Ara
Menü

Nahîfî Süleyman Efendi

Süleyman Nahîfî, Mevlânâ'nın Mesnevî'sini Türkçeye nazmen tercüme eden büyük çalışması, divanı, na‘t ve hilyeleriyle XVIII. yüzyıl dinî-tasavvufî edebiyatının önemli ismidir.

Doğum
1651
Vefat
1738
Unvan
Şair, hattat ve Mesnevî'nin manzum mütercimi

Kalem ve devlet hizmeti

Süleyman Nahîfî XVII. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul'da doğdu. İyi bir medrese ve kalem eğitimi gördü; Hâfız Osman'dan hat meşk etti. Devlet hizmetinde farklı kâtiplik ve diplomatik görevlerde bulundu. Farsça ve Arapça bilgisi, şiir ve tercümelerinin esasını oluşturdu.

Mevlevî çevre ve Mesnevî tercümesi

Mevlevîliğe intisap etti ve Mesnevî kültürüne derin ilgi duydu. En büyük eseri, Mevlânâ'nın altı ciltlik Mesnevîsini aynı vezinle Türkçeye nazmen aktardığı tercümedir. Çalışma kelime kelime bir çeviri değildir; anlamı şiir dili içinde korumayı amaçlayan geniş bir yeniden söyleyiştir. Bu sebeple metin, aslıyla karşılaştırılarak okunmalıdır.

Edebî mirası

Divanı, Hz. Peygamber'i konu alan na‘t, hilye ve mesnevileri; dinî-tasavvufî şiirin seçkin örneklerindendir. Sebk-i Hindî'nin yoğun hayal ve söz sanatlarından yararlanırken öğretici ve duygulu bir dil kurdu. 1738'de vefat etti. Bazı araştırmacıların Melâmîlik nispeti kesin bir aidiyet gibi sunulmamalı; güvenilir kayıtlarla sınırlı tutulmalıdır.

Manzum eserleri

Nahîfî'nin eserlerinin büyük kısmı manzumdur; birçok nüshası diğer eserleriyle bir arada külliyat halinde bulunur.

  • Divan. Bazı nüshaları dinî ve din dışı şiirlerinin ayrı ayrı derlenmesiyle oluşturulmuştur. Çeşitli formlardaki manzumeler, divan dışından derlenenler dahil 6980 beyit olup bunların çoğunu na‘tlar oluşturur. Divanda şairin Arapça ve Farsça kaside ve gazelleri de yer alır.
  • Mevlidü'n-nebî. Üç bölüm halinde 1106 beyitlik bir mesnevi.
  • Hicretü'n-nebî (Hicretnâme). Hicret konusunda yazıldığı bilinen hacimli yegâne müstakil manzume; içinde 154 beyitlik bir hilye bulunan 788 beyitlik mesnevi.
  • Hilyetü'l-envâr. Hâkānî'nin Hilye'si tarzında 2871 beyit hacminde bir mesnevi.
  • Zuhrü'l-âhire. Âmentünün esaslarını açıklamak maksadıyla kaleme alınan 1009 beyitlik mesnevi; kütüphanelerde bazı bölümleri Tevhîd-i Hak ve Manzûme-i Akåid adlarıyla kayıtlıdır.
  • Mi‘râcü'n-nebî. 1157 beyit hacminde bir mesnevi.
  • Enfüsü'l-âfâk. 1098 beyitlik bu mesnevide Fussılet (41/53) ve Zâriyât (51/20-21) sûrelerindeki âyetlerden hareketle enfüs ve âfak kavramları ele alınmakta, ayrıca nefis, akıl ve kalp konuları işlenmektedir.
  • Mev‘izatü'n-nüfûs. Peygamber ve ashap sevgisi hakkında elli sekiz beyitlik bir mesnevi.
  • Mübâhase-i Kazâ ve Kader. 260 beyit hacminde bir mesnevi.
  • Âdâb-ı Tarîkat ve Kavâid-i Hakîkat. Mârifet teriminin tasavvufî mânasını anlatan yaklaşık 140 beyitlik bir mesnevi.
  • Terceme-i Mesnevî li-Nahîfî. Mesnevî'nin tamamının manzum Türkçe çevirisi.
  • Kasîde-i Bürde çevresindeki çalışmaları. Bûsîrî'nin kasidesine Türkçe, Arapça ve Farsça birer tahmîs ile bir manzum Türkçe tercüme.
  • Bânet Süâd Tahmîsi. Kâ‘b b. Züheyr'e ait kasidenin Türkçe tahmîsi; Tahmîs-i Kasîde-i Bürde ve Mudariyye adıyla basılmıştır.
  • Tahmîs-i Kasîde-i Mudariyye.
  • Ravzatü's-safâ fî sîreti'l-Mustafâ. İçinde manzum-mensur kısa bir hilye bulunan siyeri.
COĞRAFÎ HAFIZANahîfî'nin Topkapı dışındaki kabriMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi1 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Eserleri ve metinleri

