Ara
Menü

Sayfalar 185–192

1.798 kelime

İrşad III · kaynak sayfaları 185–192

-- 185 _ ve sellem efendimizdir. İyi bilmelidir ki, bu zâhirde böyledir Hakikatte ise. aleyhissalâtü vesselâm efendimizin nuru evvel.

Hz. Adern aleyhisselâmın nuru sondur. Zira ruh babası Hz. Mu hammed aleyhisselâmdır. Ceset babası Adem nebidir. Bu silsile-i enbiyâdan birisinin risâletini. mü'minlerin inkârlarına müsaade olunmaz. Inkâr edenler, islâmdan çıkarlar. Bu peygamberler arasında birbirinden faik, birbirinden efdal olan nebiler var.

dır. Şu var ki, bu nur silsilesi, aslında bir tek nurdur. Bu nuru iki görenler, şaşıdır. ve onların gözleri bozuktur. Meselâ:

— Ben. Musa'ya inanırım, Isa'ya inanmam..

veya:

— Isa'ya inanırım, Muhammed'e inanmam..

Yahut:

- Muhammed'e inanırim, Isa'ya inanmam, diyenler bu tevhid nurunu parçaladıklarından, bütün enbiyâ onlara darılmıştır.. Kendisine bağlı bulunduğunu sandığı peygamber de ona da rılmıştır. Birisini inkâr, diğerlerini de inkârdır. Ne gibi? Bunu bir hikâye ile belirtelim:

HIKÂYE Hocanın birisi, talebelerinden birisine:

— Dolapta bir şişe var. onu al bana getir, dedi.

Talebe dolabı açtı ve orada iki şişe bulunduğunu gördü.

Hocasına seslendi:

— Efendim, burada iki şişe var.. Hangisini alayım?

Hoca, içeriden cevap verdi:

— Hayır.. şişe bir tanedir.

Talebe, iki şişe gördüğünde ısrar etti. Şişenin bir tane olduğundan emin bulunan hoca da:

— Mademki öyle, kır bir tanesini. emrini verdi. Talebe, hocasının bu emrini yerine getirdi ve şişenin birisini kırınca, her ikisi de kırıldı. Çünkü şişe gerçekten bir tane idi. Talebe şaşı olduğundan tek şişeyi, çift gibi görmüştü.

Enbiyânın birisine inanan ve diğerlerine inanmayanlar da.

bu şaşı talebe gibidirler. Onlar da, bu nebilerden birisini kırmak la, diğerini de kıracaklarını düşünemiyorlar. Zira, Isa aleyhisselâm ne dediyse, Hz. Musa aleyhisselâm da onu söylemiştir. Ona iyman etmek, diğerine iyman etmek demektir. Birisine inanıp.

diğerine inanmamakla her ikisini de kırmış olunur.

Bunun içindir ki, müslümanlar hiçbir nebinin peygamberliğini inkâr etmezler. Hepsine birden iyman ederler. Halbuki, Yahudiler ve Hıristiyanlar enbiyâdan bazılarına inanıp, bazılarına inanmamakla; kendi peygamberlerini de kırmış ve incitmiş olduklarını dahi sezemezler. Onun içindir ki, Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, bütün peygamberlere inanmış ve onları tasdik etmiş ve ümmetine de bunu böylece talim ve tefhim eyleriştir. Kur'an-ı mübiyndeki:

Lâ nüferriku beyne ehadin min rüsülih...

El-Bakara: 285 (Allahu tâlâ'nın peygamberlerinden hiç birisini, Yahudi ve Hıristiyanların yaptıkları gibi, kimini tasdik ve kimisini tezkip ederek ayırdetmeyiz.)

âveti celilesi de bunu te'yit ve tesbit etmektedir.

Ey ehl-i ivman:

Hz. Isa aleyhisselâmda gördüklerimiz, bir ulül-azm peygamber için lüzumlu olan sıfatlardır. Onun vekilleri veya vekilleri olduklarını iddia edenler ise, bu sıfatları bakımından ona aslâ yakışmayan ve yaklaşmayan ve bu vekâlete hiç bir zaman lâyık ve müstehak olmayan dünya-perest kimselerdir. Onun ge.

tirdiği dini. putperestliğin karanlıkları içine gömmüş ve yok

etmişlerdir. Onun hak kelâmını, kendi yanlış inanç ve anlayışları ile kasden tahrif etmişler ve elbette Hz. Isa aleyhisselâmı da gücendirmişlerdir. Bu yüzden, insanları dalâlete ve zulme götürmüşler, kendilerine taptırarak Tanrı adına günah bağışla mak ve cennet satmak suretiyle, kendilerinin Allah vekili olduklarını da ilân etmişler, haramı helâl ve helâli haram göstererek Isa dinini şahsi menfaatleri uğrunda âdeta bir âlet ve oyuncak haline getirmişlerdir. Hz. Isa aleyhisselâmın bizzat haram saydığı ve aslâ yemediği domuz etini, mübah ve helâl saymışlar ve onun maddi - manevi haram ilân ettiklerini de pervasızca ortadan kaldırmışlardır. Oysa, Hz. Isa aleyhisselâmın:

— Eline ne geçerse ye, ağzından çıkana dikkat et.. demiş olması imkânsızdır, gayri kabildir ve muhaldir.

