ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
60 sonuç · “Zan”
01Bârzân Hattı
Kuzey Irak'taki Bârzân Tekkesi'nin Nehrî çevresiyle tarihî irtibatı; doğrudan hilafet bağı kesin kabul edilmez.
Kesnezâniyye
Irak'ta gelişen Abdülkerîm Şah Kesnezânî nispetli Kādirî kol.
Ramazâniyye
Ramazâniyye, Halvetiyye içinde tarihî silsile ve kurucu nispetiyle belirginleşen koldur.
Âfâkıyye / Akdağlık Hâceleri
Hidâyetullah Âfâk Hoca çevresinde Kaşgar ve Doğu Türkistan'da siyasî-mânevî güç kazanan; Akdağlık Hâceleri diye de bilinen Kâsânî kolu.
Cerrâhiyye
Nûreddin Cerrâhî'ye nispet edilen; İstanbul Karagümrük'teki âsitâne çevresinde teşekkül eden Halvetî-Ramazânî kolu.
Ervâdî–Gümüşhânevî Hattı
Hâlid el-Bağdâdî’den Ahmed el-Ervâdî’ye, ondan Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî’ye uzanan; hadis tedrisi, ilmî icâzet ve irşad hilâfetini birlikte taşıyan Nakşibendî-Hâlidî aktarım hattı.
Gayda Kolu
Sıbgatullah Arvâsî'nin Hizan-Gayda merkezli halkası.
Hemedâniyye
Seyyid Ali Hemedânî'nin Orta Asya, İran ve Keşmir'e uzanan irşad ağına nispet edilen kol.
İstanbul-Balkan İzzeddînî Hattı
Yeşil Tulumba Âsitânesi'nden Mûsâ Muslihiddin aracılığıyla Yakova, Prizren ve Berat'a uzanan Rifâî-İzzeddînî irşad hattı.
Karadestârî Hattı
Üsküdar'dan Unkapanı Âsitânesi'ne ve oradan Yakova-Prizren hattına uzanan İzzeddînî Rifâî silsilesi.
Kassâriyye Melâmîliği
9-10. yüzyıl Nişâbur çevresinde belirginleşen; ihlâs, ameli gizleme, nefsi itham ve çalışıp kazanma ilkelerini öne çıkaran Melâmetî çevre.
Meşîşiyye
Abdüsselâm b. Meşîş üzerinden Şâzeliyye'nin teşekkülüne uzanan güçlü Mağrib hattı.
Abdülahad Nûrî Sivâsî
Abdülahad Nûrî Sivâsî (1594/95-1651), Abdülmecid Sivâsî’nin ilmî ve tasavvufî terbiyesinde yetişen; Midilli’den İstanbul’a uzanan irşadı, Mehmed Ağa Tekkesi, selâtin camilerindeki vaazları, Kadızâdelilere karşı kaleme aldığı risaleleri ve Dîvân-ı İlâhiyyât’ıyla Sivâsiyye’nin Nûriyye koluna adını veren mutasavvıf, vâiz ve şairdir.
Abdülkerîm Şah el-Kesnezânî
Abdülkerîm Şah el-Kesnezânî (yaklaşık 1820-1899), Süleymaniye’nin Karadağ çevresinde Kādirî terbiyeyi aile ve bölge ağıyla birleştiren; adına Kesnezâniyye nispet edilen Berzencî şeyhidir.
Abdülkerîmzâde Mehmed Efendi
Abdülkerîmzâde Mehmed Efendi (ö. 1568), Ebüssuûd ve Kemalpaşazâde çevresinde yetişen; müderrislik, kadılık ve Anadolu kazaskerliği yapan, tefsirden nahve uzanan eserler ve Arapça Kasîde-i Mîmiyye kaleme alan Osmanlı âlimidir.
Abdüllatîf el-Câmî
Abdüllatîf el-Câmî (ö. 1555-56), Semerkant ve Buhara’dan İstanbul, Halep ve Hicaz’a uzanan seyahatleri; Kanûnî’ye Kübrevî zikir telkini ve Hazînî’ye verdiği nispetle XVI. yüzyılın hareketli irşad ağını temsil eder.
Abdülmelik Atâ
Abdülmelik Atâ, Arslan Baba’nın torunu ve Mansûr Atâ’nın oğludur. Babasının 1197’deki vefatından sonra irşad mevkiine geçmiş; oğlu Tâc Hâce’yi yetiştirerek Zengî Atâ’ya ulaşan Yesevî aile ve terbiye zincirini sürdürmüştür.
