Ara
Menü

Sayfalar 177–184

1.684 kelime

İrşad III · kaynak sayfaları 177–184

- 177.gösterici, nuru evvel. bâ'si sonra Muhammed Mustafa. Müctebâ. Mürtezâ, Fe-kabe kavseyn-i ev-edna. Taki. Naki. Kureyşiyyül-Hâşimiyyül-Arabi, Mekki, Medeni. Haseneynil-ahseneyn'in dedesi; Fatma'nın, Ümmü-Gülsüm'ün, Zeynebin. Ibrahim'in Abdullah'ın ve Tayyib'in babası, sahib-i mu'cizat, sahib-i kitab, sahib-i mi'râc, sahib-i seyf-i vel-kalem. sahib-i nutk-ll vel-kelâm, dünyada ismi Muhammed, semada Ahmed. mahşerde Mahmud sallallahu aleyhi ve selleme: vahiy ve inzâl buyurduğu Kur'an-ı azim-ül-bürhanı. âlem-i gaib'den âlem-i şühuda Cibril-i emin, namus-u ekber vasıtasiyle âyet âyet icabettikçe göndermiş ve insana, insanlığını bilmesini. vazifelerini öğrenmesini, Hak rizasına ermesini talim ve tefhim buyurmuş, cennet yollarını, Firdevs illerini göstermiş, bildirmiştir. Kalplere şifa, ruhlara gıda, gözlere nur ve gönüllere vakar ve sürur bahşeden o kitab-ı mübiyninde, Cenab-ı Rabbil-âlemiyn, biz âciz ve zayıf kullarına şöyle hitap buyurmaktadır:

Yâ eyyühelleziyno âmenû külû min tayyibâti mâ razaknaküm v'eşküri lillâhi in küntüm iyyâhu tâbüdûn. Innemâ harreme aley küm-ül-meytete ved-deme ve lâhm-el-hınzıyri ve mâ uhille bihi li-gayrillan femenid-turre gayre bâgın ve lâ âdin felâ isme aleyh innallahe gafurin rahiym...

El-Bakara: 172 - 173 Irgâd, cild 3... F: 12

- 178 -- Ey beni tevhid eden, bana ve benim peygamberlerime, meleklerime, kitaplarıma, hayrın ve şerrin benim tarafımdan olduğuna, kadere ve öldükten sonra dirilmeğe ve dünya hayatında yaptıklarından huzurumda hesap vermeğe iyman eden; Kur'an'ıma ve Nebi'ler serveri Muhammed'ime bağlanarak bana ve Habibime gönül veren rizama tâlip, cennetime râgip, cemalime âşık olan mü'minler:

Size, rızık olarak verdiğim ni'metlerimin en güzelinden en iyisinden, en faydalısından, en temizinden yiyiniz. Bana şükrediniz, bana ibadet ediniz. Eğer, beni tanıyor, emirlerime ve nehiylerime inanıyor, celâlime, azametime, heybetime, kuvvet ve kudretime güveniyorsanız, sizi sevdiğim için en iyi nimetlerimle rızıklanmanızı istiyor ve bunu sizlere emrediyorum. Iyman sahipleri için yenmesi lâyık olmayan pis ve murdar şeyleri yemeyiniz. Zira, iyiler yanı sıra kötüler de yaratmam, iyilerin kadrini bilmeniz içindir.

Ey Ehl-i iyman:

Allah celle. her şeyin zıddını yaratmakla. iyiyi kötüden ayırabilmemizi temîn buyurmuştur. Dikkat ediniz; Her şeyin bil zıddı vardır. Kış yazın, gece gündüzün, iyi kötünün ve kâfir mü'minin zıddıdır.

Şu halde, Allahu sübhanehu ve teâlâ, iyman eden mü'minlerin dünya hayatlarında en güzel ve en iyi nimetlerini yemelerini emr-ü ferman ediyor. O mü'min kulları için, âhirette de en nefis nimetler hazırlamıştır. Hiç şüphe yoktur ki, Allahu tâlâ'nın kullarına YAP dediği emirlerinde kullar için yüzbinlerce fayda, YAPMA dediklerinde ise, yüzbinlerce zarar vardır. Ne çare ki, kullardan bu fayda ve zararları idrak edecek ve değerlendirecek kabiliyette olanlar azınlıktadır.

