ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
60 sonuç · “Sultan”
01Babagân / Mücerred Babalar
Balım Sultan sonrası mücerred babalar ve pîr evindeki dedebaba otoritesini esas alan teşkilat hattı.
Bektaşiyye
Hacı Bektâş-ı Velî'nin tarihî ve menkıbevî hafızası çevresinde Anadolu abdalları, Rumeli gazi-dervişleri ve XVI. yüzyılda Balım Sultan'ın düzenlediği erkânla teşekkül eden; Babagân ve Çelebiler otorite hatları bulunan tasavvuf geleneği.
Mevleviyye
Mevlânâ'nın ilim, sohbet, şiir ve semâ çevresinden doğan; Hüsâmeddin Çelebi, Sultan Veled ve Ulu Ârif Çelebi eliyle Konya merkezli teşkilata dönüşen; matbah, hizmet, Mesnevî, mûsikî ve mukabele geleneğini birleştiren tasavvuf yolu.
Rumeli Gazi-Dervişleri Çevresi
Seyyid Ali Sultan, Otman Baba ve Balkan zâviyeleri etrafındaki erken fetih, yerleşme ve velâyet hafızası.
Sultan Ahmed b. Mahmûd Hazînî
Sultan Ahmed b. Mahmûd Hazînî (ö. 1593’ten sonra), Seyyid Mansûr Kaşıktırâş’ın terbiyesinde yetişen; Mâverâünnehir’den İstanbul’a taşıdığı Yesevî hafızasını Cevâhirü’l-ebrâr, Menba‘u’l-ebhâr ve Câmi‘u’l-mürşidîn gibi eserlerde kaydeden mutasavvıf ve şairdir.
Sultan Bâhû
Sultan Bâhû (1039/1630, Şûrkût – 1 Cemâziyelâhir 1102 / 2 Mart 1691); Hint alt kıtasında yetişmiş Kādirî şeyhi. Farsça 140 civarında eser kaleme aldığı söylenir, otuz kadarı günümüze ulaşmıştır ; Pencap lehçesindeki şiirleriyle de tanınır.
Sultan Dîvânî Mehmed Çelebi
Sultan Dîvânî Mehmed Çelebi, Konya postunda bulunduktan sonra Afyonkarahisar merkezini güçlendiren; Galata, Suriye ve Mısır seyahat hafızasında yer alan Mevlevî şeyh ve şairdir.
Sultan Veled
Sultan Veled (25 Rebîülâhir 623 / 25 Nisan 1226, Lârende – 10 Receb 712 / 11 Kasım 1312, Konya); Mevlânâ'nın büyük oğlu, mutasavvıf-şair. Mevlevîliğin âdâb ve erkânı onun döneminde teşekkül etmeye başlamıştır.
Abdülmecid Sivâsî
Abdülmecid Sivâsî (1563-1639), Şemseddin Sivâsî’nin yeğeni ve halifesi; Şemsiyye’yi Sivas’tan İstanbul’a taşıyan, Ayasofya ve Sultan Ahmed kürsülerinde tefsir ve vaaz veren, Sivâsiyye irşad ağını kuran âlim-sûfîdir.
Abdürrezzâk Şâban Efendi
Abdürrezzâk Şâban Efendi (ö. 1098/1686-87), İnebolu çevresinden İstanbul'a gelerek Kasımpaşa Kızanlık Çeşme Mescidi imamlığı yapan; 1668'den vefatına kadar Eyüp Sultan Camii kürsüsünde hadis, tefsir ve vaaz hizmeti yürüten âlimdir.
Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî
Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî (1813–1894), hadis öğretimini Hâlidî-Nakşibendî irşadıyla birleştiren; Fatma Sultan Camii çevresinde tekke, matbaa, yardımlaşma sandığı ve kütüphane ağı kuran etkili Osmanlı âlim ve sûfîsidir.
Ali Dede Buhârî
Ali Dede Buhârî, XV. yüzyıl başlarında Emîr Sultan’ın yol arkadaşlarıyla Buhara’dan Hicaz üzerinden Bursa’ya gelen; İncirli Hamamı yakınında tekke kurup burada yaşayan ve Eşrefzâde Tekkesi çevresine defnedilen sûfîdir.
Arabzâde Mehmed Efendi
Arabzâde Mehmed Efendi (ö. 5 Muharrem 1136/1723), kıraat ve tecvid tahsilinden sonra Bayezid Camii imamlığına, imâm-ı sultânîliğe ve Şehzade Süleyman’ın hocalığına yükselen Osmanlı din görevlisi ve âlimidir.
