Ara
Menü

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (6 Rebîülevvel 604 / 30 Eylül 1207, Belh – 5 Cemâziyelâhir 672 / 17 Aralık 1273, Konya); Mevleviyye'nin kurucusu sayılan mutasavvıf, âlim ve şair. Mesnevî ve Dîvân-ı Kebîr 'in müellifidir.

Doğum
1207
Vefat
1273
Unvan
Âlim, sûfî, şair ve Mevlevî yolun pîri

Doğumu, adı ve unvanları

6 Rebîülevvel 604'te (30 Eylül 1207) Horasan'ın Belh şehrinde dünyaya geldi. Dîvân-ı Kebîr'deki bir şiirden hareketle Şems ile buluştuğunda (642/1244) altmış iki yaşında olduğu, dolayısıyla doğum tarihinin 580 (1184) olması gerektiği ileri sürülmüşse de (Gölpınarlı), Hellmut Ritter bu iddiayı geçerli bulmamıştır.

Mesnevî'nin girişinde adını Muhammed b. Muhammed b. Hüseyin el-Belhî diye kaydetmiştir; lakabı Celâleddin'dir. “Efendimiz” anlamındaki “Mevlânâ” unvanı onu yüceltmek maksadıyla söylenmiştir; “sultan” mânasına gelen Farsça “hudâvendigâr” unvanı ise babası tarafından verilmiştir. Doğduğu şehre nisbetle Belhî, hayatını geçirdiği Anadolu'ya nisbetle Rûmî, Mevlânâ-i Rûm, Mevlânâ-i Rûmî, müderrisliği sebebiyle Molla Hünkâr, Mollâ-yı Rûm unvanlarıyla da anılır.

Kaynakları

Eserlerinde verdiği bilgiler dışında hakkındaki malzeme büyük ölçüde dört kaynağa dayanır: oğlu Sultan Veled'in İbtidânâme'si, müridi Ferîdûn-i Sipehsâlâr'ın Risâle'si, torunu Ulu Ârif Çelebi'nin müridi Ahmed Eflâkî'nin Menâkıbü'l-ârifîn'i ve Abdülkādir el-Kureşî'nin el-Cevâhirü'l-mudıyye'si.

Kaynak bunları tartar: İbtidânâme'deki bilgiler birinci elden olmakla birlikte kısa ve özlüdür; birçok hususta en ayrıntılı bilgileri içeren Eflâkî'nin eserinde ise bazı abartı, çelişki ve hatalar mevcuttur.

Soyu

Mevlânâ'nın eserlerinde soyuna dair bilgi bulunmamaktadır. Risâle-i Sipehsâlâr'da babası Bahâeddin Veled'in Hz. Ebû Bekir soyundan geldiği belirtilir; el-Cevâhirü'l-mudıyye'de Hz. Ebû Bekir'e varan şecere kaydedilir; Eflâkî, Câmî ve Devletşah da aynı şeyi söyler. Öte yandan Eflâkî, Bahâeddin Veled'in bir sözüne dayanarak onun soyunun anne tarafından Hz. Ali'ye ulaştığını söyler.

Türklüğü ile ilgili tartışmalar ise son döneme aittir ve büyük ölçüde “aslım Türktür” ifadesinin geçtiği bir rubâî çerçevesinde cereyan etmiştir: şiirdeki “Türk” kelimesiyle ırkî mensubiyetin kastedildiğini savunanların yanında, bazıları kelimenin burada farklı anlamlara geldiğini, bir kısmı da bununla Türk ırkına ruh yakınlığının kastedildiğini ileri sürmüştür.

Babası ve Belh'ten ayrılış

Babası Bahâeddin Veled, Belh'e yerleşmiş bir ulemâ ailesine mensuptu ve “sultânü'l-ulemâ” unvanıyla tanınmıştı. Sipehsâlâr'a göre tarikat silsilesi Ahmed el-Gazzâlî'ye ulaşır; ayrıca Necmeddîn-i Kübrâ'nın müridi olduğu da kaydedilir.

Eflâkî'ye göre Bahâeddin Veled'in annesi Hârizmşahlar hânedanından Alâeddin Muhammed Hârizmşah'ın kızıdır. Kaynak bu rivayete ihtiyat kaydı düşer: daha eski bir kaynak olan Risâle-i Sipehsâlâr'da yer almayan bu rivayetin Eflâkî'nin hayal ürünü olduğu ileri sürülmüş ve müellifin daha sonra bu konuda hiçbir şey söylemediğine dikkat çekilmiştir.

Yine Eflâkî'ye göre, Yunan felsefesini benimsedikleri için Fahreddin er-Râzî ve Zeyn-i Kîşî gibi âlimlerle onların görüşlerine uyan Hârizmşah Alâeddin Muhammed'i vaazlarında ağır şekilde eleştiren Bahâeddin Veled'in karşıtları, onun siyasî gaye güttüğünü ve isyan hazırlığında bulunduğunu ileri sürmüşler, bunun üzerine hükümdar ondan ülkeyi terketmesini istemiştir.

Kaynak burada bir kronoloji tashihi yapar: Sipehsâlâr bu kararda Fahreddin er-Râzî'nin hususi gayretleri olduğunu belirtirse de, Eflâkî'ye göre Bahâeddin Veled Belh'ten Râzî'nin vefatından en az üç yıl sonra 609'da (1212-13) ayrılmıştır. Mevlânâ o sırada beş yaşındadır.

Sultan Veled ise sürgün kararına hiç temas etmeden, babasının Belh halkından incindiği için aldığı mânevî işaretle Hicaz'a gitmek üzere şehri terkettiğini ve henüz yolda iken Belh'in Moğollar tarafından istilâ edildiğini belirtir. Nicholson ve Ritter'in “sırf Moğollar'dan kaçmak için Belh'i terketti” görüşü ise kaynaklarda karşılıksızdır.

Uzun yolculuk

Bahâeddin Veled, müridleri ve ailesiyle yol üzerindeki şehirlerde konaklayarak Bağdat'a ulaşmış, orada Şehâbeddin es-Sühreverdî tarafından karşılanmış, Kûfe yoluyla Hicaz'a gitmek üzereyken Moğollar'ın Belh'i işgal ettiği haberini almıştır — Horasan şehirlerinin 617'de (1220) istilâ edildiği bilindiğine göre Bağdat'ta bu tarihte bulunuyordu.

Kaynak, Eflâkî'nin sonraki safhalar için verdiği tarihlerin bu bilgiyle çeliştiğini açıkça söyler: Eflâkî'ye göre Şam'a uğradıktan sonra 614'te (1217) Malatya'ya, 616'da (1219) Sivas'a gelmiş, Erzincan üzerinden Akşehir'de dört yıl, ardından Lârende'de (Karaman) en az yedi yıl müderrislik yapmış, sonra Sultan Alâeddin Keykubad'ın daveti üzerine Konya'ya yerleşmiştir.

Fîhi mâ fîh'ten Hârizmşah'ın Semerkant'ı kuşatması sırasında orada bulundukları anlaşılır. Ayrıca yol üzerinde Nîşâbur'a uğradıkları, burada Ferîdüddin Attâr'ın kendilerini ziyaret ettiği ve Esrârnâme'yi Mevlânâ'ya hediye ettiği belirtilir.

