ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
51 sonuç · “akar”
01Sömürge Karşıtı Mücadele Dönemi
Ahmed Şerîf ve Ömer Muhtâr dönemlerinde İtalyan, Fransız ve İngiliz yayılmasına karşı direniş.
Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi
Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi (ö. 1123/1711), IV. Mehmed devrinde saray hânendesi ve mûsiki hocası olarak çalışan; Rast Na‘t, Segâh Âyin, Segâh Tekbir, Salât-ı Ümmiyye ve Nevâ Kâr gibi eserleriyle cami, Mevlevî ve klasik mûsiki repertuvarlarını birleştiren büyük bestekâr, şair ve ta‘lik hattatıdır.
Cemâleddîn Gazi-Kumukî
Cemâleddîn Gazi-Kumukî (ö. 1286/1869), Muhammed Yeragî’nin halifesi olarak Nakşibendiyye-Hâlidiyye’yi Dağıstan’da yayan; Gazi Muhammed ile Şeyh Şâmil’in mânevî çevresinde yer alan; 1859’dan sonra Kars üzerinden Üsküdar’a hicret eden âlim, mürşid ve müelliftir.
Cemşâh-ı Karamânî
Cemşâh-ı Karamânî (ö. 943/1536), Cemâl-i Halvetî’nin oğlu, Sünbül Sinan’ın halifesi ve Koca Mustafa Paşa Dergâhı’nda pişkademlik yaptıktan sonra Karaman çevresinde irşad faaliyetinde bulunan Halvetî-Sünbülî şeyhidir.
Ebû Bekir eş-Şiblî
Ebû Bekir eş-Şiblî (247-334/861-946), Abbâsî devlet görevlerini bırakarak Hayr en-Nessâc ve Cüneyd’in terbiyesine giren; mârifet, tevhid, aşk ve şathiyeleriyle Bağdat tasavvufunun kavramsal gelişimine yön veren sûfîdir.
Ebü’l-Haccâc Yûsuf el-Uksurî
Ebü’l-Haccâc Yûsuf el-Uksurî (ö. 642/1244), Abdürrahîm el-Kınâî ve Abdürrezzâk el-Cezûlî’den faydalanan; devlet görevini bırakarak Luksor’da geniş bir irşad halkası kuran ve türbesi şehrin dinî hafızasının merkezine dönüşen sûfîdir.
Ece Sultan
Ece Sultan, Sicill-i Osmânî’de Karamanlı olduğu ve Emîr Sultan’la Bursa’ya geldiği kaydedilen; Menâkıb-ı Emîr Sultan’da makamını ve malını bırakarak dergâha yönelen bir bey portresiyle anlatılan, Bursa’da Emîr Sultan çevresine defnedilmiş derviştir.
Gelibolulu Mahmud Medhî
Gelibolulu Mahmud Medhî, diğer adıyla Kara Mahmud (ö. 1006/1597-98), Ebüssuûd Efendi’den mülâzemet alan; İstanbul, Kefe, Maraş, Kütahya, Gelibolu ve Trablusşam’da görev yapan Osmanlı kadısı, müderrisi ve Kalemiyye müellifidir.
Hacı Hâfız Mustafa Efendi
Makarnacı veya Şeyh Makarna diye tanınan Hacı Hâfız Mustafa Efendi (ö. 1219/1804), Halil Nizâmeddin Efendi'den hilâfet alan ve Cerrâhiyye Âsitânesi'nde üç yıl postnişinlik yapan şeyhtir.
Hoca Ahmed Yesevî
Ahmed Yesevî (ö. 562/1166), Türkistan bozkırlarında hece vezniyle söylediği “hikmet”lerle İslâm'ı Türklere kendi dilinde anlatan Yeseviyye pîri; tarihî şahsiyetine dair vesikalar az, buna karşılık tesiri Orta Asya Türk dünyasında eşsizdir.
Hüseyin Kenzi Dede
Kenzi Dede Çekirge'ye avdetle ba'zı bakkal ve kahveci gibi münasebeti olan kimseleri görüp borcunu eda ve artık irtihali takarrub ettiğini ima ederek cümlesiy le helalleşmiş, hanesine avdetinde su ısıttırmış, yarısını haremine teslim etmiş, cüm le ile veda'laşmış Cuma günü öğle vakti biraz rahatsızlanarak kıbleye müteveccihen alem-i bekaya rıhlet…
İlmî Dede el-Mevlevî
Asıl adı Molla Hüseyin Ferehşâd olan Bağdatlı İlmî Dede, Irak ve Mısır’daki tahsilinden sonra Şam’da Kartal Dâlî Dede’ye bağlandı. Cezîre-i Mesnevî şerhi, akaid, fıkıh ve tefsir eserleriyle Dîvân sahibidir.