Ayasofya Hatibi Şeyhülkurrâ Şâban Efendi
Ayasofya Hatibi Şeyhülkurrâ Şâban Efendi (1607/08–1686), Evliyâ Mehmed Efendi’den kıraat tahsil eden; Kadırga, Fâtih, Haseki, Üsküdar Valide Sultan, Süleymaniye ve Ayasofya camilerinde imamlık ve hatiplik yapan XVII. yüzyıl Osmanlı kıraat otoritesidir.
Azîzzâde Şeyh Mehmed en-Nakşibendî
Azîzzâde Şeyh Mehmed Efendi (ö. 1649), Emîr Sultan Dergâhı şeyhi Ali Efendi’den inâbe alan; 1611’den itibaren önce dönüşümlü, 1618’den sonra müstakil olarak dergâh postunu sürdüren Bursa Nakşibendî şeyhidir.
Baba Zâkir
Baba Zâkir (ö. 1407 veya 1417), kaynaklarda Ali, mezar taşında Alâaddin adıyla anılan; Emîr Sultan’ın zâkirbaşısı ve halifesi olarak Bursa Namazgâh çevresinde mescid ve zâviye kuran sûfîdir.
Tevhîd-i zât
tevhîd-i zât a. GJj ^ji) tas. Tasavvuf inancma göre, Allah’ın birliğini ifade eden terim. Bunun karşıhğı “Lâ mevcûde illallah” tır. tevhîdât ç. a. [Ar. tevhîd ç. b. ] Tevhitler, bk. tevhîd tevhîdhâne a. [< Ar. tevh + F. hâne] tas. Bağımsız mes leri olmayan tekkelerde ay yapmak, namaz kılmak ve zi ya da dua etmek için ayrılm bölümlere verilen ad ve bun için kullanılan terim. tevhîd ilmi a. AUah’m zatı ve sıf ları açısmdan birliği başta mak üzere inanç esaslarını neUikle Selef akîdesi çerçe sinde ele alan ve inceleyen bü dalı. te'vîl a. [Ar. ] Naslarda geç bir sözü bir delüe dayanarak lî anlammın dışında taşıd öteki anlamlardan birine yü leme. tevkî (I) a. [Ar. ] İslâm devl lerinde, hükümdarın karan, b nun yazıh belgeleri ve müh anlamında resmî yazışma te mi. tevkî (II) a. (^jA [Ar. ] İslâm h sanatında, “sülüs” (bk. bu ma de) yazı türünden geUştirüm ve geneUikle sultanların res yazışmalarmda kuUanılmış ol yazmın adı ve bu yazı için k lanılan terim. Bu yazı türü, h sanatmm altı yazı çeşidi arasında yer almaktad bk aklâm-ı sitte 659 Tevvâb ’tan tevkîl a. [Ar. ] ftk. Bir kimsey herhangi bir işte veya konuda kendisi adına vekü tayin etme. d’in
Âbaü'l-ahval
(آباء الاحوال) Hal babaları. tas. a Sahip oldukları hallere hâkim olan, hal sahibi olduklarını başkalarına hissettirmeyen, halin tesiriyle dengelerini, doğal ve her zamanki davranışlarını değiştirmeyen salikler. b Cezbe ve şevk gibi hallere mağlup ve mahküm olup kendilerinden geçen ve dengelerini kaybeden sâliklere ebnâü'-ahval (hal çocukları) denir. Bunlar sekr ve cezbe halindeyken şer'i hükümlere uymayan sözler söyleyebilir, fıkıh ölçülerine göre caiz olmayan işler yapabilir; fakat bu türden beyan ve davranışlardan sorumlu olmazlar. Zira hal sebebiyle bilinç ve iradelerini ya kısmen ya da tamamen yitirmişlerdir. Bu zümrenin en iyi örneği meczuplar ve behlüllerdir. Dini his ve heyecanların etkisiyle olağan olmayan biçimde konuşan ve hareket eden her sâlik ebndülahval'dendir. Âbaü'l-ahval temkin, ebndü'l-ahval telvin sahibidir. Temkin, telvinden üstündür. Hallâc, “Peygamberler haller üzerinde tam olarak hâkimiyet kurmuşlardır; bu hallerde diledikleri gibi tasarruf ederler. Diğerlerine ise haller musallat kılınmıştır. Onlar üzerinde haller tasarruf eder, oysa haller nebilerin yönetimi ve etkisi altındadır” der. Bkz. Temkin, Telvin. Abd—Abdiyet i. ar. (4 (عبد - عبد 1. Kul, köle, bende. 2. tas. Hakk'a kul olduğu için başkasına kul olmayan. Hz. Peygamber'in en yüce makamı, insanoğlunun sahip olduğu manevi mertebelerin en yükseği abdiyettir (kulluk). Kelime-i sehadette,
Ahfiyâ
veya Ahfiye Gizliler, saklı olanlar. tas. Melamet ehli; Melamiler, kendilerini halktan ayıran herhangi bir özel kıyafet ve nişan kullanmaz. “Allah ahfiyayı sever” (iri 16). Bkz. Arâis-i Hak. Terkedip nam u nişânı, giy melamet hirkasin Bu melâmet hırkasında nice sultan gizlidir İsmail Ma'şüki Ahfiyâ-yı etkiya Onlar mevcut olunca tanınmaz, gâib olunca yok olmaz, görülünce kendileriyle istişare olunmaz. Zira kimlikleri gizlidir.
