Ara
Menü

Sayfalar 65–72

1.670 kelime

Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 65–72

ninle mezarda kalmak istemez. Hattâ, ruhunu teslim eder etmez, seni evinde bile tutmazlar, alelacele yıkatıp bir kefene sarar, tabuta koyar, önce musallâ taşına ve daha sonra da dünyanın son ve âhiretin ilk durağı olan kabrine götürüp atarlar.

Hoş atmayıp ne yapacaklar? Birgün bıraksalar, kokundan değil evine, hattâ oturduğun mahalleye bile girilmez. O. karanlık mezarda, iyi amellerin sana yoldaş olurlar, hayır ve hasenâtın seninle birlikte bulunurlar. İbadet ve tâ'atin kabrini ferahlatır, okuduğun Kur'an-ı aziym o karanlık çukuru aydınlatır.

Onun için, bu fâni âlemde Rabbine kul ol ki, Bâki'de sultan olabilesin... Varlıkta ve darlıkta, bollukta ve yoklukta Rabbine hamdedicilerden ol, ondan razı ol ki, Rabbin de senden razı olsun, sana merhamet buyursun, mağfiretini üzerinden esirgemesin. Nefsine, hele iki günlük dünya hayatı için başkalarına kul olma:

Akıl isen ne beye, ne şaha bak;

Nükte-i ER-RIZKU ALELLAH'a bak, Olma sakan el kapısında zelil, Olmuş iken rızkına Mevlâ kefll...

Için ve dışın temiz, özün ve sözün doğru olsun... Dinine, milletine, devletine sadık ol, elinden geldiği ve gücünün yettiği kadar şahsına, ailene, muhitine hayırlı ve faydalı olmağa çalış...

Dinine, milletine ve memleketine hizmet edersen, Allahu tealâ da milletini ve devletini kıyamete kadar pâyidar eder, din ve millet düşmanlarına aman vermez... Bütün mahlûkata karşı şefkatli ve merhametli ol ki, Allahu tealâ da sana şefkat ve merhametini esirgemesin. Herkese karşı güler yüzlü ve tatlı dilli ol ve muhabbet besle ki, muhabbetten Muhammed aleyhis-selâtü ves-selârn hasıl olmuştur. Resûl-ü zişânın nurlu ve mübarek yolundan zerre kadar ayrılma, onun izinden yürü, bastiğı yere basmağa çalış, adımlarını, onun adımlarına uydur.

Unütma ki, onun kapısından girenler Allahu talâ'nın rizasına, cemaline ererler. Ölüm, kendilerine gülerek gelir. Sen de ölümü gülerek karşılarsın ama, başkaları seni kaybettikleri için Envar-ûl-Kulub, Cilt 3 - F: 5

ağlarlar, seni rahmet ve minnetle anarlar, sana hayır dua ederler. Evlâtlarina, şerefli bir isim, temiz bir hatıra bırakmağa gayret et, babaları ile öğünsünler. Musallâ'ya konulduğunda cemaate yalancı şahitlik yaptırmamak için gerçekten iyi olmağa özen, iyilerle düş ve kalk, iyilerle sohbet et, herkese sevgi ve saygı göster, seni tezkiye ederlerken gögüslerini gere gere tam bir emniyet ve itimatla (İyi adamdı, gerçek mü'mindi, tekvâ sahibiydi, elinden ve dilinden hiç kimseye zarar gelmezdi...)

desinler ve senin için burada olduğu gibi huzur-u izzette de hüsn-ü şehadet etsinler... Cenaze imamının sorusuna, yarım ağızla ve istemeye istemeye (Iyi biliriz!) dedirtmek kâfi değildir. Böyle bir şahitlik, senin hiçbir işine yaramayacağı gibi, istemeyerek yalan şahitlik edenleri de töhmet altında bırakabilir. Buna, kimsenin hakkı yoktur. Böyle bir soru ile karşılaşacağını bilen akıllı ve iymanlı kişi, cemaatine yalan şahitlik ettirmez. Ettirmemek için de hayatında iyi olmanın, iyi adam denilmenin gerekleri ne ise onları yapar, kötülüklerden ve haksızlıklardan kaçınır ve iyi şehadete hak kazanır. Gerçi, başkalarının sana iyi demeleri sana hiçbir fayda sağlamaz ama, hiç kimseyi de yalan şahitliğe zorlamak doğru değildir. Dünya rezaletleri de dünya gibi fânidir, âhiret rezaletleri ise hem daha korkunç ve bâkidir, bunu da sakın hatırından çıkarma!..

