Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

47 sonuç · “celi

01
Kol

Beceliyye

Hikemî'den hırka alan Becelî'ye nispet edilen Hikemiyye alt hattı.

02
Şahsiyet

Abdülcelîl-i Bitlisî

Abdülcelîl-i Bitlisî (ö. 1160/1747), Bitlis’ten İstanbul’a gelen; Müştâkiyye silsilesinde Hacı Hasan-ı Şirvânî’nin, Zenbûriyye’nin Kādirî icazet hattında ise Şems-i Bitlisî’nin önünde yer alan Kādirî şeyhidir.

03
Şahsiyet

Basrıkî İbrâhim Efendi

Basrıkî İbrâhim Efendi (ö. 1070/1659-60), Öziçeli Muslihuddin Efendi’nin yanında Halvetî terbiyesini tamamlayan; Saraybosna’da zâviye kuran, Ayasofya’da vaaz eden ve Saraybosna dışındaki Bosna eyaletinin fetva görevini üstlenen şeyhtir.

04
Şahsiyet

Basrıklı İbrâhim Efendi

Basrıkî İbrâhim Efendi (ö. 1070/1659-60), Öziçeli Muslihuddin Efendi’nin yanında Halvetî terbiyesini tamamlayan; Saraybosna’da zâviye kuran, Ayasofya’da vaaz eden ve Saraybosna dışındaki Bosna eyaletinin fetva görevini üstlenen şeyhtir.

05
Şahsiyet

Ebû Abdullah Muhammed b. Ebû Bekir el-Hikemî

Ebû Abdullah Muhammed b. Ebû Bekir el-Hikemî (ö. 617/1220-21), Harad’dan Uvâce’ye yerleşen, Muhammed el-Becelî’ye hırka veren ve Yemen’deki Hikemiyye şubesinin kendisine nispet edildiği Sâhib-i Uvâce’dir.

06
Şahsiyet

Elmâs Paşa İmamı İbrâhim Efendi

Elmâs Paşa İmamı İbrâhim Efendi (ö. 22 Ramazan 1141/1729), Bolu’dan İstanbul’a gelerek Elmâs Mehmed Paşa’nın imamlığında bulunan; üst dereceli medreselerde müderrislik ve Filibe, Galata ile Edirne’de kadılık yapan Osmanlı âlimidir.

07
Şahsiyet

Füyûzî Mehmed Efendi

Füyûzî Mehmed Efendi (ö. 1135/1723), kırk akçeli medreseden Sakız ve Diyarbekir kadılıklarına yükselen; emeklilik yılları çok sayıda arpalık tahsisiyle izlenebilen Osmanlı âlimi ve şairidir.

08
Şahsiyet

Hanefî Efendi Vardar Yenicesi'nden

Hanefî Efendi (ö. 973/1565-66), Vardar Yenicesi doğumlu; Filibe ve Saraybosna medreselerinde öğretim ve fetva hizmeti yürütmüş Osmanlı âlimidir.

09
Şahsiyet

Kāimî Şeyh Hasan Efendi

Kāimî Hasan Efendi (ö. 1091/1680-81), Öziçeli Muslihuddin'den Halvetî terbiyesi alan; Saraybosna Silahdar Paşa Zâviyesi ve İzvornik çevresinde yaşayan şair ve cifr müellifidir.

10
Şahsiyet

Kızıklızâde Mehmed Efendi

Kızıklızâde Mehmed Efendi (ö. 1725), Bursa'daki Mevlid-i Süleyman Çelebi Medresesi'nden başlayarak şehrin yüksek dereceli medreselerinde görev yapan Osmanlı âlimidir.

11
Şahsiyet

Muhammed b. Hüseyin el-Becelî

Hikemî'den hırka giyen ve Beceliyye nispetini taşıyan Yemenli şeyh.

12
Şahsiyet

Öziçeli Şeyh Muslihiddin Efendi

Öziçeli Muslihiddin Efendi (ö. yaklaşık 1052/1642-43), Bosna’nın Öziçe kasabasından; Sofyalı Bâlî Efendi’ye bağlanarak memleketinde vaaz, tefsir, hadis ve irşad hizmeti yürüten Halvetî şeyhidir.

13
Şahsiyet

Şemseddin Ahmed el-Ensârî

Şemseddin Ahmed el-Ensârî (ö. 13 Safer 1009/1600), Gence’den Osmanlı ilim çevresine gelmiş; büyük medreseler, Şam, Edirne, İstanbul ve Kahire kadılıkları ile Anadolu ve Rumeli kazaskerliklerinde bulunmuş çok yönlü âlimdir.