Evlilikleri ve çocukları

Eflâkî'ye göre Mevlânâ on yedi veya on sekiz yaşındayken Lârende'de Semerkantlı âlim Şerefeddin Lâlâ'nın kızı Gevher Hatun'la evlendi; 623'te (1226) Sultan Veled, bir yıl sonra da Alâeddin dünyaya geldi. Kaynak burada da bir iç tutarsızlığa dikkat çeker: Eflâkî'nin “yedi yıldan fazla eğitimden sonra evlendi” ifadesi hem evlilik yaşıyla hem çocukların doğum tarihiyle uyuşmaz; verdiği tarihler Lârende'ye yerleştikten bir ya da iki yıl sonra evlendiğini gösterir.

Annesi Mümine Hatun Lârende'de vefat etmiş, defnedildiği yere daha sonra Karaman Mevlevîhânesi inşa edilmiştir.

Gevher Hatun'un ölümünden sonra Konyalı İzzeddin Ali'nin kızı Kirâ Hatun'la evlendi; dul olan ve Şemseddin Yahyâ adında bir çocuğu bulunan bu hanımdan Emîr Muzafferüddin Âlim Çelebi ve Melike Hatun dünyaya geldi.

Babasının vefatı ve Seyyid Burhâneddin

Bahâeddin Veled, Konya'da Altınapa Medresesi'nde iki yıl müderrislik yaptıktan sonra 18 Rebîülâhir 628 (23 Şubat 1231) tarihinde vefat etti. Yirmi dört yaşındaki Mevlânâ babasının yerine geçip müderrislik yapmaya başladı.

Ertesi yıl, çocukluğunda terbiyesiyle meşgul olan Seyyid Burhâneddin Muhakkık-ı Tirmizî şeyhini ziyaret için Konya'ya geldi, ancak burada şeyhin öldüğünü öğrendi. (Bir başka rivayette rüyasında Bahâeddin Veled'in kendisine oğlunu irşad etmesini söylediği için gelmiştir.)

Buluştuklarında ona babasının hem zâhir hem hal ilimlerinde kâmil bir şeyh olduğunu, kendisinin zâhir ilimlerindeki üstün dereceyi hal ilimlerinde de kazanması gerektiğini söyledi. Mevlânâ ona mürid olup dokuz yıl hizmet etti.

Halep ve Şam tahsili

Buluşmalarından bir yıl sonra Seyyid Burhâneddin onu zâhir ilimlerinde daha da ilerlemesi için Şam'a gönderdi (630/1233). Konya'dan Kayseri'ye kadar refakat etti; Mevlânâ oradan Halep'e gitti, Seyyid Burhâneddin ise Kayseri'nin yöneticisi Sâhib İsfahânî'nin yanında kaldı.

Halep'te Hallâviyye Medresesi'nde, aynı zamanda şehrin yöneticisi olan Kemâleddin İbnü'l-Adîm'den ders aldı. Ardından Şam'da Mukaddemiyye Medresesi'ne yerleşti. Eflâkî Şam'da dört ya da yedi yıl kaldığının söylendiğini belirtirse de Fürûzanfer, dönüşünde Seyyid Burhâneddin'in (ö. 639/1241) henüz hayatta olmasını dikkate alarak dört yıldan fazla kalmasının mümkün olamayacağını ileri sürmüştür.

Sipehsâlâr onun Arap dili ve edebiyatı, lugat, fıkıh, tefsir ve hadis başta olmak üzere aklî ve naklî ilimlerden icâzet aldığını, Şam'da Muhyiddin İbnü'l-Arabî, Sa'deddîn-i Hammûye, Osmân-ı Rûmî, Evhadüddîn-i Kirmânî ve Sadreddin Konevî ile uzun müddet sohbet ettiğini belirtir.

Üç erbaîn ve icâzet

Eflâkî'ye göre Şam'dan Kayseri'ye döndüğünde Sâhib İsfahânî onu sarayında misafir etmek istedi, ancak Seyyid Burhâneddin buna razı olmadı; ilimde babasını geçtiğini söyleyip “ledün ilminden inciler saçması için” halvete girmesi gerektiğini belirterek onu bir hücreye koydu ve peş peşe üç erbaîn çıkarttırdı. Birlikte Konya'ya gittiler; Seyyid Burhâneddin burada ona irşad için icâzet verdikten sonra Kayseri'ye döndü ve orada vefat etti.

Sultan Veled ise şeyhinin göçmesiyle Mevlânâ'nın tek başına kaldığını, Allah'a yönelip yanıp yakılarak beş yıl riyâzet çektiğini, bu arada irşad faaliyetinden geri durmayıp halka vaaz vermeyi ve çoğu ulemâ ile yönetici kesiminden olan müridleriyle sohbet etmeyi sürdürdüğünü anlatır.

Şems-i Tebrîzî

Seyyid Burhâneddin'in vefatından beş yıl sonra Konya'da Şems-i Tebrîzî ile karşılaştı. Dönemin pîrleri tarafından “Tebrizli Kâmil” olarak isimlendirilen ve birçok yer dolaştığı için “Şems-i Perende” (uçan Şems) diye anılan bu zat, ilk önce Tebriz'de Şeyh Ebû Bekr-i Selebâf'ın hizmetinde bulunmuştu.

Eflâkî, Şems'in Konya'ya 26 Cemâziyelâhir 642 (29 Kasım 1244) tarihinde geldiğini söyler; bu, Sultan Veled'in verdiği bilgiyle hemen hemen aynıdır ve Şems'in Makālât'ında da bulunur.

İlk karşılaşmadaki konuşmanın mahiyeti hakkında farklı rivayetler vardır — Sipehsâlâr, Eflâkî, Câmî, Devletşah ve Kureşî ayrı ayrı anlatırlar; kaynak ayrıca İbn Battûta'nın kaydettiği, tasavvufî hiçbir incelik taşımayan olayın gerçek dışı olduğunu belirtir.

Ayrılık ve dönüş

Şems ile karşılaştıktan sonra halkla tamamen alâkasını kesti; medresedeki derslerini ve müridleri irşad işini bir yana bırakıp bütün zamanını Şems ile sohbet ederek geçirmeye başladı. Bu, müridlerin, şeyhlerini kendilerinden ayıran ve kim olduğunu bilmedikleri Şems'e karşı kin beslemelerine sebep oldu; halk arasında da dedikodular yayıldı ve Şems ansızın şehri terketti.

Şems'in Şam'da olduğunu öğrenen Mevlânâ ona çok içli mektuplar yazdı. Bu mektuplardan ilkinin tarihi 21 Şevval 643 (11 Mart 1246) olduğuna göre Şems Konya'da on altı ay kadar kalmıştır.

Eflâkî'ye göre bu ayrılık sırasında Mevlânâ matem tutanların giydiği “hindibârî” kumaştan bir ferecî yaptırdı, başına bal renginde yünden bir külâh geçirip üzerine şekerâvîz tarzında sarık sardı ve öteden beri dört hâneli olan rebabı altı hâneli yaptırarak semâ meclislerini başlattı. Sipehsâlâr ise onu semâ yapmaya Şems'in teşvik ettiğini belirtir.