Kabûlî Şeyh Mustafa Efendi
Kabûlî Mustafa Efendi (ö. 1825), mahkeme kâtipliğini bırakarak inzivayı seçen; Rifâiyye, İbnü’l-Arabî düşüncesi, hat sanatı, şiir ve telifle meşgul Edirneli şeyhtir.
Âb-ı revân
Akan su; akarsu. Farsça tamlama, sözlükte hem gerçek hem mecazî anlamlarıyla kullanılır. Tasavvufî kullanımı Gönle peş peşe gelen ferahlık ve iç huzuru; insanın ezelî bağ ve irtibatından haberdar olması anlamında kullanılan bir tabirdir. Tasavvuf şiirinde akan su, süreklilik ve arınma çağrışımı taşır. Revân kelimesinin “ruh” anlamı sebebiyle tamlama, bağlama göre ruh ve hayat çağrışımı da kazanabilir.
Âmme
Halk, umum, ahali. tas. Yalnızca şeriatı bilen ve bunun dışın- EEE MMZ—ğ—ğ——...<,me><,. F2şŞ—jX)yjYXY)v2 ا An-1 daim Sih Te yu MEAN da başka bir şey bilmeyen, ulema-i rusum, yalnızca şekle ve dış görünüşe ilişkin özellikleri bilen süfiler. Tasavvuf yoluna ilişkin bilgi ve zevk sahibi olmayan şeriat âlimlerini bu konuda halktan farklı görmezler. Tasavvuf ehline ise hassa derler. Bkz. Havas, Avam. ar, (9 İç Anat. Zamanın en küçük Parçası. tas, a Hak ile zuhur hali (115). b Aşk. Ne mâziyim ne müstakbel, her ânın ânesiyim ben Yetürdüm benliği benlik bana Hak benliğindendir Niyazi Mısri سق fars. Cazibe, anlatılması imkânsız haz. Aşk. Sevgilinin boyu elif, kaşlan nan harfine benzetilir. İkisi bir araya gelince ân olur, Farsçada ân ‘o’ demektir; Arapçası hü'dur. Böylece âşık ve maşuk ortaya çıkar. Baktıkça hüsn ü ânına hayran olur âşıkların Geldikçe hicrin yâdına nâlân olur âşıkların Amma ne ân ki bâis-i cevr ola her zaman | Makbul olur gerçi güzellerde hüsn ü ân Şâhi Ana-bacı Şeyhin hanımı. Genellikle müritler şeyhlerine peder, ata, baba; şeyhin kansina da anne, valide hanım olarak bakar ve ondan ana, valide, ana-bacı diye söz ederler. Bu deyim daha çok Bektaşilikte kullanılır. Anâsır-ı çehargâne («8 صر جها ر Le) Dört unsur. Madde âleminin temel unsurları olan ateş, hava, toprak, su. tas. Süfiler nefsin dört mertebesini dört unsura benzetirler. Nefs-i emmâre ateşe, nefs-i levvâme havaya, nefs-i mülhime suya, nefs-i mutmainne toprağa benzetilir. Bunlardan her biri için on özellik belirlenmiştir ve böylece kırk sayısına ulaşılır. Tasavvuf ehlinin yaptığı birçok açıklama ve yorum dört unsur nazariyesine dayanır (sr). Nar u bad u âbu hâkin gel haber ver aslını Kim bunların her birini emre ferman eyleyen Niyazi Mısri
Aşk
