Ara
Menü

Ebû Bekir eş-Şiblî

Ebû Bekir eş-Şiblî (247-334/861-946), Abbâsî devlet görevlerini bırakarak Hayr en-Nessâc ve Cüneyd’in terbiyesine giren; mârifet, tevhid, aşk ve şathiyeleriyle Bağdat tasavvufunun kavramsal gelişimine yön veren sûfîdir.

Doğum
861
Vefat
946
Unvan
Bağdatlı sûfî, Cüneyd’in müridi ve tasavvuf teorisyeni
Temalar
Sâmerrâ, Dünbâvend, Bağdat, Hayr en-Nessâc, Cüneyd-i Bağdâdî, Hallâc-ı Mansûr, mârifet, tevhid, muhabbet, şathiye, işârî tefsir

Kimliği ve tarihî çevresi

Ebû Bekir eş-Şiblî, III-IV. (IX-X.) yüzyıllarda yaşayan Bağdat sûfîliğinin en etkili temsilcilerindendir. 247/861'de Sâmerrâ yakınındaki Şibliye'de doğdu; Abbâsî devlet hizmetinde yükselip Dünbâvend valiliği yaptıktan sonra Hayr en-Nessâc ve Cüneyd-i Bağdâdî'nin terbiyesiyle tasavvufa yöneldi. 334/946'da Bağdat'ta vefat etti. Mârifet, tevhid, muhabbet, şathiye ve işârî yorumları tasavvuf klasiklerinin temel malzemeleri arasına girdi.

Adı ve isim ihtilafı

Kaynakların bir kısmı adını Dülef b. Ca'fer, bir kısmı Ca'fer b. Yûnus olarak verir. Serrâc, Kelâbâzî ve Hücvîrî ilk biçimi; Sülemî ve onu izleyen birçok müellif ikinci biçimi kullanır. Sülemî, arkadaşı Hüseyin eş-Şâfiî'nin onu Ca'fer b. Yûnus diye andığını ve mezar taşında da bu adın bulunduğunu kaydeder. Farklı biçimler ayrı kişiler değil, okuma ve aktarım varyantlarıdır.

“Şiblî” nisbesi

Şiblî nisbesi doğduğu Şibliye köyüne bağlanır. Bu yer Sâmerrâ çevresinde gösterilir. Nisbe daha sonra şahsî adının önüne geçmiş ve onu tasavvuf tarihinde ayırt eden temel isim olmuştur. “Şiblî” adıyla anılan başka kişilere ait hadis, şiir veya idarî kayıtlar kimlik kapısı kurulmadan bu dosyaya taşınmamalıdır.

247/861 Sâmerrâ doğumu

Şiblî 247 hicrî, milâdî 861 yılında Sâmerrâ'nın Şibliye köyünde doğdu. Sâmerrâ o sırada Abbâsî hilâfetinin saray ve ordu merkezlerinden biriydi. Bu çevre onun ailesinin devlet hizmetiyle bağını ve genç yaşta saray bürokrasisine girebilmesini açıklar.

Türk asıllı ailesi

Kaynaklar Şiblî'nin Türk asıllı bir aileden geldiğini bildirir. Babasının Abbâsî sarayında hâcibü'l-hüccâb, yani baş hâcib; dayısının İskenderiye'de emîrülümerâ olduğu kaydedilir. Bu bilgiler ailesinin askerî-idarî seçkinler içinde bulunduğunu gösterir; modern milliyet kategorileriyle geriye dönük kimlik siyaseti üretmek için kullanılmamalıdır.

İyi bir öğrenim görmesi

Şiblî'nin erken eğitim çizelgesi tam değildir; ancak iyi bir öğrenim gördüğü, daha sonra hadis ve fıkıhla yıllarca meşgul olduğu açıktır. Saray çevresindeki yetişmesi idarî bilgiyle dinî ilimleri bir arada edinmesine imkân sağladı. Tasavvufa yönelişi ilimsiz bir hayattan ani kopuş değil, mevcut birikimin yeni bir mânevî hedefe çevrilmesiydi.

Abbâsî sarayındaki görevi

Abbâsî hanedanından Muvaffak'ın veliahtlığı sırasında onun yakın çevresinde bulundu ve daha sonra hâcibliğini yaptı. Hâciblik saray erişimini ve resmî görüşmeleri düzenleyen önemli bir görevdi. Şiblî'nin devlet kademelerinde hızlı yükselişi, tasavvufa yönelmeden önce güçlü bir idarî kariyere sahip olduğunu gösterir.

Dünbâvend valiliği

Rey'e bağlı Dünbâvend'de valilik yaptı. Bugünkü Demâvend çevresiyle ilişkilendirilen bu görev, onu merkezî saray hizmetinden taşra idaresine taşıdı. Valiliğin başlangıç ve bitiş günleri açık değildir. Kaynakların üzerinde birleştiği husus, tasavvufî dönüşümünün görev sırasında Hayr en-Nessâc'la karşılaşmasıyla başlamasıdır.

Hayr en-Nessâc'la karşılaşması

Valiliği sırasında erken Bağdat sûfîlerinden Hayr en-Nessâc'ın sohbetine katıldı. Bu sohbet devlet görevi ve itibarının anlamını yeniden değerlendirmesine yol açtı. Hayr en-Nessâc, XI. yüzyılda Ahmed Gazzâlî'yi yetiştiren Ebû Bekir en-Nessâc et-Tûsî değildir; iki “Nessâc” kronolojik olarak ayrıdır.

Valiliği bırakması

Hayr en-Nessâc'ın etkisiyle valilikten ayrılarak tasavvuf yoluna yöneldi. Geç menâkıbnâmeler bu terk edişi dramatik tövbe sahneleriyle anlatır. Tarihî çekirdek idarî görevden çekilmesi ve sûfî terbiyeye girmesidir; malını nasıl dağıttığı veya bütün resmî muhatapları gibi ayrıntılar kaynak katmanına göre değerlendirilmelidir.

Cüneyd-i Bağdâdî'ye gönderilmesi

Hücvîrî'nin kaydına göre Cüneyd-i Bağdâdî'ye büyük hayranlık duyan Hayr en-Nessâc, Şiblî'yi onun yanına gönderdi. Böylece ilk uyanış ve yönlendirme Hayr'a, düzenli seyrüsülûk ve olgunlaşma Cüneyd'e bağlanır. İki mürşit ilişkisi birbirinin alternatifi değil, ardışık eğitim safhalarıdır.

Cüneyd'in terbiyesi

Şiblî tasavvuf eğitimini dönemin en güçlü Bağdat sûfîlerinden Cüneyd'in yanında tamamladı. Cüneyd'in ölçülü sahv dili ile Şiblî'nin coşkulu ve şathiyeli anlatımı farklı görünse de aynı terbiye çevresinde buluşur. Şiblî'nin taşkın ifadeleri, Cüneyd çizgisinden tamamen kopuş diye yorumlanmamalıdır.

“Sûfîlerin tacı” sözü

Cüneyd'e nispet edilen “Her topluluğun bir tacı vardır, sûfîlerin tacı da Şiblî'dir” sözü, müridinin ulaştığı makamı anlatan meşhur bir övgüdür. Bu ifade resmî tarikat başkanlığı unvanı değil, sonraki hafızada Şiblî'nin seçkin konumunu gösteren tasavvufî değerlendirmedir.

Seyahatleri

Seyrüsülûkünün ilk döneminde çokça seyahat ettiği bildirilir. Bütün duraklar ve tarihler güvenilir biçimde sıralanmadığından genel seyahat kaydı haritada ayrı noktalarla doldurulmamıştır. Onun tarihî coğrafyasında en sağlam yerler Sâmerrâ/Şibliye, Dünbâvend ve Bağdat'tır.

Hadis eğitimi

Şiblî yıllarca hadis okudu. Rivayet kültürüne ve isnadlı bilgiye aşinalığı, tasavvuf sözlerinin dinî ilimlerden kopuk olmadığını gösterir. Daha sonra hadis ve fıkhın tek başına hakikate ulaştırmada yetersizliğini vurgulaması, bu ilimleri hiç bilmediği veya tümden reddettiği anlamına gelmez.

Mâlikî fıkhı ve el-Muvatta

Mâlikî fıkhıyla ilgilendi ve İmam Mâlik'in el-Muvattaını ezberlediği kaydedildi. Ebû Abdullah Muhammed er-Râzî, sûfîler içinde ondan daha âlim birini görmediğini söylemiştir. Bu tanıklık, Şiblî'nin şathiyelerini ilmî yetersizlikle açıklayan basit portreleri geçersiz kılar.

