Külliyatı · kullar! Ey bu imanları sebebiyle ebedi saadete erenler, selâmet yoluna girenler Hakka varanlar, daha bu âlemde iken cennete girenler ve cennet güllerinden derenler, cemal-i Hakkı g
Sayfalar 14–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · BEtSsü; Ve lekad kerremna beni-Âdeme... El-İsrâ: 70 (Andolsun, biz azim-üş-şân Âdem oğullarını, diğer bütün yarattıklarımızdan üstün kıldık.) sırrına ve tecellisine mazhar olabilsi
Sayfalar 13–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · tün kâ'inat ve mevcudat, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin yüzü suyu hürmetine halk ve icat buyurulmuş ve Habib-i adib-i Kibriyâ on sekiz bin âleme