ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
43 sonuç · “Varlık”
01Sa‘deddin Hammûye
Sa‘deddin Hammûye, uzun seyahatleri, Necmeddîn-i Kübrâ çevresindeki terbiyesi ve velâyet, harfler ve varlık anlayışına dair çok sayıdaki eseriyle tanınır.
Âb
Su. Tasavvuf şiirinde marifet, ilâhî feyiz, hayat ve varlık için kullanılan bir mecazdır.
Adem
م) 46) Yokluk, hiç. tas. Mâsivâ, zulmet, şer, bâtl, çirkin. Mutlak adem, adem-i muhal: Bu anlamda adem yoktur, var olması da mümkün değildir. Mutlak adem halis şer ve sırf karanlıktır (zulmet). Nitekim buna karşılık gelen vücut da halis hayr ve sırf nurdur. Adem bâtıl, vücut haktır. Mümkün adem: Olmayan, ama olması mümkün olan adem. Kıdemdeki adem, subuti adem ve subut da denir. Bu anlamda adem tasavvufta şey, ayn ve zat olup birtakım özelliklere ve niteliklere sahiptir. Mutlak adem zulmet, mümkün adem zıldır (gölge). Madum yok demektir. Madum var-yok bir şeydir; Allah'ın ilminde var, ama dış âlemde yoktur. Mümkün adem, Hakk'ın tecelli ettiği bir aynadır. Hak yokluk aynasında zuhur eder. Varlıklar ve eşya yokluk aynasındaki yansımalardır. Madde, âlem ve tüm varlıklar kendi asıllarına ve zatlarına göre madum, Hakk’a göre vardır; varlıklarını ondan alırlar. Bunun dışında onlara atfedilen varlık bir vehim ve hayaldir (sm 782, cİK 1:49). Âdemü'z-zaman Varımı ben Hakk’a verdim gayr-ı varım kalmadı Cümlesinden el çekip pes dü cihanım kalmadı Aziz Mahmud Hüdâi Âdem-—Adam i. ar. Çe! Sie? or. İnsanlığın babası, ilk insan, kişi, adam, insan. 2. a Allah'ın yeryüzündeki halifesi olan insan-ı kâmil, kâinattaki bütün hakikatleri kendisinde topladığı için kevn-i câmi ve ruh-ı âlem denilen insan. Bu insan bütün ilâhî isimlerin ve sıfatların mazharıdır. Adem odur ki adını âlemde andıra Alemde ad kalır u âlem gelir gider Âdem Dede Nev'iyâ lâzım değildir olmak falan ibn filân Marifet kesbeyle tâ bir âdem ol âdem gibi Nev'i
Afet
ç. Afat Musibet, bela, zarar, ziyan. tas. a Kötü huylardaki tehlikeler ve zararlar; örn. gıybet afeti, yalan afeti, şöhret afeti. b Organların ahlak dışı yollarda ve günaha yol açacak biçimde kullanılması; örn. dilin afeti yalan söylemek, kulağın afeti gıybet dinlemek, elin afeti hırsızlık yapmaktır. c Sülük halinde bulunan salikin ilerlemesini engelleyen dünyevi bağlar (alaik) ve maddi عب karlar. “Süfiler için afet oğlanlarla düşüp kalkmakta, zıt görüşte olanlarla yarenlik etmekte ve kadınlardan hediye kabul etmektedir”. 4 Aşk. Dil verme gam-ı aşka ki aşk afet-i cândır Aşk afet-i cân olduğu meşhür-i cihândır Fuzali Afet-i tarik (2 bö 1) Tarikat afeti, keramet. Afitap i fars. ب) 5 1) Güneş. Afitâb-ı celal (ululuk güneşi) ve afitab-1 vücut (varlık OE
Agyar