Fıkh-ı ilâhî anlayışı

Şiblî, fıkıh ve hadisin gerçeğe ulaşmada tek başına yeterli olmadığını düşünür. Ona göre gerçek fıkıh, Allah ile kul arasındaki hâlleri açıklayan “fıkh-ı ilâhî”dir. Bu yaklaşım zahirî hükümleri yok saymak değil, hükmün kalp ve davranışta doğurduğu mânevî sonucu da bilme talebidir.

Kur'an okuma yöntemi

Kur'an'ı âyetlerin anlamları üzerinde yoğun biçimde düşünerek okumayı tavsiye etti. Bu usulle kırk üç yılda Kur'an'ın ancak dörtte birini okuyabildiği aktarılır. Sayı menkıbevî yoğunlaştırma taşıyabilir; ana fikir, hızlı hatimden çok tefekkür ve anlamın içselleştirilmesine öncelik vermesidir.

İşârî tefsirleri

Kaynaklar çeşitli âyetler için yaptığı işârî yorumları nakleder. İşârî tefsir, âyetin zahir anlamını iptal etmeden sûfî tecrübeye açılan çağrışımları araştırır. Şiblî'nin dağınık yorumları müstakil bir tefsir kitabı oluşturmaz; sonraki derlemelerde bir araya gelen sözlerdir.

Tasavvufun bir ilim olarak oluşumuna katkısı

Şiblî tasavvufun hemen bütün konu ve kavramları hakkında söz söylemiş, böylece disiplinin kavramsal dilinin oluşumuna katkıda bulunmuştur. Serrâc'ın el-Lüma'ı, Kelâbâzî, Sülemî, Kuşeyrî ve Hücvîrî gibi klasikler ona sık sık başvurur. A. J. Arberry onu IV. (X.) yüzyılın özgün tasavvuf düşünürlerinden sayar.

Mârifetullah anlayışı

Şiblî'ye göre tasavvuf başı mârifetullah, sonu tevhid olan bir yolculuktur. Gerçek mârifet kişiyi Allah'tan başka şeylerin hâkimiyetinden kurtarır. Ârifin sözü, dikkati ve yönelişi Hakk'a bağlanır. Mârifet yalnız bilgi biriktirme değil, insanın algı ve iradesini dönüştüren yaşanmış tanımadır.

Muhabbetullah

Sâlikin Hakk'a uçuşundaki temel gıdayı muhabbetullah olarak görür. Şiir ve sözlerinde aşk dili güçlüdür. Bu aşk dünyevî duygunun basit aktarımı değil; benliği aşındıran, tevekkülü ve bağlılığı derinleştiren mânevî yöneliştir. Sonraki İbnü'l-Arabî ve Mevlânâ gibi müelliflerin onun aşk beyitlerine başvurması etkisinin sürekliliğini gösterir.

Tevhid ve benliğin terk edilmesi

Tasavvufun nihai hedefi gerçek tevhiddir. Şiblî, benlik iddiası terk edilmeden tevhidin yalnız söz düzeyinde kalacağını savunur. Allah'ı insan dilinin kuşatıcı tanımlarıyla sınırlandırmaya karşı çıkar; O'nu ancak kendisini tanıttığı ölçüde bilmenin mümkün olduğunu vurgular.

Yakınlık iddiasına eleştirisi

Allah'a erdiğini, yakın olduğunu veya O'nu bütünüyle anlattığını sanan kişiye yönelik sert sözleri vardır. Bu paradoksal ifadeler, sûfînin kendi tecrübesini mutlaklaştırmasını engeller. Tevhid onun dilinde sürekli aşk, mutlak bağlılık ve sonsuz tevekkülle birlikte düşünülür.

İlim, amel ve ihlâs

Şiblî ilimle amelin bütünlüğünü ve amelde ihlâsı şart sayar. Ona göre amel dili, yalnız bilgi dilinden daha etkilidir. Bu vurgu, yıllarca süren fıkıh ve hadis eğitimini terk etmekten çok bilginin davranışa dönüşmesi talebidir. Söz, hâl ve fiil arasındaki uyuşmazlık tasavvufî ilerlemenin önündeki engeldir.

Nübüvvet ve velâyet ayrımı

Nebilere açılan keşfin velîlere açılan keşiften çok daha büyük olduğunu söyler. Velâyeti yüceltirken nübüvvetle eşitlemez; peygamberlik tecrübesinin üstünlüğünü korur. Bu ölçü, Şiblî'nin coşkulu şathiyelerinin dinî hiyerarşiyi bütünüyle kaldırdığı yorumuna karşı önemlidir.

Şathiyeleri

Şiblî, vecd hâlinde söylenen çarpıcı ve görünüşte problemli ifadeler anlamındaki şathiyeleriyle ün kazandı. Serrâc el-Lüma'ın geniş bir bölümünü onun şathiyelerine ayırmış, sözleri bağlam ve sûfî yorumlarla açıklamıştır. Şathiyeler sıradan inanç cümleleri veya herkesçe tekrarlanacak sloganlar gibi okunmamalıdır.

Hallâc-ı Mansûr'la dostluğu

Şiblî, Hallâc-ı Mansûr'un en yakın arkadaşlarındandı. Hallâc'ı ilâhî sırları halka açmaması konusunda defalarca uyardığını söyler. Bu dostluk düşünce yakınlığını gösterirken, kamusal söylemin sınırları konusunda aralarında fark bulunduğunu da ortaya koyar.

Hallâc'ın idamı

Hallâc'ın 309/922'deki idamı sırasında onun yanından ayrılmadığı ve en zor anlarında destek olmaya çalıştığı aktarılır. Geç anlatılardaki taş atma veya sembolik hareket ayrıntıları kaynak katmanlarına göre değişir. Güvenli çekirdek, Şiblî'nin dostunu terk etmemesi ve idamın sûfî çevredeki ağır etkisini taşımasıdır.

“Beni divaneliğim kurtardı” sözü

Şiblî'ye nispet edilen “Ben ve Hallâc aynı şey idik; beni divaneliğim kurtardı, onu aklı batırdı” sözü, ortak tecrübeye rağmen kamusal kaderlerinin farklılığını anlatır. “Divanelik” burada yalnız tıbbî teşhis değildir; dönemin hukukî-siyasî baskısı karşısında taşkın sözlerin cezai sorumluluğunu etkileyen toplumsal algıyı da ifade eder.

Şiirleri

Şiblî'nin şiirleri tasavvufî aşk, ayrılık, özlem ve tevhid temaları taşır. Sözler klasik kaynaklarda dağınık hâlde korunmuş, Kâmil Mustafa eş-Şeybî tarafından modern dönemde Dîvânü Ebî Bekr eş-Şiblî adıyla toplanmıştır. Bu modern derleme, Şiblî'nin kendi eliyle düzenlediği bir divan nüshası sanılmamalıdır.

İbnü'l-Arabî ve Mevlânâ'daki izi

“İnsanların nazarında benim âşık olduğum kesinleşti, fakat aşkımın kime olduğunu kimse bilemedi” anlamındaki beyti hem Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin Fusûsü'l-hikeminde hem Mevlânâ'nın Dîvân-ı Kebîrinde anılır. Bu dolaşım Şiblî'nin şiir dilinin farklı yüzyıl ve tasavvuf çevrelerinde yankılandığını gösterir.

Sonraki tarikat silsilelerindeki yeri

Şiblî Kādiriyye, Mevleviyye, Rifâiyye ve Şâzeliyye gibi sonraki tarikatların bazı silsile tertiplerinde yer alır. Bu tarikatların tamamı onun yaşadığı dönemde kurumsal biçimleriyle mevcut değildi. Dolayısıyla konumu doğrudan örgüt üyeliği değil, Cüneydî irfanın geriye dönük aktarım halkasıdır.

Müridleri ve etkilediği çevre

Ali b. İbrâhim el-Husrî ve İbrâhim b. Muhammed en-Nasrâbâdî gibi sûfîler müridleri arasında anılır. Şiblî'nin etkisi yalnız doğrudan öğrencilerle sınırlı kalmadı; sözleri klasik metinler yoluyla çok geniş coğrafyalara yayıldı. Her sonraki şair veya sûfîyi kişi atlasında doğrudan mürid göstermek doğru değildir.