Asuman-ı gayb
سيان غيب) 1) Gayb seması. tas. İlâhî tecelli ve nurlar (SP). Âşık i. ves. ar. (5 e) ¢. Uşşak, Âşıkin. r. Tutkun, düşkün, vurgun; haddinden çok fazla ve aşırı derecede seven. 2. tas. Allah Teala'yı son derece ve azami mertebede seven. Hak âşığı; örn. Ibn Fariz, Sultanü'l-âşıkin'dir. Ey âşıklar ey âşıklar aşk mezheb u dindir bana Gördü gözüm dost yüzünü yas kamu düğündür bana Yünus Aşikâr— Aşikâre 5. fars, (6) S8 1—, 164) Bkz. Zahir. Aşina—Aşinai s., i. fars. خنا-[ شناى') Dır. Tanış-tanışıklık, dost-dostluk. 2. tas, a Benliğinden uzaklaşarak, nefsine bigâne (ve el) olarak Hakk'a yaklaşan sâlikin Onunla tanışması, O'nun tanışı (aşinası) olması, O'nunla üns halinde bulunması. b Sâlikin rububiyet-ubüdiyet, yaratıcılık-yaratılmışlık ilişkisindeki sır ve hikmetlere vâkıf (aşina) olması, ilahi esrarla tanışması. Bu durumdaki sâlike agâh, vâkıf ve aşina denir (TK Ir:rrşr). Aşina olmayanlara da bigâne berrâni, yabancı ve el denir. c Aynı tarikate bağlı iki kişinin birbiriyle can arkadaşı (yoldaş) olmaları. Aşk olsun Kat eyle âşinâlığım ondan ki gayrdir Ancak öz âşindların et âşinâ bana Fuzüli Âşinâya âşina, bigdneye bigâneyiz Alem-i fanide resm-i rindegânı böyledir Cevri
Bargah
4) veya Bargeh İzinle girilen yüce makam, otağ-ı hümayun, Sultan sarayı. 2. tas. Hakk'ın yüce huzuru. Yogiken ol bârigâh varidi ol padisah Ah bu aşk elinden âh derd oldu derman bana Yünus Bargâh-ı elest Lâhüti makam, Hakk'ın yüce huzurunu ifade etmek için, bargâh-ı izzet, bargâh-ı Hak, bargâh-ı ilâhî, bargâh-ı saltanat-penah, bargâh-ı ezeli, bargâh-ı kudret gibi deyimler de kullanılır (sm). 4 Bâr-ı emanet (& Ul, 4) 1. Emanet yükü. 2. tas. Kâlu bela'da ve elest bezminde Allah’a verilen ahit ve bunun getirdiği sorumluluk, Allah'ın önerdiği ve insanın kabullendigi yükümlülük (sr: KRE 177). Bkz. Emanet. Emanet yükü. 2. tas. Kâlu bela'da ve elest bezminde Allah’a verilen ahit ve bunun getirdiği sorumluluk, Allah'ın önerdiği ve insanın kabullendigi yükümlülük (sr: KRE 177). Bkz. Emanet.