Helâl yemeyen doğru konuşamaz. Haram yiyenler yalancı olurlar. Ibadetten zevk alamazlar, hak kelâmı dinleyemezler.

Buna bianen, Allahu zülcelâl:

CEMŞEDEI Yâ eyliher-rüsülü külû min-et-tayyibâti vâ'melû saliha...

El-Mü'minun: 51 (Ey peygamberler! Pâk ve helâl şeyleri yiyin ve salih amel işleyin..)

buyurmuştur.

Enbiyâlar serdarı Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem efendimize inen Kur'an-ı mübiynde: TAYYİBATI YE, DİLİNE

SAHIP OL, HEM AGZINDAN IÇERIYE GIRENE, HEM DE

AĞZINDAN DIŞARIYA ÇIKANA, BAHUSUS AĞZINDAN

GIRIP VUCUDUNA KUVVET OLACAKLARA VE AZALARINA SAHIP OL, buyurulmuştur ki, Isa aleyhisselâm da, bundan gavrı bir şey söylemiş olamaz. Zira. silsile-i enbiyâ musaddıkıyn'dir.

Silsile-i felâsefe mükezzibindir.

Fahr-ül-mürseliyn efendimiz: (AMAL-I-SALIHA, ON CUZ- DÜR. ONDA DOKUZU HELAL YEMEKTİR') buyurmuşlardır. İşte, Allahu teâlâ, biz ümmet-i Muhammed'e temiz, tahir.

tayyip şeyleri yememizi emr-ü ferman ediyor ve kendisine ibadet etmemizi, in'am ve ihsan buyurduğu türlü nimetlerine karşı mâlen, bedenen şükretmemizi, hakkıyle kullukta bulunmamızı açıkça bildiriyor. Bizlere, maddeten haram kıldığı şeyleri de beyanla:

— Size ölü hayvan etini, domuz etini ve kan ile Allah'tan gay.

ri ibadet edilen ve Allah'a şirk koşulan putlara kesilen kurban etlerini yemenizi yasak ettim, buyurmaktadır.

Haram, iki kısma ayrılır:

Birisi, maddi olarak zikrolunan haramlardır ki, yukarıda da işaret olunduğu veçhile ölü eti, domuz eti. kan ve putlara kesilen, totemlere ve putlaşmış kişilere nezredilen yani Allahu tâlâ'nın rizasından gayrı maksatlarla zebhedilen kurban etleridir.

Kurban kesen müslüman ise, hayvanı keserken kasden besmele-i şerifi terkederse, o hayvan da murdar olur ve islâm dinine göre eti yenmez. Yine kitabullah ile beyan buyurulduğu veçhile:

Ve yuharrimü aleyhim-ül-habâ'is..

El-Enfâl: 157 (Murdar olan şeyleri haram kıiar.)

Bunlar, islâmdan önce arabın çirkin görerek yemediği nesnelerdir ki, onlara habisler haram kılınarak men'olunmuştur. Meselâ, ehl-i kitap olan Yahudiler ve Nasara'nın islâm âdâbına göre kestikleri hayvanları yemekte sakınca yoktur.

Ancak, idam olunarak yani boğazına geçirilen ilmikle öldürülerek yenmeye hazırlanan kaz, hindi ve sair hayvanları ye-

- 189 -memiz haramdır. Başlarına tokmakla vurularak öldürülen dana, öküz ve manda gibi hayvanların da yenilmesi islâmda men' olunmuştur. Bu hususlar hakkında daha geniş ve elverişli bilgi edinmek isteyenler NI'MET-UL-ISLAM adındaki, eserin KITAB- ÜL-ZEBÂYIH bölümüne baksınlar. Risâlemizin hacmi, bu konuda daha fazla bilgi vermeğe elverişli değildir.

Ayrıca sümüklü böcek, fare, kurbağa, kurbağa bacağı, kaplumbağa, solucan ve yılan da hebâ'ise dahil bulunduklarından islâma haram olunmuştur. At, katır ve eşek etleri yemek mekruhtur. Yaban eşeği etinin yenilmesine, aleyhissalâtü vesselâm efendimiz zamanında bir defaya mahsus olmak üzere müsaade buyurulmuş, sonra o da haram kılınmıştır.