334/946 Bağdat vefatı

Şiblî 334 yılı Zilhicce ayında, milâdî Temmuz 946'da Bağdat'ta vefat etti. Bazı ikincil eserlerde küçük tarih farklılıkları görülse de TDV'nin esas aldığı kayıt 334/946'dır. Hayatının son ve en etkili dönemi Bağdat sûfî çevresi içinde geçti.

Hayzerân Mezarlığı'ndaki kabri

Bağdat'taki Hayzerân Mezarlığı'na defnedildi. Kabri üzerine türbe yapılmış, yapı farklı dönemlerde yenilenmiş ve 2012'de kapsamlı onarım görmüştür. Canlı haritadaki koordinat mevcut türbenin konumudur; bugünkü tuğla ve kubbe ayrıntıları Abbâsî dönemindeki ilk mezar yapısıyla özdeş değildir.

Tarihî çekirdek ve menkıbe katmanı

Tarihî çekirdek Sâmerrâ doğumu, saray ailesi, hâciblik ve Dünbâvend valiliği, Hayr en-Nessâc ve Cüneyd terbiyesi, ilmî birikimi, Hallâc dostluğu, sözleri ve 334/946 Bağdat vefatıdır. Uzun riyâzet sayıları, vecd sahneleri ve olağanüstü davranışlar sûfî hafızanın bu çekirdeği yorumlayan menkıbe katmanıdır.

Tasavvuf tarihindeki yeri

Ebû Bekir eş-Şiblî, devlet otoritesinden sûfî terbiyeye geçen hayatıyla, güçlü ilmî eğitimiyle ve coşkulu anlatımıyla Bağdat okulunun benzersiz şahsiyetlerinden biridir. Cüneyd'in ölçülü tevhid dilini aşk ve şathiye tecrübesiyle genişletmiş; mârifet, muhabbet, ihlâs ve benlikten geçiş konularındaki sözleri tasavvufun kavramsal bir ilim olarak şekillenmesine katkı sağlamıştır.

COĞRAFÎ HAFIZA9 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi9 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 2 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Cüneyd'in "onun bakışı sizinki gibi değildir" uyarısı

Sefîne, Cüneyd'in çevresine Şiblî'ye herkese baktıkları gözle bakmamalarını, çünkü onun bakışının ilâhî nur ile olduğunu söylediğini nakleder.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç →

Sefîne, Şiblî'nin mertebesini anlatmak için doğrudan mürşidinin ağzından bir söz nakleder. Cüneyd, kendi halkasına şöyle seslenir: Ebû Bekir eş-Şiblî'ye, birbirinize baktığınız gözle bakmayın; onun gözü, baktığında Allah'ın nuruyla bakan gözlerdendir. Metinde bu sözün hemen yanında, mü'minin ferâsetinden sakınılmasını bildiren meşhur hadise de atıf yapılır; iki ifade birbirini açıklar biçimde yan yana getirilmiştir.

Vassâf, bu nakli havada bırakmaz ve kaynağını da gösterir: İstanbul'da Şehid Ali Paşa Kütüphanesi'nde 1374 numarada kayıtlı bir eser vardır ki Cüneyd'in meşâyıh ile karşılıklı yazışmalarını bir araya getirir.

Çerçeve. Burada anlatılan bir kerâmet gösterisi değil, bir tanıklıktır: üstadın müridi hakkındaki hükmü. Gelenek bu tür sözleri, mertebeyi ispat eden en yüksek delil sayar; tarihçi ise onları, çevrenin kişiyi nasıl gördüğünü bildiren erken bir itibar kaydı olarak okur. Nakil, menâkıb katmanına ait olmakla birlikte, Vassâf'ın verdiği kütüphane ve numara bilgisi, dayandığı yazma kaynağın izlenebilmesini sağlar.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Ebû Bekir eş-Şiblî: Hayatı, Menkıbeleri ve Hikmetli Sözleri

EBÜBEKİR ŞİBLİ Adı Cafer Bin Yunus, künyesi Ebübekir'dir. Bazı kimseler onun isminin Delf Bin Cafer olduğunu söylemişlerdir. Kabir taşında adı Cafer Bin Yunus diye yazılıdır. Aslen Mısırlıdır. Sonradan Bağdat'a gelip yerleşmiştir. Tabakatı Selmi - Ebübekir Şibli, aslen Horasan'ın Esruşne şehrindedir, diye yazmaktadır. Bir rivayete göre o Bağdat'ın kuzeyinde…

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç →

EBÜBEKİR ŞİBLİ

Adı Cafer Bin Yunus, künyesi Ebübekir'dir. Bazı kimseler onun isminin Delf Bin Cafer olduğunu söylemişlerdir. Kabir taşında adı Cafer Bin Yunus diye yazılıdır. Aslen Mısırlıdır. Sonradan Bağdat'a gelip yerleşmiştir. Tabakatı Selmi - Ebübekir Şibli, aslen Horasan'ın Esruşne şehrindedir, diye yazmaktadır. Bir rivayete göre o Bağdat'ın kuzeyinde Samra'da doğmuştur. Doğum tarihi belli değildir. 87 yıl veya 88 yıl ömür sürmüştür. Vefat tarihi ihtilâflıdır. Hicret'in 334 ünde veya 335 inde, Milâdi 956 yılında Zilhicce Ayı'nın 27 nci Cuma gecesi dünyadan göçmüştür.

Şeyh Şibli, Hayrünnessac Hazretlerinin meclisinde tevbe etmiştir. Maliki mezhebine mensupdu. İmam-ı Malik Hazretlerinin te'lif eseri olan Elmuvatta kitabını ezberlemişti. Cüneyd-i Bağdadi Hazretlerinin müridi idi. Cüneyd Hazretleri Şibli'ye ziyade önem verir, onunla iftihar ederdi. Şibli için: Her kavmin bir tâcı vardır. Bu kavmin tâcı da Şibli'dir; ve Ebübekir Şibli'ye, birbirinize baktığınız gözle bakmayınız o müstesnâ bir kimsedir, buyurmuştur. Şibli Hazretlerinin pederi Halifenin çavuşbaşısıydı. i

#4

Şeyh Şibli, zamanındaki bütün âlimlerden ilim tahsil ettikten sonra, Hayrünnessac Hazretlerine hizmetle müşerref ve onların irşadlarıyla müstefid olmak üzere yanlarına gitti. Hayrünnessac Hazretleri, ona: Ey Şibli! Sen Hazret-i Cüneyd'in en yakınlarından ve akrabasındansın, dedi ve Cüneyd Hazretlerine gönderdi. Şibli Cüneyd Hazretlerinin sohbetiyle müşerref oldu. Cüneyd Hazretleri ona: Merdan Hüda gibi tecerrüd edip kendini mücahede deryasına at ki, mârifet cevheri eline geçsin, buyurdu. Şibli: Pekiyi bu hususta ne yapmak lâzımdır?

426 ÂRİFLERİN MENEKIBELERİ

dedi. Cüneyd: Git, çıra sat! buyurdu. Bunun üzerine Şibli bir sene çıra sattı. Cüneyd Hazretlerinin huzuruna çıktı. Cüneyd Hazretleri ona: Daha düşüncelerinde dünyaya muhabbet rayihâsı vardır. Bir sene de Nihavend'de dilencilik yap, ewrini verdi. O sene de öyle geçti. Ve Şibli: Ne ferman buyurursunuz? diye tekrar Cüneyd Hazretlerinin huzuruna geldi. Cüneyd Hazretleti: Şimdi dervişlere ve dergâha hizmet etmek şartıyla bizim sohbetimize lâyık oldun, buyurdu. Bir sene de dergâha ve dervişlere hizmet etmekle geçti. Cüneyd Hazretleri Şibli'ye: Ey Ebâbekir! Şiyadi dinde nefsinin değeri nedir, halin nasıldır? diye sordu. Şibli: Şimdi kendimi yaratıkların en aşağısı biliyorum, dedi, Bunun üzerine Cüneyd Hazretleri: İşte şimdi kendini kurtardın, buyurdu.

Abdurrahman Horasani anlatıyor:

Bir kimse bir gün Şibli'nin banesine geldi, kapıyı çaldı. İçerden Şibli yalınayak, başı açık kapıyı açtı. Ve:

— Kimi istiyorsun? diye sordu. O kimse:

— Şibli'yi, dedi. Şibki:

— İşitmedin mi kâfir Şibli vefat etti. Allah ona rahmet etmesin, dedi, (9)

Şibli'nin dostlarından biri anlatıyor:

Medine mescidinin avlusunda Şibli'nin etrafında toplanmıştık. Bir dilenci geldi. Dilinden: Ya Hak! Ya lütuf ve kerem sahibi hitabı döküldü. Şiblt bunu işitince bir ah çekti, ağladı!