(5 (اغيا veya Agyar. t. Gayr Yabancılar, bigâneler, zıtlar, muhallifler, eller, başkaları, yar olmayanlar. tas. a Sûfî olmayan, tasavvufi hayata yabancı, Ah | zıt. Tasavvufi hayata aşina olanlara ehl-i dil veya gönül ehli denir. b Aynı tarikatten ve meşrepten olmayan. Aynı tarikatten ve meşrepten olanlara ihvan ve hemmeşreb denir. c Mâsivâ, Allah'tan gayri olan her şey. Bkz. Yabancı, Zıt. Halka benzemeye işin, süre gönülden teşvişin Yüzbini birdir dervişin arada ağyâr gerekmez Yünus Sür çıkar ağyârı dilden ta tecelli ede Hak Padişah girmez saraya, hâne mâmur olmadan Lâedri Ağza tükürme Âb-ı dehen, ermişlerin kemalinden nasip almak, nefeslerinden faydalanmak ve onların haliyle hallenmek için şeyhlerin müritlerinin ağzına tükürmeleri. Ahmed Yesevinin şeyhi Baba Arslan'ın ağzına Hz. Peygamber bir hurma tanesi atmış ve tükrüğünden de ona ihsan etmişti. Baba Arslan da aynı şeyi Ahmed Yesevi'ye yapmıştı. Ağza tükürme geleneğinin kaynağı, ihnâk veya tahnikle, yani yeni doğan çocuğun dimağını oğma, hurma ve benzeri bir şeyi çiğneyip onun ağzına atma uygulamasıdır. Hastahktan kurtulmak ve şifa bulmak amacıyla da ermişlere veya üfürükçü hocalara gidilerek ağza tükürtülür. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için TEİM 22 kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Ağzı dualı Mücabu'd-da've, müstecabu'd-da've. Allah katında duası makbul kişi. Ah (eh) Asikin iç âlemindeki ateşin ve elemin ifadesi olan bir nida. “Ah minel aşk ve ahvâlihi ahreke kalbi bi-harâretihi.” Allah kelimesinin ilk ve son harfi bir araya getirilirse ‘ah’ meydana çıkar. Âh, Allah'ın kısa şekli olduğundan, bazen Abdullah abd-âh şeklinde yazılır. O halde âh, Allah demektir. Âşıkın âh demesi, O'na sıgınması anlamına gelir. Âh Allah, Emân Muhammed demektir. Güneşin ışıkları elif'e (yani oka), kütlesi h harfine benzediğinden her gün ‘ah’ (Allah) diyerek doğar. Minare elif, caminin kubbesi h olduğu için her cami ‘ah’ (Allah) der. ‘Iman'ın başındaki elif atılırsa geriye yaman kalır ve elif'i (yani Allah'ı) olmayanın hali yamandır, demek olur. Bkz. Emân. Aşk ile gel imdi Allah diyelim Derd ile göz yaşıyla âh idelim Gitmeye bağrı başı dinmeye gözü yaşı Her dem dervişin işi âh ile zâr gerek Yünus
Ahir
veya Ahir Son. 2. tas. a İnsanın sahip oldugu her cesit sifatin evvel ve ahiri Hak olup o, Hakk'ın evvel ve ahir sıfatları arasında anzi bir varlıkur. b İnsanın yeryüzündeki hilafeti evvel ile ahir arasında bir berzahur. c Evvel ve ahir bir açıdan Hakk'ın iki ayrı yüzü, başka bir açıdan ise birbirinin aynıdır (SM). Ahiretlik/Ahretlik 1. içtenlikle birbirlerini din kardeşi olarak tanımış iki kadından (bazen iki erkek de olabilir) her biri diğerinin ahiretliğidir. 2. Ahirette sevap Ahkam-1 bâtına 2227 e e a MA ERİR kazanma ümidiyle bakıma ve korumaya muhtaç durumdaki çocuklar arasından alınıp büyütülmüş kız çocukları (po 1:30). Ahirette sevap Ahkam-1 bâtına 2227 e e a MA ERİR kazanma ümidiyle bakıma ve korumaya muhtaç durumdaki çocuklar arasından alınıp büyütülmüş kız çocukları (po 1:30).
Ahsen-i takvim
حسن تقو يم) ( En güzel şekil. tas. Allah'ın en mükemmel mazharı, halifesi, ergin ve olgun insan. İnsan, benlik ve ruh bakımından varlıkların en mükemmelidir.