14
Sözlük

Ahadiyetü'l-cem

Cem ahadiyeti, toplama tekliği. tas. Sıfat ve isimlerin varlığı ve yokluğu (ispatı ve iskatı) söz konusu olmaksızın zatı zat olarak dikkate alma mertebesi. Ahadiyet mertebesinde sıfatlar ve isimler iskat edilir ve dikkate alınmaz; burada ise iskat edilmez, yok sayılmaz, fakat ispat da edilmez, var sayılmaz. Varsayılan ve göreceli olarak ispatla iskat bir arada bulundugu için, başka bir ifadeyle sıfatlar ve isimler hem var, hem yok veya ne var ne de yok sayıldığı için bu mertebeye cem ahadiyeti, yani ‘ahadiyetle vahadiyeti kendisinde toplayan” denilmiştir. Burada nispetler, izafetler ve itibarat söz konusudur, yani sıfatların ve isimlerin varlığı ve yokluğu izafi ve itibaridir. Ahadiyetü'l-kesret (5 حد ية | لكثر 1) Çokluk tekliği. tas. Nispi ve itibari olarak kendisinde çokluğun düşünüldüğü mertebe; cem makamı da denir (kr).

15
Sözlük

Âkil

Akıllı, ölçülü ve düşünerek hareket eden kimse. Tasavvuf ahlâkında âkil kişi geçici dünya arzularının tuzağına düşmeyen, sözünü ölçülü söyleyen ve âhiret yurdunu gözetendir. Emaneti, doğruluğu, iyi dostluğu ve sırrı korumak âkilin alametleri arasında sayılır. Buradaki akıl yalnız zihnî yetenek değil, davranışı hikmet ve sorumlulukla düzenleyen idraktir.

16
Sözlük

Cehri zikir

& >>) Yüksek sesle yapılan zikir. Nakşbendiye gibi bazı tarikatler, müritlerin ancak kendilerinin işitebilecekleri kadar pes bir sesle zikre izin verir. Buna hafi zikir, diğerine cehri veya aleni zikir denir. Kadiriye ve Mevleviye gibi tarikatler cehri zikri esas alırlar. Cehri zikri kabul eden, semâ ve devranı da kabul eder. Celal (J (جلا 1. Ululuk; büyüklük. 2. tas. Masukun âşıka asla muhtaç olmadığını göstermesi için ululuğunu izhar etmesi, âşıkın gururunu kırarak kendisi karşısında ne kadar çaresiz olduğunu ona ıspatlaması (kr; us). Hakk'ın gözden ve gönüllerden uzak olması, zat ve ehadiyet mertebesi. Bkz. Cemal. Celali tecelli ilâhî darbe; kahr, cebr, intikam, azap ve gazaba vesile olan ilâhî tecelliler; afet ve felaket getiren ilâhî irade. Bu tecelli halkın Hak karşısında eğilmesini, bencillikten ve benlik davasından vazgeçmesini sağlar, bir terbiye vasıtasıdır (TK 1:269). Celisü'1-Hak (جليس | لحق) veya Celisullah (جليس اله) Hakk'ın huzurunda olan, Hakk dostu, Hak eren. Sâlik Allah'ı dille zikrede zikrede öyle bir noktaya ulaşır ki, artık bütün varoluşuyla, gönlü ve ruhuyla onu zikretmeye başlar, kendini zikredilenin (mezkür) huzurunda hisseder. Bu hal içindeki slike celisii’l-Hak denir. Celis, hem-meclis ve sohbettaş anlamına gelir. Hakk'ın da sâlikin celisi (hem-meclisi) olması söz konusudur. Nitekim bir kutsi hadiste Allah, “Ben beni zikredenin hem-meclisiyim,” buyurmuştur (aK 1201). Allah kendisini zikredeni zikreder. Bazen zakir (zikreden) bazen mezkür (zikredilen) olur (SM 256). Celvet/ Ululuk; büyüklük. 2. tas. Masukun âşıka asla muhtaç olmadığını göstermesi için ululuğunu izhar etmesi, âşıkın gururunu kırarak kendisi karşısında ne kadar çaresiz olduğunu ona ıspatlaması (kr; us). Hakk'ın gözden ve gönüllerden uzak olması, zat ve ehadiyet mertebesi. Bkz. Cemal. Celali tecelli ilâhî darbe; kahr, cebr, intikam, azap ve gazaba vesile olan ilâhî tecelliler; afet ve felaket getiren ilâhî irade. Bu tecelli halkın Hak karşısında eğilmesini, bencillikten ve benlik davasından vazgeçmesini sağlar, bir terbiye vasıtasıdır (TK 1:269). Celisü'1-Hak (جليس | لحق) veya Celisullah (جليس اله) Hakk'ın huzurunda olan, Hakk dostu, Hak eren. Sâlik Allah'ı dille zikrede zikrede öyle bir noktaya ulaşır ki, artık bütün varoluşuyla, gönlü ve ruhuyla onu zikretmeye başlar, kendini zikredilenin (mezkür) huzurunda hisseder. Bu hal içindeki slike celisii’l-Hak denir. Celis, hem-meclis ve sohbettaş anlamına gelir. Hakk'ın da sâlikin celisi (hem-meclisi) olması söz konusudur. Nitekim bir kutsi hadiste Allah, “Ben beni zikredenin hem-meclisiyim,” buyurmuştur (aK 1201). Allah kendisini zikredeni zikreder. Bazen zakir (zikreden) bazen mezkür (zikredilen) olur (SM 256). Celvet/