İlk 3 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Terceme-i Mesnevî: Mesnevî'nin tam manzum Türkçe çevirisi

Şairin en önemli çalışması, Mesnevî'nin tamamını manzum olarak Türkçe'ye çevirdiği eseridir. Mesnevî'nin manzum çevirileri arasında “fevkalâde başarılı” sayılarak özel bir yere konur.

Metni gösterMetni daralt

Terceme-i Mesnevî li-Nahîfî, şairin en önemli çalışması olup Mesnevî'nin tamamını manzum olarak başarılı bir şekilde Türkçe'ye çevirdiği eserdir. Yazma nüshalarının en değerlisi İstanbul'da Nuruosmaniye Kütüphanesi'nde kayıtlıdır. Güzel bir ta‘likle ve Farsça aslı ile birlikte yedi cilt halinde Kahire'de 1268'de basılmış; Âmil Çelebioğlu tarafından, Mevlânâ'ya aidiyeti şüpheli VII. cildi hariç tutularak mensur açıklamalarla birlikte üç cilt halinde tekrar yayımlanmıştır.

Mesnevî üzerine yapılan çalışmalar tarih içinde iki koldan yürümüştür: bir yanda Sûdî, Şem‘î, Surûrî, İsmail Rüsûhî Dede Ankaravî, Sarı Abdullah, Bursalı İsmail Hakkı ve Âbidin Paşa'nın şerhleri, öte yanda manzum çeviriler ve seçkiler. Bu ikinci kolda Süleyman Nahîfî'nin fevkalâde başarılı manzum çevirisi özel bir yere sahiptir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Hilyetü'l-envâr: Hâkānî'den sonra türün en başarılı örneği

1100 (1689) yılında Hâkānî'nin Hilye'sine nazire olarak kaleme alınan 2871 beyitlik mesnevi, ondan sonra türün en başarılı örneği sayılır; hilyelerde genellikle fizikî özellikler anlatılırken ruhî portreye de yer veren tarzın en tanınmış örneğidir.

Metni gösterMetni daralt

Hilyetü'l-envâr, Süleyman Nahîfî tarafından 1100 (1689) yılında Hâkānî'nin Hilye'sine nazire olarak kaleme alınmış olup ondan sonra türün en başarılı örneği sayılır. Aruzun “müfteilün müfteilün fâilün” vezniyle yazılan eser 2871 beyitten meydana gelir. Nahîfî bu eserde konuyla ilgili hemen bütün rivayetleri toplamış; hilye yazan müellifler arasında rivayetleri tahrîc etmek suretiyle sıhhatlerine de işaret edenlerin başında anılmıştır.

Hilyelerde esas olarak Hz. Peygamber'in fizikî özellikleri anlatılmakla birlikte bazı eserlerde ruhî portresiyle ilgili hususlara da yer verilmiştir; bu tarzın en tanınmış örneği Hilyetü'l-envâr'dır.

Nahîfî'nin hilye türünde tek eseri bu değildir: Hicretnâme adlı eseri içinde Ümmü Ma‘bed rivayetine dayanan 154 beyitlik bir hilye, Ravzatü's-safâ fî sîreti'l-Mustafâ adlı siyerinin içinde ise manzum-mensur kısa bir hilye daha bulunmaktadır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Hicretnâme'de mağara ve örümcek

Hicret sırasında mağaranın ağzını örümceğin örmesi hâdisesi, Nahîfî'nin Hicretnâme'sinde dört mısrada anlatılır.