Âlem
Kâinat; Allah dışında yaratılmış bütün varlıklar. Kelime ayrıca ortak bir niteliğe sahip varlıkların meydana getirdiği topluluk için kullanılır: insanlar âlemi, ruhlar âlemi ve hayvanlar âlemi gibi. Âlem, yaratıcısına işaret eden bir eser ve alâmet olarak açıklanır. Sanatın sanatkâra delâlet etmesi gibi, yaratılmışlar da onları var eden Hakk’ın kudretine delil sayılır. Tasavvufî çerçeve Tasavvuf metinlerinde âlem tek bir sınıflandırmayla ele alınmaz. Dünya ve âhiret; mülk ve melekût; şehâdet ve gayb; cismânî ve rûhânî; ulvî ve süflî gibi karşılıklı kavram çiftleri, varlığın farklı mertebelerini anlatır. Başlıca âlem tasnifleri Âlem-i ceberût İlâhî isim ve sıfatların, kudret ve mâna mertebesinin anlatıldığı âlem. Âlem-i melekût Şehâdet âlemi ile ceberût arasında düşünülen; ruhlar ve gayb ile ilişkilendirilen mertebe. Âlem-i mülk veya şehâdet Madde, zaman ve duyularla kavranan cisimler âlemi. Âlem-i hayal veya misal Maddî sûretlerle sırf mânevî hakikatler arasında bağ kuran ara mertebe. Âlem-i kebîr ve âlem-i sağîr Kâinat büyük âlem, insan küçük âlem kabul edilir. İnsan, maddî bedeni ve mânevî ruhuyla farklı varlık mertebelerini kendinde topladığı için iki âlem arasında bir berzah olarak görülür. Okuma notu Basılı kaynaklarda geçen âlem tasnifleri, bütün sûfîlerde değişmeyen tek bir kozmoloji değildir. Terimlerin kapsamı müellife ve tasavvuf ekolüne göre farklılaşabilir.
Ars
Feleklerin felegi, en büyük felek, taht, mülk, hâkimiyet, ihata, zuhur, tecelli, tas a Azamet mazharı, tecelli mahalli, zatın hususiyeti, cism-i külli (cik 11:5). b Allah'ın mukayyet isimlerinin istikrar mahalli. c Külli cisim, mutlak varlığın bedeni. Ayrıntılı bir şekilde her şeyi kuşatan külli nefse arş-ı kerim, levh-i kader, levh-i mahfuz, kitab-ı mübin, varka, zümrüt ve yakut-u ahmer gibi isimler verilir (sr). d Arşullah, Allah isminin mazharı olması itibariyle insan, yani insanın bir örneği sayılan mutlak varlık. e Arşu'r-rahman veya Allah'ın arşı. Kâmil insanın kalbi. Arş, üzerine Allah'ın istiva ettiği bir varlıktır. Yerlere göklere sığmayan Allah mümin kulunun kalbine sığdığından onun esas arşı ve istiva ettiği varlık insan-i kâmilin kalbidir. Can gözü anı gördü, dil andan haber verdi Can içinde oturdu, gönlümü Arş eyledi wee Gönül çalabım tahtı gönüle çalab taktı | İki cihan bedbahtı kim gönül yıkarısa | Yünus Mutasavvıflar kainâtın en üst kısmına arş, en alt kısmına ferş der. Devrin iki türünden biri arşiye, diğeri ferşiyedir. Kalb-i mü'min Arş-ı Rahmân ‘dir Ant yıkmak ziyâde tuğyândır Sinan Paşa
Asâkir-i Hak
Asâkir-i Rahmânî de denir. Hakk'ın askerleri, Cündü'llah (Allah'ın ordusu) deyimi de bu anlamda kullanılır. 2. Rüzgâr, kuş, yağmur ve zelzele gibi doğal güçler ve varlıklar da Hakk'ın askerleridir (sm), Leşker-i gama iltikâ etmem Asker-i gayba istinâdim var IV. Murad Rüzgâr, kuş, yağmur ve zelzele gibi doğal güçler ve varlıklar da Hakk'ın askerleridir (sm), Leşker-i gama iltikâ etmem Asker-i gayba istinâdim var IV. Murad
A‘yân-ı sâbite
Varlıkların Allah’ın ilmindeki ezelî ve değişmez hakikatleri. Tasavvuf literatüründe, özellikle vahdet-i vücûd düşüncesinde, eşyanın dış dünyada var olmadan önce ilâhî ilimde bilinen sûret ve hakikatlerini anlatır. İlim ile dış varlık arasındaki yer A‘yân-ı sâbite dış dünyada müstakil birer varlık değildir. “Sâbit” oluşları ilâhî ilimde belirli bulunmalarını, “ma‘dûm” oluşları ise henüz hâricî varlık kazanmamış olmalarını ifade eder. Yaratılış, bu ilmî hakikatlerin ilâhî irade ve kudretle varlık sahasında görünmesi şeklinde açıklanır. Çokluk nasıl açıklanır? Vücûdun birliği ile varlıklardaki çokluk arasındaki ilişki, aynalar ve sûretler yahut tek bir kumaştan farklı elbiselerin kesilmesi benzetmeleriyle anlatılır. Varlık birdir; kabiliyetler ve görünüşler a‘yânın farklılığına göre çeşitlenir. Okuma notu Kavram, bütün tasavvuf ekollerinde aynı anlam ve ağırlıkta kullanılmaz; bilhassa İbnü’l-Arabî sonrası metafizik dil içinde merkezîdir.