17
Sözlük

Cuz

) جز >. Parca, az. 2. tas. Kesret ve tâayyünat (çokluk ve belirtiler). 92 | ee ae A KM Çâh-ı zenah i, Jars. شخ) 5 oe) Çene çukuru, çenedeki gamze. eS 0 2. tas. Temaşa halinde görülen sınırlardaki müşkiller (11s). ES > Çâlipa/Çelipa i. fars. (Led) (جا 1. Haç. 1. tas. Doğa, maddi âlem VRE KEK is oat (11s; ). m Seri ayle Çâlipan i, fars. Bektaşi hilafet ve icazatnamelerine konulan baş- Çark (fars. Çerh'den) Mevleviler sağ ayağa çark, sol ayağa direk der. Semâda sola doğru 360 derecelik dönüşe tam çark, 180 derecelik dönüşe ise yarım çark denir. Bkz. Devr, Deveran. Haç. 1. tas. Doğa, maddi âlem VRE KEK is oat (11s; ). m Seri ayle Çâlipan i, fars. Bektaşi hilafet ve icazatnamelerine konulan baş- Çark (fars. Çerh'den) Mevleviler sağ ayağa çark, sol ayağa direk der. Semâda sola doğru 360 derecelik dönüşe tam çark, 180 derecelik dönüşe ise yarım çark denir. Bkz. Devr, Deveran.

18
Sözlük

Edep

+. Terbiye; incelik, nezaket; kabul gören kullara uyma, 2. tas. Kişideki bir meleke olup onu kötü hal ve hareketlerden Vvazgeçirir. Tasavvuf tümüyle edepten ibarettir. Edep kurallara uymayı ve resmi olmayı gerektirir. Oysa sevgi ve dostluk tam olursa edebe uymak şart olmaktan çıkar, Edep gözetene edepli, gozetmeyene edepsiz denir. Edep gözeten Cedib) bisât ehlidir. Bazen edepsizden de edep öğrenilebilir, Lokman, “Edebi edepsizlerden öğrendim,” demiştir. “Emir edepten üstündür” (-279). Bkz. Erkan. Ehl-i irfan meclisinde aradım kıldım taleb İlim en geridedir, ill edep, illâ edep tee Edep bir tac imiş nâr-i Hudadan Gey ol tâcı emin ol her beladan Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için İFM kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Edep yâ hü Edebin önemini belirtmek ve muhatabı edepli olmaya davet etmek için söylenir.

19
Sözlük

Gisû

Omuzlara dökülen saç. Tasavvuf şiirinde sevgiliye ulaştıran talep yolunun ve “Allah’ın ipi” şeklinde yorumlanan mânevî bağın remzidir. Saçın kıvrımları, hakikate giden yolun çokluğu ve inceliğiyle ilişkilendirilir.