Ey âşık-1 sadık!

Meşreb-i Muhammedi üzere Rabbine ibadet ve tâ'at ile bütün mahlükata karşı merhametli ol ki, iki cihanda da aziz olabilesin...

Bilmiş ol ki, Muhbir-i Sadık efendimizin haber verdiği bugünler gelecektir. Benim, anlatabildiklerim ancak özetin özetidir. Evet, o günler hepimize çok yaklaşmıştır. Mallarımızın böüşüleceği, makamlarımızın başkalarına kalacağı, var saydıklarımızın hepsinin yok olacağı, yok olduğunu sandıklarımızın birer birer gerçekleşeceği o günler, belki yarın belki yarından da yakındır. Sevdiklerimizin ağlayıp çırpınacakları, çocuklarımızın yetim kalacakları ve bizleri de amellerimizle başbaşa bıraka-

.— 67 — cakları günler ve saatler hergün biraz daha bizlere yaklaşmaktadır.

Fırsat elden kaçmadan, can kuşu ten kafesinden uçmadan, ecel şarabını Azrail aleyhisselâmın elinden içmeden, bu fâni âlemden bâki ve ebedi âleme göçmeden, eynimize sekiz arşın bezden kefen biçmeden, omuzlar üstünde etrafa dehşet saçarak geçmeden, gelin hazırlık görelim, hazır bulunalım, o günlere hazırlanalım. O korkunç ve tehlikeli geçitlere varılmadan, çenelerimize mühür vurulmadan, mizan kurulmadan, kan ter içinde kalıp yorulmadan, pişmanlıkla içimiz burkulmadan güahlarımıza tövbe edelim, hak yoluna gidelim, hak kelâmı işitelim, Rabbimizin emirlerini canla başla yerine getirmeğe, ne:

hiylerinden şiddetle kaçınmağa çalışalım, insan olmağa, insan-ı kâmil haline gelmeğe alışalım, âşıklarla, sadıklarla buluşalım, salihlerle koklaşalım, hayra ve hasenâta koşalım, maksud ve matlûbumuza ulaşalım. Aziz ömrümüzü hevaya vermeyelim, hayat sermayesini boşuna tüketmeyelim. Yaz veya kış, sabah veya akşam demeden Rabbimizi her nefeste zikredelim ve Allahu tealâ'yı unutmayalım. Tevhid dilimizde, aşk ve muhabbet kalbimizde, Allah korkusu ve sevgisi gönlümüzde bulunsun.

Gözlerimizi temizlersek neler görürüz, kulaklarımızı temiz tutarsak neler işitiriz, dilimizi temiz tutarsak neler söyleriz. Kalplerimiz kirlerden, kirliliklerden, günah pisliklerinden arınır ve pâklanırsa, nazargâh-ı ilâhi olur. Bütün uzuvlarımızın zâhirini şeri at nurları ile nurlandırırsak, gözlerimiz sırlar görür, kulaklarımız sırlar işitir, dillerimiz kendimizi bile hayrette bırakacak sırlar söyler. Kabiliyet ve istidadı olanlar, bizden işitecekleri hak kelâmı ile hakka yönelirler. Bâtınlarımızı da aşkullah, muhabbetullah ve muhabbet-i Resûlüllah ile süslersek içimiz de dışımız da nurlanır, nur dolar, nur fışkırır. Gözle görülmeyeni, kalp gözüyle görmeğe başlarız.

Toz ve pisliklerle kirlenmiş gözlükler, iyi görmeğe engel olduğu gibi, günah ve isyan kirleriyle lekenenen gözler de bir çok hakikatleri hakkıyle ve lâyıkıyle göremezler. Onları da, tövbe, nedamet ve ibadet ile arındırmayı başarabilirsek, eşyanın hakikatine ârif oluruz.

Ölmeden önce ölmelidir ki, ölüm acısı duyulmasın, ölümden zevk ve haz alınsın ve ölümle vuslât-ı cemale varılsın...