Abdürrahîm el-Kınâî
Abdürrahîm el-Kınâî (1127–1196), Mağrib’de yetişip Ebû Medyen çevresinden aldığı irşadı Kınâ’ya taşıyan; Mâlikî ilmi, helâl kazanç, hizmet ve sohbeti birleştirerek Yukarı Mısır’da kalıcı bir tesir oluşturan âlim ve mürşiddir.
Abdürrezzâk Şâban Efendi
Abdürrezzâk Şâban Efendi (ö. 1098/1686-87), İnebolu çevresinden İstanbul'a gelerek Kasımpaşa Kızanlık Çeşme Mescidi imamlığı yapan; 1668'den vefatına kadar Eyüp Sultan Camii kürsüsünde hadis, tefsir ve vaaz hizmeti yürüten âlimdir.
Ahî Mîrim Halvetî (Molla Ali Melhemî Şirvânî)
Ahî Mîrim Halvetî, yeni araştırmalarda Molla Ali Melhemî Şirvânî olarak tanımlanan; Pîr Ömer el-Halvetî’den sonra İzzeddin Halvetî’ye uzanan erken Halvetî irşad halkasını sürdüren şeyhtir.
Ahmed Amiş Efendi
Ahmed Amiş Efendi (1807-1920), Tırnova’daki muallimlikten Fatih sertürbedarlığına uzanan hayatında Kuşadavî irşadı sohbet, melâmet ve teveccüh merkezli bir yöntemle İstanbul’un ilim ve kültür çevrelerine taşıdı.
Ahmed Bahâeddin Efendi (Bahâî)
Ahmed Bahâeddin Efendi (1872–1923), Şehremini’nde yetişen, İbrâhim Şükrullah ve Ahmed Zarîfî çevrelerine bağlanan; Bahâî mahlasıyla na‘t, gazel, tahmis ve tarih manzumeleri yazan son dönem Sinâniyye-Halvetiyye şairidir.
Ali Alâeddin Köstendilli
Ali Alâeddin Köstendilli (1053/1643–1143/1730), Ali Fâzıl Lofçavî’den hilâfet alan; Köstendil, Hacı Evhad ve Selâmî Ali tekkelerinde irşad eden; Nûreddin Cerrâhî ile Ahmed Raûfî’yi yetiştiren Halvetî-Ramazânî şeyhidir.
Ali b. Meymûn el-Mağribî
Ali b. Meymûn el-Mağribî (1450–1511), Mağrib’den Hicaz, Suriye, Lübnan ve Bursa’ya uzanan irşad ağıyla Şâzeliyye’nin Anadolu’daki ilk güçlü temaslarından birini kuran; zühd, sünnete bağlılık ve doğrudan terbiye anlayışıyla tanınan sûfî ve âlimdir.
Abdullah
(4 | (عبد Allah'ın kulu, Tanrı kulu. tas. a Allah'ın kendisinde bütün isimlerle tecelli ettiği kul. Allah ismine mazhar olan insan. Allah'ın kulları içinde derecesi en yüksek olan Abdullah'tır; çünkü o ism-i azamı kendisinde gerçekleştirmiş, Hakk'ın bütün sıfatlarını kazanmıştır. Bu yüzden Abdullah ismi, Peygamber'e özel kılınmıştır (Cin Suresi, 19). Tebaiyet yoluyla onun vârislerine de bu isim verilir. b İsmi bilinmeyen her insana Abdullah (Tanrı kulu) diye hitap edilir. Genellikle kabre konan cenazeye telkin verilirken, “Ya Abdullah, ya emete'llah,” denir.
Âb-ı revân
Akan su; akarsu. Farsça tamlama, sözlükte hem gerçek hem mecazî anlamlarıyla kullanılır. Tasavvufî kullanımı Gönle peş peşe gelen ferahlık ve iç huzuru; insanın ezelî bağ ve irtibatından haberdar olması anlamında kullanılan bir tabirdir. Tasavvuf şiirinde akan su, süreklilik ve arınma çağrışımı taşır. Revân kelimesinin “ruh” anlamı sebebiyle tamlama, bağlama göre ruh ve hayat çağrışımı da kazanabilir.