20
Sözlük

İyd

Bayram, şenlik, ihtifal, 2. tas. a Amellerin tekrarlanmasıyla kalbe tekrar gelen (âdet eden) tecelliler (İFM; KI). b Cem makamı (1s), İzin a zin Bu nice perhiz eyleyip savm-ı visâl etmek nedir İyd-i ekber eyleyip evliyaya vuslattir garaz 1. H. Bursevi “Arifler her an iki bayram yaparken, nefs ehli olanlar da örümcek gibi et kuruturlar” (Mevlânâ). “Sevgilimin güzelliğini seyrettiğim gün benim bayramımdır” (Ibn Fâriz) (aus 26). Bir âşık erişse sana Ol iyd-i ekberdir ona Budur murad ondan sana Rabb'im meded mevlâm meded Bayramım imdi bayramım idi Bayram edersin yâr ile şimdi Hamd u senâlar hamd u senâlar Yâr ile bayram kıldı bu gönlüm Hacı Bayram Veli İyş (2.5) veya Ayş 1. Yaşamak, yemek içmek (ayşu nfs) suretiyle safa yapmak, zevk almak. 2. tas. Hak ile olmanın verdiği haz ve bu hazzı his ve idrak etme (as). İzin (9 3!) Müsade, destur. Tasavvufta izin çok önemlidir; bir mürit önemli bir işe teşebbüs etmeden ve özelikle sefere çıkmadan evvel mutlaka şeyhinden izin alır. Şeyh adına tarikate giren müritleri terbiye eden, onlara tarikat ve sülûkün âdabını ve tatbikatını öğreten kişi mutlaka mezun, yani bu konuda izinli olmalıdır. Şeyhler de, mana âleminde peygamberlerle görüşerek önemli hususlarda ondan izin alır. Onun izniyle konuşur ve hareket ederler. Bu görüşmenin cismani oldugunu söyleyenler de vardır. Buna izn-i resul (peygamberlerden alınan izin) adı verilir (Nc 11:67). Ölü ermişlerden ve yatırlardan da izin alınır. İzinsiz yapılan iş hüsranla sonuçlanır. EMİ Kabe (445) Vuslat makamı (us). Gönlün Hakk’a, kalbin sevgi- > liye yönelmesi. Bu makamda âşıkın sevgilisine ermesi için e fe; ihrama girmesi icap eder. Hacılar Kâbe'ye giderken, âşıklar Hi ie dostlarına giderken ihrama girerler. Hacılar Kâbe'yi, Kâbe cs — Hak âşıklarını tavaf ve ziyaret eder. Zahirdeki Kâbe ibadet, ina bii bâtındaki Kâbe temaşa içindir. İki Kâbe (Beytullah) vardır: cr ee ME Mekke'deki bina ve gönül (kalp, dil), yani Kabe-i halil ve Kâbe-i celil, Süfilere göre gönül Kâbe'si daha önemlidir. Hâne-i dil yapmak eyâ nüktedân Kâ'be binâ eylemektir bi-güman Azer Çelebi Gönül mü yeğ Kâ'be mi yeğ eyit bana aklı eren Gönül yeğdurur zira kim gönüldedir dost durağ Yünus Kâbe kavseyn ev edna (631 (قا ب قو سين ا و r. İki yay aralığı kadar, hatta daha da yakın bir mesafe; çok kısa bir mesafe. Hz. Peygamber'in Miraç gecesi Allah’a çok yaklaştığını anlatan bir ifade. 2. tas. Varlık dairesi adı verilen emr-i ilâhî de isimler arasındaki mütekabiliyet itibariyle ismi (esmat) yakınlık makamı. Örneğin ibda-iade, nüzul-uruc, failiyet-kabiyet gibi isimler arasında karşıt olma (tekabül) | ilişkisi vardır. Bu farklılık ve ikilik devam etmekle birlikte Hak ile ittihat etme, diğer bir ifadeyle ittisal halidir. Bunun üstünde ev edna makamı vardır. Bu da aynu'l-cemin ahadiyetinden ibaret olup burada farklılık ve ikilik söz konusu olmaz. | Salt fena ve tüm farklılıkların silinmesi halidir (xr; cr). Kısaca kabe kevseyn, Hak ile ittihat ve ittisal, ev edna ise aynu'l-cem makamıdır. Iki kavis ifadesiyle vücüp ve imkân dairesine işaret edildiğini düşünenler de vardır. Kabih.د ar. (قبيح) 1. Çirkin. 2. tas. Emre aykırı olan şey. H. Bursevi “Arifler her an iki bayram yaparken, nefs ehli olanlar da örümcek gibi et kuruturlar” (Mevlânâ). “Sevgilimin güzelliğini seyrettiğim gün benim bayramımdır” (Ibn Fâriz) (aus 26). Bir âşık erişse sana Ol iyd-i ekberdir ona Budur murad ondan sana Rabb'im meded mevlâm meded Bayramım imdi bayramım idi Bayram edersin yâr ile şimdi Hamd u senâlar hamd u senâlar Yâr ile bayram kıldı bu gönlüm Hacı Bayram Veli İyş (2.5) veya Ayş 1. Yaşamak, yemek içmek (ayşu nfs) suretiyle safa yapmak, zevk almak. 