Netekim, Allahu tâlâ'nın yenilmesine müsaade buyurduğu şeylerde bir çok faydalar, yenilmesini menettigi şeylerde de sayısız zararlar vardır. Bunun en canlı örneği, ceddi ekberimiz olan Âdem aleyhisselâm ile Havva anamızın hareketleridir. Hak sübhanehu ve tealâ, onlara:

— Cennette oturun, yiyin, için, gezin, dilediğinizi yapın. Fa kat, şu ağaca yaklaşmayın ve onun meyvesinden yemeyin, sonra zâlimlerden olursunuz, buyurduğu halde onlar bu ilâhi emrin kendileri için ne kadar faydalı olduğunu düşünememişlerdir:

Ve kulnâ yâ Adem-üskün ente ve zevcük-el-cennete ve külü minhâ ragaden haysü şitümâ le lâ takrebâ hâzih-işşecerele fetekûna min-ez-zâlimiyn...

El-Bakara: 35 (Dedik ki: Yâ Âdem! Sen ve zevcen cenneti mesken edin. İkiniz de cennette dilediğiniz vakit, dilediğiniz yerde, dilediğiniz gibi bol bol yiyin. Fakat, bu ağaca yaklaşmayın. Yaklaşırsanız, ikiniz de zâlimlerden mâ'siyyetle nefislerinize zarar edicilerden olursunuz.)

Tıpkı bunun gibi, dünya hayatında da bazı şeylerin yenilmesini menetmiştir. Bu emr-i ilâhiyye uymalı ve:

— Canım, hepsi Allahu tâlâ'nın nimetleri değil mi? Hepsinden de yerim, diyerek Cenab-ı Hakkın Kur'an ve fermanı ile men'ettiklerinden yiyerek zâlimlerden olmamalıyız.

Tevrat-1 şerifin, mücerret zâhiri emirlerine uyarak her türlü haramı yiyen Allahu tâlâ'nın şânına lâyık olmayan her sözü ağızlarına geldiği gibi söyleyen, şahsî ve indi fikir ve ictihatlarla uydurma kitaplar yazarak: (ALLAH TARAFINDAN GÖNDERILDI..) diyen, çok basit ve hasis dünya menfaatleri

içın bir takım çirkin işler işleyen hahaınlara hitaben Hz. İSA aleyhisselâm şöyle buyurmuştu:

— Ağzınızdan içeri girene bakmayınız. Ağzınızdan çıkana bakınız.

Acaba, Isa aleyhisselâm bu hitabı ile ne demek istemişti?

Bunu anlayamayan Isevi'ler, ahkâm-ı ilâhileri olan Tevrat'ın bu emrini çiğnemişler ve domuz etini, kanı ve putlara kesilen kurbanları yiyivermişlerdi.

Halbuki, Isa aleyhisselâm hahamlara:

—- Sizler, maddeye ve zâhire çok önem veriyorsunuz. Bunda.

bir dereceye kadar da haklısınız ama; mâ'na maddeden ve bâ.

tın zâhirden daha kıymetli ve yücedir. Çünkü, mâ'nalar maddeye çevrilince çok küçülürler. Zâhir de, bâtının yanında ufalır.

Yalnız, maddede ve zâhirde kalarak, mâ'nasız ve bâtınsız hareket etmeyiniz, demek istemişti.

Hz. Isa aleyhisselâma iyman ettiklerini söyleyenler ise.

bu sözleri yanlış yorumlamışlar ve Tevrat hükümlerini tahrif ederek ve Allahu tâlâ'nın men'ettiği şeyleri yiyip içerek âsi olmuşlardır.

Hz. Isa aleyhisselâm, eğer bu sözü ile ağızdan içeri giren her şeyi mübah kılsaydı, bu da mutlaka Allahu tâlâ'nın emri ile olurdu. Zira, bir nebi hiç bir şeyi kendiliğinden men'ede.

mez ve kendiliğinden helâl ve harama müteallik bir hükmü der meyan eylemez. Söylediklerini de, mutlaka Allahu tâlâ'nın emriyle söylerler. Iddia olunduğu gibi. Hz. Isa aleyhisselâm haramı helal gibi göstermiş idiyse, bu takdirde hizzat kendısinin ağzına girene değil, ağzından çıkana dikkat etmesi gere.

kirdi. Böyle olunca da, kendisinin de başta domuz eti olmak üzere, hırsızlık ve zulüm ile ele geçen her şeyi yemesi lâzımdı.

Ovsaki, Hz. Isa aleyhisselâmda bunların hiç birisini ne görmek.

ne de kendisine bunu isnat edebilmek aslâ mümkün değildir.