Babası kendisini Şam'a gönderince Sultan Veled ısrarlı davetle Şems'i geri getirdi. Sultan Veled bu ilişkiyi Hz. Mûsâ-Hızır ilişkisine benzetir: Mûsâ'nın peygamber olmasına rağmen Hızır'ı araması gibi, Mevlânâ da zamanında ulaştığı makama ulaşmış hiçbir kimse bulunmadığı hâlde Şems'i aramıştır.

İkinci kayboluş

Bu defa Mevlânâ'nın medresesindeki hücresinde altı ay boyunca mârifetullaha dair sohbet ettiler; yanlarına Sultan Veled ile Şeyh Selâhaddîn-i Zerkûb'dan başkası giremiyordu. Bu arada Şems, Mevlânâ'nın evlâtlığı Kimyâ Hatun'la evlendi.

Dedikodular tekrar başlayınca Şems, Sultan Veled'e kendisini Mevlânâ'dan ayırmak istediklerini, bu defa ortadan kaybolduktan sonra kimsenin izini bulamayacağını söyledi ve bir gün ansızın kayıplara karıştı (645/1247).

Kaybolmasının sebebi hakkındaki rivayetler farklıdır; Eflâkî bir suikast teşebbüsü anlatır ve suikastçılar arasında Mevlânâ'nın oğlu Alâeddin'in de bulunduğunu söyler. Buna karşılık Sipehsâlâr yalnız Alâeddin'in kıskançlığından ve bir uyarıya tepki göstererek durumu halka anlatmasından söz eder; Devletşah ise Şems'i Alâeddin'in öldürdüğüne dair söylentinin kesinlikle doğru olmadığını ifade eder. Kabri hakkında da iki ayrı rivayet vardır.

Şiirin doğuşu

Sultan Veled, Şems'in ikinci defa kaybolmasının ardından babasının aşkla şiirler söylemeye başladığını ve gece gündüz hiç ara vermeden semâ yaptığını belirtir.

Mevlânâ bir müddet sonra Şems'i bulmak umuduyla Şam'a gitti, bulamadan döndü; birkaç yıl sonra tekrar gitti, aylarca aradığı hâlde yine bulamadı. Fürûzanfer'e göre bu dönemde tam dört defa Şam'a yolculuk yapmıştır.

Selâhaddîn-i Zerkûb ve Hüsâmeddin Çelebi

Mevlânâ daha sonra oğlunu çağırıp Selâhaddîn-i Zerkûb'a tâbi olmalarını istedi. Kuyumculukla meşgul olan Selâhaddin, gençliğinde Seyyid Burhâneddin'e, ardından Mevlânâ'ya intisap etmiş, Şems geldikten sonra onun sohbetlerine de katılmıştı.

Selâhaddin'in cahil olduğunu ve şeyhlik için ehil sayılmadığını söyleyen bir kısım müridler daha da ileri gidip onu gizlice öldürmeyi planladılarsa da suikast önlendi. Mevlânâ, Selâhaddin'in kızı Fatma Hatun'u oğlu Sultan Veled'e alarak aralarında akrabalık bağı oluşturdu.

Selâhaddin on yıl sonra vefat edince hilâfet makamına İbn Ahî Türk diye de tanınan Urmiyeli Hüsâmeddin Çelebi'yi geçirdi. Sultan Veled, babasının Şems'i güneşe, Selâhaddin'i aya, Hüsâmeddin Çelebi'yi de yıldıza benzettiğini ve onu meleklerle aynı mertebede gördüğünü kaydeder. Mesnevî'nin ortaya çıkması Hüsâmeddin Çelebi'nin teşvikiyle olmuştur.

Vefatı — şeb-i arûs

Hüsâmeddin Çelebi'nin hilâfete geçişinden Sultan Veled'e göre on, Sipehsâlâr'a göre dokuz yıl sonra rahatsızlanarak 5 Cemâziyelâhir 672 (17 Aralık 1273) tarihinde vefat etti.

Cenazesinde ağlayıp feryat edilmemesini vasiyet etmesi ve öldüğü günü kavuşma vakti olarak tanımlaması sebebiyle ölüm gününe “şeb-i arûs” (düğün gecesi) denmiş ve ölüm yıl dönümleri bu adla anılagelmiştir.

Sultan Veled, cenazesine her din ve mezhepten çok kalabalık bir insan topluluğunun katıldığını; müslümanların onu Hz. Muhammed'in nuru ve sırrı, hıristiyanların kendilerinin Îsâ'sı, yahudilerin de kendilerinin Mûsâ'sı olarak gördüklerini söyler.

Eflâkî'ye göre cenaze namazını Sadreddin Konevî'nin kıldırmasını vasiyet etmişti; Sipehsâlâr, tabutun önüne geldiği sırada Konevî'nin hıçkırıklarla kendinden geçtiğini, bu sebeple namazı Kadı Sirâceddin el-Urmevî'nin kıldırdığını belirtir.

Ardından Hüsâmeddin Çelebi on yıl daha hilâfet görevini sürdürmüş, onun vefatından sonra yerine Sultan Veled geçmiştir.

Çevresi ve siyaset

Müridleri çoğunlukla halk tabakasındandı; her sanat ve meslekten insanlar semâ meclislerine katılıyordu. Bununla birlikte dönemin yöneticileriyle de yakın ilişkisi vardı — ancak bu ilişkiyi genellikle nasihat çerçevesinde sürdürmüş, yöneticilerin çekişme ve rekabete dayalı siyasî mücadelelerinin içine girmemeye özen göstermiştir.

Kendisine büyük saygı ve bağlılığı olanlar arasında II. İzzeddin Keykâvus, Celâleddin Karatay, Konyalı Kadı İzzeddin, Emîr Bedreddin Gevhertaş, IV. Kılıcarslan, Muînüddin Pervâne, Sâhib Ata Fahreddin Ali ve daha birçok devlet adamı vardı; Muînüddin Pervâne'nin eşi Gürcü Hatun ile IV. Kılıcarslan'ın eşi Gömeç Hatun da müridleri arasındaydı.

Düşüncesi

Kâmil mânada âlim, sûfî ve şairlik özelliklerine sahip bir şahsiyettir. Şems ile karşılaşması hayatında bir dönüm noktasıdır: ilâhî aşk ve vecdi terennüm eden asıl Mevlânâ bu dönemde doğmuş, önceleri aşkı takvâsında gizli iken takvâsı aşkında gizlenmiştir.

Dinî-tasavvufî düşüncesinin kaynağı Kur'an ve Sünnet'tir. Bunu “Canım tenimde oldukça Kur'an'ın kölesiyim ben. Seçilmiş Muhammed'in yolunun toprağıyım” beytiyle dile getirmiş; “Pergel gibiyim; bir ayağımla şeriat üstünde sağlamca durduğum hâlde öbür ayağımla yetmiş iki milleti dolaşıyorum” diyerek bir müslüman olarak insanlığı kucaklayabildiğini belirtmiştir.