Ibn-i Cerir, Ibn-i Abbas radıyallahu anh'tan rivayet etmiştir ki:

(Mü'min, vefat edince hayırlı amelleri göklere yükselir ve Hakka arzolunan kapıyı kapatır ve bu kapı o zaman ağlamağa başlar. O mü'minin nzkının indiği kapı da kapanır ve o kapıda o mü'minin ölümüne ağlamağa başlar. Alemlerin Rabbine ibadet ettiği yerler de o mü'minin ölümüne ağlamağa başlar...)

İbn-i Asakir Ibn-i Abbas radıyallahu anh'tan ve Ibn-i Abbas da Habib-i edib-i Kibriyâ'dan rivayet etmişlerdir ki:

(Bir kimse vefat edince, kefenini bolca sarınız ve meşrû vasiyetlerini behemehal yerine getiriniz. Kabrini derince kazınız, kendisini salih kişilerin medfun bulundukları yerlere veya civarına defnediniz. Dünya hayatında kötü kişilerle komşuluk edenler daima tedirgin oldukları gibi, âhiret hayatında kötü komşular mü'minleri rahatsız ederler.

Ashab-ı kiram sordular:

— Yâ Resûlallah!.. İyi komşunun âhirette komşusuna faydası olur mu?

iki cihan serveri saadetle şöyle buyurdular:

— Salih kişiler, dünya hayatında insanlara fayda sağlarlar mı?

— Evet yâ Resûlallah!.. Dünya hayatında salih kişilerden bütün komşuları faydalanırlar.

— O halde, bilmiş olunuz ki salih kişiler dünya hayatında olduğu gibi âhiret hayatında da komşularına hayırlı ve faydalı olurlar, buyurdular.)

HİKÂYE Ibn-i Eb-id-Dünya, Abdullah bin Nâfi'den rivayet eylemiştir:

Medine-i münevvere civarında bir köyde, günahkâr bir kimse öldü. Ümmetin salihlerinden bir zat, rü'yâsında o kimsenin cehenneme müstehak olduğunu gördü. Aynı zat, bir hafta kadar sonra, daha önce cehenneme müstehak olduğunu gördüğü günahkârı cennette, neş'e ve sürur içinde gördü ve kendisinden sordu:

— Yâ Abdullah!.. Seni, bir hafta önce cehennemde ve azapta görmüştüm. Şimdi, halin değişmiş ve saadete nail olmuşsun. Bu ni'mete nasıl erdin?

Cehennem azabından kurtularak cennetlik olan zat kendisine cevap vermiş:

— Ey benim kardeşim! Beni defnettikleri mezarlığa, benden sonra ârif-i billâh bir salih kişiyi defnettiler. Onun hürmetine, Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri beni ve benim gibi azapta bulunan kırk kişiyi cehennemden azat ve cennete idhal buyurdu, dedi.

Ey irfana talip ve rizayı Rahman'a ragıp olan âşıklar:

Kabirlerin zâhirlerine aldanmayalım, ölülerimizi velilerin, salihlerin ve âşıkların civarına defnedelim. Olen kişi, azaba lâyık ve müstehak bulunsa dahi, Hak sübhanehu ve tealâ hazretleri civarında bulunduğu veli'nin hürmetine onun azabını kaldırır. Bu Hadis-i şerif, bu beyanımızın senedi ve mesnedidir.

Bezzâz, ümmül-mü'miniyn Hz. A'işe radıyallahu anha validemizden rivayet etmiştir ki:

Birgün, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizden sordum:

— Yâ Resûlallah! Ben zayıf ve âciz bir kadınım. Karanlık kabirde halim nice olur? Meleklerin sorularına cevap verebilir miyim?

Habib-i edib-i Kibriyâ, gözyaşlarımla sorduğum bu soruya, saadetle şu cevabı verdiler:

— Yâ Â'işel İbrahim sûre-i celilesindeki âyet-i kerimeyi unutttun mu?

Syi2=, Yüsebbitullah'ülleziyne amenu bil-kavl-is-sabiti fil-hayat-id-dünya re fil-ahireh.

Ibrahim: 27 (Allahu tealâ, mü'minleri dünyada da âhirette de sabit sözle - Kelime-i tevhid ile - tesbit eder.)

Iki cihan serveri, bu âyet-i celileyi tilâvetle hem Hz. A'işe radıyallahu anha validemizi ve hem de bütün ehl-i iymanı şâd'ü handân eylemiştir.