Dildar
Gönüle malik ve hâkim olan gönül sultanı, sevgili. 2. tas. Bast sıfatı ve neşe hali ki, kalpteki sevinç ve sevgiden ibarettir (us), Bkz. Azra, Dilenmek/Dilenci Çeşitli sebeplerle dilenerek geçinen dilenci dervişlere rastlanmıştır. Özellikle bu çeşit devrişlere son dönemlerde daha çok rastlanır olmuştur. Nefse kadem basmak için de dilenen dervişler olmuştur. Bkz. Gedâ, Derviş, Sual. Dil-gisa r. Gönül fetheden, neşeli gönül. 2. tas. Üns makamındaki sâlikin gönlünde tecelli eden feyz ve fetih (feyyaziyet, fatihiyyet ile Hakk'ın gönülde tecelli etmesi) (1s: ), Ey dil neye bu mertebe pür gamsın sen Gerçi virâne isen genc-i mutalsemsin sen Galib Dini. ar. (543) 1. Tefrika makamında meydana çıkan itikat (us). 2. Aşk, sevgi. Din u millet sorarısan âşıklara din ne hâcet Âşık kişi harab olur harâb bilmez din diyânet Dini terk edenin küfürdür işi Bu ne küfürdür imandan içeru Yünus Mutasavvflar belli kural ve biçimlerden oluşan resmi ve genel bir dinin üstünde samimi ve özel bir din anlayışından, yani sevgi dininden (dinu'l-hub) bahsederler. Dinlerin birliği Vahdet-i edyan, Bütün dinlerin aynı kaynaktan geldiği ve aynı ama- Ca yönelik bulunduğu; farkın, şekilde ye zahirde olduğu hususundaki tasavvufi inanç. Kad-ı dildârı kimi arar okur kimi elif Cümlenin maksudu bir amma rivayet muhtelif Muhibbi Direk tutmak Mevlevilikte sol ayağı sabit tutarak semâ etmek Tefrika makamında meydana çıkan itikat (us). 2. Aşk, sevgi. Din u millet sorarısan âşıklara din ne hâcet Âşık kişi harab olur harâb bilmez din diyânet Dini terk edenin küfürdür işi Bu ne küfürdür imandan içeru Yünus Mutasavvflar belli kural ve biçimlerden oluşan resmi ve genel bir dinin üstünde samimi ve özel bir din anlayışından, yani sevgi dininden (dinu'l-hub) bahsederler. Dinlerin birliği Vahdet-i edyan, Bütün dinlerin aynı kaynaktan geldiği ve aynı ama- Ca yönelik bulunduğu; farkın, şekilde ye zahirde olduğu hususundaki tasavvufi inanç. Kad-ı dildârı kimi arar okur kimi elif Cümlenin maksudu bir amma rivayet muhtelif Muhibbi Direk tutmak Mevlevilikte sol ayağı sabit tutarak semâ etmek Aşk, sevgi. Din u millet sorarısan âşıklara din ne hâcet Âşık kişi harab olur harâb bilmez din diyânet Dini terk edenin küfürdür işi Bu ne küfürdür imandan içeru Yünus Mutasavvflar belli kural ve biçimlerden oluşan resmi ve genel bir dinin üstünde samimi ve özel bir din anlayışından, yani sevgi dininden (dinu'l-hub) bahsederler. Dinlerin birliği Vahdet-i edyan, Bütün dinlerin aynı kaynaktan geldiği ve aynı ama- Ca yönelik bulunduğu; farkın, şekilde ye zahirde olduğu hususundaki tasavvufi inanç. Kad-ı dildârı kimi arar okur kimi elif Cümlenin maksudu bir amma rivayet muhtelif Muhibbi Direk tutmak Mevlevilikte sol ayağı sabit tutarak semâ etmek
Edviye
Devalar, ilaclar. 2. tas. Su makamlara edviye denir: ihsan, ilim, hikmet, basiret, firaset; tazim, ilham, sekinet, tume'ninet, himmet (HM 29). ‘at-1 Ef'aki kulüb ( 45 J bi!) Deva 1. Gönül işleri. 2. tas. Sevgi, samimiyet, şükür, riza ve tevekkül gibi tasavvufun konusu olan fiiller. Bkz. Amel. Efendi (5 45 |) Sözü geçen, buyruğu yürüyen, itiraz edilmeksizin kendisine uyu- 1 lan kimse. 2. tas. Şeyh, pir. Doğu geleneğinde padişah, efendi, tebaa onun kullarıdır. Hükümdar emri altındakilere “kullarım,” onlar da sultanlarına “efendimiz (mevlânâ, seyyidena) diye hitap ederler. Aslında efendi (seyyid, mevlâ) köle sae- hibi demektir. Buradan kalkan dervişler seyhlerine efendi, efendimiz, efendi hazretleri, beyefendi gibi unvanlar verir, kendilerini de onun kulları yerine koyarlar. Şeyh ise müritlerinden “bendelerim” “kullarım” diye söz eder. Şeyhe şah ve Sultan da denir. Bkz. Şeyh, Pir. <i Efendi ne isterse etmek gerek 2 Kuluz biz düşer mi sual eylemek 1 İzzet Molla Gönül işleri. 