Ona göre görünüşte ayrılık olsa da varlıkta birlik esastır; iman-küfür, hayır-şer gibi ayırımlar bize göredir, Allah'a nisbetle hepsi birdir. İkilikten kurtuluş (gerçek tevhid) kulun kendi varlığından soyulmasıyla gerçekleşir; birlik ittihat ya da hulûl değil, kulun kendi izâfî varlığından geçmesidir.

Yalnız akla önem verdikleri için filozofları ve onların etkisinde kalan kelâmcıları noksan görür; dünyevî işlerde yararlı olan aklın, mahiyeti icabı ilâhî hakikatlere ulaşmada ve Hakk'a vuslatta ayak bağı olabileceğini belirtir. Mânevî yolculuk için ilâhî aşk gereklidir ve aşkın kaynağı ilâhîdir.

Eserleri

Şiirleri ve mektupları arasında Arapça olanlar bulunmakla birlikte eserleri Farsçadır: Dîvân-ı Kebîr, Mesnevî, Fîhi mâ fîh, Mecâlis-i Seb'a ve Mektûbât. Ayrıca kendisine nisbet edilen iki evrâd (Evrâd-ı Kebîr ve Evrâd-ı Sagīr) vardır. Tırâşnâme, Aşknâme, Risâle-i Âfâk u Enfüs gibi manzum ve Risâle-i Akāid, Hâbnâme gibi mensur eserlerin üslûp ve muhteva açısından ona aidiyeti şüphelidir.

COĞRAFÎ HAFIZA15 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi15 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 4 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Bâyezîd mi büyüktü, Hz. Muhammed mi?

Şems ile ilk karşılaşmanın iki ayrı anlatımı.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Sipehsâlâr'a göre: bir gece Konya'ya gelip Pirinççiler Hanı'na yerleşen Şems, sabahleyin hanın önündeki sedirde otururken oradan geçen Mevlânâ ile göz göze geldi; ilk mânevî etki bu şekilde gerçekleşti. Uzun müddet hiç konuşmadan birbirlerine baktılar. Şems, Bâyezîd-i Bistâmî'nin “Cübbemin içinde Allah'tan başka kimse yoktur” gibi sözler ettiğini, buna karşılık Hz. Peygamber'in “Bazan gönlüm bulanır da o sebeple ben Allah'a her gün yetmiş defa istiğfar ederim” dediğini hatırlatıp bunun nasıl yorumlanacağını sordu.

Mevlânâ: Bâyezîd, çıktığı tevhid makamının yüceliği gösterilince bunu o sözlerle ifade etmeye çalışmıştır; Resûl-i Ekrem ise her gün yetmiş makam geçiyor, ulaştığı makamın yüceliği yanında bir öncekinin küçüklüğünü görünce o kadarıyla yetindiği için istiğfar ediyordu. Şems ayağa kalkıp onunla kucaklaştı.

Eflâkî'ye göre ise Şems Şekerciler Hanı'na yerleşmişti; Mevlânâ Pamukçular Medresesi'nden talebeleriyle çıkıp katır üzerinde giderken Şems önüne çıktı ve katırın gemini tutarak aynı soruyu sordu. Cevap bu defa bir benzetmeyledir: “Bâyezîd'in susuzluğu az olduğu için bir yudum su ile kandı; idrak bardağı hemen doluverdi. Hâlbuki Hz. Muhammed'in susuzluğu arttıkça artıyordu.”

Çerçeve. İki kaynak hanın adında bile ayrılır. Kaynak ayrıca Câmî, Devletşah ve Kureşî'nin farklı anlatımlarını kaydeder; İbn Battûta'nın kaydettiği, tasavvufî hiçbir incelik taşımayan olayın ise gerçek dışı olduğu söylenebilir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Risâle-i Sipehsâlâr, s. 126-127 / Eflâkî, Menâkıbü'l-ârifîn, I, 86-87.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Havuza atılan kitaplar

Câmî'nin naklettiği rivayet.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Mevlânâ havuz başında kitaplarını açmış çalışırken Şems gelip “Bunlar nedir?” diye sormuş; Mevlânâ “Bunlar kīl ü kāldir” deyince Şems “Senin bunlarla ne işin var?” diyerek kitapları havuza atmış.

Mevlânâ'nın tepkisi üzerine onları tekrar toplamış; suyun kitaplara zarar vermediğini gören Mevlânâ “Bu nasıl sırdır?” diye sorunca Şems, “Bu zevktir, hâldir, senin ise bundan haberin yoktur” demiştir.

Çerçeve. Abdülkādir el-Kureşî aynı sahneyi Mevlânâ'nın evinde ve kitapların arasında beliren bir ateşle anlatır; orada Şems “Sen de bunu bilmezsin” deyip çıkıp gider. Devletşah'ta ise soru “Mücâhede, riyâzet, ilim tahsili ve tekrarından maksat nedir?” şeklindedir ve Şems, Senâî'nin “Cehalet seni senden almayan bir ilimden daha kıymetlidir” beytini okur.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Abdurrahman-ı Câmî, Nefehâtü'l-üns, s. 465-467.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Şems'in kayboluşu

Suikast rivayeti ve kaynaklar arasındaki ayrılık.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Şems, Sultan Veled'e kendisini Mevlânâ'dan ayırmak istediklerini, bu defa ortadan kaybolduktan sonra kimsenin izini bulamayacağını söyledi ve bir gün ansızın kayıplara karıştı (645/1247).

Eflâkî, kaybolmadan önce suikast teşebbüsü olduğunu anlatır: yedi kişilik bir grup hücrenin önüne gelmiş, biri Şems'i dışarı çağırmış; Şems Mevlânâ'ya “Beni öldürmek için çağırıyorlar” deyip çıkmış, o anda kendisine bir bıçak saplanmış, şiddetli bir nâra atıp kaybolmuş, ardından birkaç damla kandan başka bir şey görülmemiştir. Eflâkî suikastçılar arasında Mevlânâ'nın oğlu Alâeddin'in de bulunduğunu ve babasının cenazesine katılmadığını söyler.

Çerçeve. Sipehsâlâr yalnız Alâeddin'in kıskançlığından ve Şems'in bir uyarısına tepki gösterip durumu halka anlatmasından söz eder. Devletşah ise bu söylentinin kesinlikle doğru olmadığını ifade eder. Kabri hakkında da iki rivayet vardır: bir rivayette kuyudan çıkarılıp medresenin mimarı Emîr Bedreddin'in yanına, bir başkasında Bahâeddin Veled'in yanına defnedilmiştir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Eflâkî, Menâkıbü'l-ârifîn, II, 684, 700-701 / Risâle-i Sipehsâlâr, s. 133.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Attâr'ın hediyesi

Nîşâbur'da bir çocuk için söylenen söz.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Yolculuk sırasında Nîşâbur'a uğradıkları, burada Ferîdüddin Attâr'ın kendilerini ziyaret ettiği ve tasavvufî mesnevisi Esrârnâme'yi Mevlânâ'ya hediye ettiği belirtilir.

Devletşah'a göre Attâr, çocuk için babasına şunu söylemiştir: “Bu senin oğlun çok zaman geçmeyecek, âlemde yüreği yanıkların yüreğine ateşler salacaktır.”