2. tas. Hak ile olmanın verdiği haz ve bu hazzı his ve idrak etme (as). İzin (9 3!) Müsade, destur. Tasavvufta izin çok önemlidir; bir mürit önemli bir işe teşebbüs etmeden ve özelikle sefere çıkmadan evvel mutlaka şeyhinden izin alır. Şeyh adına tarikate giren müritleri terbiye eden, onlara tarikat ve sülûkün âdabını ve tatbikatını öğreten kişi mutlaka mezun, yani bu konuda izinli olmalıdır. Şeyhler de, mana âleminde peygamberlerle görüşerek önemli hususlarda ondan izin alır. Onun izniyle konuşur ve hareket ederler. Bu görüşmenin cismani oldugunu söyleyenler de vardır. Buna izn-i resul (peygamberlerden alınan izin) adı verilir (Nc 11:67). Ölü ermişlerden ve yatırlardan da izin alınır. İzinsiz yapılan iş hüsranla sonuçlanır. EMİ Kabe (445) Vuslat makamı (us). Gönlün Hakk’a, kalbin sevgi- > liye yönelmesi. Bu makamda âşıkın sevgilisine ermesi için e fe; ihrama girmesi icap eder. Hacılar Kâbe'ye giderken, âşıklar Hi ie dostlarına giderken ihrama girerler. Hacılar Kâbe'yi, Kâbe cs — Hak âşıklarını tavaf ve ziyaret eder. Zahirdeki Kâbe ibadet, ina bii bâtındaki Kâbe temaşa içindir. İki Kâbe (Beytullah) vardır: cr ee ME Mekke'deki bina ve gönül (kalp, dil), yani Kabe-i halil ve Kâbe-i celil, Süfilere göre gönül Kâbe'si daha önemlidir. Hâne-i dil yapmak eyâ nüktedân Kâ'be binâ eylemektir bi-güman Azer Çelebi Gönül mü yeğ Kâ'be mi yeğ eyit bana aklı eren Gönül yeğdurur zira kim gönüldedir dost durağ Yünus Kâbe kavseyn ev edna (631 (قا ب قو سين ا و r. İki yay aralığı kadar, hatta daha da yakın bir mesafe; çok kısa bir mesafe. Hz. Peygamber'in Miraç gecesi Allah’a çok yaklaştığını anlatan bir ifade. 2. tas. Varlık dairesi adı verilen emr-i ilâhî de isimler arasındaki mütekabiliyet itibariyle ismi (esmat) yakınlık makamı. Örneğin ibda-iade, nüzul-uruc, failiyet-kabiyet gibi isimler arasında karşıt olma (tekabül) | ilişkisi vardır. Bu farklılık ve ikilik devam etmekle birlikte Hak ile ittihat etme, diğer bir ifadeyle ittisal halidir. Bunun üstünde ev edna makamı vardır. Bu da aynu'l-cemin ahadiyetinden ibaret olup burada farklılık ve ikilik söz konusu olmaz. | Salt fena ve tüm farklılıkların silinmesi halidir (xr; cr). Kısaca kabe kevseyn, Hak ile ittihat ve ittisal, ev edna ise aynu'l-cem makamıdır. Iki kavis ifadesiyle vücüp ve imkân dairesine işaret edildiğini düşünenler de vardır. Kabih.د ar. (قبيح) 1. Çirkin. 2. tas. Emre aykırı olan şey. Yaşamak, yemek içmek (ayşu nfs) suretiyle safa yapmak, zevk almak. 2. tas. Hak ile olmanın verdiği haz ve bu hazzı his ve idrak etme (as). İzin (9 3!) Müsade, destur. Tasavvufta izin çok önemlidir; bir mürit önemli bir işe teşebbüs etmeden ve özelikle sefere çıkmadan evvel mutlaka şeyhinden izin alır. Şeyh adına tarikate giren müritleri terbiye eden, onlara tarikat ve sülûkün âdabını ve tatbikatını öğreten kişi mutlaka mezun, yani bu konuda izinli olmalıdır. Şeyhler de, mana âleminde peygamberlerle görüşerek önemli hususlarda ondan izin alır. Onun izniyle konuşur ve hareket ederler. Bu görüşmenin cismani oldugunu söyleyenler de vardır. Buna izn-i resul (peygamberlerden alınan izin) adı verilir (Nc 11:67). Ölü ermişlerden ve yatırlardan da izin alınır. İzinsiz yapılan iş hüsranla sonuçlanır. EMİ Kabe (445) Vuslat makamı (us). Gönlün Hakk’a, kalbin sevgi- > liye yönelmesi. Bu makamda âşıkın sevgilisine ermesi için e fe; ihrama girmesi icap eder. Hacılar Kâbe'ye giderken, âşıklar Hi ie dostlarına giderken ihrama girerler. Hacılar Kâbe'yi, Kâbe cs — Hak âşıklarını tavaf ve ziyaret eder. Zahirdeki Kâbe ibadet, ina bii bâtındaki Kâbe temaşa içindir. İki Kâbe (Beytullah) vardır: cr ee ME Mekke'deki bina ve gönül (kalp, dil), yani Kabe-i halil ve Kâbe-i celil, Süfilere göre gönül Kâbe'si daha önemlidir. Hâne-i dil yapmak eyâ nüktedân Kâ'be binâ eylemektir bi-güman Azer Çelebi Gönül mü yeğ Kâ'be mi yeğ eyit bana aklı eren Gönül yeğdurur zira kim gönüldedir dost durağ Yünus Kâbe kavseyn ev edna (631 (قا ب قو سين ا و r. İki yay aralığı kadar, hatta daha da yakın bir mesafe; çok kısa bir mesafe. Hz. Peygamber'in Miraç gecesi Allah’a çok yaklaştığını anlatan bir ifade. 2. tas. Varlık dairesi adı verilen emr-i ilâhî de isimler arasındaki mütekabiliyet itibariyle ismi (esmat) yakınlık makamı. Örneğin ibda-iade, nüzul-uruc, failiyet-kabiyet gibi isimler arasında karşıt olma (tekabül) | ilişkisi vardır. Bu farklılık ve ikilik devam etmekle birlikte Hak ile ittihat etme, diğer bir ifadeyle ittisal halidir. Bunun üstünde ev edna makamı vardır. Bu da aynu'l-cemin ahadiyetinden ibaret olup burada farklılık ve ikilik söz konusu olmaz. | Salt fena ve tüm farklılıkların silinmesi halidir (xr; cr). Kısaca kabe kevseyn, Hak ile ittihat ve ittisal, ev edna ise aynu'l-cem makamıdır. Iki kavis ifadesiyle vücüp ve imkân dairesine işaret edildiğini düşünenler de vardır. Kabih.د ar. (قبيح) 1. Çirkin. 2. tas. Emre aykırı olan şey. Çirkin. 2. tas. Emre aykırı olan şey.