Ayin
Merasim, tören, âdet, usül, nizam; şekil, kanun, kaide. tas a Tarikat ehlinin kendi aralarında belli bir usül ve düzene göre topluca icra ettikleri zikir, dini merasim, semâ. b Bütün din mensuplarının, Mecusilerin, Yahudilerin ve özellikle Hıristiyanların ibadethanelerde icra ettikleri toplu dini törenler, ibadetler. Fakihler, müftüler, kadılar ve muhaddisler, ayin deyiminden de, bu deyimin delalet ettiği hal ve hareketten, yani dini merasimden de rahatsızlık duymuşlar, bu yüzden ayinlerle ilgili vakıfların şer'i mahkemelerde sicile geçirilmeleri bahis konusu olunca “Ayin yapma” deyimini kullanmaktan kaçınmışlar ve onun yerine “icra-i zikrullah” deyimini kullanmayı tercih etmişlerdir. Ayine-i cemal/Ayine-i hüsn Güzellik aynası ve sıfatların zuhur ve tecelli mertebe- Ls Ayine-i dil Gönül aynası. Hakk'ın tecelli ve nazar ettiği yer. Ayine-i vücut Varlık aynası; gönül, bütün âlem, kâinat (sr). Ayin-han Ayin okuyan. Mevlevilikte semâ esnasında, bestelenmiş şiirleri (ayin) okuyan kişiye verilen ad.
Ayn
Göz, öz, kaynak, çeşme, halis, mal, zihnin dışındaki varlık. tas, Bir şeyin Allah'ın ilmindeki sureti.
Hekimoğlu Ali Paşa Camii
İstanbul · Türkiye · Sefîne'ye göre Abdal Ya'kub Zâviyesi fevkānî bir tekke olup bu mahalde bulunuyordu; zâviyenin arsasına Hekimoğlu Ali Paşa ilk sadaretinde camiyi inşa ettirmiştir. Caminin avlusundaki şadırvanın yeri zâviyenin bulunduğu yer, oradaki kabristan ise onun hazîresi idi. Kesin nokta tespiti yapılmadığından koordinat girilmemiştir.
Ayasofya Camii
İstanbul · Türkiye · 1041/1631-32'de vaizliğine tayin edildiği ve şöhretinin zirveye çıktığı cami. İlişkili kişi dosyası Kādızâde Mehmed Efendi el-Balıkesrî : Kādızâde Mehmed Efendi (ö. 1045/1635-36), Balıkesir doğumlu; İstanbul'un büyük camilerinde ders ve vaaz veren, tasavvuf pratiklerine yönelik eleştirileriyle tartışma doğuran vaizdir.
Molla Çelebi Camii
İstanbul · Türkiye · Tekaüdünden sonra oturduğu Fındıklı kasabasında, bu caminin sahasına defnedildi. İlişkili kişi dosyası İshakzâde Şeyh Mehmed Efendi : İshakzâde Şeyh Mehmed Efendi (ö. 1729), âlim Kürd İshak Efendi'nin oğlu olup İstanbul medreselerinde görev yapan Osmanlı ilmiye mensubudur.
Balmumcu Tekkesi
İstanbul · Türkiye · İstanbul'da açılan ilk Şâzelî tekkelerinden biri. Şeyh Zâfir, ilk İstanbul gelişinde bu tekkenin bulunduğu Unkapanı civarında üç yıl kadar ikamet etmiş; sonraki yıllarda padişahla kurduğu ilişki sayesinde tekke yeniden inşa edilmiştir.
Bayezid Camii
İstanbul · Türkiye · Cemâziyelâhir 1041'de Kādîzâde Şeyh Mehmed Efendi'nin yerine vaizliğine getirildiği selâtin camii. İlişkili kişi dosyası Evliyâzâde Mustafa Efendi : Evliyâzâde Mustafa Efendi (ö. yaklaşık 1057/1647), Siroz’dan ilmiye mesleğine girip İzmit kadılığı yapan; ardından Kızılmusluk Zâviyesi ile Bayezid, Süleymaniye ve Ayasofya kürsülerinde şeyhlik ve vaizlik yürüten âlimdir.
