HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Hayatı, irşadı ve metinleri
Meşhür Hattât Hâfız Osmân nâm zâtttır. Bunu bilmeyen yok gibidir. Çünkü hepimizin evinde Hâfız Osmân hattıyla Mushaf-ı şerif vardır. Bunu, suhület-i kırâat i'tibâriyle herkes elde etmeğe hâhiş-kerdir. Bu sebeble Hâfız Osmân, zamân-ı irtihâlinden sonra da, zamânımıza kadar şöhretiyle tanınmış ve bundan sonra da geleceklerden kıymet-şinâsânın takdir edecekleri tabii bulunmuş bir üstâd-ı kerimü'l-mu'tâddır.
Pederi, Ali Efendi isminde bir zât olup, Cerrâhpaşa civârında Haseki Sultân Câmii'nin müezzini idi. Târih-i velâdeti mazbüt değildir.
Osmân Efendi henüz küçük yaşında iken, ihtimâl ki, pederinin münâsebeti sebebiyle, sadrazam Köprülü-zâde Mustafa Fâzıl Paşa dâiresinde perveriş-yâb olup, burada tahsil-i ulüma başlamış, hüsn-i hatt-ı sülüs ü neshi ibtidâ Derviş Ali merhümdan temeşşuka şürü' eylemiştir. Fakat Derviş Ali ihtiyâr olduğundan, Osmân Efendi'de gördüğü isti'dâd hasebiyle Suyolcu-zâde Mustafa Efendi'den taallüm ve onsekiz yaşında hatt-ı sülüs ü neshden, 1070/(1659) târihinde me'zün olmuştur. Bu esnâda hıfz-ı Kur'ân'a da muvaffak olduğundan beyne'n-nâs “Hâfız Osmân” diye teşehhür eylemiştir. İsti'dâdındaki yükseklik hasebiyle hüsn-i hattı daha ileri götürmeğe azm eyleyerek, dakâyık-ı şive-i şeyhâneyi Ağakapılı Nefesi-zâde Seyyid İsmâtl'den taallüme mübâşeret ve tekrâr-ı elif-bâ meşkından ibtidâ ile hüsn-i hatt-ı şeyhâneye süret vermeğe başladı. Evâhir-i vaktinde 1106/(1595)'te Sancak-dâr mahallesinde sâkin idi.
Suyolcu-zâde şuarâdan ve hattâtinden olup, Seyyid Nüreddin Efendi hazretlerinin irtihâlinde söyledikleri manzüme bâlâda yazılmış idi. Hâfız Osmân'a ta'lim-i hüsni hat ettiği sırada, onu Seyyid Alâeddin Efendi'ye münâbeset-dâr ettiğine kâniim. Zirâ Hâfız Osmân Efendi, burada bir taraftan ikmâl-i sülük-i tarikatla zâkirbaşılığa kadar /2981 irtikâ etmiş idi. Hüsn-i savta ve usül-i terennümâta mâlik idi. Zâkirbaşıların müstahlefinden olması mine'l-kadim âdet oluşuna bakılırsa, Hâfız Osmân'ın Seyyid Alâeddin Efendi'den müstahlef olduğuna da hükm edilebilir. Şeyh Seyyid Alâeddin'e intisâbı olduğu Tuhfe-i Hattâtin'de nüsha-i matbüanın 302. sahifesinde görülmüştür.
Tuhfe-i Hattâtin'de Müstakim-zâde hazretleri Hâfız Osmân bahsinde yazar ki:
“Bir gün talebeden biri vakt-i ta'limden sonra esnâ-yı tarikta Cerrâh Paşa Hamâmı kur-
bunda müsâdefe edip, tâlib-i mezbürun sebeb-i tehallüfünü suâl edip ve özr-i şer'i sebe-
biyle ta'limden mahrümiyyeti ma'lümları oldukta dâbbesinden nüzül ve hemân şeh-
râhda kuüd edip hattını ta'lim ve meşkini dahi tenmik içün ahz ü der-cüzdân eylemek-
le tekrim eylemiştir. Aklâm-ı sittede şeyh-i sâni, hattât-ı bi-medâni olup, yevmen-fe-
yevmen hadd ü kadri pertev-pâş-ı kulüb-ı talebe olmaktadır. Vakt-i takyid-i tercüme-
lerine dek onbeş seneyi mütecâviz oldu ki, silsilelerinden olmayan ehl-i hat dahi ken-
di vâdilerin terk ve insâf ve merhümun reftârına taklid ile i'tirâf eylemişlerdir.
