Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

28 sonuç · “Zıd

01
Kol

Rumeli Gazi-Dervişleri Çevresi

Seyyid Ali Sultan, Otman Baba ve Balkan zâviyeleri etrafındaki erken fetih, yerleşme ve velâyet hafızası.

02
İlişkili yol

Bektaşiyye

Hacı Bektâş-ı Velî'nin tarihî ve menkıbevî hafızası çevresinde Anadolu abdalları, Rumeli gazi-dervişleri ve XVI. yüzyılda Balım Sultan'ın düzenlediği erkânla teşekkül eden; Babagân ve Çelebiler otorite hatları bulunan tasavvuf geleneği.

03
Şahsiyet

A‘mâ Kûsec Mehmed Efendi

A‘mâ Kûsec Mehmed Efendi (ö. Zilkade 1082/1672), Kadızâde Şeyh Mehmed Efendi’den tahsil gören; Bayezid, Süleymaniye ve Ayasofya-i Kebîr kürsülerinde sırasıyla vaizlik yapan Osmanlı âlimidir.

04
Şahsiyet

Ahmed el-Alevî el-Müstegānimî

Ahmed el-Alevî (1869–1934), Müstegānim'de Muhammed el-Bûzîdî'nin terbiyesinde yetişen; Şâzeliyye-Derkāviyye içindeki Aleviyye kolunu Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Avrupa'ya taşıyan Cezayirli sûfî müelliftir.

05
Şahsiyet

Ali Sırrî Efendi

Ali Sırrî Efendi (ö. 28 Safer 1322/30 Nisan 1904), Bursa İncirli Dergâhı ve İznik Eşrefiyye Hankāhı’nda hizmet ettikten sonra Ahmed Gazzî Dergâhı postnişini olan; Osman Şems Efendi’den icâzet alan Eşrefî-Kādirî şeyhi ve ta‘lik hattatıdır.

06
Şahsiyet

Arabzâde Mehmed Efendi

Arabzâde Mehmed Efendi (ö. 5 Muharrem 1136/1723), kıraat ve tecvid tahsilinden sonra Bayezid Camii imamlığına, imâm-ı sultânîliğe ve Şehzade Süleyman’ın hocalığına yükselen Osmanlı din görevlisi ve âlimidir.

07
Şahsiyet

Baba Nakkaşlı Şeyh Mustafa

Şeyh Mustafa (ö. 980/1572), Baba Nakkaş Muhammed b. Şeyh Bayezid’in torunu, Mahmud Defterî’nin oğlu; Hekim Çelebi’nin yanında yetişen Halvetî şeyh ve nakkaştır.

08
Şahsiyet

Babadağlı Hoca İsmail Efendi

Babadağlı Hoca İsmail Efendi (ö. 20 Eylül 1727), medrese öğretiminden Sultan Bayezid ders vekilliğine, Eski Saray teberdaran ve Yeni Saray Hazine Odası hocalıklarına yükselen Osmanlı âlimidir.

09
Şahsiyet

Bâyezîd-i Bistâmî

Bâyezîd-i Bistâmî (Tayfûr b. Îsâ, ö. 234/848 [?]), “sultânü'l-ârifîn” diye anılan Horasanlı sûfî; sekr, fenâ ve mi'rac diliyle tasavvufun sözlüğünü kuran ve şathiyeleriyle asırlarca hem sevilen hem tenkit edilen isim.

10
Şahsiyet

Bâyezîd-i Rûmî

Bâyezîd-i Rûmî, Gelibolu’da doğup Tire’de tahsil gören; Cemâl-i Halvetî’nin işaretiyle Edirne Kıyık’ta zâviye kuran ve Sırr-ı Cânân ile Secencelü’l-ervâh’ı yazan Halvetî şeyhi ve mutasavvıf şairdir.

