HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Belh'te başlayan hayat
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin asıl adı Muhammed, lakabı Celâleddîn'dir. 30 Eylül 1207 tarihi yaygın kabul görür. Horasan'ın büyük ilim merkezlerinden Belh'te, Sultânü'l-Ulemâ unvanıyla tanınan âlim ve sûfî Bahâeddin Veled'in ailesinde dünyaya geldi. “Rûmî” nisbesi, hayatının büyük bölümünü Anadolu'da geçirmesi sebebiyle sonradan yerleşti.
Çocukluğu hakkındaki ayrıntılar sınırlıdır. Ailenin Belh'ten ayrılış sebebi kaynaklarda Moğol tehlikesi, siyasî şartlar ve Bahâeddin Veled'in şehirdeki ilmî çevrelerle ilişkileri etrafında farklı biçimlerde anlatılır. Bu sebeple tek bir sebep kesin hüküm gibi sunulmaz.
Belh'ten Konya'ya göç ve ilim yolculuğu
Aile, yaklaşık 1212-1228 arasında Nişâbur, Bağdat, Hicaz ve Şam güzergâhını takip ederek Anadolu'ya ulaştı; bir müddet Karaman'da kaldıktan sonra Konya'ya yerleşti. Ferîdüddin Attâr ile Nişâbur'da karşılaşmaya dair rivayet, Mevlânâ hafızasının güçlü anlatılarındandır; ayrıntıları tarihî kesinlikle aynı düzeyde değerlendirilmez.
Konya, Mevlânâ'nın medrese derslerini, vaazlarını, sohbet halkasını ve eserlerini taşıyan ana merkez oldu. Bahâeddin Veled'in 1231'deki vefatının ardından onun ders ve irşad çevresinin sorumluluğunu üstlendi.
Seyyid Burhâneddin Muhakkık-ı Tirmizî'nin terbiyesi
Babasının müridlerinden Seyyid Burhâneddin Muhakkık-ı Tirmizî Konya'ya gelerek Mevlânâ'nın tasavvufî terbiyesinde belirleyici rol oynadı. Mevlânâ'nın Halep ve Şam'daki tahsili, riyâzet ve mücâhede dönemi bu safhayla ilişkilendirilir. Burhâneddin'i yalnız “öğretmen”, Mevlânâ'yı da yalnız “öğrenci” diye tanımlamak yetersizdir; aralarındaki bağ zâhirî ilim, iç terbiye ve irşadın birlikte yürüdüğü bir ilişkidir.
Şems-i Tebrîzî ile karşılaşma
Mevlânâ'nın Şems-i Tebrîzî ile 1244'te Konya'da karşılaşması hayatının en belirgin eşiğidir. Bu sohbet, medrese ve vaaz çevresinde tanınan âlim kimliğini ortadan kaldırmadı; onu aşk, cezbe, şiir ve semâ diliyle genişletti. Şems'in Konya'dan ayrılışı ve kayboluşu çevresinde tarihî haberlerle menkıbeler iç içedir. Kesin olan, bu ayrılığın Mevlânâ'nın şiirinde derin bir dönüşüme yol açmasıdır.
Dîvân-ı Kebîr veya Dîvân-ı Şems-i Tebrîzî, bu sohbet ve ayrılık ikliminin başlıca yazılı mirasıdır. Şems, Mevlevî kurumsal post zincirinde bir postnişin değil; Mevlânâ'nın mânevî hayatındaki dönüştürücü sohbet bağıdır.
Selâhaddin Zerkûb ve Hüsâmeddin Çelebi
Şems'ten sonra Mevlânâ, sohbet ve temsil makamında Selâhaddin Zerkûb'u öne çıkardı. Onun vefatından sonra Hüsâmeddin Çelebi yakın muhatap ve halife oldu. Bu isimler aynı türde bir silsile halkası gibi düzleştirilmez: Şems dönüştürücü dost, Selâhaddin seçilmiş sohbet ve temsil halkası, Hüsâmeddin ise hem halife hem Mesnevî'nin söylenişine vesile olan başlıca muhataptır.
Mesnevî'nin söylenişi
Hüsâmeddin Çelebi'nin teşvikiyle söylenmeye başlanan Mesnevî-i Şerîf altı defterden ve yirmi beş bini aşkın beyitten oluşur. Hikâye, temsil, âyet ve hadis yorumlarını iç içe geçirerek insanın nefs, aşk, bilgi, ahlâk ve Hakk'a yöneliş meselelerini işler. Eser, daha sonraki asırlarda Mesnevîhanlık ve şerh geleneğinin merkezine yerleşti.
Eserleri
- Mesnevî-i Şerîf: Altı defterlik büyük irfan metni; hikâye ve temsillerle tasavvufî terbiyeyi işler.
- Dîvân-ı Kebîr: Gazel, rubâî ve diğer şiirleri ihtiva eden; Şems adı ve aşk diliyle tanınan şiir külliyatı.
- Fîhi Mâ Fîh: Sohbetlerinden derlenen mensur eser; düşüncesinin doğrudan konuşma dilini taşır.
- Mektûbât: Aile mensupları, dostlar ve yöneticilere yazılmış mektuplar; Mevlânâ'nın sosyal çevresini gösterir.
- Mecâlis-i Seb'a: Yedi vaazdan oluşan ve medrese-minber diliyle tasavvufî yorumu buluşturan eser.
Kur'ân, sünnet ve kavram dünyası
Mevlânâ'nın şiir ve sohbet dili Kur'ân kıssaları, âyetler, hadisler ve klasik İslâm ilimleriyle örülüdür. Aşk, sohbet, insan, ney, ayrılık, vuslat, hizmet ve semâ onun metinlerini okumada anahtar kavramlardır. Bu kavramlar modern sloganlara indirgenmemeli; eserin bütünü ve İslâmî ilim çevresi içinde okunmalıdır.
“Ne olursan ol yine gel” biçimindeki yaygın çağrı Mevlânâ'ya nispet edilmekle beraber metin kaynağı tartışmalıdır. “Hamdım, piştim, yandım” sözü de onun hayatını özetleyen popüler bir ifade olarak dolaşır; kesin eser cümlesi gibi kullanılmaz.
Vefatı ve Mevlevî hafızanın doğuşu
Mevlânâ 17 Aralık 1273'te Konya'da vefat etti. Cenazesine şehrin farklı dinî ve sosyal çevrelerinden geniş bir topluluğun katıldığı aktarılır. Vefat gecesi Mevlevî gelenekte “Şeb-i Arûs”, sevgiliye kavuşma gecesi olarak anılır.
Mevleviyye onun sağlığında bütün kurumları tamamlanmış bir tarikat değildi. Vefatından sonra Hüsâmeddin Çelebi postu devraldı; Sultan Veled topluluğu teşkilatlandırdı, halifeler gönderdi ve zâviyelerin gelişmesini sağladı; Ulu Ârif Çelebi seyahatleriyle yolu Anadolu, İran ve Irak çevrelerine taşıdı. Bu sebeple Mevlânâ yolun pîri ve ilham merkezi, Sultan Veled ise kurucu teşkilat hafızasının başlıca ismidir.
Bugüne ulaşan mirası
Mevlânâ'nın mirası yalnız semâ gösterileriyle sınırlı değildir. Mesnevî şerhleri, Farsça ve şiir öğretimi, mûsikî, hat, sohbet, matbah hizmeti ve şehir kültürü Mevlevîhânelerde birlikte yaşadı. Günümüzdeki kültürel semâ icralarıyla tarihî tekke mukabelesi arasındaki fark korunarak değerlendirilmelidir.