Sevginin insanın bütün varlığını kuşatan en ileri derecesi. Tasavvuf dilinde aşk, sâliki benlik iddiasından çıkarıp sevgilinin iradesine yönelten güçlü muhabbeti; varlığın yaratılışındaki sevgi sırrını ve Hakk’a kavuşma arzusunu anlatır. Sevginin dereceleri Klasik kaynaklar sevginin hâllerini tek bir değişmez sıraya bağlamaz. Bununla birlikte şu kavramlar sıkça birlikte anılır: Meveddet Sevgi sebebiyle kalbin özlem ve bağlılık içinde bulunması. Hevâ Gönlün sevgiliye yönelmesi; denetlenmediğinde nefsânî arzu anlamı da taşır. Hillet Sevginin kalbin bütün katlarına işlemesi ve dostluk. Muhabbet Kötü huylardan arınıp sevgiliye lâyık olma çabası. Şağaf Kalbin zarına kadar ulaşan yakıcı sevgi. Garâm Ayrılmayan, sürekli ve bağlayıcı sevgi. Heyâm Âşığı kendinden geçiren sevgi taşkınlığı. Valeh Sevgilinin güzelliği karşısında hayret ve vecd. Hakikî ve mecazî aşk Hakikî aşk Hakk’a yönelen sevgidir. Mecazî aşk yaratılmış güzelliğe duyulan sevgiyi ifade eder. Sûfîler mecazî sevginin insanı hakikate taşıyabileceğini söylemekle birlikte, kişiyi bağımlılık, zulüm veya sorumsuzluğa götüren her tutkuyu mânevî aşk saymaz. Aşkın ateş, şarap, deniz ve delilik mecazlarıyla anlatılması onun dönüştürücü kuvvetini ifade eder. Ateş benliği yakar; şarap sıradan idrakin sınırlarını aşan vecdi; deniz ise sevginin kuşatıcılığını temsil eder. Bu ifadeler çoğunlukla şiirsel ve semboliktir. Aşk ve kulluk Tasavvufta aşk şeriatın ve ahlâkın yerine geçen sınırsız bir taşkınlık değildir. Sevginin doğruluğu sadakat, merhamet, hizmet, edep ve kul hakkına riayetle ölçülür. Âşık sevdiğini iddia etmekten çok, sevgisinin gerektirdiği güzel huyları taşımaya çalışır. Şeriat tarikat yoldur varana Hakikat mârifet andan içeru Mevlevî kullanım “Aşk olsun” Mevlevî çevrelerinde selâm, dua ve mânevî gayret temennisidir. Muhatap “Aşkın cemâl olsun”, ardından “Cemâlin nûr olsun” ve “Nûrun alâ nûr olsun” gibi karşılıklar verebilir. Buradaki aşk, kişisel romantik duygudan ziyade Hakk’a yöneliş ve hizmet neşesidir. Okuma notu Sevgi mertebelerinin adları ve sırası kaynaklara göre değişir. Madde bu farklı tasnifleri tek ve zorunlu bir psikoloji şeması gibi sunmaz.
Atesgah
Bkz. Atesgede Atesgede (+ ([تشكد veya Ateskede. r. Deyr-i mugan, içinde sürekli olarak kutsal ateşin yandığı Mecusi tapınağı. 2. tas. Gönül, aşk âlemi, Hak aşkı. Mecusi tapınağındaki ateş ebediyen yandığı gibi aşk ateşi de gönüllerde aralıksız ve sürekli olarak Yanar ve orada maşuktan başka ne varsa hepsini yakar, kül eder. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için SF kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir.