Metni gösterMetni daralt

Hicret konusunda yazıldığı bilinen hacimli yegâne müstakil manzume olan Hicretü'n-nebî (Hicretnâme), 788 beyitlik bir mesnevidir. Hicret anlatısının en çok bilinen ayrıntılarından biri olan, mağaranın ağzını örümceğin örmesi hâdisesi bu eserde şu beyitlerle geçer:

Ettiğinde garı müşerref ol mâh
Eyledi mestûr anı hıfz-ı ilâh
Pîşgeh-i gara gelüp ankebût
Oldu ber-âverde-i târ-ı büyût

Örümceğin bu rolü tevhid ve na‘tlarda, hicretnâmelerde bulunan müstakil parçalarda sıkça işlenen bir konudur; Nahîfî'nin beyitleri bu geleneğin örnekleri arasında gösterilir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Künyesi, ailesi ve doğum yılındaki belirsizlik

Mesnevî tercümesi mukaddimesinde verdiği künyeye göre adı Mehmed Süleyman b. Abdurrahman b. Sâlih'tir; dedesi yeniçeri kâtibi Sâlih, babası vâiz Şeyh Abdurrahman Muhyî Efendi'dir. Doğum yılı kesin değildir: kaynak, verdiği bir yaş kaydından hareketle 1076'da (1665-66) doğduğunun söylenebileceğini belirtir.

Metni gösterMetni daralt

Nahîfî'nin künyesi kendi eserinden çıkarılır: Mesnevî tercümesinin mukaddimesinde adını Mehmed Süleyman b. Abdurrahman b. Sâlih şeklinde verir. Buna göre dedesi yeniçeri kâtibi Sâlih, babası vâiz Şeyh Abdurrahman Muhyî Efendi'dir. Ayrıca Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin Efendi ile yakın akraba oldukları bilinmektedir.

Doğum yılı tartışmalıdır. Kaynak, şairin kendi verdiği bir yaş kaydından hareketle 1076'da (1665-66) dünyaya geldiğinin söylenebileceğini belirtir; kayıtlarımızda ise doğum 1651 olarak geçmektedir. İki tarih arasındaki on beş yıllık fark burada çözülmemiş olarak bırakılmıştır.

Şiirlerinde kullandığı Nahîfî mahlasıyla tanınmıştır; ancak özellikle kütüphane kataloglarında, aynı mahlas yanında Mehmed adını taşıyan başka kimselerle karıştırıldığı görülmektedir. Eser nisbetlerinde bu karışıklığa dikkat edilmesi gerekir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Mevlevîliğe intisabı ve tarikat mensubiyeti tartışması

1094 Şâbanında (Eylül 1683) Mısır'a giderken -Müstakimzâde'ye göre Mısır yoluyla hacdan dönerken- Konya'ya uğrayıp Mevlevîliğe intisap etti. Yaygın olarak Mevlevî kabul edilmekle birlikte Abdülbaki Gölpınarlı onu Hamzavî Melâmî sayar, ayrıca Nakşî olduğu da ileri sürülmüştür.

Metni gösterMetni daralt

Nahîfî'nin tarikat bağı tek bir kayda dayanır: 1094 Şâbanında (Eylül 1683) Mısır'a giderken Konya'ya uğrayıp Mevlevîliğe intisap etmiştir. Müstakimzâde ise bu uğrayışı Mısır yoluyla hacdan dönerken diye kaydeder.

Buna karşılık mensubiyeti kesinleşmiş sayılmaz. İlim, fikir ve sanat bakımından güçlü sayılan Nahîfî yaygın olarak Mevlevî kabul edilmekle birlikte Abdülbaki Gölpınarlı'ya göre Melâmî'dir; ayrıca Nakşî olduğu da ileri sürülmüştür. Gölpınarlı bu iddiasını, mezar taşının Hamzavî Melâmî taşları tipinde oluşuna ve Mevlevî kaynaklarında hakkında bilgi bulunmamasına dayandırır.

Böylece Mesnevî'nin en başarılı manzum mütercimi sayılan bir isim, Mevlevî kaynaklarının kendi içinde neredeyse hiç yer bulmamış olur; bu ayrılık kaynaklarda çözülmeden durmaktadır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Kalemiyeden defterdarlığa uzanan devlet hizmeti

Yeniçeri Ocağı Kalemi'nde Has Oda'da başladığı memuriyet İran ve Nemçe elçilik heyetlerinde kâtipliğe, oradan başmukataacılık ve defterdâr-ı şıkk-ı sânîliğe uzandı; 1137'de (1725) Damad İbrâhim Paşa tarafından Habîbü's-siyer'i tercüme eden heyete dahil edildi.

Metni gösterMetni daralt

Nahîfî önce Yeniçeri Ocağı Kalemi'ne girerek Has Oda'da hizmete başladı. 1100'de (1688-89) İran'a elçi gönderilen Ebûfâruk Mehmed Paşa'nın maiyetinde kâtip sıfatıyla bulundu; bu yolculukta Revan, Tebriz, Nahcıvan, Kazvin, Kâşân ve İsfahan'daki ilmî ve edebî muhitlere girerek tanındı ve takdir topladı.