Ve ey lütuf ve kerem sahibi, her şeyi icad eden sensin. Veren, alan, yaratan, bulduran, isteyenleri sana minnet yoluna çeken, istemeyenleri de ellerindekine güvendirip tek başlarına bırakan hep sensini!, Ey lütuf ve kerem sahibi! Her veçhiyle ikram ve ihsan edicilerin, bağışlayanların hepsinin atâlarının bir haddi ve sınırı vardır, O sınır mahduttur. Ondan ileri çıkamaz. Ey Hak ve lütuf sahibi, ey Rabbim! Yalnız senin ikram ve ib-

(*) Şibli bu sözü nefsini öldürdüğü için söylemiştir.

EBU BEKİR ŞİBLİ 421

sanlarının had ve sınırı yoktur. Ve sen bütün lütuf ve ihsan sahiplerine galipsin. Her lütuf ve ihsan edicinin lütuf ve ihsanı senin lütuf ve ihsanın iledir.

kkk

Şöyle menkuldür; Bir gün Bağdat'ı heva ve hevesine uyanlar eğlence ile donatmışlardı. Mâna âleminde Şibli'ye: Eğer senin Allah! dediğin olmasaydı Bağdat'ı yakardık, dediler. Şibli bunu âleme âşikâr kıldı. Bazı kimseler;

— Biz de Allah diyenlerdeniz, dediler. Şibli bunlara:

— Evet siz de Allah diyenlerdensiniz, fakat nefsinizden nefsiniz için Allah dersiniz. Ben de Allah derim, lâkin Hakdan Hak için Allah derim, dedi.

KkE#

Şeyh Şibli Hazretleri anlatıyor:

Bir gün nefsime helâldan başka nesne vermeyeceğim diye ahdettim, Günün birinde yabanda tenha bir mahalde geziyordum, bir incir ağacına rastladım. Elimi ağaca uzattım ki incir koparıp yiyeyim. Hemen o anda ağaçdan: Ahdini sakla, benden yeme! Ben bir Yahudi malıyım, nidası kulağıma erişti!

KİK

Bir gün bazı dostlarıyla hanesinde oturuyordu. Başını ufuklara doğru çevirdi, güneşten yana baktı. Güneş guruba garip olmuş, batmağa yakın... Namaz kılalım, buyurdu. Kalkıp hep beraber ikindi namazını kıldılar, Şibli gülümsedi, Şu mısraları okudu.

Aşkın bu gün bana nasa unutturdu Geceyi gündüzden fark edemez oldum Bütün yiyip içtiğim ey can... senin zikrindir Gönlümün tek şifası yüzünü görmektir.

Ve ne iyi, ne güzel böyle diyebilenlere, dedi.

#k*

Şibli bir âyet-i kerimenin tefsirini şöyle anlatmıştır: (Gul lilmü'miniyne yavuddo minebsarihim) yâni: Ya Muhamıned söyle şol mü'minlere gözlerini yumsunlar. i

Zâhir gözlerini Hak Teâlânın haram ettiklerinden ve bâtın gözlerini Hak Teâlânın gayrından yumunuz.

#k*&

Şibli bir gün pazarda gezerken bir kimsenin on hayır bir akçeye diye bağırdığını işitdi. Hemen bir ah! çekip ağladı. Ve hayrın onu bir akçeye olursa şerlerin halinin nasıl olacağını artık siz kıyas edin, dedi.

kik*

Bir gün bir kimse Şibli'ye:

— İki yüz dirhem gümüşün zekâtı kaç dirhem eder? diye sordu. Şibli:

— Sana gerekeni mi, yoksa bana gerekeni mi söyleyeyim? dedi. O kimse:

— İkisini de söyle, dedi. Şibli:

— İki yüz dirhem gümüşten senin üzerine düşen borç beş dirhemdir, Benim üzerime düşen borç ise iki yüz dirhemi ol duğu gibi öylece dağıttıktan sonra ayrıca beş dirhem daha vermektir, dedi. Adâm:

© — Kendinizin zekâtı için iki yüz dirhemin tamamını vermeği anlamış olalım, Fakat ayrıca üzerine beş dirhem daha ilâ&ve etmek neden icabediyor? dedi. Şibli:

— O beş dirhem de malın hepsini verdikten sonra bir de malın zekâtının zekât payı kadar borca girip onu da ödemenin

sırrı, buyurdu. Adam: — Bu mezhep kimin mezhebi böyle, diye sordu. Şibli: — Allahın Resûlünün en ileri ve en büyük dostu Sıddik-ı. Ekber Hazret-i Ebübekir'in mezhebi, buyurdu.

#k* Şibli'nin yakınlarından Bekir Dinüri şöyle anlatıyor:

Şibli'nin ömrünün son günlerinden bir Cuma günüydü. Şeyh Hazretleri muzdarip bulunduğu hastalıktan kendini biraz

EBU BEKİR ŞİBLİ 429

iyi hissetdiği için bana camie gidelim, dedi. Elime dayandı. Beraber giderken bana:

— Bekir! diye seslendi. Ben:

— Buyurun efendim, dedim.

Bana karşıdan gelmekde olan bir şahsı işaret etdi ve: — Şu şahsı görüyor musun? dedi.

— Evet, dedim.

— İşte onunla yarın bizim işimiz olacak.

Bir mescide gittik, namaz kılıp haneye geldik. Gece olunca Şeyh Hazretleri vefat eyledi. Bana falan yerde salih bir kimse vardır, gassaldır dediler, Ben sabah olunca tarif edilen yere vardım, kapısını çaldım ve selâmün aleyküm dedim. Hane sahibi kapısını daha açımnadan içerden selâmımı aldı ve:

— Şibli vefat etti mi? dedi. Ben:

— Evet dedim.

Dışarı çıktı. Fakat bir de ne göreyim? Cuma günü Şeyh Hazretlerinin mescid yolunda gösterdiği kimse değil mi? Hayret ettim. Ve:

— HLâilâheillâllah, dedim. Bana:

— Niye 'hayret ettin, diye sordu.

Sebebini söyledim ve Şeyh Hazretlerinin vefatını nerden bildiğini söylemesi için ant verdim. Bana, Şeyh Hazretlerinin dün beni gösterip yarın bizim onunla işimiz olacak demesinden anladım, dedi.

(9 *k*

Bir gün bir kimse Şibli'ye: Bana dua et! dedi. Şibli ona şu beyiti okudu:

Ey benden şefaat talep eden

Günler geçti bunu böyle bil

Dileğim yardımda bulunmaktır amma

Yarın benim kurtulmaklığıma bana var mı delil?

ati

Bazı kimseler Şibli'ye gelerek: Bir kişi sema eder, fakat semanın ne olduğunu ve sema ederken ne işittiğini bilmez. Bu ne haldir? diye sordular.

Şibli bunlara şu beyitlerle cevap verdi:

Ey nice mürgu andelip efgan Gülistan içre eyler ah figân Bilmeden birbirimizin halini Tartarız ikimiz de dert ile can Şol kadar vardır ki her birimiz Eylemiştir gam ile bağrını kan Ol yanar kendinin havasında Benim ateşim eder ciğer püryan #k*

Rivayet olunur ki;, Şeyh Şibli Hazretlerinin zikir ve sohbet meclisine müdavim salih bir zat vardı. Bir gün meclis Dicle kenarına kurul muş, zikir yapılıyordu. Zikir esnasında o Salih zat bir nâra attı. Şeyh Şibli onun kolundan tutup Dicle'ye itti ve:

— Eğer attığı nâra; gerçek ve yürekten ise Hak Tealâ onu Müsa Aleyhisselâm'ı kurtardığı gibi kurtarır. Yok, bunu o riya için yaptıysa, Firavunun boğulduğu gibi boğulur, dedi.

kkk

Bir gün biri Şeyh Şibli'ye gelip:

— Sen nesin? diye sordu.

Şibli buna cevaben:;

— Ba harfi altındaki nokta, diye buyurdu.

Bunun üzerine o kimse dedi ki;

— Bu duruma göre sen herhangi bir şeyi nefsine mal etmemek şartıyla Hak Tealânın beğendiği kimselerdensin.