Ahilik
Kardeşlik, cömertlik ve yiğitlik. Anadolu’da esnaf ve sanatkâr çevrelerinde gelişen; meslek ahlâkını fütüvvet, dayanışma, hizmet ve tasavvufî terbiye ilkeleriyle birleştiren teşkilât ve yaşayış biçimidir. Ahiliğin tarihî gelişimi yalnız bir kişiye indirgenemez; ancak Anadolu’daki teşkilatlanması özellikle Ahi Evran ve çevresiyle ilişkilendirilir. Meslek öğretimi, helâl kazanç, misafir ağırlama, yoksulu gözetme ve iş ahlâkı birlikte düşünülür. Fütüvvet ve civanmertlik maddeleriyle karşılaştırınız. Ben bunda seyreder iken aceb sırra erdim ahi Bir siz dahi sizde görün dostu bende gördüm ahi Sûfîlere sohbet gerek, ahilere âhiret gerek Mecnunlara Leylâ gerek, bana seni gerek seni Yunus Emre
Ahir
veya Ahir Son. 2. tas. a İnsanın sahip oldugu her cesit sifatin evvel ve ahiri Hak olup o, Hakk'ın evvel ve ahir sıfatları arasında anzi bir varlıkur. b İnsanın yeryüzündeki hilafeti evvel ile ahir arasında bir berzahur. c Evvel ve ahir bir açıdan Hakk'ın iki ayrı yüzü, başka bir açıdan ise birbirinin aynıdır (SM). Ahiretlik/Ahretlik 1. içtenlikle birbirlerini din kardeşi olarak tanımış iki kadından (bazen iki erkek de olabilir) her biri diğerinin ahiretliğidir. 2. Ahirette sevap Ahkam-1 bâtına 2227 e e a MA ERİR kazanma ümidiyle bakıma ve korumaya muhtaç durumdaki çocuklar arasından alınıp büyütülmüş kız çocukları (po 1:30). Ahirette sevap Ahkam-1 bâtına 2227 e e a MA ERİR kazanma ümidiyle bakıma ve korumaya muhtaç durumdaki çocuklar arasından alınıp büyütülmüş kız çocukları (po 1:30).
Ahz-ı feyz
Feyiz almak. Bir mürid veya muhibbin velî ve mürşidin sohbetinden yararlanması; terbiye, edep, irfan ve mârifet kazanması anlamında kullanılır. Ayırım Ahz-ı feyz mânevî yararlanmayı, ahz-ı icâzet ise şeyhten hilâfet ve irşad izni almayı ifade eder.
Ashap
Bir ismin başına gelirse, genellikle o isme “-cilar” ve “-cular” NN Aşina anlamı kazandırır. Orn. ashab-ı yemin (sağcılar), ashab-ı şimal (solcular) gibi. Âsitân — Âsitâne i. Jar 1 - (آمعاان >. Atabe, eşik, dergâh. 2. tas, a Tekke, dergâh. Büyük dergâh. b Bir tarikat kurucusunun veya büyük bir velinin gömülü olduğu türbe. c Amel ve ibadet. Âsitân-ı kadiriye sür yüzün onlardan ol Izziyâ! Sâhib-i selâmettir gürüh-i 1 eae Asitanin ey seh-i levlâk me'mendir bana Hak-i payin tütiyâ-yı çeşm-i rüşendir bana Asl — Fer صل - فر ع) ( +. Temel, esas, kök. 2. عم Dinin esasları tevhit, marifet, iman, yakin ve sıdk'tır. Hidayet ise esasların esasıdır. Bunlardan türeyen hallere, makamlara, amellere ve tâatlere fer ve fürü denir. Fer asla, dal ve köke bağlı olduğundan usüle riayet etmeyen vusülden mahrum kalır. Vusülsüzlük usülsüzlüktendir. Asılların aslı, edep ve erkân gözetmektir. Asl-ı âlem İnsan-ı kâmil, Aslü'l-cevheri'l-ferd İnsan-ı kâmil.
A‘yân-ı sâbite
Varlıkların Allah’ın ilmindeki ezelî ve değişmez hakikatleri. Tasavvuf literatüründe, özellikle vahdet-i vücûd düşüncesinde, eşyanın dış dünyada var olmadan önce ilâhî ilimde bilinen sûret ve hakikatlerini anlatır. İlim ile dış varlık arasındaki yer A‘yân-ı sâbite dış dünyada müstakil birer varlık değildir. “Sâbit” oluşları ilâhî ilimde belirli bulunmalarını, “ma‘dûm” oluşları ise henüz hâricî varlık kazanmamış olmalarını ifade eder. Yaratılış, bu ilmî hakikatlerin ilâhî irade ve kudretle varlık sahasında görünmesi şeklinde açıklanır. Çokluk nasıl açıklanır? Vücûdun birliği ile varlıklardaki çokluk arasındaki ilişki, aynalar ve sûretler yahut tek bir kumaştan farklı elbiselerin kesilmesi benzetmeleriyle anlatılır. Varlık birdir; kabiliyetler ve görünüşler a‘yânın farklılığına göre çeşitlenir. Okuma notu Kavram, bütün tasavvuf ekollerinde aynı anlam ve ağırlıkta kullanılmaz; bilhassa İbnü’l-Arabî sonrası metafizik dil içinde merkezîdir.