21
Sözlük

Kâbil

بل) 8) r. Kabul eden. 2. tas. Hak'tan gelen vücut feyzini kabul ve daimi teceliyi kabul etmesi itibariyle a'yân-ı sâbiteye kâbil denir (TK 11:1204). Vücut ise makbul, yani kabul edilendir.

22
Sözlük

Muamele

(al (مما Amel, ibadet ve tâatle ilgili tasavvufi huslar, uygulama ve fiiliyat, Muamele ilmi; ibadet ve tâatle ilgili bilgiler, Muânaka; ar. (معا نقه) 7, Kucaklaşmak, boynuna sarılmak. tas, Süfiler karşılaştıkları zaman kucaklaşır ve öpüşürler. Bkz. Görüşme. Muayene i ar. ينه) lee) >. Gözle görme. tas. Hakk'ın çeşitli mertebelerdeki tecellilerini temaşa etme, kalp gözüyle görme. Bir Şeyi bütün özellik ve nitelikleriyle şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıkça bilmek. Hakk'ı apaçık görmek (Hm | 44). | Mudekkık ar. (مد قق) x, İnceleyen, araştıran. tas, Tasavvufun inceliklerine (dekâik) aşina ‘Olan, Kendilerine esyanin hakikati gereği gibi aşikâr olan kâmil arif. Bunlar hakka'l-yakin (aynu'-iyan) mertebesinde müşahede halindedirler (TK 1482). Mug — Muğ-beççe i. fars. (xy - (مغ مغ Mecusi din adamı, ateşperest keşiş, 2, tas. Sadık, samimi mürit, talip, aşık. Pir-; muğan: Şeyh, mürşit, Şuün-i hılkatı ser tâ-ser makdar tut zâhid Bu âlemde harabat ehlini ma'zur tut zâhid Şarab-ı nâbe ger meyl eylesem ma'zür tut zâhid Beni ol zümre-i mestânede mecbür tut zâhid | Ki ben meyhanede Pir-i muğâna intisap ettim | (SME 64)

23
Sözlük

Rüya

ع Düş, uyku halinde zihinde beliren düşünceler ve olaylar. 2. Rüya üç çeşittir. Allah'tan olan rüya, melekten olan rüya, Şeytan'dan olan rüya. Birincisi açık olduğundan yoruma ihtiyaç göstermez, ikincisi rüya-yı sadıka olup yoruma muhtaçtır, Üçüncüsünün aslı yoktur (imu 11:1118). Rüya peygamberliğin kırkaltıda biridir. Bu yolla ileride olacak bazı hususlar malum olur. Gazâli rüyanın mahiyetini mükâşefe ilminin inceliklerinden sayar ve açıklanması- nı doğru bulmaz. Rüya ölümün kardeşidir. Ölümle malum olan hususların bazı- ları rüyayla da malum olur. Hz. Peygamber gördüğü rüyaları anlatır, sahabenin gördüğü rüyaları da tabir ederdi. Bu sünnet, şeyhler arasında da devam eder (ci 1V:488-94). Tasavvufi menkıbelerin çoğu rüyalara dayanır. Şeyhler rüya yoluyla, ölen insanların ahiretteki durumları hakkında da bilgi verirler. Bazen rüyalara aşırı derecede önem verildiğinden “rüyayı bırak, rüyete bak” denilmiştir, Melamet ehli ise rüyaya fazla önem vermez, düşte görülen şeylere “uyku boku”