*4*X-

Şeyh Şibli Hazretleri:

— Gün batarken niçin sararıyor? diye sorar ve hemen akabinde yine kendisi bu hali mü'min bir zatın dünyadan göçmesinin yaklaştığı bir ana benzeterek şöyle derdi:

EBU BEKİR ŞİBLİ 431

— Tam ve noksanı olmayan bir makamdan atıldığı için, o makamdan korkusu yüzünden sararıyor. Tıpkı mü'min de böyledir. Dünyadan göçeceği zaman varacağı makam sahibinden çekindiği için; nasıl karşılanacağını bilemeyip böyle sararır, Sonra da ilâve ederdi;

— Gün doğarken de çok aydın olarak doğar. Bu da bir mü'minin öldükten sonra kabrinden kalkışına benzer. Bir mü'min kabrinden kalktığında yüzü güneşin doğduğu gibi parlar.

Akk

Bir gün biri Şibli'ye gelip geçim derdinden bahsetdi. Ve:

— Efendim, nafakası üzerime düşen evlâd-u ıyalim çoktur. Geçinemiyorum. Lütfedin, buna bir çare gösterin, dedi.

Şibli bu kimseye:

— Hemen evine git. Kimin rızkını sana bağlı görürsen kapı dışarı at. Kimin rızkını Cenâb-ı Hakka bağlı görürsen o da evde kalsın, dedi.

kkk

Şibli'nin Hâdimi Bekir Dinüri'den nakildir. Buyuruyor ki: Şibli Hazretleri vefatından evvel bana: Üzerimde bir dirhem mazlum hakkı vardır. Onun sahibi için bin dirhem sadaka verdim, Lâkin buna binaen gönlüme ondan ağır nesne gelmedi, demiştir,

*# kk

Şibli'nin Hâdimi Bekir Dinüri şöyle anlatıyor:

Şibli Hazretleri ömrünün son deminde halet-i nez'de: Bana abdest aldır, dedi. Ben dahi ona abdest aldırdım. Lâkin tahlil ettirmeği unutdum. O vakit onun dili tutulmuştu. Benim elimi tutup mahasının içine ilet, diye hemen o anda ruhunu teslim etti. Büyüklerden biri bu kıssayı işitti; Ne dersin şu merdin hakkındaki ömrünün son deminde bile şeriat âdabından bir: edep fevt olmadı, buyurdu.

Şibli Hazretleri vefat edeceği. gece, vefat etmezden birkaç saat evvel mükerreren şöyle demiştir: Yarabbi! Sen sana gönül bağlayanların gönlünde tecelli

433 ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ

ettiğin için onların lâmba, kandil gibi başka bir ışığa ihtiyaçları yoktur. Herkes senin zat-ı ulühiyetine bir çeşit delil göstererek iman ve itikat eder. Seni görmek şerefine nail olabilmek için ümit bağlamışlardır. Senin birliğin, tekliğinin ve eşsiz oluşunun cemali de bizim Huccac ve delilimizdir.

Henüz hayatta iken, vefat etti haberi şayi olmuş pek çok kimse cenaze namazını kılmak üzere toplanmışlardı. O bunu haber alınca gözlerini açıp: Şaşılacak şey doğrusu, ölüler dirinin cenazesine geliyor, buyurdu: Yanında bulunanlardan biri yüksek sesle: Lâ ilâhe illâllah demesi için Şibli'ye telkinde bulundu. Hazret-i Şeyh: Süphanallah! Ölü diriye şehadet telkin ediyor, taaccüp olunur doğrusu, buyurdu. Biraz sonra: Nasıl sınız? diye soranlara: İşte şimdi mahbubuma ve herkesin mahbubuna mülâki oluyorum, dedi ve melikülmevte ruhunu teslim

etti. #k*

Şeyh Şibli Hazretlerinin bazı hikmetli sözleri. Buyuruyorlar ki: Azadlık gönül azadlığıdır, başka değil. #k# Elinizdeki zaman sermayesine çok dikkat ve riayet'edin (ve bilin ki yarınki sermayeniz de budur. ##* Şeyh Şibli Hazretlerinin muhterem hulefası şu zevattır: 1 — Şeyh Ebul Fazl Abdülvahit Temimi, 2 — Şeyh Bekir, 3 — Şeyh Ali Acem, 4 — Şeyh Ebul Hasen Hadri, 5 — Şeyh Ebü Bekir Tamsani, 6 — Şeyh Ebul Hasen Meşni, 7 — Şeyh Ebu Zer Razi, 8 — Şeyh Yakup Seyyid, 9 — Şeyh Penvar Behlep, 10 — Şeyh Ebu Sehl Muhammed Bin Süleyman Saluni.

——— am ——

ŞEYH SIRRI SEKATİ

Şeyh Sırri Sekati Kuddise Sirrihu Hazretleri Bağdat'da dünyaya teşrif buyurdu. Tevellüdüne dair tam bir kayıt yoktur, Künyesi: Ebül Hüseyin'dir. Cüneyd-i Bağdadi ve sair Bağdatlıların üstadı idi. Irak'ın birçok şeyhleri onun müridi idi.

Hocazade Ahmed Hilmi Efendinin Hadikatül Evliya adlı eserinin kaydına göre Maruf-u Kerhi Kuddise Sirrihu Hazretlerinin hem dayısı ve hem Eâzım-ı Hulefasındandı. Cüneyd-i Bağdadi Hazretlerinin de hem dayısı, hem de mürşidi idi.

Cenâb-ı Sırri Sekati Hazretleri ticaretle iştigâl eder ve dükkânında bir perde gererek arkasında namaz ve niyazla meşgül olurdu. Bağdat'ta tevhidin sırlarını ilk defa o bahis konusu etmiştir, Şeyh Sırri Sekati nefsine galebe çalınış, onu öldürmüş bir mürşidil emin idi. Hazret-i Melekütün sâliki, izzeti ceberütun şahidi idi. Bir dehri, harikulâde bir şahsiyet idi.

Sarı Abdullah Efendi, Semeretül Fuad adlı eserinde Şeyh Sırrı Sekati Hazretlerini şöyle anlatır:

O (Sırr-i Sekati) ilâhi irfana, Esrâr-ı Hakka vâkıfdı. Hakka ait otuz bin sır biliyordu. İlmin derinliğinde, Hakkın esrarında kendinden geçmiş, kendisini bunlar arasında kayıp et mişdi. Kalbinde Hakkın esrarı tecelli ederek o sırları gaipden öğrenmişti. Onun bu bilgisi içinden dışına taşıyordu. O, külhan idi, âşıklar arasında gülşen oldu. Şeyh Sırri Sekati Hicret-i Celile-i Nebeviyenin iki yüz elli üçüncü yılı Ramazan-ı Şerif Ayının üçüncü Salı günü Bağdat'ta Dâr-ı Bekaya göçmüş ve Su'zimme Kabristanı'na defnedilmiştir. İrtihalleri için «Kutbulhak» tarihi düşürülmüştür.

*#* Cenâb-ı Sırri Sekati bu yola sülükunu şöyle anlatıyor:

434 ARİFLERİN MENKİIBELERİ

Bir bayram günü. Yetim bir oğlan çocuğunu elinden tutup elbise aldım. Buna yetim çocuk çok sevindi. Onun sevinmesi beni de son derece sevindirdi. Mürşidim Cenâb-ı Maruf Hazretleri bu hali gördü. Bana:

— Hak Tealâ senin gönlünde dünyayı mesrur eylesin ve sana dünya şügülünden feragat versin, diye dua buyurdu.

O dua Hak Sübhanehu Ve Tealâ katında kabul oldu. Onun berekâtından ben de Hakkın sırları tecelli etti. Ben ancak helâl para kazanarak rızkı temin için ticaretle uğraşır, az bir kâra kanaat ederdim. Her alışverişte on altına ancak yarım altın kâr alırdım. Ticaretle iştigâlim ibadetime hiç mani olmazdı. Günde bin rekât kıldığım vaki olurdu.

4k

Şeyh Sırri Sekati şöyle buyuruyor:

Nefsim benden bal diledi, vermedim. Vermeyince arzusu daha ziyade oldu. Ziyadeleşince ben de ona galebe gelmek için vermemeğe ahdettim. Balı nefsimden kaçırdıkça onun hırsı artıyordu. Onun hırsı arttıkça da ben kaçırıyor ve her seferinde nefsimin bu durumundan dolayı acaba yüzüm kara oldu mu, olmadı mı? diye aynaya bakıyordum. Bu tam kırk yıl devam etti. Netice: Ben nefsime galip geldim. Nefis benden bir daha

istekte bulunmadı. Ak

Nakildir:

Bir gün Sırri Sekati Evliyaullahdan birini görmek diledi. Kendisine:

— Şimdi dağ başında bulunur, denildi.