Ayyar
Olar. Kurnaz, açıkgöz, avare, durmadan dolaşan. Devletlerin zayıfladığı ve devlet gücünün tesirini yitirdiği dönemlerde ortaya çıkan, bazen kendilerine göre bir düzen kuran çapulcular, şehir eşkiyası, başı bozuklar, zorbalar, efeler, kabadayılar; belalı ve soyguncu kişiler, haydutlar. 2. tas. Fütüvvet ehlinden olan comert, cesur ve fedakar bazı süfilere de ayyar denilmiştir. Şatır ve şuttar da bu türlü kişilerdir. Fudayl b. İyaz (ölm. 1987/802) başlangıçta eşkiyaydı, yol keser, vurgun vururdu. Attâr onu tarikat ayyarlarından sayıp över. Hucviri, Zunnün Mısri'yi (ölm. 245/859) överken ona tarikat ayyan der. Kuseyri cok namuslu ve iffetli bir kisi olan Nuh isimli birinden ayyar diye söz eder. Cami de Arif Ayyar isimli bir süfiden söz eder. Kuşeyri, Ahmed b. Haydaraveyh'in ayyarları toplayıp şanlarına layık bir ziyafet verdiğini, Risdle’nin fütüvvet bahsinde anlatır. IIL, IV.AX., x. yüzyıllarda kullanılan ayyar tabiri tasavvufta fütüvvet ehli ve civanmert, tarikat ayyarı deyimi de yol eri ve tasavvuf yolunun Yiğit, fedakâr ve gözü pek yolcusu manasına Seliyordu. Ayyarlık niteliğini kazanma ve ayyar olma pek çok süfinin hedefi olmuştur. Safevi şahının fedai muhafizlanna da ayyar denirdi.
Aziz
¢. Eizze, Azizan. İzzet sahibi, cok muhterem, gayet nadir rastlanan yüce şahsiyet, galip muktedir. tas, a Allah'ın güzel isimlerinden biri. b Veli, eren, ermiş. Gayri müslimlerin, özellikle Hıristiyanların inandıkları ermişlere de aziz (saint) denir.
Bâtın
İç, gizli, derun, iç nihan, gizli âlem. tas. a Allah'ın dort isminden biri: Evvel, Ahir, Zahir, Bâtın (Hadid Suresi, 2). Bunlara ‘ana adlar denir. Bu halde zahir-bâtın, aşikâr-pinhan, açık-gizli, iyannihan O'dur (Git ros, EK 1 305, KTA 87). Ben bilmez idim gizli iyân hep sen imişsin Tenlerde vu canlarda nihân hep sen imişsin 7 CE _ 6
Cemiyet
Derli toplu, düzenli ve huzurlu olma. Toplantı, demek. Mâsivâdan yüz çevirme ve dikkati yüce Allah’a teveccüh noktasında toplama. Kalbin huzursuz ve perişan (tefrika) halde olmaması, insanın zihnen ve kalben kendisini Hakk’a vermesi. Ham açıldıkca zülfünden bela vu mihnetim artar Bihamdillâh ömrüm uzanır cemiyetim artar Fuzüli Cemiyet-i hâtır Gönlün kaygılı ve perişan olmaması, tam tersine huzurlu olması,
Cevher
s>) İlahi (rahmani) nefes, külli heyula ve bundan belirip ilâhî kelimeyle varlık kazanan mevcut (xr). Bahr-1 ummana dalmışam Anda sedefi bulmisam Gevher olup gelmisem Umman kaygusu degil Gevheri Cevher-i evvel r. İlk cevher. 2. tas. Hakikati Muhammediye, Hz. Peygamber'in kutsal ruhu, nur-i Muhammedi (sp).