Koca Mustafa Paşa Camii
İstanbul · Türkiye · Necmeddin Hasan Efendi'nin, rebîülevvel ayının on ikinci gecesinde minaresinde kandil yaktırdığı cami. İstanbul'da minarelerde kandil yakma âdeti buradan başlamış, III. Murad'ın fermanıyla bütün şehir camilerine yayılmıştır.
Kozyatağı Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Zâkirbaşılık ettiği tekkelerden biri. İlişkili kişi dosyası Tığlızâde Mehmed Şevki Bey : Enderun'da musiki öğrenen Tığlızâde Mehmed Şevki Bey, Ahmediye Rifâî Tekkesi postnişinliği yanında İstanbul'un Kādirî, Nakşî ve Rifâî meşk çevrelerinde zâkirbaşılık yaptı.
Kepenekçi Sinan Medresesi Hazîresi
İstanbul · Türkiye · Dershanenin kuzeybatısındaki dar uzun hazîredir; Hadîkatü'l-Cevâmi'ye göre Sinan Efendi'nin oğlu Süleyman Efendi ile eşi buraya gömülmüştü. Bugün yalnız 1234/1818 tarihli bir kabir kalmıştır. İlişkili kişi dosyası Kepenekçi Sinan : Kepenekçi Sinan (ö. yaklaşık 970/1562-63), İstanbul'da yetişen; İslâmiyet'i kabul ettikten sonra ilmiye zümresine alınan, medrese, mescit ve vakıflar kuran âlim ve müelliftir.
Ayasofya Camii
İstanbul · Türkiye · 1052 hudûdundan 1057'deki vefatına kadar vaizlik yaptığı kürsü; selefi Şeyh İsmail Efendi, halefi Abdülahad Nûrî Efendi. İlişkili kişi dosyası Evliyâzâde Mustafa Efendi : Evliyâzâde Mustafa Efendi (ö. yaklaşık 1057/1647), Siroz’dan ilmiye mesleğine girip İzmit kadılığı yapan; ardından Kızılmusluk Zâviyesi ile Bayezid, Süleymaniye ve Ayasofya kürsülerinde şeyhlik ve vaizlik yürüten âlimdir.
Küplüce Mezarlığı
İstanbul · Türkiye · Meclis-i Kebîr-i Maârif üyesi iken 16 Aralık 1913'te İstanbul'da vefat eden Mehmed Zihni Efendi, Küplüce Mezarlığı'ndaki aile kabristanına defnedildi. Sefîne'nin kaydettiği “Zihni Efendi buldu vahdet-sarâyı vuslatı” tarih mısraı da 1332 yılını verir.
Bereketzâde Camii
İstanbul · Türkiye · Asıl irşad faaliyetine başladığı yerdir; cami aynı zamanda onun dergâhı olmuş, meydanında Şâbânî usulüne göre zikir yapılmış, ramazanda her gün iftar verilmiş ve buradan üniversite öğrencilerine burs dağıtılmıştır.
Bayezid Camii
İstanbul · Türkiye · Kaynağın vâizlik yaptığı yerler arasında saydığı camilerden biridir (diğerleri Sun‘ullah Efendi, Hüseyin Bey ve Vâlide Sultan camileridir). İlişkili kişi dosyası Nazmî Mehmed Efendi : Nazmî Mehmed Efendi (1032-1112/1622-1701), Abdülehad Nûrî'nin yanında yedi tavrı tamamlayıp hilâfet alan; Yavaşca Mehmed Ağa Zâviyesi ve Vâlide Sultan Camii'nde hizmet eden Halvetî şeyh ve şairdir.
Nurlar, Renkler ve Müşâhede Öğretisi
Kübrevî tecrübe dilinde görüntü, hâtır, latife ve ahlâkî dönüşüm. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.
Mevlânâ ile Yûnus Emre Arasında Fikir ve Ruh Akrabalığı
Cihan Okuyucu’nun karşılaştırmasından hareketle Mevlânâ ile Yûnus’un şiirlerindeki müşterek irfan dilini, doğrudan tarihî temas iddiasından ayırarak okuyan geniş dosya.