Bir hususa değinmeden geçemeyeceğim: Mü'minlerin annesi ve Resûl-ü zişânın muhterem zevcesi olan Hz. Â'işe radıyallahu anha, bu mevkiine ve derecesine rağmen, kabir âleminden, sorulardan ve onlara cevap verip veremeyeceğinden korkuyor ve ağlıyor. Peki, ya bizler? Acaba, neyimize güvenerek bu kadar vurdum duymaz olabiliyoruz? Oysa, asıl korkmak ve ağlamak bizlere düşer. Bilmem anlatabiliyor muyum aziz mü'minler? İtiraf edelim ki, çoğumuz ne kabri düşünüyoruz, ne kabir azabını, ne suali düşünüyoruz ne cevabı, ne mahşeri düşünüyoruz, ne hesabı, ne mizanı dünüşüyoruz ne sıratı ve üstelik hergün günah yükümüzü çoğaltmak için de ne mümkünse yapıyoruz. Rabbim, cümlemize inayet ve hidayet buyursun...

Allahu tealâ'ya isyan, nisyân getirir ve insanoğlu musibetlerden kurtulamaz. Yaptıklarını unutanlara ya deli derler, ya bunak!.. Ne deli, ne de bunak olmadığımıza ve sırasında işimize gelen herşeyi yerli yerince hatırladığımıza göre, isyanlardan vazgeçelim, kötülüklerimize nedamet edelim, tövbe ve istiğfarla kalplerimizi ve kalıplarımızı arındıralım, ibadet ve tâ'ate, hayır ve hasenâta yönelelim ki, ölüm bize gülerek gelsin ve biz de onu gülerek karşılayalım. Ölümümüze, melekler, insan-

lar, ibadet ettiğimiz yerler ağlasınlar, ama biz gülelim, cennete girelim, cemali görelim, rizaya ve rıdvana erelim.

Tevhide devam et kardeşim, tevhid ile dilini, kalbini, gönlünü süsle... Hayırlı amellerini kendine yoldaş, ehl-i derdi sırdaş eyle, namaz kıl, oruç tut, zekât ver, Allah ve Resûlünü sev, onları sevenleri de sev ki, kişi sevdikleriyle haşrolunacaktır.

Yâ Rab!. Bu âciz risâlemizi okuyan, okutan ve dinleyenleri iymandan ve Kur'andan ayırma, son kelâmımızı kelime-i tevhid ve Kur'an-ı mecid eyle... Ölümleri ânında kendilerine müjdeci melekler gönderilerek cennetle müjdelenen salihler ve âşıklar zümresine bizleri de ilhak eyle... Olümün şiddetinden, kabrin vahşetinden, mahşerin haşetinden bizleri ve bütün mü'minleri hıfz-u emin eyle... Nârından azad, iltifatına lâyık kulların meyanında isimlerimizi yâd, o korkunç geçitlerde lûtuf ve kereminle ümmet-i Muhammed'e imdat ve bizleri Habib-i edibinin sancağı altında haşreyleyerek şâd eyle yâ Rabbi...

Sübhane Rabbike Rabbil-izzeti ammâ yasifûn ve selâmün alel-mürseliyn vel-hamdü lillâhi Rabbil-âlemiyn (EL-FÂTİHA).

El-Hac

MUZAFFER OZAK

Mevlâ dâvet eder mü'min kulunu, Ezan vakti sûr-u rahmet açılır, Bilen bulur Riza-Rudvan yolunu, Âşıklara nur-u rahmet saçılır...

Kamet ile kıyam eder dururlar, Erkânını, âdabını korurlar, Huşû ile secdeye baş vururlar, Âşıklara nur-u rahmet saçılır...

Fahr-i âlem onlara imam olur, VESCÜD emri VEKTARİB'le tam olur, Mü'minlerin mi'râcı tamam olur, Âşıklara nur-u rahmet saçılır...

Kabul olur hemen bütün dilekler, İymanına şahit olur melekler, Mest-ü hayran kalır bütün felekler, Âşıklara nur-u rahmet saçılır...

Gel ey AŞKİ!.. Beş vakitte kaim ol, Sebat eyle, kulluğunda daim ol, Ramazanı ganimet bil, saim ol;

Âşıklara nur-u rahmet saçılır...

Sayfalar 65–72 · Envârü’l-Kulûb III — tarikat.org