O zât-1 akdesin ne domuz eti, ne kan ve haram ve ne de zul men alınan herhangi bir şeyi yemesi şöyle dursun, her insan için lüzumlu sayılan eşyadan daima beraberlerinde bulundurduk-

ları iki şeyi. yani mübarek sakallarını taradıkları tarak ile su içmek için kullandıkları su kabını dahi, gördüğü iki hal ile terkeylemişlerdir. Hattâ, semaya ref'olunduklarında. üzerlerinde elbiselerini dikmek için taşıdıkları iğne bulunması, ikinci kat gökte kalmalarına sebep teşkil etmiştir.

Râhiplerin ve papazların kulakları çınlasın!..

HİKÂYE Hz. İsa aleyhisselâm, bir gün yolda giderken, bir adamın parmakları ile saçını ve sakalını taradığını gördü ve kendi tarağını o fakire vererek o günden sonra kendisi mübarek saçını ve sakalını parmakları ile taramağa başladı.

Bir müddet sonra. bir diğer adamın da avucu ile su içmeğe çalıştığını görünce, bu defa da su içmek için daima beraberlerinde bulundurdukları maşrabayı o fakire verdi ve o günden sonra kendisi avucu ile su içer oldu.

Bir gün de, yatarken mübarek başının altına bir taşı yastık verine koymuşlardı. Şeytan onun bu halini görerek:

- Yâ Isa! dedi. Bakıyorum, dünyada canının rahatlığını arıyorsun.

Şeytanın bu sitemi üzerine. İsa aleyhisselâm yastık yerine kullandığı taşı da kaldırdı, attı.

Siz, bir de bu dünya âleminde Hz. Isa aleyhisselâmın vekilleri olduklarını iddia eden patriklere, metropolitlere, piskoposlara ve papazlara bakınız. Kimisi, dünyanın hazinelerini nefs-i nefisi için istif etmiş. kimisi Fravunların tâclarından daha kıymetli mürassâ taçları başlarına geçirmiş, sırtlarına da en zâlim hükumdarların ve diktatörlerin dahi giyemedikleri veya giymeye utandıkları allı-pullu, sırma işlemeli elbiseleri giymiş. Firavunların ve şeddat'ların oturamadıkları muhteşem binalara yerleşmiş sofralarında bir kuş sütü eksik... Milyonlarca insan çalışıp çabalayarak. bu keşişlerin doymayan ve aslâ doymayacak

olan gözlerini ve midelerini doyurup doldurmak için avuc dolusı para döküyor ve üstelik huzurlarında diz çöküyorlar. Bu rühban sınıfı sanki cenneti parsellemiş ve tapusunu da ele geçirmişcesine, her kâfir ölüsünün avucuna. sağ kalanlarında dolgun bir haraç alarak cennetin anahtarını da sıkıştırmaktan hayâ etmiyorlar. Gaflet ve dalâlet içinde bulunan bir sürü günahkârın güahlarını çıkarıyor, Tanrı adına onları bağışlıyor (?) sözün kısası dirisini başka, ölüsünü başka türlü soyuyorlar.

İşte Hz. Isa aleyhisselâm. işte onun vekilleri olduklarını söyleyenler...

Halbuki, Hz. İsa aleyhisselâm kuşları göstererek erzak cem'ini men'etmiş ve:

— Bütün kuşlar, sabahları yuvalarından çıkarlar ve akşama kadar rızıklarını toplarlar ve akşam olunca yuvalarına el leri boş olarak dönerler. Yarınki nafakanızı, bugünden toplamayınız buyurmak suretiyle ümmetine istifçiliği ve stokçuluğu yasaklamıştır.

Onun âsi ümmeti ise, dünyayı cem'ettikleri yetmiyormuş gibi; semaları, ayı ve yıldızları da fethe kalkışıyorlar. Oysa. bu ve buna benzer fetihler, ümmet-i icabet olan bizlere düşerdı.