2. tas. Sevgi, samimiyet, şükür, riza ve tevekkül gibi tasavvufun konusu olan fiiller. Bkz. Amel. Efendi (5 45 |) Sözü geçen, buyruğu yürüyen, itiraz edilmeksizin kendisine uyu- 1 lan kimse. 2. tas. Şeyh, pir. Doğu geleneğinde padişah, efendi, tebaa onun kullarıdır. Hükümdar emri altındakilere “kullarım,” onlar da sultanlarına “efendimiz (mevlânâ, seyyidena) diye hitap ederler. Aslında efendi (seyyid, mevlâ) köle sae- hibi demektir. Buradan kalkan dervişler seyhlerine efendi, efendimiz, efendi hazretleri, beyefendi gibi unvanlar verir, kendilerini de onun kulları yerine koyarlar. Şeyh ise müritlerinden “bendelerim” “kullarım” diye söz eder. Şeyhe şah ve Sultan da denir. Bkz. Şeyh, Pir. <i Efendi ne isterse etmek gerek 2 Kuluz biz düşer mi sual eylemek 1 İzzet Molla
Efendi
ى) 3 |) Sözü geçen, buyruğu yürüyen, itiraz edilmeksizin kendisine uyulan kimse. 2. tas. Şeyh, pir. Doğu geleneğinde padişah, efendi, tebaa onun kullarıdır. Hükümdar emri altındakilere “kullarım,” onlar da sultanlarına “efendimiz” diye hitap ederler. Aslında efendi köle sahibi demektir. Buradan kalkan dervişler şeyhlerine efendi, efendimiz, efendi hazretleri, beyefendi gibi unvanlar verir, kendilerini de onun kulları yerine koyarlar. Şeyh ise müritlerinden “bendelerim” “kullarım” diye söz eder. Şeyhe şah ve sultan da denir. Bkz. Şeyh, Pir. Efendi ne isterse etmek gerek Kuluz biz düşer mi sual eylemek İzzet Molla
fetvâ
huk. Sözlük anlamı, “Bir olayın hükmünü açıklayan veya hükmü koyan ya da karmaşık konuları çözen. ” olan bu söz, İslâm hukukunda şeyhülislâm veya müftü tarafından dinî-hukukî konularda verilen şeriate uygunluk veya aykırılık hükmü ya da kararı anlamında hukukî bir terim olarak kullanılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de sözlük anlamında türevleri ile birlikte dokuz ayette geçen bu söz, Hz. Peygamber döneminde ”fiityâ” sözü ile karşılanmış; daha sonraki dönemlerde fıkıh biliminin gelişmesi ile kendi anlamını kazanmıştır. İslâm toplumlarmda hukukî manada bir ihtiyaç neticesinde ortaya çıkan ve kurumlaşan fetvâ verme işi, İslâm hukukunun düzenlenmesine, kültür ve medeniyetinin gelişmesine paralel olarak fıkıh literatüründe önemli bir konuma gelmiş; bu konuda hem de fetvâ usulünün işleyişinde çok ciddi ve değerli eserler kaleme alınmıştır. ^ fetvâ emini a. (^î <^1 Osmanh devlet teşkilâtı içinde, ilk defa Kanunî Sultan Süleyman döneminde Zenbilli Ali Efendi’nin şeyhülislâmlığı zamanmda kurulan meşihat makamı veya fetva işlerine bakan dairenin başkanı.
Gül-bang
JS) Gül sesi, bübül şakıması. 2. Koro halinde çıkarılan güzel ve uyumlu ses. 3. tas. Belli hususlar için tertip edilmiş dualar; örn. Baba gül-bangı şöyledir: “Cereğ-ı rüşen fahr-ı dervişân o bir sultan-ı kerem Ali meydan erkân Hacıbektaş Veli gerçekler demine hü!” (am 292). Her önemli husus için Mevlevilikte ve Bektaşilikte bu türlü gül-banglar koro halinde belli bir ses tonuyla söylenir. Koro halinde çıkarılan güzel ve uyumlu ses. 3. tas. Belli hususlar için tertip edilmiş dualar; örn. Baba gül-bangı şöyledir: “Cereğ-ı rüşen fahr-ı dervişân o bir sultan-ı kerem Ali meydan erkân Hacıbektaş Veli gerçekler demine hü!” (am 292). Her önemli husus için Mevlevilikte ve Bektaşilikte bu türlü gül-banglar koro halinde belli bir ses tonuyla söylenir.