Etvâr-ı dil
Kalbin tavırları ve mertebeleri. 2. tas. Kalbin cilveleri ve mazharları. Kalbin tavırlarından her biri diğer tavrın cevheri ve madenidir. “Altın ve gümüş gibi, insanlar da maden ocakları halindedirler,” hadisiyle bu hususa işaret edilmiştir. Madenler kat kat olduğu gibi kalbin tavırları da kat kattır. Bu tavırlar sırasıyla şöyledir: Sadr (göğüs), İslam cevherinin madeni. Allah'ın göğsünü İslama açtığı kullar ile öbürleri arasında fark vardır (Zümer Suresi, 39). “Allah, hidayete erdirmeyi dilediği kimsenin göğsünü İslama açar” (En'am Suresi, 125). İslam nurundan mahrum kalan bir kalp, küfür karanlığının madeni haline gelir (Nahl Suresi, 106). Sadr, şeytanın insana vesvese verdiği mahaldir. Sadr, kalbi örten deri mesabesindedir. Kalbin derununa İblis için yol yoktur; çünkü kalp, Hak Teala'nın özel haremidir. Hiç kimse başka birinin kendi haremine girmesine izin veremez. Şeytan, meleklerin haremi olan semaya bile yol bulamazken (Hicr Suresi, 17) ulu ve yüce Allah'ın haremi olan kalbe nasıl nüfuz edebilir? (Hicr Suresi, 42). Kalp, yürek iman cevherinin madeni, akıl nurunun mahalli (Mücadele Suresi, 22; Hac Suresi, 46). Şegâf, kalbin zarı. Yaratıklara karşı duyulan aşk ve sevgi bunun ilerisine geçemez (Yusuf Suresi, 30). Fuat, ilâhî tecellileri seyr ve temaşa (müşahede ve rüyet) cevherinin madeni ve mahallidir (Necm Suresi, 11). Habbetü'-kalp, kalbin içi, gönül. Hazret-i uluhiyete muhabbet mahallidir; artık orada Allah sevgisinden başka hiçbir sevgiye yer yoktur. Süveyda (sevda), gaybı mükaşefe, ledün ilmi; hikmet menbaı ve ilâhî esrar hazinesi ve madeni, isimlerin ilmi (Bakara Suresi, 31). Burada meleklerin bile mahrum olduklan çeşitli keşfi ilimler vardır. Muhceti’lkalp, kalbin içinin içi. Tecelli nurlarının ve bütün ilâhî sıfatların madeni ve zuhur mahallidir. Gaybü'l-gayb burada zuhur eder. Insanın en şerefli mahluk oluşu bundandır. Hiçbir kalp hastalığı bulaşmayacağından burası tam sıhhat halindedir. Sıhhat alameti ise yukarıda sayılan kalbin her tavrında kulluğun gereklerinin tam olarak yerine getirilmesi ve kendilerine has olan anlamların gerçekleştirilmesidir. Bedendeki yedi organ üzerine secde nasıl farz ise kalbin yedi tavır üzerine secde etmesi de öylece vaciptir. Birinci tavrın secdesi tevbe, ikincisinin nefs tezkiyesi, üçüncüsünün kalp tasfiyesi, dördüncüsünün kalbin ilâhî hakikat ve hullelerle süslenmesi, beşincisinin kalbin ilâhî cilveler ve tecellilerle cilalanması, altıncısının kalbin mâsivâdan tamamıyla arındırılması, yedincisinin kalbin secde edip gönül makamına ermesidir. Burada artık kalem kırılır, ne bir şey söylenir ne de yazılır, lisan lal olur (NM 110). Atvar-ı seba (4a! sb!) 1. Yedi tavır: tab (tabiat), nefs, kalp, ruh, sır, hafi, ahfa. Allah'ın insanı yedi tavırda yarattığını (Nuh Suresi, 14) dikkate alan bazı mutasavvıflar bu tavırları yedi kat semaya, yedi gezegene, yedi vadiye ve yedi iklime benzetirler (NM 109). Attâr'ın Mantıku”t-Tayr'ında bu yedi tavır ve yedi vadi şu şekilde tespit edilmiştir: aşk, marifet, istigna, tevhit, hayret, fakr, fena (aM 89). Yedi tavrı daha başka şekillerde gösterenler de vardır (sme 35). Yedi tavır: tab (tabiat), nefs, kalp, ruh, sır, hafi, ahfa. Allah'ın insanı yedi tavırda yarattığını (Nuh Suresi, 14) dikkate alan bazı mutasavvıflar bu tavırları yedi kat semaya, yedi gezegene, yedi vadiye ve yedi iklime benzetirler (NM 109). Attâr'ın Mantıku”t-Tayr'ında bu yedi tavır ve yedi vadi şu şekilde tespit edilmiştir: aşk, marifet, istigna, tevhit, hayret, fakr, fena (aM 89). Yedi tavrı daha başka şekillerde gösterenler de vardır (sme 35).
