HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Doğumu ve adı
25 ahir">Rebîülâhir 623'te (25 Nisan 1226) Lârende'de doğdu; Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin büyük oğludur. Mevlânâ tarafından ona dedesinin adı verilmiş (Bahâeddin Muhammed Veled), şiirlerinde “Veled” mahlasını kullanmıştır.
Annesi Semerkantlı Lala Şerefeddin'in kızı Gevher Hatun'dur.
Yetişmesi ve intisapları
Babasının sohbet meclislerinde yetişen Sultan Veled, tahsilini kardeşi Alâeddin ile birlikte Dımaşk'ta sürdürdü.
İntisap silsilesi şöyledir: ilk olarak dedesine, babasının da mürşidi olan Seyyid Burhâneddin Muhakkık-ı Tirmizî'ye; onun vefatının (639/1241) ardından Şems-i Tebrîzî'ye; daha sonra babasının halifeleri Selâhaddîn-i Zerkûb ve Hüsâmeddin Çelebi'ye bağlandı.
Makamı üç defa reddetmesi
Babası vefat edince, Hüsâmeddin Çelebi başta olmak üzere diğer ileri gelen Mevlevîler'in Mevlânâ'nın makamına geçmesi konusundaki ısrarlarına rağmen bunu kabul etmeyip Hüsâmeddin Çelebi'ye tâbi oldu.
Hüsâmeddin Çelebi'nin vefatından (683/1284) sonra Kerîmüddin b. Bektemur'a intisap ederek kendi ifadesine göre yedi yıl hizmetinde bulundu.
Ancak Şeyh Kerîmüddin'in 691'de (1292) vefatının ardından Mevlânâ'nın makamına geçip irşad faaliyetine başladı — yani babasının vefatından on dokuz yıl sonra.
Tarikatı kurumlaştırması
Anadolu'nun çeşitli şehirlerine gönderdiği halifeleriyle tarikatın yayılmasını sağladı. Halifelerinden birkaçı: Kırşehir'in doğu tarafında bir Mevlevî zâviyesi kuran Süleyman Türkmânî, Erzincan'a gönderilen Hüsâmeddin Hüseyin ve Amasyalı Alâeddin.
Mevlevîliğin âdâb ve erkânı Sultan Veled döneminde teşekkül etmeye başlamıştır. Nitekim Mevlevî mukabelesinde semâhânenin üç defa devredilmesinden ibaret “devr-i veledî” zikrinin başlatılması ona izâfe edilmektedir.
Ayrıca Hüsâmeddin Çelebi zamanında Alemüddin Kayser tarafından yaptırılan Mevlânâ Türbesi'nin tarikatın âsitânesi hâline gelmesi için faaliyette bulunmuş, Maârif'te övdüğü Sultan II. Gıyâseddin Mesud'un türbeye vakıflar tesis etmesini sağlamıştır.
Ailesi
Mevlânâ'nın isteği üzerine evlendiği Selâhaddîn-i Zerkûb'un kızı Fâtıma Hatun ile evliliğinden Celâleddin Emîr Ârif Çelebi adında bir oğlu, Mutahhara Hatun (Âbide) ve Şeref Hatun (Ârife) adlarında iki kızı dünyaya geldi.
Fâtıma Hatun'dan sonra câriyeleri Nusret Hatun ve Sünbüle Hatun ile evlenmiş; Nusret Hatun'dan Çelebi Şemseddin Emîr Âbid, Sünbüle Hatun'dan Çelebi Selâhaddin Emîr Zâhid ve Çelebi Hüsâmeddin Emîr Vâcid doğmuştur.
Vefatı
10 Receb 712'de (11 Kasım 1312) Konya'da vefat etti ve babasının sağ tarafına defnedildi. Yerine oğlu Emîr (Ulu) Ârif Çelebi geçti.
Şairliği
Kendi ölçüsünü kendisi koyar: “Babasının verdiği bilgiden ve velîlikten başka Veled'in ne bilgisi ne de velîliği vardır”; “Veled'e iyi ve kötü ne geldiyse ey kâmil kişi, Hakk'ın celâli ve O'nun altın gibi olan sözünün bağışıdır.”
Eserlerinde muhteva ve üslûp açısından babası Mevlânâ'yı takip etmiştir. Divanındaki bütün şiirlerinde Mevlânâ'nın edası, ifadesi, istiareleri, kullandığı vezin ve redifler vardır; diğer eserlerinde çoğu zaman onun sözlerinden aynen iktibaslarda bulunmuştur.
Ayrıldığı nokta ise anlatım biçimidir: Mevlânâ'ya oranla Sultan Veled'de hikâyeli anlatım oldukça azdır; bu yönüyle mesnevileri Mesnevî'den farklılaşır. Sade ve akıcı bir Farsça kullanmıştır.
Türkçe şiiri
Bazan Türkçe şiirler de söylemiştir: divanında on dört Türkçe gazel bulunur; Velednâme'nin yetmiş altı, Rebabnâme'nin 162 beyti Türkçedir. Farsça ve Türkçe şiirleri yanında Arapça ve Rumca şiirleri de vardır.
Kaynağın hükmü açıktır: Türk edebiyatında Mevlânâ tesiri onunla başlamıştır.
Rebabnâme'nin Türkçe beyitleri Hammer-Purgstall, Vickerhauser, Fleischer, Radloff, Bernhauer, Salemann, Kúnos, Tury, Smirnov gibi şarkiyatçılarca incelenmiştir. Türkçe şiirlerini Veled Çelebi derlemiş (1341), Mecdut Mansuroğlu dil özellikleri bakımından inceleyerek yayımlamıştır (1958). Arapça şiirleri Veyis Değirmençay tarafından Türkçeye çevrilmiştir (1996).