Zamânımızda zevât-ı kalâil bi-insâf kalmıştır ki, bunların tavırlarına teveccühe âr
edip ol ismet-i mücessem hakkında mükeyyifâttan mübtelâ-yı duhân dahi değil iken
haseden kimi şurb-i hamr iftirâsına cesâret ve kimi derüni adâvetle hasâret üzeredir.
Merhüm-ı merküm ol mertebe hüsn-i hat envâından terakkiye iştigâl üzere idi ki, hacc-
ı şerife reh-revân iken her merhalede bir iki sahife karalama tesvidi ve mahall-i tenmi-
kı dahi ketebesinden takyidi mu'tâdları imiş. Hattâ Vâdiyü'n-nâr merhalesinde yazdık-
ları nısf tabaka karalamasını ziyâret eyledim. El-hak rütbe-i i'câzda olduğu zâhir idi.
Yekşenbe ile Çârşamba günlerinde ta'lim edip, biri fukarâ günü, digeri ağniyâ günü
olmağla fukarâya ikrâm ederlerdi. Kırk seneden ziyâde bu rütbe kesret-i kitâbet ve bir
ân adem-i râhat sebebiyle dâü'l-enbiyâ olan nezle-i felc zuhür edip, tedbir-i hekimâ-
ne ile tahfif olunup yine hüsn-i hatlarıyla noksân târi olmamıştır. Ol muddette ka-
Sünbüliler Faslı 431 lemlerinin mahalli bâdâmileri âdet-i kadimlerinden kasir güşâde olunup ve kat'-ı kalem hizmetini Çinici-zâde Abdurrahmân Efendi der-uhde-i iltizâm eylemişidi. Bu hâl üzere üç sene mürürunda da'vet-i “ircii”ya icâbet ve hânkâh-ı mezbürda hücre-nişin olmağa hâzır bulunup, ol ânda imâma hitâben demiş ki: “Efendi zahmet çekme, merhümun kârı tamâm ve çoktan mahallinden nakl ile ikrâm ve a'lâ-yı illiyyini makâm eyledi. Hak taâlâ şefâatini müyesser eyleye.” diye keşf-i râz-ı ahvâl-i kubür eylediği sikât-ı mevcüdinden mesmü'dur. Muhammesât-ı İmâm Zeynelâbidin'den, أيقن أنه يوم الفراق) 196 mısraını sâhib-i aklâm-ı sitte-i heft-iklim Yedikuleli Emir Efendi merhümun hattında ta'lim buyurduklarından iki sâat-i nücümi geçtikte rıhlet ve âhir ta'limleri mısra'-ı mezbür olduğun Emir Efendi-zâde Seyyid Abdülhalim Efendi bu fakire rivâyet edip, teberrüken ziyâret eylemiş idim.
İrtihâline Nihâdi'nin bu târihi hoş neşidedir: Hâfız Osmân Efendi ki kemâlâtıyla Hüsn-i hattıyla bulup merteb-i vâlâyı Fenn-i hat içre olup mefhâri hattâtânın Sürme-i çeşm-i sürür idi gubâr-ı pâyı Hıdmet itmekle şeb ü rüz kelâmu'llâh'a Hak nasib itmişidi ana yed-i tülâyı Sü-yı gaybiden idüp “irc” emrin ısğâ Kıldı zib-âver-i güş-ı emr-i cihân-ârâyı Terk-i âlâyiş-i dünyâ idüp ol merd-i Hudâ Mülk-i bâki'ye fedâ itdi fenâ kâlâyı Kendisi gitdi veli bâki kalup âsârı Rühuna yâver ola mevhibe-i Mevlâyi Geldi bir hâtif anın fevtine didi târih Adn-i bâki ola Osmân Efendi câyı (عدن باقى اوله عثمان افندى جايى) - 0 Ba'zı üstâdın yâdigârı bu dahi tarihtir: Mülk-i bâki özleyüp Osmân Efendi didi “Hü” (ملك باقى اوزليوب عثمنا افندى ديدى هو) 196. o “Ayrılık günü olduğuna kesin olarak inandı.” (H)
Seng-i mezârına nesren ism-i sâmisini müşârünileyh İsmâil Efendi yazmıştır. Yirmi-
beş Mushaf-ı şerif kitâbetiyle min-tarafi'llâhi'l-latif teşrif olunmuştur. Hatları ile bir
Mushaf-ı şerif ve bir murakka' hurüf Ayasofya-i kebir kitâb-hânesinde mevcüddur.