Ayna
İnsan-ı kâmilin kalbi. Allah'ın zat, sıfat, isim ve fiillerine mazhar ve tecelligâh olması itibariyle genel anlamda insana, özel anlamda kâmil insana ayna (ayine, mir'at) ve mir'ât-ı Hak, ayine-i Rahman denir; çünkü Allah, diğer varlıklardan çok insanda tecelli eder, en mükemmel olarak da kâmil (olgun, yetkin) insanda tecelli eder. Hakk’a nazaran bütün kâinat ayna mesabesindedir. Ancak bu aynanın cilası insandır (Âdem). Şayet âlem insan cilasıyla cilalanmamış olsaydı, orada Hak bu kadar mükemmel tecelli etmezdi (iFH 48, AT 10, 20). Allah üstünlük derecelerine göre velilerde, nebilerde, resullerde daha açık ve daha mükemmel tecelli eder; fakat en mükemmel ve en göz kamaştırıcı ve şaşalı biçimde Hz, Muhammed'de tecelli ve zuhur eder: Zâtıma mir'at edindim zâtını Bile yazdım adım ile adını 5. Çelebi Ayinedir âlem, her şey Hak ile kâim Mir'at-ı Muhammed'den Hak'tır görünen dâim Lâedri 2. “Mümin müminin aynasıdır” (AK 11:294; ), yani ondaki hata ve eksikleri görerek hem onu, hem kendini kusurlardan arındırır. Ondaki iyi şeyleri görerek bunları örnek alır. Bu anlamda şeyh müridin; mürit şeyhin aynısıdır. İlâhî kemal önce Hak'tan pire, sonra pirden müridine yansır. Müminin kalbi ayna gibi olduğundan bu ayna ne kadar iyi cilalanırsa, yani kalp ne kadar temizlenir ve saflaştırılırsa oraya ilâhî feyz ve inayet, o nispette fazla akar. Bkz. Ayine-i cemal, ayine-i hüsn, Ayine-i dil, Ayine-i vücut. Çelebi Ayinedir âlem, her şey Hak ile kâim Mir'at-ı Muhammed'den Hak'tır görünen dâim Lâedri 2. “Mümin müminin aynasıdır” (AK 11:294; ), yani ondaki hata ve eksikleri görerek hem onu, hem kendini kusurlardan arındırır. Ondaki iyi şeyleri görerek bunları örnek alır. Bu anlamda şeyh müridin; mürit şeyhin aynısıdır. İlâhî kemal önce Hak'tan pire, sonra pirden müridine yansır. Müminin kalbi ayna gibi olduğundan bu ayna ne kadar iyi cilalanırsa, yani kalp ne kadar temizlenir ve saflaştırılırsa oraya ilâhî feyz ve inayet, o nispette fazla akar. Bkz. Ayine-i cemal, ayine-i hüsn, Ayine-i dil, Ayine-i vücut.
Ayyar
Olar. Kurnaz, açıkgöz, avare, durmadan dolaşan. Devletlerin zayıfladığı ve devlet gücünün tesirini yitirdiği dönemlerde ortaya çıkan, bazen kendilerine göre bir düzen kuran çapulcular, şehir eşkiyası, başı bozuklar, zorbalar, efeler, kabadayılar; belalı ve soyguncu kişiler, haydutlar. 2. tas. Fütüvvet ehlinden olan comert, cesur ve fedakar bazı süfilere de ayyar denilmiştir. Şatır ve şuttar da bu türlü kişilerdir. Fudayl b. İyaz (ölm. 1987/802) başlangıçta eşkiyaydı, yol keser, vurgun vururdu. Attâr onu tarikat ayyarlarından sayıp över. Hucviri, Zunnün Mısri'yi (ölm. 245/859) överken ona tarikat ayyan der. Kuseyri cok namuslu ve iffetli bir kisi olan Nuh isimli birinden ayyar diye söz eder. Cami de Arif Ayyar isimli bir süfiden söz eder. Kuşeyri, Ahmed b. Haydaraveyh'in ayyarları toplayıp şanlarına layık bir ziyafet verdiğini, Risdle’nin fütüvvet bahsinde anlatır. IIL, IV.AX., x. yüzyıllarda kullanılan ayyar tabiri tasavvufta fütüvvet ehli ve civanmert, tarikat ayyarı deyimi de yol eri ve tasavvuf yolunun Yiğit, fedakâr ve gözü pek yolcusu manasına Seliyordu. Ayyarlık niteliğini kazanma ve ayyar olma pek çok süfinin hedefi olmuştur. Safevi şahının fedai muhafizlanna da ayyar denirdi.