11
Şahsiyet

Bigadiçli Şeyh İsmâil Efendi

Bigadiçli Şeyh İsmâil Efendi (ö. 1122/1710-11), Bigadiç’ten Bursa’ya ilim tahsili için gelen; Bursa Ulu Camii’ndeki vaaz ve nasihatleriyle, fasih ve etkili hitabetiyle tanınan Osmanlı âlim ve vâizidir.

12
Şahsiyet

Bosnevî Osman Efendi

Bosnevî Osman Efendi (ö. 1074/1664), Tirevî Ahmed Efendi’nin halifesi olarak Hekim Çelebi Tekkesi postuna geçen; Fâtih, Bayezid, Süleymaniye ve Ayasofya kürsülerinde vaaz, tefsir ve hadis halkaları kuran Nakşibendî şeyhidir.

13
Şahsiyet

Cemâlîzâde Abdülbâkî Efendi

Cemâlîzâde Abdülbâkî Efendi (ö. 1010/1601-02), Zenbilli Ali Cemâlî Efendi’nin torunu; Sahn ve Edirne Sultan Bayezid medreselerinde müderrislik, Lofça, Halep, Mekke, Bursa ve Mısır’da kadılık yapan; Makrîzî’nin el-Hıtat’ını Türkçeye çeviren Osmanlı âlimi, kadısı ve hayır sahibidir.

14
Şahsiyet

Cürcân Efendi (Muhyiddin Mehmed b. İbrâhim)

Muhyiddin Mehmed b. İbrâhim, Molla Cürcân veya Cürcân Efendi (ö. 969/1562), Akyazı’dan yetişerek Sahn-ı Semân’a ve Amasya müftülüğüne ulaşan; Şehzade Bayezid krizinde Îcâdî Hayreddin Efendi ile arabuluculuk yapan Osmanlı âlimidir.