Terâcim-i ahvâl kitâblarında müşârünileyhin hüsn-i hattaki teşehhürü nazar-ı dikkate alınarak hep bu yolda icâle-i efkâr edilerek dervişliğinden bahs edilmemiştir.
Hattâtinden merhüm el-Hâc Hâfız Tahsin Efendi, fakire nakl eyledi ki, Hâfız Osmân, Cerrâhpaşa tarafında otururlarmış. Her Cum'a Hz. Sünbül Hânkâhı'na gider, orada zâkirbaşılık hizmetini 16 eyler imiş. Meşâgıl-i kesiresi hasebiyle ne hânesinde, ne de başka yerde kendisini bulup, temeşşuk etmek şerefinden mahrüm kalan hüsn-i hat merâklıları, yazdıkları meşkleri hâmilen, Hz. Şeyh'in Sünbül Efendi'ye azimeti esnâsında, reh-güzârında beklerler, geçerken boyunlarını büker, Hâfız Osmân'ın meşklerine atf-ı nazar-ı inâyet buyurmasına müterakkıb olurlar imiş. O da bunları gördükce, tatyib-i hâtırları için bir kenâra çekilir, meşklerdeki hatâları tashih ederler imiş. Hânkâh-ı Sünbül'e varabilmeleri hayli zamân uzadığından, hânelerinden erken çıkmağa mecbür olurlar imiş.
Murakkaâtı ve yazdıkları hilye-i saâdetleri ale'l-ekser koynunda, cilbendinde saklarlar imiş. Esnâ-yı zikrde kendilerine hâl-i vecd gelerek kendinden geçer, tevhidhânede düşer bayılırlar imiş. Bu hâlde iken cilbendi ale'l-ekser koynundan düşer, yazıları tevhid-hâneye dağılır, hüsn-i hat merâklıları etrâfında beklerler, bu hâlden bi'listifâde yazıları yağma ederler imiş.
Bizde hılye-i saâdet-i nebeviyyeyi elyevm gördüğünüz şekilde tanzim ve tahrir eden Hâfız Osmân'dır. Ona bir gece âlem-i menâmda, Server-i âlem (salla'lâhu aleyhi ve sellem) efendimiz hazretleri, o şekli ta'rif ve ta'rif mücibince yazmasını emr buyurduklarından, hilye-i saâdetlerini gördüğümüz şekl-i mahsüsda bu sebebe mebni yazmıştır. Hânkâh-ı Hz. Sünbül'de hücreleri dahi var idi. (Tahsin Efendi'nin sözü burada bitti.)
***
Hüsn-i hattâ şive-i şeyhânesi eslâf ve ahlâf asarında ona mahsüstur. Hattâ Ağakapılı İsmâil Efendi gibi üstâd, Hâfız Osmân'ın kemâlini tasdik ile, “Hüsn-i hattı biz bildik, Osmân efendimiz yazdı.” demiştir.