Bir süre Şehid Ali Paşa'nın sadâret kâtipliğini yaptıktan sonra Pasarofça Muahedesi dolayısıyla elçi tayin edilen İbrâhim Ağa (Paşa) ile 1131'de (1719) Nemçe'ye gitti; dönüşünde hizmetlerine karşılık Dîvân-ı Sultânî hocalıklarından başmukataacılığa getirildi. 1137'de (1725) Damad İbrâhim Paşa tarafından Habîbü's-siyer'i tercüme eden heyete dahil edildi. Ertesi yıl tayin edildiği defterdâr-ı şıkk-ı sânî görevinden kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.

Böylece şairliği ve mütercimliği, ömrü boyunca sürdürdüğü bir kâtiplik ve maliye kariyerinin yanında yürümüştür; İran ve Orta Avrupa'ya uzanan elçilik yolculukları da bu memuriyetin parçasıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Hâfız Osman'dan alınan hat icâzeti

İyi bir öğrenim gördüğü gibi Hâfız Osman'dan sülüs ve nesih icâzeti almış, ayrıca ta‘likte de kendini yetiştirmiştir.

Metni gösterMetni daralt

Nahîfî'nin hattatlığı, devrinin en büyük ismine dayanır: iyi bir öğrenim görmesinin yanında Hâfız Osman'dan sülüs ve nesih icâzeti almış, ayrıca ta‘lik yazıda da kendini yetiştirmiştir.

Bu yetkinliğin izi eserlerinde de görülür; Tahmîs-i Kasîde-i Bürde'nin Türkçe, Arapça ve Farsça nüshaları ile Tercüme-i Kasîde-i Bürde'nin bir arada bulunduğu yazma müellif hattıyladır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Sebk-i Hindî tesirinde hikemî şiir

Sebk-i Hindî tesirinde bir sanat anlayışına sahip olan Nahîfî, Nâbî ve Sâbit gibi hikemî şiir söylemede belli bir başarıya ulaşmış; şiirlerinde atasözleri, deyimler ve İstanbul ağzına mahsus kelime ve tabirleri başarıyla kullanmıştır.

Metni gösterMetni daralt

Nahîfî'nin sanat anlayışı Sebk-i Hindî tesirindedir. Nâbî ve Sâbit gibi hikemî şiir söylemede belli bir başarıya ulaşmış; şiirlerinde atasözleri, deyimler ve İstanbul ağzına mahsus kelime ve tabirleri başarıyla kullanmıştır.

Beslendiği damarlar da kaydedilir: kasidede Nef‘î'den, gazelde Bâkî, Fehîm-i Kadîm ve Fuzûlî'den etkilenmiştir. Nesîmî, İbrâhim Cevrî ve Dede Ömer Rûşenî'nin yanı sıra Nâbî, Sâbit, Nedîm ve Râsih gibi şairlere nazîreler yazmış; Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Hâfız-ı Şîrâzî ve Molla Câmî'nin şiirlerine Farsça tahmîsler kaleme almıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Na‘tları, ilâhileri ve bestelenen güfteleri

Türk edebiyatında en çok na‘t yazan isimler arasında zikredilir; Yûnus Emre etkisinde kaleme aldığı birçok ilâhinin çoğu bestelenmiştir. “Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım” mısraıyla başlayan gazeli, ikisi Hamâmîzâde İsmâil Dede'ye ait olmak üzere beş ayrı makamda dört sanatkâr tarafından bestelenmiştir.

Metni gösterMetni daralt

Dinî heyecanları kuvvetli bir şair olarak Nahîfî, Türk edebiyatında en çok na‘t yazan isimler arasında zikredilir. Divanında yer alan manzumelerin çoğunu na‘tlar oluşturur. Ayrıca Yûnus Emre etkisinde birçok ilâhi kaleme almış ve bunların çoğu bestelenmiştir.

Güftelerinin mûsikideki yeri bir örnekle özetlenebilir: “Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım” mısraıyla başlayan gazeli, ikisi Hamâmîzâde İsmâil Dede'ye ait olmak üzere beş ayrı makamda dört sanatkâr tarafından bestelenmiş olup klasik Türk mûsikisinin günümüzde de zevkle dinlenen örnekleri arasındadır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Kişi dosyasının kaynakları — Nahîfî Süleyman Efendi
Ortak kaynak kataloğunu aç →