15
Sözlük

Zıddeyn

İki zıt. Belli bir durumda biri varken diğerinin var olması mümkün olmayan (Hx gor). 2. Allah'ın celal ve cemal sıfatları. Gazap-rıza, ceza-af, kahr-lutf, zahir-bâtın vs. Harraz'ın şu sözü ünlüdür: “Allah'ı iki zıddı bağdaştırarak tanıdım” (cik 1:96). 3. Bütün zıtlar Allah'ta birleştiği için ona Mecmeu'ezdâd (zıtların bir araya geldiği nokta) denilmiştir. “Eşya, zıtlarıyla tanınır.” Gehi eyler Huda bir derde zıddıyle müdâvat İki düzd-i muhalif hâneye hasbi niğehbândır Abdi Yâr ile düşman müsahib ben esir-i derd-i hecr Har ile hemsâye gül bülbül giriftâr-ı kafes Ali Çelebi Zilli. ar. (J) x, Gölge. 2. tas. a Madumattan ibaret olan a'yân-ı mümkinenin taayyünleri ile zahir olan izafi varlık. b Perde arkasında ferahlama (iri ML:113). Bir şeyle onun gölgesi ayrı ayrı şeyler olmakla beraber Bölge şahsa bağlıdır; on- Zikir ei suz olmaz. Vahdet-i vücudu izah için âlemin Allah'ın gölgesi mesabesinde olduğu söylenir (İFH 111). Vücud-i vâcibin mahiyetin idrak eden ârif Hakikatte zuhur-i mümkinâtı hep zılâl anlar Rahmi Zilla evvel (44 | (ظل 1. Ik gölge 2. tas. Akl-ı evvel, Allah'ın nuruyla ilk defa zuhur edip çokluğun (yani zati birliğin sutnunu) kabul eden ilk ayn olduğundan, akl-ı evvel bu ismi almıştır (kı; cr). Allah'ın celal ve cemal sıfatları. Gazap-rıza, ceza-af, kahr-lutf, zahir-bâtın vs. Harraz'ın şu sözü ünlüdür: “Allah'ı iki zıddı bağdaştırarak tanıdım” (cik 1:96). 3. Bütün zıtlar Allah'ta birleştiği için ona Mecmeu'ezdâd (zıtların bir araya geldiği nokta) denilmiştir. “Eşya, zıtlarıyla tanınır.” Gehi eyler Huda bir derde zıddıyle müdâvat İki düzd-i muhalif hâneye hasbi niğehbândır Abdi Yâr ile düşman müsahib ben esir-i derd-i hecr Har ile hemsâye gül bülbül giriftâr-ı kafes Ali Çelebi Zilli. ar. (J) x, Gölge. 2. tas. a Madumattan ibaret olan a'yân-ı mümkinenin taayyünleri ile zahir olan izafi varlık. b Perde arkasında ferahlama (iri ML:113). Bir şeyle onun gölgesi ayrı ayrı şeyler olmakla beraber Bölge şahsa bağlıdır; on- Zikir ei suz olmaz. Vahdet-i vücudu izah için âlemin Allah'ın gölgesi mesabesinde olduğu söylenir (İFH 111). Vücud-i vâcibin mahiyetin idrak eden ârif Hakikatte zuhur-i mümkinâtı hep zılâl anlar Rahmi Zilla evvel (44 | (ظل 1. Ik gölge 2. tas. Akl-ı evvel, Allah'ın nuruyla ilk defa zuhur edip çokluğun (yani zati birliğin sutnunu) kabul eden ilk ayn olduğundan, akl-ı evvel bu ismi almıştır (kı; cr). Bütün zıtlar Allah'ta birleştiği için ona Mecmeu'ezdâd (zıtların bir araya geldiği nokta) denilmiştir. “Eşya, zıtlarıyla tanınır.” Gehi eyler Huda bir derde zıddıyle müdâvat İki düzd-i muhalif hâneye hasbi niğehbândır Abdi Yâr ile düşman müsahib ben esir-i derd-i hecr Har ile hemsâye gül bülbül giriftâr-ı kafes Ali Çelebi Zilli. ar. (J) x, Gölge. 2. tas. a Madumattan ibaret olan a'yân-ı mümkinenin taayyünleri ile zahir olan izafi varlık. b Perde arkasında ferahlama (iri ML:113). Bir şeyle onun gölgesi ayrı ayrı şeyler olmakla beraber Bölge şahsa bağlıdır; on- Zikir ei suz olmaz. Vahdet-i vücudu izah için âlemin Allah'ın gölgesi mesabesinde olduğu söylenir (İFH 111). Vücud-i vâcibin mahiyetin idrak eden ârif Hakikatte zuhur-i mümkinâtı hep zılâl anlar Rahmi Zilla evvel (44 | (ظل 1. Ik gölge 2. tas. Akl-ı evvel, Allah'ın nuruyla ilk defa zuhur edip çokluğun (yani zati birliğin sutnunu) kabul eden ilk ayn olduğundan, akl-ı evvel bu ismi almıştır (kı; cr). Ik gölge 2. tas. Akl-ı evvel, Allah'ın nuruyla ilk defa zuhur edip çokluğun (yani zati birliğin sutnunu) kabul eden ilk ayn olduğundan, akl-ı evvel bu ismi almıştır (kı; cr).

16
Makale

Rind ve Zâhid: Dîvân Şiirinde İki Tartışma Tipi

Tip ile tarihî kişi arasındaki sınır Rind ve zâhid, dîvân şiirinde çoğu zaman iki konuşma ve değer biçme tarzıdır. Rind samimiyet, aşk, hoşgörü ve gösterişten kaçınmayla; zâhid ise şiirin polemik dilinde kuru şekilcilik, riyâ veya dar yorumla ilişkilendirilebilir. Bu kullanım her gerçek zâhid veya âlim hakkında tarihî

17
Eser

SÛFİLERİN HALLERİ VE TARİKATLARI

Avârifü’l-Maârif · 4. bölüm · Bize, şeyh, âlim Ziyâuddin Ebu Ahmed Abdulvahhab b. Ali, Enes b. Mâlik’in (r.a) şöyle dediğini haber verdi. Rasûlullah (a.s) bana buyurdu ki: “Yavrucuğum! Eğer kalbinde hiçbir kims