bürhân
Sözlük anlamı “açıklığa kavuşturmak, berraklaştırmak, delil getirmek’ olan bu söz, “Hak ile batılı birbirinden ayıran kesin delil” olarak tanımlanmış ve Kur’ân-ı Kerîm’de “Bakara suresi”, “Enbiya suresi”, “Mü'min suresi” nde ise “delil” anlamıyla kullanılmıştır. Hz. Peygamber’in mucizeleri, Hz. Musa’nın asâsı ve “yed-i beyzâ” denilen elinin meşale gibi parlaması mucizelerine de “burhân” denilmiştir. İslâm dünyasında burhanm bir kıyas türü ve ispat metodu olduğu, mantıkta, felsefede, kelâmda ve usûl-i fıkhta kullanıldığı söz konusudur. İlk Çağ ile Orta Çağ felsefesinde sadece akim verilerine dayanan deliller bu terim ile karşılanırken modern felsefede hem aklî hem de deneye dayalı delillere burhan adı verilmiştir. Çağdaş felsefe ise bunu “burhân-ı riyâzî” olarak nitelemiştir.
Bi-reng-Bi-rengi
Renksiz, renksizlik. tas. Dinlerin birliği (vahdet-i edyan). Bütün renklerin aslı renksizlik olduğu gibi bütün dinlerin aslı da bir ve aynıdır. Bu da bütün insanların Elest Bezmi'nde kendilerinin kul, Allah'ın Rab olmasını kabul etmelerinden ibaret olan tek ve bir dindir. Belli bir mertebeye ulaşan mutasavvıf bütün din mensuplarına aynı gözle bakar; çünkü hepsinin aslı birdir. Bütün dinler ve mezheplerde esas olan söz konusu dinin renkleridir (kri 251-57). Kâr beççe ve küh-i kâf terimleri de bu anlamda kullanılır. Hallâc'a göre insanlar kendi tercih ettikleri din üzere değil, kendileri için tercih edilen din üzere bulunurlar. İbn Arabi'ye göre Allah kendisinden başkasına ibadet edilmemesini ferman buyurduğu için, aslında ondan başkasına ibadet etmek mümkün değildir; başka şeylere ibadet edenler farkında olmadan ona ibadet ederler, Bkz. Allah. Zehi mebde ki bi-reng-i amâdan eylemiş tasvir Hezarân çehre-i rengin hezârân dide-i bina Nâbi Bostan
Cuybar
>) Nehir, ırmak, çay, akarsu. tas. Kulluk mecrası, kullukla ilgili hüküm ve mukadderatın gerçekleşme tarzı (sr),
Çarpmak
Bir ermişin veya yatırın gazabına uğramak. Velilere, ermişlere, yatırlara veya kutsal şeylere hakaret eden kişilerin ermişlerin ve yatırların maneviyatı ve ruhaniyeti tarafından cezalandırılması. 2. Bâtın kılıcı, tahta kılıç. Bkz. Çarpmak. Habbezâ meydan-1 aşkın şeyhi İzzeddindir Ebter u nâkıs kalır inkâr eden bu Serveri Fukara kalbine her kim dokuna Dokuna sinesi Allah okuna İzzeddin A. Efendi Bâtın kılıcı, tahta kılıç. Bkz. Çarpmak. Habbezâ meydan-1 aşkın şeyhi İzzeddindir Ebter u nâkıs kalır inkâr eden bu Serveri Fukara kalbine her kim dokuna Dokuna sinesi Allah okuna İzzeddin A. Efendi
Der-bahten
با ختن) 55) + Oyun oynamak; kumarbazlık; kumarda kaybetmek, zarara uğramak. 2..كما Önceden işlenen amellerin mahvolması ve gözden kaybolması (115). Hak âşıklarının aşkları uğruna en değerli sermayeleri olan amel ve ibadetleri bile gözden çıkarmaları. Derd-mend Dertli, ehli dert, âşık. Bkz. Dertli. Derekât i ar. (3) t Dereke. 1. Çukur; alt kat, aşağı basamak. 2. tas, Cehennemin katları. Cehennem, Lezâ, Hutame, Sair, Sakar, Cahim, Hâviye cehennemin katlarını oluşturur.
Kubbetü'l-İslâm Medresesi
Mültan · Pakistan · Vali Nâsırüddin Kabâce'nin Mültan'da yaptırdığı medrese; burada fıkıh okumuştur. Kendi maddesinde ise Mültan'daki öğrenimini “Mevlânâ Minhâcüddîn-i Tirmizî Medresesi”nde tamamladığı kayıtlıdır; iki adlandırmanın aynı kurumu mu yoksa iki ayrı medreseyi mi gösterdiği kaynaklarda açık değildir. Kutbüddin Bahtiyâr ile ilk defa Mültan'da tanışmış ve onun vasıtasıyla Çiştiyye'ye girmiştir.