İnâyet
Le) Lütuf, ihsan, kayırma. tas. Allah'ın kulunu kayırması, İnayet-i hak İlahi inayet; Hakk'ın insanı kayırması, koruması ve kollaması, ona İnfisal a e disa destek olması. İki cihan zindan ise gerek bana bostân ola Ayruk bana ne gam gussa, çün inayet dosttan ola Yüzbin peygamber gele hiç şefâat olmaya Vay eğer olmaz ise Allah'ın inayeti Yünus İnbisât - İnkıbazi.ar. ا نقباض) - LU. |) Ferahlık-Sıkıntı halleri. tas. Kulun açılma ve neşe halinde olması inbisât, tutuk ve üzgün olması inkıbazdır. İnkıbaz kulun Hak ile resmi, inbisât samimi olması halidir. Inkibaz halinde edep gözetilir. İnbisât halinde manevi bir keyif ve neşe içinde bulunan kul, son derece tabii bir vaziyette bulunduğundan kalbine ne gelirse onu söyler, hislerini serbestçe ifade eder. Inkibaz halinde bulunan kul sert, haşin ve çatık kaşlıdır. Biri cemali diğeri celali tecelliye mazhar olmuşlardır. İnbisât bir çeşit vecd ve cezbe halidir. Inbisat halinde Hakk’a naz edilir: Ben bana zulm eyledim ettim günah Neyledim nitdim sana ey padişah Yanus İncinmek—İncitmek Tasavvuf, incitmemek ve incinmemektir. “Gerektirir ki dervişin dışı bi-renk, içi bi-ceng ola.” “Bu hırka içinde bulundukça ne kimseyi incitir, ne kimseden incinirim”. Halkı rencide eden âlemde Kendi rencide olur son demde Ş. Yahya Kimseyi dil-teng-1 âzâr etme sultanlık budur Kalb-i muru tahtgâh eyle Süleymanlık budur İncili ar. (ينجيل) 1. Hz. İsa'ya verilen ilâhî kitap. 2. tas. Zat isimlerinin tecellisi; Zat'ın isimlerde tecellisi (cik 1:106).
İstimdat
|) İmdat istemek, medet ummak, acil yardım talebinde bulunmak. 2. tas, Tarikat ehlinin şeyhlerden veya ölü velilerin ruhlarından yardım istemesi; “Medet yâ Şeyh,” “Medet yâ Gavs-ı azam,” demesi. Allah'tan ve Hz. Peygamber'in ruhaniyetinden yardım istemek. Eyleyen rühundan istimdad erişir matlaba Halleden her müşkilâtı Hazret-i Üftâde'dir Hudai Zikir murat eden kimse iki dizi üzerine oturup, ağzını kapatır, gözlerini yumar, bütün his ve kuvvetlerini faaliyetten menederek şeyhin ruhaniyetine teveccüh edip, ondan istimdatta bulunur (NR 25). Bkz. Istisfa. Her kim bugün Veled'e inanüben yüz süre Yoksul ise bay olur, bay ise sultan olur İstina (¢ Uz-|) 1. Sipariş vermek, dost edinmek. 2. tas. Hakk'ın, bütün vasıflarından fani kılarak ve nefsani sıfatlardan arındırarak kulunu terbiye etmesi, kısaca onu ondan almasıdır. Bazılarına göre bu mertebe yalnızca Hz. Musa'ya, (Tâhâ Suresi, 41) diğer bazılarına göre ise bütün peygamberlere verilmiştir (sL 447). Sipariş vermek, dost edinmek. 2. tas. Hakk'ın, bütün vasıflarından fani kılarak ve nefsani sıfatlardan arındırarak kulunu terbiye etmesi, kısaca onu ondan almasıdır. Bazılarına göre bu mertebe yalnızca Hz. Musa'ya, (Tâhâ Suresi, 41) diğer bazılarına göre ise bütün peygamberlere verilmiştir (sL 447).
Sultan Bâhû Türbesi, Garh Maharaja
Şûrkût (Shorkot) · Pakistan · 2 Mart 1691'de vefat edip önce Çinâb nehri kenarındaki Kâhercenân köyüne defnedilmiş, nehrin taşmaları yüzünden mezarı birkaç defa nakledilmiştir. Türbesi bugün Şûrkût'un Garh Maharaja kasabasındadır. Konum yaklaşıktır.
Nûreddin Cerrâhî Âsitânesi
İstanbul · Türkiye · Karagümrük'teki Cerrâhî âsitânesi. Sefîne'ye göre Abdülazîz Zihnî Efendi burada otuz üç sene seccâde-pîrâ olmuş, hânkâhın mükerrer tamirine muvaffak olmuştur — biri 1252/(1836)'da Sultan II. Mahmud, diğeri 1274/(1857-58)'te Sultan Abdülmecid devrinde. Her iki padişah da ziyaret için mükerreren gelmiştir. Koordinat âsitânenin bilinen yeri için yaklaşık değerdir.