/299/ 1106/(1694-95) senesinde Sultân Mustafa Hân-ı sâni'ye hüsn-i hat muallimi oldu. Pâdişâh her ne yazmak murâd ederse şekl ü resmini Hâfız Osmân'a yaptıعم onu taklid ederdi. Pâdişâhın teveccüh-i azimine karşı ıkbâl-i dünyâya mağrür olanlardan değildi. Aldığı terbiye-i ma'neviyye ona derviş-meşrebliğini muhâfaza ettirirdi. Hattâ bir gün talebelerinden biri Hâfız Osmân'ı ta'kibe başlamış. Hâfız Osmân merkeb-süvâr idi. Talebesini görünce, “Evlâdım beni niçin ta'kib ediyorsun?” demiş. Talebesi ise, “Efendim, hayli zamândır hasta idim, temeşşük edemedim. Şimdi iyileştim, fakat efendimi bir yerde bulmak mümkün değil. Vaktiniz gayr-i müsâid ve çok kıymetli. Şimdi ise efendimize tesâdüf ettim, ta'kibe başladım. Belki beni görür de, merhamet eder, yazımı tashih buyurur ümidine düştüm. Sebebi budur.” demesiyle Hâfız Osmân müteessir olmuş, derhâl merkebden inerek sokağın bir kenârında meşkini tashih etmek süretiyle âsâr-ı tevâzu' göstermiştir.
Sülüs ve neshde müceddid olmuştur. Ne gibi ta'dilât ve ilâvâtı ihtiyâr eylediği Tezkiretü'l-Hattâtin'de muharrerdir.
Pazartesi ve Çarşamba günleri umüma ta'lim-i hatta bulunur idi. Kırk seneden ziyâde kesret-i kitâbet ve adem-i râhat sebebiyle, “dâü'l-enbiyâ” denilen felc illetine mübtelâ oldu. Fakat vücüd-ı pür-kıymetine pâdişâh ve millet pek ziyâde ehemmiyet verdiklerinden huzzâk-ı etıbbâ toplandılar, tedâvisine çalıştılar. Şâfi-i hakiki şifâ ihsân buyurdu, iyileşti. Hâfız Osmân'ın kalemlerini Çebinci-zâde Abdurrahmân der-uhde eylemiştir. Bu hâl ile üç sene mürürunda, da'vet-i 'ircit'ya icâbet eyledi. Kalem-tıraş-ı ecel Hz. Osmân'ın nokta-i vücüdunu hakkederek sahife-i âlemden kaldırmıştır.
Zamân-ı irtihâlleri 1110/(1698-99) senesine müsâdif olup, hânkâh-ı Hz. Sünbül'de, sol tarafdaki mezârında, yol kenârında medfün ve rahmet-i Hakk'a makründur. Mezâr taşını Hattât İsmâil Efendi yazmıştır:”Hak sübhânehâ ve teâlâ hazretleri Hâfız Osmân kuluna ve bi'-cümle mü'minin ve mü'minâta rahmet eyleye. Li'llâhi'-Fâtiha.” yazılıdır.
Oradan her gelen geçen ziyâret eder. Mehbıt-ı envâr-ı Rahmân olan kabr-i Osmân, maa't-teessüf gönlümün ârzü ettiği derece-i umrânda değildir. Gerçi bâtını ma'mür ise de biz ehl-i zâhir, zâhire nâzır olduğumuzdan, onu zinet-i zâhire ile müzeyyen görmek isteriz. (Rahmetu'llâhi aleyhi rahmete vâsiaten).
/300/ Sinn-i şeriflerini altmış ile yetmiş arasında bi'l-hisâb tahmin ediyorum. Onsekiz yaşında icâzet almışlar, kırk sene ta'lim ile meşgül olmuşlar ki, ellisekiz eder. Üç sene daha muammer oldular, altmış bire bâlığ olur. Onsekiz yaşından sonra Seyyid İsmâil Efendi'den de her hâlde birkaç sene meşgül olmaları dâhil-i hisâb edilirse arz ettiğim netice husüle: gelir.
Yirmibeş mushaf-ı şerif yazmıştır. Hilye-i saâdet dörtyüz kadar tahimin olunmuştur. Bir mushaf ve bir murakkaâtı Ayasofya Kütüphânesi'nde vardır. Hâfız Osmân'ın yazdıklarını tezhib eden müzehhibler bile mazhar-ı şöhret olmuşlardır.
Hânkâh-ı Sünbült'deki hücreleri Hz. Sünbül'ün hücresinin yanındadır. El'ân mevcüddur. Her hücrenin bir tepe camı olduğu hâlde Hattât Osmân'ın hücresine üç tepe camına müsâade olunmuştur ki, yazı yazarken aydınlıktan müstefid olması maksadına müsteniddir.