Galata Mevlevîhânesi
İstanbul, Beyoğlu · Türkiye · Şeyh Gâlib'in 1791'de postnişin olduğu ve Esrâr Dede'nin intisap edip kazancı dedeliğe yükseldiği dergâh; 1797'de vefat edince hazîresine, Fasîh Ahmed Dede'nin yanına defnedildi. Tezkiresinin bir nüshasını buraya vakfetmiştir.
Ebû Zekeriyyâ ez-Zevâvî Camii
Bicâye · Cezayir · Hac dönüşü Bicâye'ye yerleşen Ebû Medyen'in ders vermeye başladığı camidir; sabah namazlarından sonra burada yaptığı tasavvufî sohbetler büyük ilgi görmüş, uzak beldelerden ziyaretçi çekmiştir. İlişkili kişi dosyası Ebû Medyen Şuayb el-Ensârî : Ebû Medyen Şuayb el-Ensârî (yaklaşık 1121–1198), Endülüs'ten Mağrib'e uzanan ilim ve irşad hayatıyla Medyeniyye'ye adını veren, Kuzey Afrika tasavvufunun etkili sûfîsidir.
Edirne
Edirne · Türkiye · Doğum yeridir; müderrislik hayatının ilk yedi durağı da bu şehirdeki medreselerdir. İlişkili kişi dosyası Kebecizâde Mehmed Emin Efendi : Kebecizâde Mehmed Emin Efendi (ö. 1728), Edirne medreselerinden Anabolu, Erzurum ve Gence kadılıklarına uzanan Osmanlı âlimidir.
Merkezefendi Kabristanı
İstanbul · Türkiye · 22 Ekim 1939'da İstanbul'da vefatının ardından defnedildiği kabristan. Ahmed Avni Konuk da aynı mezarlıktadır. İlişkili kişi dosyası Sâdık Vicdânî : Kastamonu'dan Balkanlar, Basra, Ankara, Bursa ve İstanbul'a uzanan memuriyet hayatını Nakşî-Hâlidî mensubiyeti ve tarikat tarihi araştırmalarıyla birleştiren Tomâr-ı Turuk müellifi.
İsmâil Hakkı Bursevî Dergâhı haziresi
Bursa · Türkiye · Sefîne-i Evliyâ, Mahmûd Nâsıh Efendi'nin arzusu üzerine İsmâil Hakkı Bursevî'nin dergâhının merdiveni karşısındaki makbereye defnedildiğini kaydeder. İlişkili kişi dosyası Seyyid Hacı Mahmûd Nâsıh Efendi : Mahmûd Nâsıh Efendi, İstanbul’dan Pazarköy ve Bursa’ya uzanan hayatında İsmâil Hakkı Bursevî’nin eserlerini istinsah ederek kütüphaneye bağışlayan münzevî sûfî ve şairdir.
Fâtih Camii Hazîresi
İstanbul · Türkiye · Kırk üç yıl türbedarlığını yaptığı Fâtih Sultan Mehmed Türbesi'nin bulunduğu cami; 9 Mayıs 1920'de vefatında buradaki hazîreye defnedildi. Mezar taşındaki yazı müridi Evrenoszâde Sâmi Bey'indir. İlişkili kişi dosyası Ahmed Amiş Efendi : Ahmed Amiş Efendi (1807-1920), Tırnova’daki muallimlikten Fatih sertürbedarlığına uzanan hayatında Kuşadavî irşadı sohbet, melâmet ve teveccüh merkezli bir yöntemle İstanbul’un ilim ve kültür çevrelerine taşıdı.
Limni adası — Kebîrîzâde'nin sürgün yeri
Limni · Yunanistan · 1118'den sonra edebe aykırı davrandığı gerekçesiyle buraya sürüldü; bir süre sonra adadan kendiliğinden ayrılıp Sakız'a geçti. İlişkili kişi dosyası Kebîrîzâde Abdurrahman Efendi : Kebîrîzâde Abdurrahman Efendi (ö. 1722), İstanbul ve Edirne medreselerinden Halep, Edirne ve Mekke kadılıklarına uzanan bir ilmiye kariyeri sürdüren Osmanlı âlimidir.
Çâlâk (Çaylak) Tekkesi
Cağaloğlu, İstanbul · Türkiye · Halifeleri için inşa edilen tekke; Çâlâk Ahmed Efendi, Mehmed Efendi ve Çâlâkzâde Mustafa Efendi ile önce Ramazâniyye'ye, sonra Cerrâhiyye'ye bağlanmıştır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Mehmed Muhyiddin Karahisârî : Mehmed Muhyiddin Karahisârî, İbn-i Noktacı adıyla da anılan; Kāsım Çelebi’nin halifesi ve Ramazan Mahfî’nin seyrüsülûkünü tamamladığı Halvetî şeyhidir.