Sadreddin Konevî'de Mârifet, Vücûd ve Yöntem
İlm-i ilâhînin konusu Konevî için metafiziğin konusu mutlak vücûddur. İsimler, sıfatlar, mümkünler ve âlem bu konunun nispet ve meseleleri olarak ele alınır; Hakk'ın hakikati sıradan bir tanımın konusu yapılamaz. Bilginin yolları Duyu, akıl, haber ve keşif birbirinin basit alternatifi değildir. Akıl ilişki ve delil kurar fakat kendi şartlarıyla sınırlıdır; k
Abdullah Bosnevi ve Merâtib-i Vücûd
Mertebe neden kullanılır? Merâtib-i vücûd tasnifleri tek varlığın çoğalma hikâyesi değil, mutlaklık, ilim, ruh, misal ve duyulur âlem arasındaki nispetleri açıklama araçlarıdır. Tasnif sayısı müellif ve metne göre değişebilir. Yedili tasnif Ahadiyyet, vahdet, vâhidiyyet, ruhlar, misal, şehâdet ve insan mertebeleri olarak özetlenen yedili düzen, Hakk'ın zâtın
Divan Şiirinde Tasavvuf: Kavram, Mecaz ve Eşya
Şiir kaynak olarak nasıl okunur? Divan şiirindeki tasavvuf dili doğrudan tekke yönetmeliği değildir. Şair, teknik kavramı estetik mecaza dönüştürebilir; aynı mazmun dinî, beşerî ve tasavvufî anlamları birlikte taşıyabilir. Tevhid ve aşk Vahdet-kesret, benlik, mâsivâ, tecellî ve ayna mecazları varlık anlayışını; âşık, sevgili, rakip, şarap ve meyhane dili aşk
Abdülkerîm el-Cîlî’de İnsan-ı Kâmil
Ayna, tecelli, Hakîkat-i Muhammediyye ve varlık mertebelerini hulûl diline düşmeden okumak
TASAVVUFUN MÂHİYETİ
Avârifü’l-Maârif · 5. bölüm · Abdullah İbnu Ömer (r.a), Hz. Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Her şeyin bir anahtarı vardır; Cennetin anahtarı da miskinleri ve fakirleri sevmektir. Çünkü sa
SÛFÎ OLMADIKLARI HALDE SÛFÎLERE NİSBET EDİLENLER
Avârifü’l-Maârif · 9. bölüm · Kendilerini bazen “Kalenderi” bazen de “Melâmetî” diye isimlendiren bir grup, sûfiler arasında zikredilmektedir. Az önceki bölümde melâmetînin hâlini zikrettik. Onların hâlinin şer
Sayfalar 2–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,
Sayfalar 10–15
Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel
Sayfalar 9–16
Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny
Sayfalar 18–25
Muzaffer Ozak Külliyatı · (YA GAFURU ism-i celilini, hummaya ve başağrısına uğrayanlarla, gam ve keder içinde bulunanlar devamlı okurlarsa kurtulurlar.) 3EJE3, Eş Şekûrü Celle Şanühu Kendi rızâsı için yapıl
Sayfalar 17–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · Inned-diyne indallâh-il-islâm Al-i-Imran: 19 Allah katında makbul olan din, Islâmdır. Yüz suhuf, dört kitap, Hazret-i Adem'den beri gelen bütün Enbiyânın talimini ve neş'esini, kul
Sayfalar 25–30
Muzaffer Ozak Külliyatı · ner, bunlara sahip bulunanların mevki ve makamlarını, mal ve mülklerini yerinde, hak rizasına uygun ve kelimenin tam mânasıyla iyi kullanabilmeleridir. Bu bakımdan, gururluya karşı
Sayfalar 34–41
Muzaffer Ozak Külliyatı · Birincisi; gökyüzüdür. Güneşi, ayı, yıldızları ve daha güremediğimiz, bilemediğimiz diğer varlıkları ile enginleşen o muhteşem gökyüzünü bir düşününüz. Düşününüz ki, insanoğlu, en
Sayfalar 36–43
Muzaffer Ozak Külliyatı · yüz mü çevireyim? Hayır!.. Ne kadar kötü ve günahkâr bir kul olsam da, Rabbimle münasebetimi kesmem ve kulluğumu unutmam, der ve oradan uzaklaşır. Bir kaç yıl sonra, Şeyh Şibli haz
Sayfalar 57–65
Muzaffer Ozak Külliyatı · İRŞAD ONIKINCİ DERS MÜNDERECAT: Ramazana ait mev'ize, âyeti kerime ve hadisi şerifler, meâlleri ile; Oruç ve teravihin faziletiyle verilen ilâhi ecirler ve insanlara ibret verecek
Sayfalar 65–72
Muzaffer Ozak Külliyatı · ninle mezarda kalmak istemez. Hattâ, ruhunu teslim eder etmez, seni evinde bile tutmazlar, alelacele yıkatıp bir kefene sarar, tabuta koyar, önce musallâ taşına ve daha sonra da dü