Şeyh Sırri, şehirden dışarı çıktı. Dağ başına vardi. Orada tefekkür halinde birini gördü. Selâm verdi. O kişi selâm aldı.

Şeyh Sırri: — Ne kişisin? diye sordu. O kimse:

— Hu! diye cevap verdi. — Ne işlersin?, — Hu!

ŞEYH SIRRI SEKATİ 435

— Ne yersin? — Hu! — Hu demekten muradın Hak mıdır?

o anda can verdi. LE Rİ

Şeyh Sırri Hazretleri şöyle buyuruyor:

Bir gün bir hata işledim. O hata sebebiyle kalbime pişmanlık ateşi düştü. O ateş otuz yıldır içimde durmakta, hatırladıkça kalbimi cayır cayır yakmaktadır.

— Nasıl oldu? diye sual buyrulduğunda, şöyle anlattı:

— Bir gün Bağdat şehrinde, dükkânımın bulunduğu semtde bir yangın çıktı. Dükkânlar yandı. Benim dükkânımın yanmadığını bana haber verdikleri zaman ben bir oh! çekip: EL hamdülillâh, diye şükür ettim.

Hemen akabinde kendimi komşularımdan üstün tuttuğumu, söz ve hareketlerimle başkalarının zarar ve ziyanına acımadığımı anladım. Tevbe ve istiğfar ettim. Ve komşularıma muvafakat için dükkânımdaki malı fakirlere dağıttım. Lâkin hatamdan duyduğum pişmanlık otuz yıldır kalbimden silinmedi. akt

Şeyh Sırri Sekati bir gece rüyasında Hazret-i Yakup Aleyhisselâm'ı gördü ve:

— Ey Peygamberlerin ceddi, bu ne haldir? Muhterem oğunuz Yusuf Aleyhisselâm'a olan babalık aşk-ı muhabbetinizle cihanda meşhursunuz. Hüdâ kudret ve sırrının eserinin müşahede olunduğu nurlu kalbinizde nasıl oldu da Hazret-i Yusuf". un muhabbeti sığabildi? diye sordu.

Hazret-i Yakup (A.S.) cevaben:

— Süküt et ya Sırri Sekati, dedi ve: — Yusuf'un cemalini bir gör, diye ilâve buyurdu.

Sırri Hazretlerine Hazret-i Yusuf'un cemali tecelli etti, Şeyh Hazretleri bir bakışta hayretinden bir çığlık kopardı. Kendinden geçti ve tam onüç gün bu halde kaldı. Tekrar kendine geldiği zaman:

— Allah âşıklarını kınamanın cezası budur. Kelâmı ağzından varid oldu. kk *#

Cüneyd-i Bağdadi, Sırri Sekati hakkında şöyle buyuruyor:

Sırri'den ziyade ibadet ehli kimse görmedim. Kendine bir maraz iraz olmadıkça onun gönlü her an ve zaman daima edepb hayli huzurda olurdu. Haktan hiçbir kere bile gaafil olmadı. Yetmiş yıl kimse onu yanı veya arkası üzerine yatmış görmedi. Yetmiş yıl onun ayaklarını uzattığı, edebe mugâyir şekilde oturduğu görülmedi.

Ancak o halet'i nez'a eriştiği zaman yetmiş yılda bir kere

yatağa uzanabildi.: kk

Sırri Sekati buyuruyor ki: Marifet yukarıdan aşağıya doğru kuş gibi pervaz edip iner ve utanç, haya sahibi gönülleri arayıp bulur ve onlara

konar. ***

Cenâb-ı Sırri Sekati Hazretleri Sabıra müteallik kelâm ifade buyururken bir akrep mübarek ayağını birkaç kere şiddetlice soktu. Mecliste olanlar:

— Niçin def etmediniz? dediklerinde, cevaben:

— Konuşmamız sabır hakkındadır. Ona vurup kaçırmağa haya ederim, buyurdu.

Rk

Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri şöyle anlatıyor:

Cenâb-ı Sırri Hazretlerine halet-i nez'ı erişip ömürlerinin âhir demlerinde onu ziyarete gittim. Yakınında bir yelpaze vardı. Alıp yüzü üzerinde sallamağa başladım. Hazret-i Şeyh mübarek gözlerini açtı. Elimde yelpazeyi görünce:

ŞEYH SIRRI SEKATİ 43T

— Ey Cüneyd yelpazeyi elinden bırak. Yelleme. Çünkü ateş yellenince daha çabuk ve çok yanar, dedi. Kendilerine:

— Bir şey vasiyet buyurunuz, diye istirhamda bulundum.

Şöyle buyurdular:

— Halkın sohbetine dalma. Allahın zikriyle meşgül ol.

Bu kelâm üzerine kendilerine:

— Bu sözü evvelce söylemiş olsaydınız sizinle de sohbet etmezdim, dedim.

4 **k

Cenâb-ı Sırri Sekati'nin hemşiresi bir gün Şeyh Hazretlerinin ziyareti âlilerine gelip:

— Eğer müsaade buyurursanız hanenizi süpüreyim, dedi.

Şeyh Sırri müsaade etmedi. Diğer bir gün hemşiresi yine ziyaretlerine geldi. Bir kocakarının şeyhin hanesini süpürdügünü gördü. Şeyh Hazretlerine:

— Ey birader, ben senin hemşiren iken hanei süpürmekliğime müsaade etmedin. Şimdi ise bir nâmahrem hatunu süpürmek için getirmişsiniz, dedi.

Şeyh Sırri Hazretleri hemşiresinin bu sözü üzerine tebessüm ederek:

, — Ey hemşireciğim, dedi. O gördüğün 'âcüze dünyadır. Bizim aşkımızdan, bize dost visalini uzatmakdan meyus kalmış idi. Şimdi hayatımızda kendisine hizmetimiz nasip olması için hanemizi süpürme hizmeti ona verilmiştir.

#4

“Bir gün Şeyh Sırri Sekati Hazretleri:

— Ben Bağdat içinde ölmekten korkarım, buyurdu.

— Niçin? diye sordular,

Cevaben:

— Toprağın beni kabul etmeyerek dışarda kalmamdan ve ondan naşi halka rüsvâ olmaktan, buyurdu.

#*i*k

l Bir gün Lübnan'dan biri gelip Şeyh Sırri Hazretlerine: — Falan adamın. size selâmı var, diye selâm gönderen kimsenin selâmını tebliğ etti. Şeyh Hazretleri:

— Ben onun selâmını kabul etmem, reddederim. Çünkü dağ başında oturmuş hiç bir işle mşgül değildir. Hak âşığı dediğin çarşıda pazarda alış-verişle meşgül olur ve bir lâhza Hakta gaafil olmaz, buyurdu. (*)

Şeyh Cüneyd-i Bağdadi Hazretlerinden nakildir. Buyuruyorlar ki:

— Bir zaman Sırri'nin önünde oturdum, ona Şakird oldum ve hizmet ettim, Bir gün onun hanesinin kapısı önünde bir takım kimseler oturmuşlardı. Şeyh Hazretleri bana:

— Kapıdakiler kimlerdir, içlerinde hiç yabancı yok mudur? dedi.

Ben:

— Yok, hemen bir derviş var, dedim.

Şeyh Hazretleri:

— Hakkın fermanıdır, davet eyle gelsin, dedi.

Dervişe:

— İçeri buyur, dedim.

Geldi. Şeyh onunla sohbete daldı. Söz uzadı. Sonra öyle ince ve derin ilimden bahsolundu ki, ben söylenenleri anlıyamıyordum. Sanki dilsizmişim gibi bir kelime söyleyemedim. Ve hayretle kaldım.

Nihayet son demde Şeyh Hazretleri ona:

— Kimin talebesiydin? diye sordu.

Derviş:

— Herat'da bir üstadım vardı. Ben ona namazın feraizini öğretirdim. O da bana ilm-i talim ederdi, dedi,

Sırrı Hazretleri:

— Mademki bu ilim Horasan'da mevcuttur. Her yerde

(9) Kişinin ibadet ve taatına man! olmayarak meşrü şekilde kazanç temin

etmesi elzemdir. Zira: Kendisinin, evlâd ve ıyâlinin bir çok zaruri ihtiyaçları vardır. Kişinin bu hşli karşılaması için para kazanması tevekküle de mani değildir.