24
Sözlük

Sille

Tokat; enseleme, yakalama. tas. İlahi darbe, Allah'ın Kahhâr ve Cebbâr ismiyle tecelli etmesi; manevi tokat (Duhan 16, Burüc 12). Hak sillesinin sadâsı yoktur Bir vurdu mu hiç devâsı yoktur Kam Silsile i ar. Zincir, tas. a Genel olarak halkın ilâhî huzura yönelmesi. b Tarikat şeyhlerinin üstat zinciri; öm. Nakşbendiye tarikatının kurucusu Bahâeddin'in silsilesi şöyledir: Bahâeddin — Emir Külal — Baba Simasi - Ali Râmiteni — Mahmud Feğnevi — Arif Rivegiri, A. Gucdüvani — Yusuf Hemedâni Ebü Ali Farmedi — Ebu Hasan Harakâni — Bâyezid Bistami — Ca'fer Sadık — Kasım Muhammed, Selman Fârisi - Hz. Ebü Bekir — Hz. Muhammed — Cebrâil — Hak Teala. Silsilede yer alan şeyhlere silsile ricali denir. Allah'tan sâlike iki yoldan feyz gelir: doğrudan, yani aracısız olarak Allah'tan ve silsile ricâli vasıtasıyla Allah'tan. Buna feyz-i isnâdi ve fuyuzât-ı silsile-i celile gibi isimler verilir. Silsile son derece önemlidir. Silsilesini bilmeyen sâlik, nesebini bilmeyen kişi gibidir. Silsi-

25
Sözlük

Sohbet

Söyleşi, hasbihal, arkadaşlık, yoldaş olma. tas. İlk süfiler sohbete büyük önem verir, tasavvufi bilgileri ehil ve hevesli gördükleri muhiblerine özel sohbetlerde aktarır, eğitim ve öğretimde sohbeti esas alırlardı. Sohbette istifade edilen süfiye şeyh-i sohbet, istifade edene sahip denirdi. Sohbetin zıddı uzlet ve halvettir. Bazı süfiler ve tarikatler önceliği uzlete ve halvete, bazılarıysa sohbete verir. Mevlevilikte ve Nakşbendilikte sohbet bir tarikat esasıdır. Sohbet belli yerlerde toplanma şeklinde olduğu gibi, birlikte yolculuk yapma şeklinde de Sohbette fertler yok, toplum vardır, her şey ortakdır; benim demek caiz olmaz, bizim demek icap eder. Bkz. Halvet der-encümen, Uzlet. İş tahammül etmededir bâr-ı hukuk-1 sohbete Sanma kim vardır hüner teksir-i yâran etmede Amasyalı Âkif Sohbet yolu Sohbeti esas alanların yolu, tarik-i sohbet.

26
Mekân

Emkene

Semerkant · Özbekistan · Mürşidi Mevlânâ Hâce Emkenâkî'nin oturduğu, Semerkant'a yakın kasaba; üç gün üç gecelik halvetin ardından Hindistan vazifesini burada almıştır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Muhammed Bâkī-Billâh : Muhammed Bâkī-Billâh (ö. 1012/1603), Hâce Muhammed İmkenegî’den yetişerek Delhi’de Nakşibendî irşad merkezi kuran ve İmâm-ı Rabbânî’yi yetiştiren mutasavvıftır.

27
Mekân

Eyüp Sultan Türbesi

İstanbul · Türkiye · Kaynakta geçen mekân Eyüp Sultan Türbesi , Sefîne-i Evliyâ içinde 1 ayrı kişi veya olay bağlamında anılır. Bu kayıt, eserdeki defin, ziyaret ve çevresindeki kişi bağlantıları bir araya getirilerek oluşturulmuştur. Kişi ve gelenek bağlantıları Mekânla doğrudan ilişkilendirilen şahsiyetler: Şeyh Ramazâneddîn-i Mahfî (Kuddise sırruhu'l-celi).

28
Mekân

Selâmî Dergâhı

İstanbul · Türkiye · Kaynakta geçen mekân Selâmî Dergâhı , Sefîne-i Evliyâ içinde 2 ayrı kişi veya olay bağlamında anılır. Bu kayıt, eserdeki irşad, postnişinlik, intisap ve defin bağlantıları bir araya getirilerek oluşturulmuştur. Kişi ve gelenek bağlantıları Mekânla doğrudan ilişkilendirilen şahsiyetler: Şeyh Ramazâneddîn-i Mahfî (Kuddise sırruhu'l-celi).