Çerçeve. Hellmut Ritter, Attâr'ın o tarihlerde muhtemelen hayatta olmadığını belirterek bu buluşmayı şüpheli görmüşse de, Attâr'ın 618 (1221) yılına kadar yaşadığı bilinmektedir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Câmî, Nefehât, s. 460 / Devletşah, Tezkire, s. 193.

Hayatından kayıtlar

İlk 4 kayıt gösteriliyor

BİYOGRAFİK KAYIT

Üç erbaîn ve reddedilen saray

Seyyid Burhâneddin'in son terbiyesi.

Metni gösterMetni daralt

Şam'dan Kayseri'ye döndüğünde Sâhib İsfahânî onu sarayında misafir etmek istedi, ancak Seyyid Burhâneddin buna razı olmadı.

İlimde babasını geçtiğini söyleyip “ledün ilminden inciler saçması için” halvete girmesi gerektiğini belirtti, onu hazırladığı bir hücreye koydu ve peş peşe üç erbaîn çıkarttırdı. Ardından birlikte Konya'ya gittiler; Seyyid Burhâneddin ona irşad için icâzet verdikten sonra Kayseri'ye döndü ve orada vefat etti. Mevlânâ kabrini ziyaret edip Konya'ya döndü.

Çerçeve. Sipehsâlâr onun lakabını “Fahrü'l-meczûbîn” diye kaydeder — coşkun bir sûfî olduğunu gösteren bu lakap, ardından gelecek Şems dönemine zemin hazırlar.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Eflâkî, Menâkıbü'l-ârifîn, I, 81-84.
BİYOGRAFİK KAYIT

Selâhaddin'e karşı hazırlanan suikast

“Cahil” denilen kuyumcunun hilâfeti.

Metni gösterMetni daralt

Mevlânâ, Sultan Veled'i çağırıp Selâhaddîn-i Zerkûb'a tâbi olmalarını istedi ve kendisinin şeyhlik sevdasında bulunmadığını söyledi.

Selâhaddin'in cahil olduğunu ve şeyhlik için ehil sayılmadığını söyleyen bir kısım müridler, daha da ileri gidip onu gizlice öldürerek bir yere gömmeyi planladılarsa da suikast önlendi.

Mevlânâ'nın kendisi de bu kıskançlığa işaret eder: Fîhi mâ fîh'te Selâhaddin hilâfet makamına geçtikten sonra eski dostlarından Çavuşoğlu'nun ona düşman olduğunu belirtir. Nihayet Selâhaddin'in kızı Fatma Hatun'u oğlu Sultan Veled'e alarak aralarında akrabalık bağı kurdu.

Çerçeve. Aynı kıskançlık kalıbı Şems'te ölümle, Selâhaddin'de önlenmiş bir suikastla sonuçlanmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sultan Veled, İbtidânâme, s. 87-88, 92 / Risâle-i Sipehsâlâr, s. 137-138.
BİYOGRAFİK KAYIT

Şeb-i arûs

Ölümü düğün gecesi sayması.

Metni gösterMetni daralt

Cenazesinde ağlayıp feryat edilmemesini vasiyet etmesi ve öldüğü günü kavuşma vakti olarak tanımlaması sebebiyle ölüm gününe “şeb-i arûs” (düğün gecesi) denmiş ve ölüm yıl dönümleri bu adla anılagelmiştir.

Sultan Veled, cenazesine her din ve mezhepten çok kalabalık bir insan topluluğunun katıldığını; müslümanların onu Hz. Muhammed'in nuru ve sırrı, hıristiyanların kendilerinin Îsâ'sı, yahudilerin de kendilerinin Mûsâ'sı olarak gördüklerini söyler.

Çerçeve. Cenaze namazını Sadreddin Konevî'nin kıldırmasını vasiyet etmişti; ancak Konevî tabutun önüne geldiğinde hıçkırıklarla kendinden geçtiği için namazı Kadı Sirâceddin el-Urmevî kıldırmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sultan Veled, İbtidânâme, s. 153.
BİYOGRAFİK KAYIT

Baycu'nun kuşatması

Moğollar hakkındaki öngörüsü.

Metni gösterMetni daralt

Moğollar'la ilgili bazı açıklamaları sebebiyle Mevlânâ'nın Moğol sempatizanı olduğu yönünde iddialar ileri sürülmüştür. Kaynak buna itiraz eder: görüşleri olayları tasavvufî perspektiften ele alıp yorumlamasından ibarettir — bir yandan bu büyük gücün yükselişini izah etmekte, öte yandan yaptıkları zulümleri dile getirerek uzun ömürlü olamayacaklarını söylemektedir.

Bütün hadiseleri yorumlayışının temelinde en olumsuz durumlarda bile olumlu yönlerin ve gelişmelerin olabileceği anlayışı yatar. Nitekim onun öngördüğü şekilde Konya'yı kuşatan Moğol kumandanı Baycu şehre saldırmamış ve Moğollar daha sonra müslüman olmuştur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî”, c. 29, s. 441-448.

Eserleri ve metinleri

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Mesnevî

İslâm kültürünün en önemli eserlerinden.

Metni gösterMetni daralt

Tasavvufî düşüncenin bütün konularını içermekte ve İslâm kültürünün en önemli eserleri arasında sayılmaktadır.

Diğer mesnevilerden ayırt edilmesi için Mesnevî-i Mevlevî, Mesnevî-i Ma'nevî, Mesnevî-i Şerîf isimleriyle de anılır. Müellifi tarafından “Keşşâfü'l-Kur'ân”, “Fıkh-ı Ekber”, “Saykalü'l-ervâh” ve “Hüsâmînâme” gibi lakaplarla da adlandırılmıştır.

Dîvân-ı Kebîr'in tamamlanmasının ardından gelen sükûn döneminin eseridir; ortaya çıkması Hüsâmeddin Çelebi'nin teşvikiyle olmuştur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî”, c. 29, s. 441-448.
TARİHÎ KAYIT

Dîvân-ı Kebîr

Şems mahlaslı gazeller ve rubâîler.

Metni gösterMetni daralt

Gazel ve rubâîlerden meydana gelir. Çok geniş bir hacme sahip olduğundan Dîvân-ı Kebîr; gazellerde genellikle Şems, Şems-i Tebrîzî mahlasları kullanıldığından Dîvân-ı Şems, Dîvân-ı Şems-i Tebrîzî adıyla anılır.

Şiirlerin çoğu Şems ile buluşmasından sonraki döneme aittir. Gazellerde mahlas olarak Selâhaddin ve Hüsâmeddin Çelebi isimlerine, ayrıca “Hâmûş” mahlasına da rastlanır; daha çok zâhidâne olanlarının ilk dönemde söylendiği sanılmaktadır. Eserdeki rubâîler ayrı bir kitap olarak da derlenmiştir.

Kaynak onu dünya şiirinin zirvelerinden sayar.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî”, c. 29, s. 441-448.
TARİHÎ KAYIT

Fîhi mâ fîh

Sağlığında kaydedilen sohbetler.

Metni gösterMetni daralt

Mevlânâ'nın sağlığında oğlu Sultan Veled veya bir başka müridi tarafından kaydedilen sohbetlerinin, vefatından sonra derlenmesinden meydana gelmiştir.