ŞEYH SIRRI SEKATİ 439

dahi vardır. Ne zaman Horasan'dan kalkıp yok olursa her yerden kaybolur, gider, dedi.

kik

Sırri Sekati buyuruyor ki:

Bir gün Tarsus'da bulunurken hasta oldum. Dilekli değil, zamanın hafızları beni görmek için ziyaretime geldiler ve o kadar çok oturdular ki bana melâl gelip mahzun oldum ve çok intindim. Sonra gidecekleri zaman benden dua talep ettiler. Elimi kaldırıp (Allahümme allimna keyfe nelidül maraza) Yâni: Ya Rabbi bana ne veçhile hastalara yardım edileceğini talim eyle. Hastalara öylece hizmetde bulunayım, dedi.

#*k

Cüneyd-i Bağdadi buyuruyor ki:

Bir gün Sırri Sekati Kuddise Sirrihu Hazretlerinin hane-i saadetlerine gittiğimde gördüm ki Hazret-i Şeyh elinde süpürge hem hane-i saadetlerini süpürüyor, hem şu beyiti okuyup ağlıyordu:

Gece ve gündüz

Ha uzun olmuş ha kısa. Gecenin gece, gündüzün gündüz Oluşları,

Uzun veya kısa oluşları,

Benim için ne farkeder.

Çünkü hep ah! ile vah! ile İnleyip sızlamakla geçiyor.

La

Sırri Sekati şöyle anlatıyor:

Bir gün müzayedede altmış altına badem aldım. Fakat piyasada âniden badem fiatı artdı. Bir çok tellâllar bana bademi satmamı teklif ettiler: Ben:

— Müşteri kaçtan alacak? diye sorunca tellâlın biri doksan altına alıcı olduğunu söyledi..

— Bilirsiniz ki ben her yirmi altında bir altından fazla

440 ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ

kâr almam. Bu bakımdan altmış altına aldığım bir malı, her yirmi altında bir altın kâr koyarak satarım. O da 63 altın eder.

Fazlaya satmam, dedim.

Tellâl da: — Şu an için bademinizin tutarı piyasada 90 altındır. Ben

bademinizi şu an için 90 altından aşağı satmam, dedi. — Ben de sizin teklif ettiğiniz 90 altına malımı satmıyo- - rum, dedim ve bademleri satmadım. Ka Cenâb-ı Şeyh Sırri Sekati Hazretlerinin bazı hikmetli sözleri. Buyuruyorlar ki; — En kuvvetli insan, gazap ve hiddetine yenilen değil, yepen insandır.

##X

”Bidayetel marifete tecridinnefsi litefridilhak yâni: Marifetin evveli nefsi masivadan (günah ve kötülüklerden) temizlemektir. #4

Bir kimse âhiret kazancı (sevabı) olmayan bir işi gereğinden fazla önem vererek, ona o işi halkın beğenmesi için süslü ve hoş bir şekilde yapsa Hak Teâlânın nazarından düşer.

kak

İ İnsan için dünyada şu beş şeyden mâada her şey fazladır: (1) Açlığı giderecek kadar yemek, (2) Susuzluğu giderecek kadar. su, (3) Mahrem yerleri örtecek kadar giyim,

(4) Oturabilecek kadar bir ev, (5) Dünyada elde edebilecek ahiret kazancı.

#kk

Günahın alâmeti: Nefsin ayıbı görmemesidir. kA *

İğn büyük kuvvet ve kudret kişinin nefsine gaalip olmasıdır, AK

ŞEYH SIRRI SEKATİ 441

Kendi nefsini islâh edip (onu kazanamayan) başkasının, nefsini islâh etmekden âcizdir.

kk

Yüz, kalbin aynasıdır. Kalpde gizli olan yüzde meydana, Sıkar.

kA

Üç kısım kalp vardır:

Birinci kısım: Yüce, heybetde sağlam, dağ misali, asla yerinden oynamaz.

İkinci kısım: Muazzam bir ağaca benzer. Rüzgâr estikçe bazı kere yerinden oynar.

Üçüncü kısım: Kavi ve muhkem değildir. Rüzgâr ne taı rafdan eserse ona tabi olur.

*#k

"Güzel ahlâk üzere yaratılmış kimsenin şu üstün meziyetleti olur: a — Halka kin bağlamayıp onlara sevgi besler. b — Kimseye eziyet etmez, incitmez. e — İyiliği dokunduğu bir kimseden karşılık beklemez.

#k#*

"Dini şehvetine gaalip gelen kimse kâmil mü'mindir.

##*

Şehvetden hâsıl olan her günah ve kötülüğün affedilmesi ümid edilir. Kibirden hâsıl olan günah ve kötülüklerden affedilmek ümidi beslemeğe gelmez. Zira Hazret-i Âdem'in günahı şehvetlendi, affolundu. İblis'in günahı kibirdendi affolunmakd. i

*#k#* © Kâmil mü'min sıfatını tebarüz ettiren şu beş vasıf ikâmetgâh mahalli olan kalpde kendilerinden başka nesne oldukça barınamaz. Onlar;

(1) Havi, (2) Reca, (3) Haya,

442 ARİFLERİN MENKİIBELERİ

(4) Üns, (5) Muhabbet.

#**

Halka karışmayı çok arzulayan sıdkı az olandır. #kk "Aynanın iyi göstermesi için nasıl onu cilâlamak lâzım gel mekte ise insanın kalbinin temizliği çiin de kalbini, gerçekle, Hak aşkı, Allah sevgisiyle cilâlaması gerekir. Kişi her hal ve kârda Hak için çalışmalı, dünyaya ait nesneleri düşünmemeli. Hiç bir şeyden korkmamalı ve hiç bir şey

için de sevinmemeli. *Ak*

Ya Rabbi ben günahkârım, beni affet.

Bütün günahlarımı sil, yok et. Ben kendi kanım ve canımdan günahkâr oldum.

Senin affın benim kurtuluşum için hüccetdir,

Evet, ben suçluyum ve muhtacım.

Lâtuf buyur, halâs et,.

Akıp giden zaman beni günahkör etti.

Sen beni bu günahtan çıkar, selâmete erdir.

Konuşmalarımla dahi,

Günahkâr ve kabahatli oldum.

Lütuf et beni bağışla,

Cihanın kayıd ve kuyudlarından günahkârın - Beni bunlardan da kurtar.

Hulâsa:

Günah benimle, af ise seninle

Bütün ehl-i irfanın canları

İşte bu sebebe mebni af etmen için ağlamaktalar.

Ak

Bir gün Şeyh Sırri Sekati Hazretlerinin hastalıklarında Cüneyd-i Bağdadi Kuddise Sirruhu Hazretleri ziyaretine gitmiş ve:

ŞEYH SIRRI SEKATİ 443

— Nasılsınız? diye sormuştu. Cenâb-ı Sırri Hazretleri: — Bir âciz ve biçâre kulum, buyurdu.

LR Rİ

Şu üç huy Cenâb-ı Hakkın dargınlığını mucip olur:

1) Gıybet etmek,

2) Lüzumsuz şeylerle oyalanıp, boş vakit geçirmek, 2) Onunla, bununla alay etmek,

k#k*

Dünya, âlimlerin kalbine giren dişi yılandır. Âbidlerin ve yalancı sofuların da sihirbazıdır. Çocukların topla oynadığı gig.bi bunlarla oynar.

kk 4*

Halkın kendisine: — Şu bir evliyâdır, Cenâb-ı Hakkın sevgili bir kuludur, dediği zaman hoşlanan kimse; nefsinin esiri olduğunu bilsin.

Ak*

Onun hulefası şu mübarek zevatdır:

1 — Cüneyd-i Bağdadi,

2 — Şeyh Mesruk Ebu Abbas Ahmed Bin Muhammed, 3 — Şeyh Ebü Said Hazzaz Ahmed Bin İsa,

4 — Şeyh Ebul Hasan Nuri Ahmed Bin Muhammed, 5 — Şeyh Hayrünnessac Bin Muhammed Bin İsmeil, 6 — Şeyh Semnun Bin Hamza,

7 — Şeyh Ebu Arer İstahri,

8 — Şeyh Hasan Mesuki Bin Ali,

9 — Şeyh Ahmed Mesuki,

10 — Şeyh Muhammed Bin Ebi Razi,

11 — Şeyh Ebu Abdurrahman Bağdadi..

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Murat Tarık Yüksel, Âriflerin Menkıbeleri, c. 1.

Hayatından kayıtlar

İlk 4 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Ad varyantlarını ayıran kimlik kapısı

Dülef b. Cahder, Dülef b. Ca‘fer ve Ca‘fer b. Yûnus biçimleri aynı Şiblî’ye ait kaynak varyantlarıdır.