Sertarikzâde Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Şeyhi Sertarîkzâde Mehmed Emin Efendi'nin (ö. 1173/1759-60) kurduğu iki tekkeden biri. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Makarnacı Hacı Hâfız Mustafa Efendi : Makarnacı lakaplı Hacı Hâfız Mustafa Efendi, Halil Nizâmeddin’den hilâfet aldı; Mehmed Sâdık’ın ardından 1801’de Cerrâhiyye Âsitânesi postuna geçerek vefatına kadar üç yıl hizmet etti.
Berrâniyye Tekkesi
Şam · Suriye · Murad Buhârî için Şam'da inşa edilen tekke. 1097 (1686) yılında İstanbul'dan Şam'a döndükten sonra burada uzun yıllar irşad faaliyetinde bulundu; üçüncü Hicaz yolculuğunun ardından tekkenin postnişinliğini oğlu Muhammed Bahâeddin'e bırakarak 1120'de (1708) İstanbul'a gitti.
Hacı Bektâş-ı Velî Dergâhı, Hacıbektaş
Nevşehir · Türkiye · Eski adıyla Sulucakarahöyük (Karayol). O zamanlar çok muhtemel olarak bir Haydarî zâviyesi olan bu mütevazi dergâhta ömrünü tamamladı; kültün esas kaynağı da burasıdır. Vilâyetnâme 'ye göre ilk inzivâ mahalli Kızılca Halvet bugünkü dergâhın yerindedir.
Tûbâ
Touba · Senegal · 1886'da Baol'da kurduğu ve 19 Temmuz 1927'de vefat edip defnedildiği yer. 1924'te burayı resmen tarikatın mânevî merkezi yapmak ve bir cami inşa ettirmek istemiş, ancak gerçekleştiremeden ölmüştür. İlişkili kişi dosyası Ahmedü Bamba : Ahmedü Bamba (1850–19 Temmuz 1927), Kādirî terbiyesi üzerinde Senegal Mürîdiyyesini kuran; ilim, zikir, hizmet ve üretimi dara sistemi içinde birleştiren Tûbâ merkezli irşadın pîridir.
Nûreddin Cerrâhî Âsitânesi
Karagümrük, İstanbul · Türkiye · Cerrâhiyye'nin merkez tekkesi ve pîr makamı. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Makarnacı Hacı Hâfız Mustafa Efendi : Makarnacı lakaplı Hacı Hâfız Mustafa Efendi, Halil Nizâmeddin’den hilâfet aldı; Mehmed Sâdık’ın ardından 1801’de Cerrâhiyye Âsitânesi postuna geçerek vefatına kadar üç yıl hizmet etti.
M'Backé
Mbacké · Senegal · Büyük dedesi Mame Maram'ın 1772'ye doğru Baol'da kurduğu ve kendisinin doğduğu köy; Maba Diakhu'nun cihad hareketi sırasında, o dokuz yaşındayken yıkılmıştır. İlişkili kişi dosyası Ahmedü Bamba : Ahmedü Bamba (1850–19 Temmuz 1927), Kādirî terbiyesi üzerinde Senegal Mürîdiyyesini kuran; ilim, zikir, hizmet ve üretimi dara sistemi içinde birleştiren Tûbâ merkezli irşadın pîridir.
Sulucakarahöyük çevresindeki mağara
Nevşehir · Türkiye · Vilâyetnâme 'ye göre zaman zaman inzivaya çekildiği, bugün ziyaret yeri olan yakındaki mağara. Konum yaklaşık verilmiştir. İlişkili kişi dosyası Hacı Bektâş-ı Velî : XIII. yüzyılda Sulucakarahöyük’te yaşayan Hacı Bektâş-ı Velî’nin tarihî şahsiyeti Baba İlyas çevresiyle; asırlar süren tesiri ise Vilâyetnâme, Rum abdalları ve kurumsallaşan Bektaşîlik üzerinden anlaşılır.
Rey
Rey (Tahran) · İran · 573'te (1177) doğduğu şehir; 599'da (1202) tahsil için ayrıldı, Hârizm'den sonra döndü ve Moğol tehdidi üzerine ailesini burada bırakarak terketti. İlişkili kişi dosyası Necmeddîn-i Dâye : Rey'den Hârizm'e, Anadolu'dan Bağdat'a uzanan hayatı ve Mirṣâdü'l-ibâd başta olmak üzere eserleriyle Kübrevî düşünceyi Moğol istilası sonrasında geniş bir coğrafyaya taşıdı.
Hacı Bektâş-ı Velî Külliyesi
Nevşehir · Türkiye · Bektaşîliğin pîr evi; Kadıncık Ana Evi ile birlikte ilçedeki ziyaret yerlerinin merkezini teşkil eder. İlişkili kişi dosyası Kadıncık Ana : Kadıncık Ana, Hacı Bektâş'ın Sulucakarahöyük çevresindeki yerleşme ve keramet anlatılarında; Çelebiler soy iddiasında ve emanet aktarımında merkezî konumdadır.
Sulucakarahöyük (Hacıbektaş)
Nevşehir · Türkiye · Hacı Bektâş-ı Velî'nin yerleştiği ve adını ondan alan kasaba; Kadıncık Ana'nın adı bu yerle birlikte anılır. İlişkili kişi dosyası Kadıncık Ana : Kadıncık Ana, Hacı Bektâş'ın Sulucakarahöyük çevresindeki yerleşme ve keramet anlatılarında; Çelebiler soy iddiasında ve emanet aktarımında merkezî konumdadır.
Hâfız Mustafa Efendi Dergâhı
İstanbul · Türkiye · Kendi adıyla anılan ve XVIII. yüzyılın ikinci yarısında açtığı dergâh; kaynakta semti belirtilmemiştir. Konum İstanbul'a göre yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Makarnacı Hacı Hâfız Mustafa Efendi : Makarnacı lakaplı Hacı Hâfız Mustafa Efendi, Halil Nizâmeddin’den hilâfet aldı; Mehmed Sâdık’ın ardından 1801’de Cerrâhiyye Âsitânesi postuna geçerek vefatına kadar üç yıl hizmet etti.
Semâ Mukabelesi: Safhalar ve Sembol Dünyası
Meydanın hazırlanışından dört selâma, Kur'an ve gülbanka. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
Vilâyetnâme'yi Tarih ve Menkıbe Arasında Okumak
Vilâyetnâme'deki yolculuk, erenler ve keramet anlatılarını doğrudan kronik saymadan tarihî-kültürel kaynak olarak değerlendiren dosya.
SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI
Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e
SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI
Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş
Sayfalar 1–8
Muzaffer Ozak Külliyatı · eSSz ELHAC MUZAFFER OZAK İR$ÂD 152 0 3.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALAH
Sayfalar 1–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · ELHAC MUZAFFER OZAK İRSAD 1.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALÂH BİLİCİ KITA
Sayfalar 1–10
Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha
Sayfalar 14–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · BEtSsü; Ve lekad kerremna beni-Âdeme... El-İsrâ: 70 (Andolsun, biz azim-üş-şân Âdem oğullarını, diğer bütün yarattıklarımızdan üstün kıldık.) sırrına ve tecellisine mazhar olabilsi
Sayfalar 9–16
Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny
Sayfalar 13–18
Muzaffer Ozak Külliyatı · kullar! Ey bu imanları sebebiyle ebedi saadete erenler, selâmet yoluna girenler Hakka varanlar, daha bu âlemde iken cennete girenler ve cennet güllerinden derenler, cemal-i Hakkı g
Sayfalar 10–15
Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel
Sayfalar 13–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · tün kâ'inat ve mevcudat, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin yüzü suyu hürmetine halk ve icat buyurulmuş ve Habib-i adib-i Kibriyâ on sekiz bin âleme
Sayfalar 17–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · Inned-diyne indallâh-il-islâm Al-i-Imran: 19 Allah katında makbul olan din, Islâmdır. Yüz suhuf, dört kitap, Hazret-i Adem'den beri gelen bütün Enbiyânın talimini ve neş'esini, kul
Sayfalar 16–22
Muzaffer Ozak Külliyatı · attı. Biz narı gülzar eyledik. Bizim için nara düşene nâr nûr olur. Bizim iznimiz olmadıkça ateş yakmaz. Suretperestler ateşi yakar zannederler. Işte Nemrud öyle zannetmişti. Ateş,