Tarihî değeri de vardır: yolculuk sırasında Hârizmşah'ın Semerkant'ı kuşatması sırasında orada bulundukları bu eserden anlaşılır; Selâhaddin'e karşı beslenen düşmanlık da yine burada zikredilir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî”, c. 29, s. 441-448.
TARİHÎ KAYIT

Mecâlis-i Seb'a

Yedi vaaz meclisi.

Metni gösterMetni daralt

Vaaz ve sohbetlerinde yaptığı konuşmalardan oluşur. Bu konuşmalarda konuyla ilgili âyet ve hadislerin açıklanmasının yanı sıra Senâî, Attâr gibi şairlerin şiirlerine, Mesnevî'de anlatılan bazı hikâyelere ve Dîvân-ı Kebîr'den şiirlere de yer verilmiştir.

Feridun Nafiz Uzluk, Hacı Selim Ağa'daki 788 (1386) tarihli nüshayı esas alarak iki defa neşretmiş (Ankara 1355; Mevlânâ'nın Yedi Öğüdü, İstanbul 1937); Tevfik Sübhânî en eski nüshayı (Konya, nr. 79, 753/1352) esas alarak yayımlamıştır (Tahran 1365 hş.). Abdülbaki Gölpınarlı Konya nüshasını esas alıp Türkçeye çevirmiştir (Konya 1965).

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Konya Mevlânâ Müzesi, nr. 79 (753/1352).
TARİHÎ KAYIT

Mektûbât

Çoğu ihtiyaç sahipleri için yazılmış mektuplar.

Metni gösterMetni daralt

Değişik sebeplerle çeşitli kimselere yazdığı mektuplardan oluşur. Aralarında yakınlarına, çocuklarına ve müridlerine gönderilenler bulunmakla birlikte çoğu, yöneticilere ihtiyaç sahiplerinin taleplerini bildirmek maksadıyla kaleme alınmıştır.

Feridun Nafiz Uzluk neşrinde (İstanbul 1937) birçok hata vardır; kaynağa göre Tevfîk Sübhânî'nin 751 (1350) tarihli Konya nüshasını esas alan neşri en güvenilir olanıdır (Tahran 1371 hş.). Gölpınarlı altı nüshaya dayanarak Türkçeye çevirmiştir (Mektuplar, İstanbul 1963).

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Konya Mevlânâ Müzesi, nr. 79 (751/1350).
ESER / METİN

Evrâd ve aidiyeti şüpheli eserler

Ona nisbet edilenlerin sınırı.

Metni gösterMetni daralt

Mevlânâ'ya nisbet edilen küçük ve büyük olmak üzere iki evrâd bulunmaktadır; bazı dua ve sûrelerin belli tertip üzere bir araya getirilmesinden oluşan bu metinler Evrâd-ı Kebîr ve Evrâd-ı Sagīr-i Hazret-i Mevlânâ adıyla bir arada basılmıştır (İstanbul 1302). Hakāik-i Ezkâr-ı Mevlânâ adıyla da anılır ve iki ayrı Türkçe tercüme-şerhi vardır.

Buna karşılık Tırâşnâme, Aşknâme, Risâle-i Âfâk u Enfüs gibi manzum eserlerle Risâle-i Akāid, Âfâk u Enfüs, Hâbnâme gibi mensur eserlerin üslûp ve muhteva açısından ona aidiyetinin şüpheli olduğu belirtilmektedir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî”, c. 29, s. 441-448.

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Semâ

Meclisin doğuşu ve altı hâneli rebab.

Metni gösterMetni daralt

Eflâkî'ye göre Mevlânâ, Şems'in ilk ayrılığı sırasında matem kumaşından bir ferecî yaptırıp, öteden beri dört hâneli olan rebabı altı hâneli yaptırarak semâ meclislerini başlatmıştır.

Sipehsâlâr ise onu semâ yapmaya Şems'in teşvik ettiğini belirtir. Şems'in ikinci kayboluşundan sonra ise Sultan Veled'in ifadesiyle aşkla şiirler söylemeye başlamış ve gece gündüz hiç ara vermeden semâ yapmıştır.

Müridleri çoğunlukla halk tabakasındandı; her sanat ve meslekten insanlar semâ meclislerine katılıyordu.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Eflâkî, Menâkıbü'l-ârifîn, I, 88-89 / Risâle-i Sipehsâlâr, s. 128.
TARİHÎ KAYIT

Vahdet-i vücûd ve “ölmeden önce ölmek”

İkilikten kurtuluşun tarifi.

Metni gösterMetni daralt

Ona göre görünüşte ayrılık olsa da varlıkta birlik esastır. İman-küfür, hayır-şer gibi ayırımlar bize göredir, Allah'a nisbetle hepsi birdir; kötülük iyilikten ayrılmaz, kötülük olmadan kötülüğü terketmek imkânsızdır; küfür olmadan din olmaz, çünkü din küfrü bırakmaktır.

Gerçek tevhid kulun kendi varlığından soyulmasıyla gerçekleşir; birlik ittihat ya da hulûl değil, kulun kendi izâfî varlığından geçmesidir. Bunu şöyle anlatır: “Sen ‘ben' diyorsun, O da ‘ben' diyor. Ya sen öl ya da O ölsün ki bu ikilik kalmasın. O'nun ölmesi imkânsız olduğuna göre ölmek sana düşer.”

Kul benliğinden sıyrılmakla gerçek anlamda irade hürriyetine kavuşur; bu mertebede cebirden de ihtiyardan da söz edebilir. Ancak ferdiyetinden kurtulmadan yaptıklarını Allah'a isnat etmek yalancılıktır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî”, c. 29, s. 441-448.
TARİHÎ KAYIT

Akıl ve aşk

Filozoflara ve kelâmcılara yönelttiği tenkit.

Metni gösterMetni daralt

Yalnız akla önem verdikleri için filozofları ve onların etkisinde kalan kelâmcıları noksan gören Mevlânâ, kıyasın ve istidlâlin insanı hatalara düşüreceğini belirtir.

Dünyevî işlerde yararlı olan akıl, mahiyeti icabı ilâhî hakikatlere ulaşmada ve Hakk'a vuslatta ayak bağı olabilir; mânevî yolculuk için ilâhî aşk gereklidir. Aklın yetersiz kaldığı alanlardan biri de aşk ve ahvâlidir.

Aşkın kaynağını da Kur'an'a bağlar: “Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever” buyurulduğuna göre aşkın kaynağı ilâhîdir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî”, c. 29, s. 441-448.
KAVRAM

“Devir” — evrim değil

Darwin'in habercisi sayılmasına itiraz.

Metni gösterMetni daralt

İnsanın yaratılışıyla ilgili açıklamalarından dolayı Mevlânâ'yı Charles Darwin'in evrim nazariyesinin ilk habercisi olarak tanıtanlar olmuştur.

Meşhur mısralar şunlardır: “Cansızdım, bu sûretten ölüp kurtuldum, yetişip gelişen bir varlık hâline geldim, nebat oldum. Nebattan öldüm, hayvan sûretinde göründüm. Hayvanlıktan da öldüm, insan oldum. Artık ölüp yok olmaktan ne diye korkayım?”