18
Eser

BEY’AT-HIRKA VE İRŞÂD

Avârifü’l-Maârif · 12. bölüm · Hırka giymek; mürşid ile mürid arasında bir bağlantı ve müridin nefsi ile kendi arasında mürşidinin hakemliğini kabul etmesidir. Şeriatta dünyevî bir maslahat ve iş için bir başkas

19
Eser

SÛFİLERÎN SEFER VE İKÂMET ÂDABI

Avârifü’l-Maârif · 16. bölüm · Sefer konusunda meşâyih-ı kirâm, değişik hâl ve görüşlere sahiptirler. Bir kısmı, sülûkun başında sefere çıkıp nihâyetinde ikâmeti tercih ederken; bir kısmı, hidâyetinde ikâmet edi

20
Eser

Sayfalar 4–13

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 43 5846 Sayılı Kan un gereğince telif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ÖZTÜRK Matbaası Ist

21
Eser

Sayfalar 19–24

Muzaffer Ozak Külliyatı · çimleri dar, vakitleri dar, ömürleri acı bir zarar içinde geçer. Onlar, daha burada hamiym suyundan içer. Her ne ka dar zâhiren, yani dış görünüşleri itibariyle rahat ve huzur için

22
Eser

Sayfalar 31–36

Muzaffer Ozak Külliyatı · «Liginanü Bidun ie selune şübelen je ejdalühu kavli lâ ilâhe illallah re ednahû imalati! con anit tariks rel hayau şübetün minel iyman. Lyman, yetmiş küsur şubedir. Bunun en efdali

23
Eser

Sayfalar 33–40

Muzaffer Ozak Külliyatı · Cenabı erham-er-râhimiyn, cümlemize tevfikini ihsan buyursun, âf ve magfiretiyle sâd eylesin ve bizleri necata erdirsin. Kötü ve çirkin huylarımızı Kur'an ahlâkına ve ahlâk-ı Ahmed

24
Eser

Sayfalar 96–102

Muzaffer Ozak Külliyatı · peygamberler o güneşten nur alan ay ve yıldızlar gibidirler. Nebiyyi ins-ü can aleyhi ve âlihi salâvatullah-ir-Rahman, ruh mesâbesinde ve bütün diger peygamberler vücuttaki diger u

25
Eser

Sayfalar 177–184

Muzaffer Ozak Külliyatı · - 177.gösterici, nuru evvel. bâ'si sonra Muhammed Mustafa. Müctebâ. Mürtezâ, Fe-kabe kavseyn-i ev-edna. Taki. Naki. Kureyşiyyül-Hâşimiyyül-Arabi, Mekki, Medeni. Haseneynil-ahseneyn

26
Eser

Sayfalar 166–172

Muzaffer Ozak Külliyatı · lâ'nın fazl-ü keremiyle bunca ni'met ve devlete, ihsan ve inayete mazhar oldum. O halde, sen de babanın meslek ve meşrebine gir, dinine, peygamberine, Allahına sıkı sıkıya bağlan k

27
Eser

Sayfalar 161–167

Muzaffer Ozak Külliyatı · onun için yaratılmıştır. O insan ise, Allahu teâlâ'ya kulluk için halk olunmuştur. Kâfirlerin de gördükleri rü'yâların hak olduğuna siyer, tarih ve nice sadık kişiler şahittir. Bu

28
Eser

Sayfalar 216–220

Muzaffer Ozak Külliyatı · mâ'bud-u bil-hak yoktur, illâ Allahu teâlâ vardır ki, rızık verenlerin en hayırlısıdır. Mâ'bud-u bil-hak yoktur, illâ Allahu teâlâ vardır ki, fâtihlerin en hayırlısıdır. Mâ'bud-u b