HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Hz. Bahâeddîn Veled bülûğa vâsıl ve kendisinde kemâlât-ı ma’nevîyye vü sûriyye
hâsıl oldukta, Sultânü’l-Enbiyâ, Burhânü’l-Asfiyâ, aleyhi afdali’t-tehâyâ efendimiz
hazretleri tarafından, âlem-i rü’yâda bir hayli zevâta “Sultânü’l-Ulemâ” lakabıyla, Hz.
Bahaeddîn’in telkîb olunmasının emr ü işâret buyurulması üzerine o lakabla yâd olunduğu
mevsûkan mervîdir.
Bahâaddîn Veled hazretleri, eâzım-ı ulemâdan olup halka-ı tedrîsine pek çok talebe
ve müstemiîn tecemmu’ etmekle, Hârezmşâh, ızhâr-ı adâvete başlamış ve Hz. Bahâeddîn,
bunun üzerine terk-i diyârı münâsib görerek, o vakit beş-altı yaşlarında bulunan mahdûm-ı
mükerremleri Hz. Celaleddîn’i bi’l-istishâb Bağdâd’a, oradan da berâ-yı hac Hicâz’a gidip
avdetinde Şâm ve Erzincân ve Akşehir’den dolaşarak Konya’ya gelmişlerdir. İsmâîl Hakkı
hazretleri Muhammediyye Şerhi’nde bi'l-münâsebe yazar ki, Sultânü’l-Ulemâ’nın Belh
diyârından hicretine İmâm Fahr-ı Râzî sebeb olmuştur.
Hz. Mevlânâ, Mesnevî’de cild-i evvel evâilinde ve cild-i hâmis evâhirinde bu
iki beyitle ona ta'rîz-kâr oluyorlar :
در ﭼنان تنكى وننكى ايت عجب
فخر دين خواهد كه كونيد سن لقب
ve
اندرين ره كه خردره بين بدى
فخر رازى راز دان دين بدى
Belh’ten Bağdâd’a gelirlerken Nîşâbûr’da Ferîdüddîn-i Attâr hazretleriyle
görüştüklerinde müşârünileyh bu tıfl-ı nev-sâlinde bir nûr-ı ilâhî ve isti’dâdı cibillî âsârını
müşâhede eylediğini, pederine beyân ve tebşîr ve Hz. Celâleddîn’e dahi Esrâr-nâme’nin
bir nüshasını hediye etmiş idi.