Kaynağın hükmü: bu ifadeler evrimi değil tasavvuftaki “devir” anlayışını yansıtmaktadır. Ölümle birlikte beden yine toprağa, ruh ise mutlak varlığa kavuşacaktır; dolayısıyla bunun evrim teorisiyle ve tenâsühle alâkası bulunmamaktadır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî”, c. 29, s. 441-448.
KAVRAM

İbnü'l-Arabî'nin tesiri tartışması

Üç ayrı görüş.

Metni gösterMetni daralt

Mevlânâ üzerinde Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin etkisi olup olmadığı tartışılmıştır.

Üç görüş vardır: bazı araştırmacılar ikisinin düşünce sistemini iki zıt kutup şeklinde takdim ederken, bazıları İbnü'l-Arabî'nin yüksek irfan sahiplerine hitap eden görüşlerini Mevlânâ'nın anlaşılır kıldığını ve halkın seviyesine indirdiğini belirtmiş, bir kısmı da kısmen etkisi olduğundan söz etmiştir.

Sipehsâlâr'a göre Mevlânâ Şam'da İbnü'l-Arabî, Sa'deddîn-i Hammûye, Osmân-ı Rûmî, Evhadüddîn-i Kirmânî ve Sadreddin Konevî ile uzun müddet sohbet etmiştir. Konevî ile ilişkileri ilk zamanlar iyi olmamakla birlikte giderek düzelmiş, başlangıçta semâa muhalif olan Konevî bu tavrından vazgeçmiş ve dost olmuşlardır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî”, c. 29, s. 441-448.
KAVRAM

“Gulât-ı Şîa'dan” iddiası

Bir divan neşrinden doğan mesele.

Metni gösterMetni daralt

Rızâ Kulı Han'ın 1863'te Tahran'da bastırdığı divanda ve 1884'te Hindistan'da yayımlanan Külliyyât-ı Şems-i Tebrîzî'de bulunan bazı şiirler dolayısıyla Mevlânâ'nın gulât-ı Şîa'dan olduğu ileri sürülmüştür.

Kaynağın cevabı metin tenkidinedir: Bedîüzzaman Fürûzanfer'in matbu ve yazma bütün divanları inceleyip yedi cilt hâlinde neşrettiği divanda bu şiirlerin yer almadığı görülmektedir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî”, c. 29, s. 441-448.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