Zamanımızda Allahu teâlâ'dan kokmayan, Peygamber-i zişandan hayâ etmeyen, daha doğrusu Allah'a, peygambere ve âhiret gününe iymanı olmayan bir takım sapık ve ahlâksız kişiler; yaptıkları sucuklara, kavurma, salam ve sosislere yaban domuzu, ölü at ve eşek ve ölü sığır etleri karıştırmaktadırlar.

Ne idüğü, ne ile yapıldığı bilinmeyen bu neviden şeyleri yemek de haramdır.

Ey müslüman:

Ben, at ve eşek eti yemem ama, bunların eti yenebilir, diye fetva verenlerin bu fetvalarına bakma.. Her zaman temiz, tahir ve tayyib olan şeyleri ye, çoluk çocuğuna da bunları yedir. Temiz ve tahir yiyen temiz ve tahir olur. Sen, müslümansın.. Sen, mü'minsin... Mü'minler elbet temiz ve tahir olurlar, temiz ve tahir olan şeyleri severler. Temiz, temizler içindir.

Habis, yani pisler ve pislikler de pisler içindir.

Maddi haramlar hakkında bu kadar bilgi sunduktan sonra, şimdi de biraz manevi haramlardan bahsedelim:

Manevi haramlar, maddi haramlardan daha korkunç ve daha şiddetlidir. Zira, maddi haramların zararları ekseriya vücuda olur. Manevi haramların zararı ise, doğrudan doğruya ruha olur. Ruhun cesetle yakin ilgisi ve ilişkisi bulunduğundan, maddî haramların ruha da tesiri ve zararları elbette büyük

-- 190 — olur. Çünkü, ikisinin yekdiğeriyle alâka ve irtibatları vardır.

Bu bakımdan, ağzımızdan içeri girecek rızıklar temiz ve tahir olursa, ağzımızdan çıkacak ve her türlü işlerimizde görülecek ve belirecek şeyler de temiz, tahir ve salih olur. (PÂK VE HELÂL OLAN ŞEYLER YİYİN VE SALİH AMEL İŞLE.

YIN..) âyeti celilesi. buna bürhandır.

Pâk ve helâl şeyler, viyenler, â'mal-i saliha dediğimiz Allahu tâlâ'nın beğendiği ve beğeneceği iyi ve güzel fiilleri işleyebilirler. Her türlü haramları ve temiz olmayanları, yani.

Allahu tâlâ'nın men'ettiklerini yiyenler ise, â'mal-i saliha işleyemezler. Işlemeğe çalışsalar bile, o yaptıkları güzel şeylerden ve Allahu tâlâ'nın sevdiği amellerden aslâ zevk alamazlar. O güzel amellerin zevkine varamaz. ondaki feyz-ü felâhı düşünemez ve o ameli âdeta angarya gibi kerhen icra ederler ve o amelden kurtulduklarına sevinirler. Meselâ, oruç tuttuğu halde, tuttuğu orucun zevkine varamayan bir gafil müslümanın, iftar vaktini ve bayram gününü iple çekmesi gibi huzursuzluğa düşerler. Halbuki, o müslüman orucun ve namazın kadrini bilse, bütün ömrünün ramazan ile geçmesini vc ömrü boyunca ramazan orucu tutmasını temenni eder. Fahr-irisâlet efendimiz de böyle buyurmuşlardır.

Demek oluyor ki, maddi ve manevi haram lokma ile beslenen kişiler böyle bir nimetin kadrini bilmekten mahrum kahırlar ve ibadetleri onlara azap gibi gelir ve bir ân evvel kurtulmak isterler ve tamamlayınca da âdeta bayram ederler.

Bilseler, bilebilseler ki oruçlu olan kimsenin duası kabul olunur, uykusu bile tesbih sayılır, günahları mağfur olur ve nice nice nimet-i ilâhiyyeye mazhar bulunur. Oysa, yedigi haram bütün bu nimetlere perde olmuştur.

Tıpkı bunun gibi, haramı irtikâp edenler namaz kılamazlar, kılsalar dahi namazın zevkine varamazlar. Bundan dolayı da mü'minlerin mi'râci olan namazın kadrini ve önemini takdir edemez ve bu mübarek ibadeti bir yük, bir küflet gibi bir ayak evvel tamamlamak ve ondan sanki kurtulmak isterler.