29
Mekân

Selâmî Dergâhı

Kaynakta geçen mekân Selâmî Dergâhı , Sefîne-i Evliyâ içinde 3 ayrı kişi veya olay bağlamında anılır. Bu kayıt, eserdeki irşad, postnişinlik, intisap ve defin bağlantıları bir araya getirilerek oluşturulmuştur. Kişi ve gelenek bağlantıları Mekânla doğrudan ilişkilendirilen şahsiyetler: Şeyh Ramazâneddîn-i Mahfî (Kuddise sırruhu'l-celi), Şeyh Muhammed Emin Efendi, Şeyh Seyyid Ali Fenâi Efendi.

30
Mekân

Edirne — Dârülhadis Medresesi

Edirne · Türkiye · Yüksek dereceli medrese durağı Çalık Ya‘kūb Efendi 970/1562-63 dolaylarında Edirne Dârülhadisi’nde müderrislik yaptı. Hadis öğretimine tahsis edilen bu yüksek dereceli kurum, onun medrese hiyerarşisinde ulaştığı seviyeyi gösterir. Harita gösterimi Kayıt görev şehrini ve kurum çevresini görünür kılar. Mevcut nokta kesin ders odası veya tarihî parsel iddiası taşımadığından koordinat yaklaşık olarak sınıflandırılmıştır.

31
Makale

Cerrâhiyye'de Erkân, Esmâ ve Hilâfet

Nûreddin Cerrâhî'nin Halvetî usulünü yeniden düzenleyişi ve tarikatın kurumsal dili TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.

32
Makale

Yemen Kādiriyyesi: Erken Şubeler ve Nispet Ağları

Yemen'deki on iki erken Kādirî nispetini tarih, kurucu ve alt kol ilişkileriyle düzenleyen kaynak dosyası.

33
Makale

Senûsî Zâviyesi Nasıl Çalışıyordu?

Medrese Her zâviye çevredeki çocuklara Kur'an ve dinî ilimler öğretmekle yükümlüydü; büyük merkezlerde fıkıh ve hadis okutan âlimler bulunurdu. Üretim ve ticaret Tarım, hayvancılık, kervan ticareti ve el emeği zâviyenin ekonomik temeliydi. Çalışmak ve öğretmek bazı nâfilelerden daha öncelikli görülürdü. Hakemlik ve güv

34
Makale

Bolbolcızâde Abdülkerim Fethî ve İstanbul Vaaz Hattı

Bolbolcızâde Abdülkerim Fethî'nin ilmiyeden irşada geçişini, selâtin camilerindeki vaaz zincirini, tefsir hatmini ve şiir mirasını birlikte ele alır.

35
Makale

Nefeszâde Abdurrahman Vâlî: İlim, Nesep Kurumu ve Şiir

Nefeszâde Abdurrahman Vâlî'nin tefsir imtihanını, medrese basamaklarını, nakîbüleşraflığını ve iki dilli şiir mirasını birlikte ele alır.

36
Eser

SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI

Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e

37
Eser

SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI

Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş

38
Eser

Sayfalar 4–12

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1

39
Eser

Sayfalar 1–10

Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha

40
Eser

Sayfalar 4–13

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 43 5846 Sayılı Kan un gereğince telif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ÖZTÜRK Matbaası Ist

41
Eser

Sayfalar 3–12

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista

42
Eser

Sayfalar 1–8

Muzaffer Ozak Külliyatı · eSSz ELHAC MUZAFFER OZAK İR$ÂD 152 0 3.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALAH

43
Eser

Sayfalar 10–17

Muzaffer Ozak Külliyatı · (YÂ RAHMANÜ ism-i celilini, her farz namazdan sonra 100 kerre okuyan kimseler, gaflet ve unutkanlıktan ve gönül darlığından emin olurlar.) Er Rahiymü Celle Celâluhu Pek ziyade merh

44
Eser

Sayfalar 13–20

Muzaffer Ozak Külliyatı · tün kâ'inat ve mevcudat, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin yüzü suyu hürmetine halk ve icat buyurulmuş ve Habib-i adib-i Kibriyâ on sekiz bin âleme

45
Eser

Sayfalar 9–16

Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny

46
Eser

Sayfalar 14–20

Muzaffer Ozak Külliyatı · BEtSsü; Ve lekad kerremna beni-Âdeme... El-İsrâ: 70 (Andolsun, biz azim-üş-şân Âdem oğullarını, diğer bütün yarattıklarımızdan üstün kıldık.) sırrına ve tecellisine mazhar olabilsi

47
Eser

Sayfalar 11–17

Muzaffer Ozak Külliyatı · Aleyküm bis-sünneti ve sünneti hulefâ-ir-râşidiyn. (Sünnetim üzere ve rüşt sahibi halifelerimin sünnetleri üzerine olunuz.) Hadis-i şerifi buna delâlet etmektedir. Resûl-ü zişâna h