HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve Câm nispeti
Abdüllatîf el-Câmî, XVI. yüzyılın ilk yarısında Horasan, Mâverâünnehir, Osmanlı ülkesi, Hicaz ve Hârizm arasında dolaşan Kübrevî şeyhidir. Câm nisbesi, Horasan’ın Câm bölgesiyle ve ailesinin Ahmed-i Nâmıkī Câmî’ye uzandığı kabul edilen tasavvuf mirasıyla ilişkilidir. Doğum tarihi bilinmez. Kaynaklar babası Şeyh Sûfî’yi de ilim ve irşad ehli bir şeyh olarak anar.
Aile çevresi ve Horasan’dan göç
Ailesinin Horasan’daki siyasî ve mezhebî dönüşümler sırasında Mâverâünnehir’e geçtiği, Semerkant ve Buhara çevresinde irşad faaliyeti yürüttüğü kaydedilir. Bu göç, Safevî hâkimiyetinin Horasan’daki Sünnî ilmî ve tasavvufî çevreler üzerinde meydana getirdiği baskıyla ilişkilendirilir. Abdüllatîf’in şöhreti, aileden gelen Câmî nispeti kadar Semerkant-Buhara havzasında kurduğu yeni sohbet halkasıyla genişledi.
Hubûşânî çevresindeki terbiyesi
Hacı Muhammed b. Sıddık Hubûşânî’nin hizmetinde yetişti. Atâyî onu ayrıca Üveysî meşrep diye tanımlar. Burada iki ilişki türü ayrılmalıdır: Hubûşânî ile hizmet ve terbiye bağı tarihî hoca-talebe ilişkisini; Üveysî nispet ise fizikî görüşmeye dayanmayan mânevî feyiz anlayışını ifade eder. Bunları tek bir silsile halkası gibi göstermek doğru değildir.
Kübrevî kimliği ve Nakşibendî nispeti
Eski site kaydı onu yalnız Nakşibendî şeyhi olarak tanıtıyordu. Kaynak karşılaştırması asıl irşad kimliğinin Kübreviyye olduğunu gösterir. İstanbul’da verdiği zikir telkini de Kübrevî usulüyle anılır. Bununla birlikte Mâverâünnehir’deki çoklu irşad ortamı sebebiyle Nakşibendî nispeti de kaynaklarda yer alır. Bu ikinci bağ silinmemiş, fakat ana yolun yerine geçirilmemiştir.
İstanbul’a gelişi ve Kanûnî ile görüşmesi
Kaynaklar geliş tarihini 950/1543 dolayları ile 960/1553 arasında farklı verir. Bu sebeple kesin yıl dayatılmamıştır. Hac yolculuğu sırasında İstanbul’a geldiğinde büyük itibar gördü ve Kanûnî Sultan Süleyman’la görüştü. Atâyî, hükümdarın sohbetine rağbet ettiğini ve kendisinden zikir telkini aldığını aktarır. Bu temas Abdüllatîf’i sarayın resmî şeyhi yapmaz; Orta Asyalı bir pîrin Osmanlı başkentindeki geçici fakat etkili irşad halkasını gösterir.
Nakîbüleşraf tayinine aracılığı
İstanbul’da bulunduğu sırada Berzeşâbâdî ailesinden Muhammed Efendi’nin nakîbüleşraf tayinine aracılık ettiği belirtilir. Bu kayıt, onun yalnız özel sohbet çevresinde kalmadığını, seyyid ve şeriflerin idarî temsil makamına dair nüfuz kullanabildiğini gösterir. Bununla birlikte kurumun bütün işleyişini ona bağlamak veya tayini tek başına gerçekleştirdiğini söylemek mümkün değildir.
Hazînî’ye verdiği Kübrevî nispet
Yesevî ve Nakşibendî çevreleriyle irtibatlı Ahmed b. Mahmûd Hazînî’nin İstanbul’da Abdüllatîf el-Câmî’den Kübrevî telkin aldığı kaydedilir. Bu ilişki, yolların XVI. yüzyılda bütünüyle kapalı kurumlar olmadığını; bir sûfînin farklı şeyhlerden zikir, hırka veya icazet bağı edinebildiğini gösterir. Hazînî’nin asıl Yesevî kimliği bu sebeple Kübrevîliğe çevrilmez.
Halep ve Hüsreviyye Tekkesi
İstanbul’dan sonra Halep’e geçti ve bir süre Hüsreviyye Tekkesi’nde kaldı. Burada Kübrevî geleneğin Yahyâ-yı Şirvânî’ye nispet edilen Evrâd-ı Fethiyyesiyle ilişkilendirilen etkileyici tilâvet ve zikir meclisleri kurduğu aktarılır. Hüsreviyye’nin Abdüllatîf’ten önce kesin bir Kübrevî merkezi olup olmadığı açık değildir; onun ikameti, en azından XVI. yüzyıl ortasında yapının Orta Asyalı şeyhleri ağırlayan bir geçiş merkezi olduğunu gösterir.
Hac yolculukları
Birden fazla defa hac yaptığı ve bir müddet Haremeyn’de bulunduğu kaydedilir. Bu yolculuklar Semerkant-Buhara, İstanbul, Halep ve Hicaz arasında geniş bir irşad coğrafyası oluşturdu. Abdüllatîf’in hayatı tek bir dergâhın kesintisiz post tarihinde değil; hac, ziyaret, sohbet ve geçici ikametlerle kurulan hareketli XVI. yüzyıl sûfî ağı içinde anlaşılmalıdır.
Deşt-i Kıpçak dönüşü
Memleketine dönüşte Deşt-i Kıpçak ve Şemâhî Derbendi güzergâhını kullandı. Yanında Ubeyd Han’ın veziri Hâce Selâhaddin’in de bulunduğu kafileye birkaç gün beklemelerini söylediği; acele ederek ilerleyen grubun Çerkes saldırısına uğradığı anlatılır. Güzergâh tarihî coğrafya bakımından değerlidir; tehlikeyi önceden bilmesi ve saldırganların onun nuru karşısında etkisiz kalması ise menkıbevî katmandadır.
Hârizm’de vefatı
963/1555-56’da Hârizm’de vefat etti. Osmanlı denizcisi Seydi Ali Reis, Hindistan’dan Osmanlı ülkesine dönüş yolculuğunda ölümünden kısa süre sonra kabrini ziyaret etmiş ve onu pîri olarak anmıştır. Bu ifade İstanbul’daki bir telkin veya sohbet bağını düşündürür; ayrı ve kesintisiz bir Osmanlı Kübrevî kolunun kurulduğunu göstermez.
Tarihî yeri
Abdüllatîf el-Câmî’nin önemi, Kübreviyye’nin XVI. yüzyılda bütünüyle Orta Asya’ya kapanmadığını göstermesidir. Semerkant ve Buhara’dan İstanbul’a, Halep’ten Hicaz ve Hârizm’e uzanan yolculukları; Kanûnî, Hazînî ve Seydi Ali Reis’le kurulan farklı seviyelerdeki bağlar, onun geçici fakat geniş tesirli bir aktarım düğümü olduğunu gösterir. Buna karşılık İstanbul’daki temasları kalıcı bir Kübrevî teşkilâtın kuruluşuna dönüşmemiştir.