HIKÂYE Ibrahim Edhem hazretleri, bir hurmacıdan hurma alıyormuş. Tartı işi bittikten sonra, bilmeyerek kendisine ait sandığı bir tek hurmayı da alıp kendi hurmaları arasına karıştırarak yediği için, kırk gün kıldığı namazlardan zevk alamaz olmuş. Bunun nedenini düşünerek rahatı ve huzuru kaçmış ve o günlerde Kudüs'e vasıl olarak kırklar meclisine dahil olmuş.

Aralarına girerek, sohbetlerinden faydalanmak isteyince kendisini kabul etmemişler ve:

— Sen, demişler, hurmacının bir tek hurmasını sehven alıp yedigin için kırk gündür ibadetlerinden zevk alamıyorsun.

Ancak, bu hakkı hak sahibine iade ettiğin takdirde meclisimize girebilirsin.

Bunun üzerine Hz. Ibrahim Edhem, Kudüs'ten Medine-i münevvere'ye dönmüş, hurmacıyı bulmuş, haksız olarak yediği tek hurmanın bedelini kendisine ödemiş, özür dileyerek helâllık almış ve ancak bundan sonra ibadetlerinde eskisi gibi zevk ve huzura varmiştır.

Şimdi insaf ile düşünelim:

Ihtikâr yapan, ibadetinden zevk alır mı? Muhtekirin duası kabul olunur mu? Zira, MUHTEKIR MEL'UNDUR buyurdu Resûl-ü Rabbil-âlemiyn..

Rüşvet yiyen, tefecilikle geçinen ve halkın iliğini ve kemiğini emen ve sömüren zâlimler, kıldıkları namazlardan nasıl zevk alırlar ve nasıl huzur bulurlar?

Böyle haramı ve zulmü irtikâp edenler hakkında Allah celle:

(VAY O NAMAZ KILANLARA KI, NAMAZLARINDA SEH-

VEDER VE NAMAZ KILAN MÜ'MİNLERE LÂYIK OLMAYAN

SIFATLARI IKTISAP EDERLER.. VAY O NAMAZ KILAN-

LARA KI, NAMAZLARINDA SEHVEDERLER VE HALKA YARDIMI MEN'EDERLER..) buyuruyor.

_-- 192 -— Hiç kılmayanların vay hallerine.. (BİZ, SALAT-İ-DÂ'I- MÜNDAYIZ..) diyerek bu büyük nimetin kadrini ve kıymetini bilmeyenlerle mü'minleri bu gibi boş sözlerle kandıranların vay hallerine.. Namazın farziyyetini inkâr ederek: (BIZ,NAMAZ KILMAYIZ AMMA, KALBIMIZ TEMIZDIR..) safsatası ile Allahu tâlâ'nın hasmı olan gafillerin de vay hallerine.. Bin kerre.

on bin kerre veyl olsun, azap olsun...

Hiç şüphe yoktur ki. haramı irtikâp edenler, ibadette bulunamaz ve bu gibi boş sözlerle avunurlar. Ne var ki, bu avunma ve avutma, ancak dünya hayatındadır. Yarın, mahşer yerinde sâlih mü'minlerden ve has kullardan ayrılmak zamanı gelince: (VEMTÂZÜL-YEVME EYYÜHEL-MÜCRİMÜN = EY MÜCRİMLER! BUGÜN ONLARDAN AYRILIN.. Yâ-sin: 59)

buyurulacak ve işte ancak o zaman ne kadar aldandıklarını.

kendi kendilerini nasıl avutup aldattıklarını anlayacaklar ve binlerce defa pişman olarak feryat edecekler amma, ne fayda?!.. Bu feryat ve ağlamaları onların hiç bir işlerine yaramavacak, azaptan kurtulamayacaklardır.

Bilhassa. müminler defterlerini sağ vanlarından alarak birbirlerini tebşir ve tebrik ederlerken, memmun ve mesrur ehillerinin yanlarına dönerek:

- El-hamdü lillah.. Rabbim, beni affetti.. Bana, cennetini ve cemalini nasip eyledi, diyerek sevine sevine cennete girerlerken; dünya hayatında Allahu tâlâ'nın emirlerini dinlemeyenler, haram-helâl ayırdetmeyenler. boş sözlerle avunup vakit geçirenler, büsbütün ye'se ve nedamete kapılacaklar o korkunç günün şiddet ve dehşetinden ne yapacaklarını şaşıracaklar.

saçlarını başlarını yolarak döğünecekler ve:

- Eyvah; mahvolduk, helâk olduk. Keşke bizler de resüllere tâbi olsaydık, Allah'ın ve peygamberlerinin emirlerine uysaydık, cennete nail olamasak da hiç değilse cehenneme girmezdik, diyerek feryat edeceklerdir.

Sâlih, mü minler ise, kendilerine ihsan buyurulan derecatı görerek:

Sayfalar 185–192 · İrşad III — tarikat.org