Nizâmeddin Evliyâ Türbesi, Gıyâspûr
Yeni Delhi · Hindistan · 664'te (1265-66) dergâhını açtığı ve 3 Nisan 1325'te vefat edip defnedildiği yer. Türbesi Sultan Muhammed b. Tuğluk tarafından inşa edilmiş olup Hindistan'ın en önemli ziyaretgâhlarındandır; yakınında müridi Emîr Hüsrev-i Dihlevî de medfundur.
Yahyâ Efendi Dergâhı
İstanbul · Türkiye · Sultan Abdülmecid'in iradesiyle türbedar tayin edildiği, Perşembe günleri hatm-i hâcegân ve zikir icra ettiği dergâh; sandukası ve levhaları da burada anlatılır. İlişkili kişi dosyası Muhammed Nûrî Şemseddin Efendi : Muhammed Nûrî Şemseddin Efendi (1801–1864), Kayserili Muhammed Said Efendi’den Nakşibendî terbiyesi alan; Yahyâ Efendi Dergâhı’nda türbedarlık ve irşad hizmeti yürüten vaiz ve müelliftir.
Süleymaniye Medreseleri
İstanbul · Türkiye · 960/1553'te tamamlandığında doğu yönündeki medreselerden biri Mimarzâde Mustafa Efendi'ye verilmiştir. İlişkili kişi dosyası Mimarzâde Mustafa Efendi : Mimarzâde Mustafa Efendi (ö. Şevval 971/Mayıs-Haziran 1564), Bursa ve İstanbul kadılıkları ile Süleymaniye müderrisliğinde bulunmuş; hukuk tartışmaları ve çok sayıdaki şerh-haşiyesiyle tanınmış Osmanlı âlimidir.
Sokollu Mehmed Paşa Dergâhı
İstanbul · Türkiye · Mısrî’nin İstanbul’a ilk gelişinde ikamet edip erbaîn çıkardığı, Sultanahmed civarındaki dergâh. Hücre kapısındaki levhada onun bu dergâhı erbaîniyle ihyâ ettiğini söyleyen bir kıt‘a yazılıdır. İlişkili kişi dosyası Niyâzî-i Mısrî : Niyâzî-i Mısrî, XVII. yüzyıl Halvetî şiirinin en güçlü temsilcilerinden; sürgünler, vaazlar, irşad halkaları ve Türkçe Dîvân-ı İlâhiyyât'ıyla etkili olmuş sûfîdir.
Kâzımeyn Türbesi
Bağdat · Irak · Bağdat'ın kuzeybatısındaki Mekābirukureyş'in Bâbüttibn mahallinde medfundur. Torunu Muhammed et-Takī de buraya gömülmüş, türbe Şah İsmâil tarafından genişletilip Kanûnî Sultan Süleyman zamanında tamamlanmıştır.
Süleymaniye Camii hazîresi
Fatih, İstanbul · Türkiye · 8 Zilkade 1311'de (13 Mayıs 1894) vefat edip defnedildiği yer. İlişkili kişi dosyası Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî : Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî (1813–1894), hadis öğretimini Hâlidî-Nakşibendî irşadıyla birleştiren; Fatma Sultan Camii çevresinde tekke, matbaa, yardımlaşma sandığı ve kütüphane ağı kuran etkili Osmanlı âlim ve sûfîsidir.
Balım Sultan Türbesi, Hacıbektaş
Nevşehir · Türkiye · Hacı Bektâş-ı Velî Türbesi'nin yanındadır; kapı kitâbesinde Hacı Bektaş soyundan Resul Balı'nın oğlu olarak gösterilir — nesebi hakkındaki üç iddiadan birinin tek yazılı dayanağı budur. İlişkili kişi dosyası Balım Sultan : Balım Sultan (Hızır Balı, ö. 922/1516 [?]), Dimetoka’daki Kızıldeli çevresinden Hacıbektaş pîr evine gelen; Bektaşiyye’nin merkezî teşkilâtını, mücerredlik ve on iki post erkânını sistemleştirdiği için pîr-i sânî kabul edilen mutasavvıftır.