Zira, fetih bizler için farz-ı kifâyedir. Garb âlemi aya ayak bastığına göre, ümmet-i Muhammed'e de aya ayak basmak farz-ı kifâye olur. Eğer, içimizden herhangi bir müslüman aya çıkamazsa, dünyada yaşayan her akıl-bâlığ müslüman yarın yevm-i kıyâmette namazdan, oruçtan, hacdan ve zekâttan nasıl ki sorulacak ve birisini bile eksik yaptığından dolayı mes'ul tutulacaksa, ve bu ilâhi emirleri yerine getirmeyenler nasıl ki. afv-1 ilâhiyye mahzar olamazsa, nâr-ı boylayacaksa: atomu, hidrojeni, füzesi ile doğunun ve batının keşif ve icada kadir oldukları muasır ilim ve teknik terakkileri, fenne ve san'ata müteallik ilerlemeleri islâm camiasından bir müslüman bilmeyecek olursa indallah mutlaka sorumlu olacaktır. Afv-ı ilâhî imdadımıza vetişmezse, bu bilgileri öğrenmedigimizden ötürü hepimiz azap görecegiz ve ikaba ugrayacağız. Buna katiyyen şuphe etme melidir. Çünkü:

'picle Ve'erddû lehüm mestetâ'tüm min kuvvetin...

El-Enfâl: 60 (Onlara karşı, gücünüzün yeftiği hazırlayın.)

kadar kuvvet âyeti celilesi, bu iddiamızın sarih delilidir.

Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin nübürvetlerini ilân buyurmalarından sonra bütün insanlar ve cinniler.

hangi milletten ve hangi ırktan olurlarsa olsunlar ve hangi lisanla konuşurlarsa konuşsunlar, hepsi ÜMMET-I-MUHAMMED'dir. Şu gerçeği iyi bilmelidir ki, her nebi bir kavme gönderilmiş, yalnız aleyhissalâtü vesselâm efendimiz, bütün beşere gön derilmiştir:

BELErSI Ve mâ erselnâke illâ kâffeten lin-nâsi beşiyren ve neziyren ve lâkinne ekser-en-nâsi lâ yâlemün..

Sebe: 28 (Yâ Muhammed! Biz, seni bütün insanlara; tâ'at ehline müjdeci ve Allah azabiyle korkutucu olarak gönderdik. Lâkin, çoğu insanlar risaletini tasdik etmezler, cennet ve cehennemin gerçekligini bilmezler.)

Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz son Nebi'dir ve kendi.sinden sonra peygamber gelmeyecektir. Bu bakımdan, dünyanın sonuna kadar, ümmeti iki kısımdır:

ÜMMET-I-ICABET: Allah teâlâ'ya, meleklere. kitaplara ve son kitap olan Kur'an-ı mübiyne. peygamberlere ve son peygamber olan resûller resûlü Hz.

Muhammed Ibn-i Abdullah a ve kıyâmet gününe iyman edenler ki, el-hamdü lillah bizler bu zümre-i necata dahil bulunuyor:

-5is9 Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resülullah diyor ve bu imanımızı lisanımızla takrir ve kalbimizle de tasdik ediyoruz.

ÜMMET-İ-DÂVET: Henüz islâma gelmeyenler, dinsizler ve kendilerini Hz. Musa ve Hz. Isa'nın dininden ve ümmetinden farz edenlerdir. Bunlar, her ne kadar insan olarak bir akla sa hip iseler de, henüz hak ve hakikati bulamamışlar ve islâm dinine gelememişlerdir.

Halbuki, daima genç ve daima dinç olan ve on dört asir.

dan beri bütün halkı hakka dâvet eden Kur'an-1 azim-üş-şân, onları da tarik-i hak ve hidayete, yani islâmiyete dâvet etmektedir. Buna rağmen, Kur'an-ı azim-ül-bürhanı tanımayan veya tanıdığı halde iyman etmeyen, hak ve hakikati bilen ve bilmeyen veya bilmek istemeyen bu güruhu, ilâ yevm-il kıyam daima hakka, hidayete ve islâmiyete dâvet etmekte daima devam edecektir. Bu dâvete rağmen hidayete gelmeyenlere de ÜM- MET-I-DAVET denilir.

Bunlardan hidayete gelenler, bir tevhid ile islâm olurlar. Hidayetten nasibi olmayanlar da. küfr-ü dalâlette kalırlar, âhirete öylece giderler ve ebedi hüsrana uğrarlar.

Ümmet-i icabetten olanlardan bazıları da, yaptıkları kötü amellerden dolayı, isimleri defter-i islâmdan silinerek esfel-i sâfiliyne gönderilirler.

Neden böyle olur?

Çünkü, cesette silsile-i enbiyânın evveli Hz. Adem aleyhisselâmdır. Nihayeti ise, Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi

Sayfalar 177–184 · İrşad III — tarikat.org