Metni gösterMetni daralt

247/861 Şibliyye doğumu, Dümbâvend görevi, Hayr-Cüneyd hattı ve 334/946 Bağdat vefatı kaydı sabitler.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi — Şiblî, Ebû Bekir.
TARİHÎ KAYIT

Fıkıh ve hadis birikimi

Hadis yazdı, el-Muvaṭṭaʾı ezberledi ve güçlü fıkıh bilgisiyle tanındı.

Metni gösterMetni daralt

Şathiyeleri, ilmî birikimini örten tek kimlik olarak kullanılmamalıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi — Şiblî, Ebû Bekir.
TARİHÎ KAYIT

Hallâc ile yakınlık ve uyarı

Hallâc’ın dostuydu; bazı sözlerini açıkça söylememesi konusunda onu uyardığı aktarılır.

Metni gösterMetni daralt

Yakınlık, iki şahsiyetin bütün görüşlerinin aynı olduğu anlamına gelmez.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi — Şiblî, Ebû Bekir.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Birçok yolun ortak erken halkası

Adı Kādirî, Mevlevî, Rifâî ve Şâzelî silsilelerinde görülür.

Metni gösterMetni daralt

Bu sonraki kabul, Şiblî’yi henüz kurulmamış tarikatların kurumsal mensubu yapmaz.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi — Şiblî, Ebû Bekir.

Eserleri ve metinleri

İlk 1 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Şiirlerinin sonraki yankısı

Şiirleri 1967’de derlendi; İbnü’l-Arabî ve Mevlânâ beyitlerinden yararlandı.

Metni gösterMetni daralt

Şiir dili aşk, vecd ve mârifet tecrübesini sonraki tasavvuf edebiyatına taşıdı.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi — Şiblî, Ebû Bekir.

Kavram dünyası

İlk 4 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Tarikî ve tarihî bağlantı 1

Merkad-i şerîfleri Bağdâd’da İmâm-ı A'zam efendimiz hazretlerinin civâr-ı rahmet-medârlarında kâindir.

Metni gösterMetni daralt

Merkad-i şerîfleri Bağdâd’da İmâm-ı A'zam efendimiz hazretlerinin civâr-ı rahmet-medârlarında kâindir. Cüneyd’in eâzım-ı hülefâsından olup Mâlikiyyü’l-mezhep idi. Zühd ü takvâsı, ahvâl ü akvâl-i ârîfânesi meşhûrdur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 1.
TARİHÎ KAYIT

Tarikî ve tarihî bağlantı 2

Gâfil olan ise envâr-ı hakâyıktan bî- haberdir.

Metni gösterMetni daralt

Gâfil olan ise envâr-ı hakâyıktan bî- haberdir. Mürîdânından Şeyh Ebu’l-Fazl Abdullâh el-Yemenî hazretlerinden silsile-i Kâdiriyye; Hz. Ebû Ömer Muhammed-i Zeccâc’dan silsile-i Mevleviyye; şeyh Ali el- A'cemî’den silsile-i Rufâiyye zuhûr etmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 1.
TARİHÎ KAYIT

Tarikî ve tarihî bağlantı 3

Mürîdânından Şeyh Ebu’l-Fazl Abdullâh el-Yemenî hazretlerinden silsile-i Kâdiriyye; Hz. Ebû Ömer Muhammed-i Zeccâc’dan silsile-i Mevleviyye; şeyh Ali el- A'cemî’den silsile-i Rufâiyye zuhûr etmiştir.

Metni gösterMetni daralt

Mürîdânından Şeyh Ebu’l-Fazl Abdullâh el-Yemenî hazretlerinden silsile-i Kâdiriyye; Hz. Ebû Ömer Muhammed-i Zeccâc’dan silsile-i Mevleviyye; şeyh Ali el- A'cemî’den silsile-i Rufâiyye zuhûr etmiştir. Çünkü o, Allâh’ın nuruyla bakar." (H) İstanbul’da Şehîd Ali Paşa Kütüphânesi’nde 1374 numaralı bir eser vardır ki, Hz.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 1.
TARİHÎ KAYIT

Tarikî ve tarihî bağlantı 4

Çünkü o, Allâh’ın nuruyla bakar." (H) İstanbul’da Şehîd Ali Paşa Kütüphânesi’nde 1374 numaralı bir eser vardır ki, Hz. Cüneyd’in meşâyıh ile teâtî eylediği mektupları câmi’dir.

Metni gösterMetni daralt

Çünkü o, Allâh’ın nuruyla bakar." (H) İstanbul’da Şehîd Ali Paşa Kütüphânesi’nde 1374 numaralı bir eser vardır ki, Hz. Cüneyd’in meşâyıh ile teâtî eylediği mektupları câmi’dir. "Ebû Bekr-ı Şiblî’ye, birbirinize baktığınız gözle bakmayın; o öyle bir gözdür ki, baktığında Allaha’ın gözüyle bakan gözlerdendir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 1.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Bağdat · IrakEbû Bekir eş-Şiblî'nin merkadi (İmâm-ı Âzam civarı)Sefîne'ye göre Ebû Bekir eş-Şiblî'nin kabri Bağdat'ta İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe'nin türbesinin bulunduğu civardadır. Koordinat, metinde işaret edilen İmâm-ı Âzam Külliyesi çevresi için yaklaşık olarak verilmiştir; kabrin tam yeri metinde belirtilmemiştir.Sâmerrâ · IrakŞibliye köyüKaynak, Şiblî'nin 247 (861) yılında Sâmerrâ'nın Şibliye köyünde doğduğunu bildirir; nisbesi de bu köyden gelir. Köyün bugünkü yeri ayrıca tespit edilmediğinden koordinat Sâmerrâ şehri düzeyindedir. İlişkili kişi dosyası Ebû Bekir eş-Şiblî : Ebû Bekir Dülef b. Cahder eş-Şiblî (247/861–334/946), Sâmerrâ yakınında doğup Abbâsî idaresinde görev yaptıktan sonra Hayr en-Nessâc ve Cüneyd-i Bağdâdî çevresinde tasavvufa yönelen; fıkıh, hadis, Kur’an tefekkürü, mârifet ve tevhid diliyle erken Bağdat tasavvufunun başlıca temsilcilerinden olan sûfîdir.Demâvend · İranDünbâvendDevlet kademelerinde hızla yükselen Şiblî, Rey'e bağlı Dünbâvend'de valilik yaptı (Hatîb, XIV, 389). Tasavvufa yönelişi bu görev sırasında Hayr en-Nessâc'ın sohbetine katılmasıyla başlamıştır. Tarihî idarî birimin sınırları bugünkü yerleşimle birebir örtüşmediğinden koordinat verilmemiştir.Bağdat · IrakBağdatCüneyd-i Bağdâdî'nin yanında tasavvuf eğitimini tamamladığı ve hayatının en etkili dönemini geçirdiği şehirdir. Kaynak, 334 yılı Zilhicce ayında (Temmuz 946) Bağdat'ta vefat ettiğini kaydeder; defin yerini belirtmez.Bağdat · IrakBağdatNazmîzâde'nin doğduğu, medrese tahsilini tamamladığı, Osmanlı valilerinin maiyetinde çeşitli hizmetlerde bulunup hazinede rûznâmçe halifeliğine kadar yükseldiği ve vefat ettiği şehir. Eserlerinin çoğu da bu şehrin etrafında döner: Gülşen-i Hulefâ Bağdat'ın kuruluşundan 1130'a (1718) kadarki tarihini, Tezkire-i Evliyâ-i Bağdâd ise şehirde ve civarında medfun evliyanın hâl tercümelerini anlatır. Mehmed Süreyyâ onun İstanbul'a geldiğini kaydederse de bu bilgi diğer kaynaklarda yer almaz.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ
  2. [2]Sefîne-i Evliyâ - Cilt 1
  3. [3]Murat Tarık Yüksel, Âriflerin Menkıbeleri, c. 1
  4. [4]TDV İslâm Ansiklopedisi — Şiblî, Ebû Bekir
  5. [5]Hanbelî tabakatı; Kādirî silsile kaynakları; Yahyâ Âgâh İstanbulî istinsahı, Millî Kütüphane no. 3200
  6. [6]Yahyâ Âgâh İstanbulî istinsahı, Ankara Millî Kütüphane, no. 3200
  7. [7]Kişi dosyasının kaynakları — Ebû Bekir eş-Şiblî
  8. [8]Kişi dosyasının kaynakları — Nazmîzâde Seyyid Murtazâ Efendi
Ortak kaynak kataloğunu aç →