Fâtih Camii Hazîresi
İstanbul · Türkiye · Kırk üç yıl türbedarlığını yaptığı Fâtih Sultan Mehmed Türbesi'nin bulunduğu cami; 9 Mayıs 1920'de vefatında buradaki hazîreye defnedildi. Mezar taşındaki yazı müridi Evrenoszâde Sâmi Bey'indir. İlişkili kişi dosyası Ahmed Amiş Efendi : Ahmed Amiş Efendi (1807-1920), Tırnova’daki muallimlikten Fatih sertürbedarlığına uzanan hayatında Kuşadavî irşadı sohbet, melâmet ve teveccüh merkezli bir yöntemle İstanbul’un ilim ve kültür çevrelerine taşıdı.
Emîr Sultan Türbesi ve Külliyesi
Bursa · Türkiye · Vefatında defnedildiği yer; rivayete göre kafileye rehberlik eden nurun söndüğü noktadır. Padişahların Bursa'ya geldiklerinde mutlaka ziyaret ettikleri türbe. İlişkili kişi dosyası Emîr Sultan : Emîr Sultan (ö. 833/1429 [?]), Buhara’dan Hicaz ve Irak üzerinden Anadolu’ya gelen, Bursa’ya yerleşen, Yıldırım Bayezid’in kızı Hundi Hatun’la evlenen; Kübrevî irşad hattı, külliyesi ve menâkıbnâme mirasıyla erken Osmanlı dinî-toplumsal hayatında kalıcı iz bırakan sûfîdir.
Nizâmeddin Evliyâ Hankahı
Delhi · Hindistan · Şeyhi Nizâmeddin Evliyâ'nın kurduğu hankah. 725'te (1325) şeyhinin vefatı üzerine başına geçmiş, Delhi'nin bütün Çiştîleri burada etrafında toplanmıştır. Sultan Fîrûz bu hankaha büyük servetler bağışlamıştır.
1925 Öncesi İstanbul Rifâî Dergâhları
Risâlede semtleriyle kaydedilen 56 tekke ve zâviye. Risâleden hazırlanmış özgün ve ihtiyatlı editoryal inceleme.
Mevlevî Âyin-i Şerifinin Mûsiki Mimarisi
Mevlevî mukabelesinin tam akışı; icracıları, mekân düzeni, makam ve usûl örgüsü, dört selâmı, terennümleri, sembolik yorumları ve sahne icrasından farklarıyla birlikte.
Mevleviyye'nin Kuruluşu ve Kurumsallaşması
Mevlânâ çevresinden Konya merkezli tarikat teşkilatına. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
Mevlevî Silsileleri ve Kübrevî Temaslar
Tek zincir yerine silsile varyantları, irşad çevresi ve post devamı. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
Kübreviyye'nin Anadolu'ya Taşınması
Moğol istilası, Necmeddîn-i Dâye ve XIII. yüzyıl Anadolu irfan çevresi. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.
Kübreviyye–Mevleviyye Temasları
Kurumsal soy bağı iddiasından tarihî ve mânevî temas alanına. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.
Mevleviyye'nin Kurumlaşması ve Şehir Ağı
Sultan Veled ve Ulu Ârif Çelebi'den Osmanlı mevlevîhânelerine uzanan kurumsal tarih TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.
İstanbul Rifâî Tekkeleri: 1924-25 Postnişin ve Âyin Ağı
İstanbul Rifâî tekkelerini ad, semt, postnişin, âyin günü ve kaynak çelişkileriyle birlikte okuyan denetimli envanter.
Mevlevî Çelebilik Makamı ve Post Devamı
Hüsâmeddin Çelebi'den Sultan Veled ve Ulu Ârif'e; soy, hilâfet ve idarî merkezin ayrımı
Mevlevîhâneler Ağı: Konya'dan Taşraya
Âsitâne, zâviye, matbah, Mesnevî dersi ve şehirler arası dolaşım
Bektaşiyye Nasıl Teşekkül Etti?
XIII. yüzyıl Hacı Bektâş çevresinden XVI. yüzyıl tarikat teşkilatına
Babagân ve Çelebiler: İki Otorite Hattı
Dedebaba, mücerredlik, soy iddiası, vakıf ve pîr evi yönetimi
Sayfalar 3–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista
Sayfalar 1–10
Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha
Sayfalar 1–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · ELHAC MUZAFFER OZAK İRSAD 1.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALÂH BİLİCİ KITA
Sayfalar 2–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,
Sayfalar 4–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1
Sayfalar 1–8
Muzaffer Ozak Külliyatı · eSSz ELHAC MUZAFFER OZAK İR$ÂD 152 0 3.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALAH
Sayfalar 13–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · tün kâ'inat ve mevcudat, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin yüzü suyu hürmetine halk ve icat buyurulmuş ve Habib-i adib-i Kibriyâ on sekiz bin âleme
Sayfalar 10–15
Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel