HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Adı, nisbesi ve Dağıstan’daki ilk yılları
Asıl adı Cemâleddîn’dir. Dağıstan’ın Gazi-Kumuk bölgesinde doğduğu için Gazi-Kumukî nisbesiyle tanındı. Bazı kaynaklar onu seyyid olarak anar; ancak soy kaydının bütün ayrıntıları aynı derecede belgeli değildir. Hayatının önemli bölümünü Sokratl çevresinde geçirdi. Bölgenin âlimlerinden şer‘î ilimleri tahsil etti; medrese dersleri verdi ve genç Şâmil de henüz on iki yaşları civarında onun ders halkasına katıldı.
Aslan Han’ın hizmeti
Cemâleddîn Efendi bir süre Gazi-Kumuk Hanı Aslan Han’ın kâtibi olarak çalıştı. Çalışkanlığı ve dürüstlüğü sebebiyle Kürin bölgesindeki bazı köylerin vergi gelirleri kendisine tahsis edildi. Daha sonra bu gelirlerden vazgeçti; siyasî idarenin hizmetinde geçen devresini sorgulayarak tövbe ve mânevî arayışa yöneldi. Bu dönüşüm, yalnız görev değiştirmesi değil, dünyalık gelirleri terk ederek mürşid aramasına yol açan bir hayat değişikliğiydi.
Muhammed Yeragî’ye intisabı
Dağıstan’ın Yukarı Yerag köyünde yaşayan Molla Muhammed Yeragî’nin şöhreti Kafkasya’ya yayılmıştı. Rivayetlerden birine göre Cemâleddîn onu kendi arayışıyla buldu; bir başka anlatıya göre Aslan Han, Yeragî’nin faaliyetini durdurmasını bildirmek üzere Cemâleddîn’i göndermiş, fakat o bu görüşmede şeyhten etkilenerek intisap etmişti. Ayrıntılar değişse de kaynaklar onun Muhammed Yeragî’nin yanında seyrüsülûkünü tamamladığı, hilâfet aldığı ve Dağıstan’daki başlıca halifesi olduğu noktasında birleşir.
İrşad anlayışı
Muhammed Yeragî’nin ona gönderdiği mektup, Cemâleddîn’in irşad çizgisini açıklar: Allah’ın dinine bağlılık, Müslümanlara nasihat, kişinin kendisi için istediğini başkası için de istemesi, halka karşı nezaket, tarikat ehlinin eğitimini gösterişsiz yürütmek, halka açık vaaz ve bütün işlerde Allah’a tevekkül. Cemâleddîn Efendi bu çerçevede inziva, ders, sohbet ve irşadı birleştirdi; Dağıstan’ın farklı bölgelerinden gelen çok sayıda kişiyi kabul etti.
Gazi Muhammed ve Şeyh Şâmil
Gazi Muhammed ile Şeyh Şâmil, Nakşibendî-Hâlidî çevreyi Cemâleddîn Gazi-Kumukî vasıtasıyla tanıdı. Gazi Muhammed’e icazet verdiği kaydedilir. Şeyh Şâmil’le ilişkisi yalnız tasavvufî eğitimden ibaret değildi: Şâmil onun kızı Zahide ile evlendi; kendi iki kızını da Cemâleddîn’in iki oğluyla evlendirdi. Böylece irşad, aile ve siyasî mücadele bağları aynı çevrede kesişti.
Sudahar’a gidişi ve Gazi-Kumuk’a dönüşü
Cemâleddîn’in çevresinin büyümesi Aslan Han’ı rahatsız etti. Baskı ve tehditler sonucunda Gazi-Kumuk’tan ayrılarak Sudahar kasabasına yerleşti. Aslan Han’ın ölümünden sonra Gazi-Kumuk’a döndü ve Şeyh Şâmil hareketinin geliştiği devreye kadar burada yaşadı. Bu güzergâh, Kafkasya’daki irşad faaliyetinin siyasî baskıdan bağımsız olmadığını gösterir.
Gazavât dönemindeki tutumu
Cemâleddîn Efendi, Kafkas halklarının Rus idaresiyle gireceği silahlı mücadelenin ağır sonuçlarını önceden görerek Gazi Muhammed ve Şeyh Şâmil’i ihtiyatlı davranmaya çağırdı. Bununla birlikte mücadele başladıktan sonra Şâmil’den desteğini çekmedi. Şâmil’in nâibleriyle halk arasında çıkan ihtilâflarda hakemlik yaptı; savaşın dünyevî menfaat, yağma ve zulme dönüşmemesi gerektiğini hatırlattı. 1848’de Osmanlı şeyhülislâmına gönderdiği mektupta Dağıstanlıların durumunu anlatarak yardım istedi.
“Kafkas’ın şeyhi”
İlmi, zühdü, hitabeti, hattı ve şiir kabiliyeti kadar farklı topluluklar arasında arabuluculuk yapabilmesi de ona geniş itibar kazandırdı. Dağıstanlı ve Çeçen toplulukların önemli kısmı onu üstat kabul etti. Kaynaklarda “Kafkas’ın şeyhi” diye anılması, tek bir siyasî makamdan ziyade irşad, eğitim, örf bilgisi ve ihtilâf çözme işlevlerinin birleşmesini ifade eder.
Halifeleri ve Kafkas Hâlidîliğinin devamı
Cemâleddîn Gazi-Kumukî’den sonra irşad ağı tek çizgide devam etmedi. Hacı Abdurrahman es-Sugūrî, Mamma Debîr er-Rûçî ve Hacı Halil el-Cinîgî gibi halifeler farklı bölgelerde Hâlidî geleneğini sürdürdü. Bu nedenle onun Kafkasya’daki yeri yalnız Şeyh Şâmil’in mürşidi veya kayınpederi olmakla sınırlanamaz; XIX. yüzyıl Dağıstan Nakşibendîliğinin çoğalan ana kavşaklarından biridir.
el-Âdâbü’l-marziyye
Arapça kaleme aldığı el-Âdâbü’l-marziyye fi’t-tarîkati’n-Nakşibendiyye, Nakşibendî-Hâlidî âdâbını Kafkasya’daki okuyucu için açıklayan temel metinlerden biridir. Eser bölgede okunmuş ve istinsah edilmiştir. Müellif kendi silsilesini de kaydeder: Muhammed Yeragî, Hâs Muhammed Şirvânî ve İsmâil Sirâceddin Şirvânî vasıtasıyla Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’ye ulaşan hat, sonraki Dağıstan silsilenâmeleri için başlıca dayanak olmuştur.
1859 sonrası hicret
Şeyh Şâmil’in 1859’da teslim olmasından sonra Cemâleddîn Efendi Kafkasya’dan ayrıldı. Rus makamlarının kendisine yüksek ücretle şer‘î hâkimlik teklif ettiğini; fakat bunun halk önünde mânevî itibarını zedeleyecek siyasî bir araç olarak kullanılacağını düşündüğü için reddettiğini 15 Eylül 1862 tarihli arzuhalinde anlattı. Altı hane ve on kişilik ailesiyle Kars’a geldi; bütün varlığını kaybettiği için Osmanlı Devleti’nden geçim yardımı istedi.
Kars’tan Üsküdar’a
Yapılan tahkikattan sonra kendisine on bin kuruş değerinde bir ev tahsis edildi ve aylık bin kuruş maaş bağlandı. Kars’taki ilk iskânın ardından Üsküdar’a geçti. Osmanlı sultanının kendisine hürmet gösterdiği ve onu Kafkas’ın şeyhi diye andığı kaydedilir. Üsküdar’daki evi, İstanbul’a gelen Dağıstanlı sûfîlerin, talebelerin ve gazavât çevresinin ziyaret ettiği bir buluşma noktası oldu.
Vefatı ve kabri
Cemâleddîn Gazi-Kumukî 1286/1869 yılında Üsküdar’daki evinde vefat etti. Karacaahmet Mezarlığı’nda Şeyh Şâmil ailesinin bulunduğu bölüme defnedildi. Kabri, Kafkas Nakşibendî-Hâlidî hafızasının Dağıstan, Kars ve İstanbul arasındaki tarihî güzergâhını bir araya getirir.
Tarihî yerini nasıl okumalı?
Onu yalnız siyasî direnişin dinî meşruiyetini sağlayan bir isim diye anlatmak eksik kalır. Cemâleddîn Gazi-Kumukî, mücadeleden önce ihtiyatı savunmuş; mücadele sırasında zulüm ve yağmayı eleştirmiş; halkla askerî yönetim arasında arabuluculuk yapmış; eğitim, irşad ve telifle kalıcı bir dinî ağ kurmuştur. Menkıbeler, arşiv belgeleri ve tarihî biyografi birbirine karıştırılmadan okunduğunda şahsiyetinin genişliği daha açık görülür.