ETKİ KAYNAĞIŞEMS-İ TEBRÎZÎ HAZRETLERİSohbet ve mânevî dönüşüm ilişkisi; kurumsal post devri değildirHOCASI / ŞEYHİSeyyid Burhâneddin Muhakkık-ı TirmizîBurhâneddin Muhakkık, Mevlânâ'nın tasavvufî terbiyesini üstlenen hocasıdır.BELGELİ TARİHÎ BAĞSadreddin KonevîKarşılıklı ders ve semâ teması, dostluk ve cenaze vasiyeti; kurumsal tarikat birleşmesi değildirETKİ KAYNAĞINahîfî Süleyman EfendiMesnevî'nin tamamını manzum olarak Türkçe'ye çeviren isimdir; ayrıca Mevlânâ'nın şiirlerine Farsça tahmîsler kaleme almıştır. 1094 Şâbanında (Eylül 1683) Konya'ya uğrayarak Mevlevîliğe intisap etmiştir.SOHBET / YOL ARKADAŞLIĞIŞEYH SA’DEDDÎN-İ CÜVEYNÎDımaşk’taki sohbet meclislerinde bir araya geldikleri kaydedilir.SOHBET / YOL ARKADAŞLIĞISarı İsmâilHacı Bektâş-ı Velî tarafından Konya'ya, Mevlânâ'nın yanındaki bir kitabı almak üzere gönderilir; Mevlânâ ile görüşür ve ondan pîri hakkında bir öğüt alarak döner.TALEBESİ / HALİFESİSelâhaddin ZerkûbîSeçilmiş halife ve sohbet temsilcisiSONRAKİ POSTHüsâmeddin ÇelebiHalife, Mesnevî kâtibi ve Mevlânâ sonrası ilk postnişinAİLE / NESEPMevlânâzâde Şeyh Hüseyin EfendiKaynak Hüseyin Efendi'nin nesebini Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'ye bağlar; doğrudan baba-oğul ilişkisi ileri sürmez.AİLE BAĞISultan VeledSultan Veled, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin oğludur ve Hüsâmeddin Çelebi’den sonra irşad makamına geçmiştir.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Konya · TürkiyeMevlânâ Türbesi (Kubbe-i Hadrâ), Konya5 Cemâziyelâhir 672'de (17 Aralık 1273) vefat etti ve babası Bahâeddin Veled'in yanına defnedildi. Ölüm gecesi “şeb-i arûs” adıyla anılır ve yıl dönümleri bu adla ihya edilir. İlişkili kişi dosyası Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî : Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273), Belh'ten Konya'ya uzanan hayatında medrese ilmi, tasavvufî terbiye, sohbet, şiir ve semâı birleştiren; Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, Fîhi Mâ Fîh, Mektûbât ve Mecâlis-i Seb'a ile İslâm irfan tarihinde kalıcı iz bırakan âlim, sûfî ve şairdir.Balkh · AfganistanBelh6 Rebîülevvel 604'te (30 Eylül 1207) doğduğu şehir. Babası Bahâeddin Veled ailesiyle birlikte 609'da (1212-13) buradan ayrıldı; Mevlânâ o sırada beş yaşındaydı. Henüz yoldayken Belh Moğollar tarafından istilâ edildi.Karaman · TürkiyeKaraman (Lârende) MevlevîhânesiBabasının adına yaptırılan medresede en az yedi yıl müderrislik yaptığı şehir; Gevher Hatun'la burada evlendi ve Sultan Veled ile Alâeddin burada doğdu. Annesi Mümine Hatun burada vefat etmiş, defnedildiği yere sonradan Karaman Mevlevîhânesi inşa edilmiştir.Halep · SuriyeHalep (Hallâviyye Medresesi)630 (1233) civarında tahsil için gittiği şehir; Hallâviyye Medresesi'nde, aynı zamanda şehrin yöneticisi olan Kemâleddin İbnü'l-Adîm'den ders aldı. Ne kadar kaldığı bilinmemektedir. İlişkili kişi dosyası Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî : Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273), Belh'ten Konya'ya uzanan hayatında medrese ilmi, tasavvufî terbiye, sohbet, şiir ve semâı birleştiren; Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, Fîhi Mâ Fîh, Mektûbât ve Mecâlis-i Seb'a ile İslâm irfan tarihinde kalıcı iz bırakan âlim, sûfî ve şairdir.Dımaşk · SuriyeŞam (Mukaddemiyye Medresesi)Halep'ten sonra yerleştiği medrese. Fürûzanfer'e göre burada dört yıldan fazla kalmış olamaz. İbnü'l-Arabî, Sa'deddîn-i Hammûye, Evhadüddîn-i Kirmânî ve Sadreddin Konevî ile burada sohbet etti; sonraki yıllarda Şems'i aramak için dört defa buraya geldi.Kayseri · TürkiyeKayseri (Seyyid Burhâneddin Türbesi)Seyyid Burhâneddin'in Sâhib İsfahânî'nin yanında kaldığı, dönüşte Mevlânâ'ya üç erbaîn çıkarttırdığı ve sonunda vefat ettiği şehir; Mevlânâ kabrini ziyaret edip Konya'ya dönmüştür. İlişkili kişi dosyası Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî : Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273), Belh'ten Konya'ya uzanan hayatında medrese ilmi, tasavvufî terbiye, sohbet, şiir ve semâı birleştiren; Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, Fîhi Mâ Fîh, Mektûbât ve Mecâlis-i Seb'a ile İslâm irfan tarihinde kalıcı iz bırakan âlim, sûfî ve şairdir.Bağdat · IrakBağdatBelh'ten çıkan kafilenin ulaştığı ve Şehâbeddin es-Sühreverdî tarafından karşılandığı şehir; Moğollar'ın Belh'i işgal ettiği haberi burada (617/1220 civarı) alındı. İlişkili kişi dosyası Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî : Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273), Belh'ten Konya'ya uzanan hayatında medrese ilmi, tasavvufî terbiye, sohbet, şiir ve semâı birleştiren; Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, Fîhi Mâ Fîh, Mektûbât ve Mecâlis-i Seb'a ile İslâm irfan tarihinde kalıcı iz bırakan âlim, sûfî ve şairdir.Nişabur · İranNîşâburYol üzerinde uğradıkları ve Ferîdüddin Attâr'ın kendilerini ziyaret ederek Esrârnâme 'yi çocuk Mevlânâ'ya hediye ettiği söylenen şehir. İlişkili kişi dosyası Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî : Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273), Belh'ten Konya'ya uzanan hayatında medrese ilmi, tasavvufî terbiye, sohbet, şiir ve semâı birleştiren; Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, Fîhi Mâ Fîh, Mektûbât ve Mecâlis-i Seb'a ile İslâm irfan tarihinde kalıcı iz bırakan âlim, sûfî ve şairdir.Semerkant · ÖzbekistanSemerkantFîhi mâ fîh 'ten, Hârizmşah'ın kuşatması sırasında burada bulundukları anlaşılır — yolculuğun ilk yönünü gösteren kayıt. İlişkili kişi dosyası Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî : Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273), Belh'ten Konya'ya uzanan hayatında medrese ilmi, tasavvufî terbiye, sohbet, şiir ve semâı birleştiren; Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, Fîhi Mâ Fîh, Mektûbât ve Mecâlis-i Seb'a ile İslâm irfan tarihinde kalıcı iz bırakan âlim, sûfî ve şairdir.Konya · TürkiyeAkşehirEflâkî'ye göre Bahâeddin Veled'in kendi adına yaptırılan medresede dört yıl ders okuttuğu şehir. Eflâkî'nin bu safha için verdiği tarihler Bağdat kaydıyla çelişmektedir. İlişkili kişi dosyası Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî : Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273), Belh'ten Konya'ya uzanan hayatında medrese ilmi, tasavvufî terbiye, sohbet, şiir ve semâı birleştiren; Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, Fîhi Mâ Fîh, Mektûbât ve Mecâlis-i Seb'a ile İslâm irfan tarihinde kalıcı iz bırakan âlim, sûfî ve şairdir.Sivas · TürkiyeSivasEflâkî'ye göre 616'da (1219) gelinen şehir — Malatya (614/1217) ile birlikte, kaynağın çelişkili bulduğu kronolojinin parçası. İlişkili kişi dosyası Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî : Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273), Belh'ten Konya'ya uzanan hayatında medrese ilmi, tasavvufî terbiye, sohbet, şiir ve semâı birleştiren; Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, Fîhi Mâ Fîh, Mektûbât ve Mecâlis-i Seb'a ile İslâm irfan tarihinde kalıcı iz bırakan âlim, sûfî ve şairdir.Tebriz · İranTebrizŞems-i Tebrîzî'nin memleketi; Şeyh Ebû Bekr-i Selebâf'ın hizmetinde bulunduğu, Konya'ya gelmeden önceki dolaşmalarına başladığı şehir. İlişkili kişi dosyası Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî : Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273), Belh'ten Konya'ya uzanan hayatında medrese ilmi, tasavvufî terbiye, sohbet, şiir ve semâı birleştiren; Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, Fîhi Mâ Fîh, Mektûbât ve Mecâlis-i Seb'a ile İslâm irfan tarihinde kalıcı iz bırakan âlim, sûfî ve şairdir.Konya · TürkiyeMevlânâ Dergâhı ve Konya ÂsitânesiTarihî işlev Mevlânâ'nın türbesi çevresinde gelişen Konya Âsitânesi, makam çelebiliğinin ve Mevleviyye'nin idarî merkezidir. İlişki ağı Bu merkez yalnız semâ yapılan yapı olarak değil; post, Mesnevî dersi, musiki meşki, matbah hizmeti, misafirlik ve şehirler arası derviş dolaşımıyla Mevleviyye ağının bir düğümüdür. Harita notu Kesin tarihî parsel ve yapı izi ayrıca doğrulanmadan yaklaşık koordinat üretilmemiştir.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Risâle-i Sipehsâlâr, s. 126-127 / Eflâkî, Menâkıbü'l-ârifîn, I, 86-87
  2. [2]Abdurrahman-ı Câmî, Nefehâtü'l-üns, s. 465-467
  3. [3]Eflâkî, Menâkıbü'l-ârifîn, II, 684, 700-701 / Risâle-i Sipehsâlâr, s. 133
  4. [4]Câmî, Nefehât, s. 460 / Devletşah, Tezkire, s. 193
  5. [5]Eflâkî, Menâkıbü'l-ârifîn, I, 81-84
  6. [6]Sultan Veled, İbtidânâme, s. 87-88, 92 / Risâle-i Sipehsâlâr, s. 137-138
  7. [7]Sultan Veled, İbtidânâme, s. 153
  8. [8]TDV İslâm Ansiklopedisi, “Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî”, c. 29, s. 441-448
  9. [9]Eflâkî, Menâkıbü'l-ârifîn, I, 88-89 / Risâle-i Sipehsâlâr, s. 128
  10. [10]Sultan Veled, İbtidânâme, s. 143
  11. [11]Konya Mevlânâ Müzesi, nr. 79 (753/1352)
  12. [12]Konya Mevlânâ Müzesi, nr. 79 (751/1350)
  13. [13]TDV İslâm Ansiklopedisi: Mevleviyye, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Sultan Veled, Ulu Ârif Çelebi, Mesnevîhân, Mevlevîhâne maddeleri; Sefîne-i Evliyâ; mevcut Mevleviyye ve musiki kaynak paketi
  14. [14]Şeyhî Mehmed Efendi, Vekāyi‘u’l-Fuzalâ, c. 2, s. 1352-1367
  15. [15]Sefîne-i Evliyâ - Cilt 1
  16. [16]Sefîne-i Evliyâ; Mevleviyye kaynakları
  17. [17]Early Best-sellers in the Akbarian Tradition: The Dissemination of Ibn ‘Arabi’s Teaching Through Sadr al-din al-Qunawi
  18. [18]Kişi kartı kaynak paketi — Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
  19. [19]TDV İslâm Ansiklopedisi — Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Ortak kaynak kataloğunu aç →