Ara
Menü

SEYYİD BURHÂNEDDÎN MUHAKKİK-İ TİRMÎZÎ

SEYYİD BURHÂNEDDÎN MUHAKKİK-İ TİRMÎZÎ Seyyidü’l-ârifîn, tâcü’s-sâlikîndir. Sâdât-ı kirâmdan olup, Horasan cihetinde kâin, Tirmid’de, “Seyyid-i Serdân” unvâniyle, müşârün bi’l-benân idi. Bahâeddîn-i Veled hazretlerinden ahz-ı feyz ederek zâhir ve bâtınını ma’mûr eylemiş kibâr-ı evliyâu’llâh’dandır. Menkûl olduğu üzere, Cenâb-ı Şihâbeddîn es-Sühreverdî,…

Vefat
1241
Unvan
Sefîne-i Evliyâ şahsiyet kaydı
Seyyidü’l-ârifîn, tâcü’s-sâlikîndir. Sâdât-ı kirâmdan olup, Horasan cihetinde kâin,
Tirmid’de, “Seyyid-i Serdân” unvâniyle, müşârün bi’l-benân idi. Bahâeddîn-i Veled
hazretlerinden ahz-ı feyz ederek zâhir ve bâtınını ma’mûr eylemiş kibâr-ı
evliyâu’llâh’dandır.
Menkûl olduğu üzere, Cenâb-ı Şihâbeddîn es-Sühreverdî, Hz. Burhâneddîn’i görmek
üzere Rûm diyârına gelmiş idi. Nezd-i Burhâneddîn’e vardıkta âteş külü üzerinde
oturduğunu görmekle, uzaktan râsime-i selâm u ihtirâmı îfâ ederek muntazır-ı iltifâtı
olduğu halde hiç mükâleme etmez, mürîdleri sükût-ı vâkıın sebebini Seyyid
Burhâneddîn’den sordular. “Ehl-i hâl önünde zebân-ı hâl gerektir, zebân-ı kâl değil.”
buyurmuşlardır. Bunun üzerine lisân-ı hâl ile mükâleme ve muârefe hikmetine sebep ne
olduğunu sorduklarında, “O, bir mevvâc-ı deryâdır. Maânîden ve hakâik-i
Muhammedi’den (salla’llâhu aleyhi ve sellem) gâyet âşikar, gâyet gizlidir.” cevâbını
vermiştir.
Hz. Sultânü’l-ulemânın irtihâlinden bir sene sonra, âlem-i ma'nâda vâki' olan emr ü
işâreti üzerine Hz. Mevlânâ’yı taht-ı vesâyetine almak üzere, hemen Konya’ya gelip
sohbete mübâşeret ve ulûm-ı şer’iyyedeki mertebesine dikkat edip, Hz. Mevlânâ’yı derece-
i âliyede bulmakla mesrûr oldu.

Hz. Mevlânâ’ya kelime-i tevhîdi telkîn ve ta’lîm ve âdâb-ı tarîkatı tefhîm ile, ba’dehû sultânü’l-ulemâdan istifâde eyledi ve hakâyık ve dekâyıkı himmet ü nazar ile ifâde ve tahkîk buyurdu. Hâsılı, Cenâb-ı Burhâneddîn Hz. Mevlânâ’yı, hem-sohbet ve hem-dil ittihâz edip, mertebe-i kemâlât u kerâmatta, derece-i âliyeye nâil ve dâire-i velâyette, ( ‫أَ َﻻ ِإنﱠ‬ َ‫)أَوْ لِيَ اءَ ﱠ ِ َﻻ خَ وْ فٌ عَ لَ يْهِ مْ وَ َﻻ هُ مْ يَحْ زَ نُ ون‬175 mecmaına dâhil eyledi. Maksûdu da bu idi, hâsıl oldu. Ba’dehû, Kayseri’ye gitmek üzere izin istedikçe Hz. Mevlânâ, muvâfakat buyurmazlar idi.

Bir gün yine gitmek için ısrâr edince, “Ey azîz ü muhteremim, zât-ı âlileriyle bu
derecede, hem-bezm-i sohbet ve beynimizde, bu kadar üns ü ülfet var iken, şimdi,
mufârakati ihtiyâr buyurmanızdaki hikmet nedir? Merâk ediyorum.” buyurunca, Hz.
Burhâneddîn, “Ey benim, mahdûm-ı mükerrem ve azîz-i muhterem olan cânım. Bu fakîr,
hem-deminizden istifâdesi mümkin olan fevâid-i kemâlât itmâm olundu. Her neye mâlik
isem dirîğ etmedim. Kabza-ı himmetinize teslîm eyledim. Şimdi azîmet yüz gösterdi. Hâk-i
Tebrîz’den bir şîr-i dilîr zuhûr etti, geliyor. Zât-ı âlinize, tarîk-ı Hak’ta bundan sonra
rehnümâdır.” cevâb-ı beşâret-meâlini verip, Kayseri’ye âzim ve âhir ömürlerine kadar
burada âsûde oldular.

Hz. Burhâneddîn, fi'l-hakîka, kibâr-ı evliyâullâhtandır. (Kaddesa’llâhu sırrahû)

"Haberiniz olsun ki, Allahın velîlerine ne bir korku ve ne de hüzün isâbet edecektir." 10. Yûnus sûresi,
62.(H)
Hz. Mevlânâ, bu beşâret üzerine tulû’-ı Şemseddîn’e râgıb olup, bir müddet sonra,
râyiha-ı tayyibe-i muhabbetini şemmetmekle şiddetle hâl-i intizârda bulunmakta idi.
Galata Mevlevîhânesi — XVIII. yüzyıl ön cephe gravürü
BAĞLI YOLUN MADDÎ HAFIZASIGalata Mevlevîhânesi — XVIII. yüzyıl ön cephe gravürü

Galata Mevlevîhânesi’nin XVIII. yüzyıldaki ön cephesini gösteren tarihî gravür. Mimari ayrıntılar, üretildiği dönemin görsel tanıklığı olarak değerlendirilmelidir.

Ağ ve yol

Şeyh, halife, aile ve post ağı

HOCASI / ŞEYHİBAHÂEDDÎN VELED HAZRETLERİBurhâneddin Muhakkık, Bahâeddin Veled'den feyiz ve terbiye alan tarihî halkadır.TALEBESİ / HALİFESİMevlânâ Celâleddîn-i RûmîBurhâneddin Muhakkık, Mevlânâ'nın tasavvufî terbiyesini üstlenen hocasıdır.