Hoca Ahmed Yesevî Türbesi
Türkistan (Yesi) · Kazakistan · İrşad ettiği ve çilehânesinde vefat ettiği şehir. Timur'un emriyle kabri üzerine yapılan türbe, cami ve dergâhıyla bir külliye hâline gelmiştir; bozkır göçebeleri için civarına gömülmek ayrı bir değer taşır.
Râmîten (Râmeyten)
Buhara · Özbekistan · Doğduğu ve nisbesini aldığı kasaba; Emîr Külâl'in güreşirken Muhammed Baba Semmâsî'nin dikkatini çektiği köy de burasıdır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Hâce Ali Râmîtenî : Ali Râmîtenî (ö. 721/1321), Mahmûd Encîrfağnevî’nin halifesi; dokumacılık, helâl kazanç, cehrî-hafî zikir dengesi ve kabiliyete göre terbiye anlayışıyla Hâcegân yolunu Râmîten’den Hârizm’e taşıyan şeyhtir.
Kasımpaşa
İstanbul · Türkiye · Muhammed Süreyyâ Efendi'nin tahminen 1289/(1872) tarihinde doğduğu ve ömrünün büyük kısmını geçirdiği semt; kardeşi İhsan Müeyyed'in eczanesi ile şeyhi Hâfız Muhammed Efendi de buradandır. Koordinat semt seviyesinde yaklaşıktır.
Bezirgânbaşı Camii
İstanbul · Türkiye · Mimar Sinan'ın son yıllarında bir tekke ile birlikte 994'te (1586) yapılan cami. Harap hâldeyken mütevellisi olan Dede Efendi tarafından 1234'te (1818-19) tamir ve ihya ettirilmiştir. İlk şeyhi Mahfî Ramazan Efendi'den dolayı Ramazan Efendi Camii diye de anılır.
Altın Silsile: Kırk Halka
Nakşibendî geleneğin kırk halkasını dönem adları, aktarım biçimleri ve farklı silsile tertiplerine dair ihtiyat notlarıyla birlikte okuyan ana dosya.
Melâmîlik: Üç Devre, Ortak Bir Tavır
Kassâriyye, Bayrâmî Melâmîliği ve Nûriyye arasındaki devamlılık ve farklar üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
İlk Dönem Melâmetîliğinin Temel İlkeleri
Nişâbur çevresinde ihlâs, fütüvvet, emek ve hâli gizleme üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Seyyid Muhammed Nûru'l-Arabî'nin Hayat Haritası
1813 Mahalletü'l-Kübrâ'dan 1887 Ustrumca'ya uzanan eğitim ve irşad yolculuğu üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Nûru'l-Arabî'de Sülûk ve Tevhid Mertebeleri
Fiillerden sıfatlara, zâttan cem mertebelerine uzanan eğitim dili üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Nûru'l-Arabî'nin Eserleri: 75 Başlıklı Bir Külliyat
Türkçe ve Arapça şerhler, risaleler, tefsirler ve takrirler üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Şâbân-ı Velî: Hayatı ve Kastamonu'daki İrşadı
İhtilaflı doğum kayıtlarından 1569'daki vefatına uzanan kaynaklı biyografi üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Halvetiyye'den Şâbâniyye'ye Silsile
Şirvan, Erzincan, İstanbul, Bolu ve Kastamonu arasında ilerleyen eğitim zinciri üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Kastamonu'dan Üç Kıtaya Şâbâniyye
Anadolu, Balkanlar, Hicaz ve Afrika'ya uzanan halife ağları üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Şâbâniyye'nin Edebiyat ve Musiki Hafızası
Nutuklar, divanlar, ilâhiler, bestekârlar ve hat eserleri üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Şâbân-ı Velî Külliyesi, Hazireler ve Hafıza Mekânları
Kastamonu merkezinden İstanbul ve Anadolu dergâhlarına uzanan maddî miras üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Tarikatlar Bir Hafıza Zinciri Olarak Nasıl Okunur?
Silsile, tekke, sohbet, âyin, eser ve menkıbenin nesiller arası dinî hafızayı nasıl taşıdığını; modernleşmeyle birlikte bu taşıyıcıların nasıl biçim değiştirdiğini açıklayan yöntem yazısı.