ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
60 sonuç · “Rahim”
01Desûkıyye (Burhâniyye)
Burhâneddin İbrâhim ed-Desûkî'ye nispet edilen; Mısır ve Sudan'da yayılan, Burhâniyye/Burhâmiyye adıyla da bilinen tasavvuf yolu.
Kuşadaviyye
Kuşadalı İbrâhim Efendi'nin tekke merkezli biçimleri azaltıp sohbet, ilim, tefekkür ve iç eğitime ağırlık verdiği Şâbânî-Çerkeşî hattı.
Metbûliyye
İbrâhim el-Metbûlî'nin Mısır'da teşkilâtlandırdığı, Bedeviyye ana gövdesi içinde Muhammedî ahlâk, zühd ve şehirli irşad çevresiyle tanınan tarihî kol.
Metbûliyye
İbrâhim el-Metbûlî'nin Mısır'daki irşad hattı; Ali el-Havvâs ve Şa‘rânî çevresine uzanır.
Safeviyye
Safeviyye, İbrâhim Zâhid-i Geylânî’nin Zâhidiyye çevresinden yetişen Safiyyüddin-i Erdebîlî’nin Erdebil’de şekillendirdiği; XIV ve XV. yüzyıllarda geniş bir coğrafyaya yayılan tasavvuf yoludur.
Tâziyye
Ebû Sâlim İbrâhim et-Tâzî'ye nispet edilen kol; Desûkî Tâziyye kaydıyla otomatik özdeşleştirilmez.
Vefâiyye
Ebü'l-Vefâ İbrâhim eş-Şâmî'ye nispet edilen, İstanbul ve Balkanlara uzanan kol.
Abdürrahîm el-Kınâî
Abdürrahîm el-Kınâî (1127–1196), Mağrib’de yetişip Ebû Medyen çevresinden aldığı irşadı Kınâ’ya taşıyan; Mâlikî ilmi, helâl kazanç, hizmet ve sohbeti birleştirerek Yukarı Mısır’da kalıcı bir tesir oluşturan âlim ve mürşiddir.
Abdürrahîm el-Mahbûb
Abdürrahîm el-Mahbûb, Muhammed b. Ali es-Senûsî’nin yakın çevresinde yetişen; Bingazi Zâviyesi’ni yöneten, Osmanlı merkeziyle temas kuran, Muhammed el-Mehdî’yi Hicaz’dan Câğbûb’a götüren ve eğitimine katılan Senûsî şeyhidir.
Abdürrahim Künhî Dede
Abdürrahim Künhî Dede (1183/1769–1247/1831), Yenikapı Mevlevîhânesi’nde yetişen; Hicaz Mevlevî âyini ve Anberefşan makamıyla klasik mûsikiye katkıda bulunan, kudümzenbaşılıktan dergâh meşihatına yükselen Mevlevî şeyhi ve şairdir.
Ahî Muhammed Nûr el-Halvetî
Ahî Muhammed Nûr el-Hârizmî, İbrâhim Zâhid Geylânî’nin halifesi; Pîr Ömer el-Halvetî’nin amcası ve mürşidi olarak Halvetiyye’nin teşekkülündeki temel aktarım halkasıdır.
Ahmed Bahâeddin Efendi (Bahâî)
Ahmed Bahâeddin Efendi (1872–1923), Şehremini’nde yetişen, İbrâhim Şükrullah ve Ahmed Zarîfî çevrelerine bağlanan; Bahâî mahlasıyla na‘t, gazel, tahmis ve tarih manzumeleri yazan son dönem Sinâniyye-Halvetiyye şairidir.
Ahmed Yekdest-i Cüryânî
Ahmed Yekdest-i Cüryânî (ö. 1707), Serhend’de Muhammed Ma‘sûm Sirhindî’den hilâfet alıp Mekke’de uzun yıllar irşad eden; Mehmed Emin Tokadî ve Abdürrahîm-i Buhârî üzerinden Müceddidiyye’nin Hicaz ve İstanbul bağlantısını kuran Nakşibendî şeyhidir.
Alâeddin Uşşâkî
Alâeddin Uşşâkî (ö. 890/1484-85), İbrahim Tâceddin Kayserî’nin halifesi, Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin Marmaravî’nin mürşidi ve Ahmediyye’nin teşekkül öncesindeki önemli Halvetî silsile halkasıdır.
Ali el-Havvâs el-Burullusî
Ali el-Havvâs el-Burullusî (ö. 939/1532), İbrâhim el-Metbûlî'nin irşad hattını Kahire'de sürdüren; şeriat–hakikat bütünlüğü, Muhammedî terbiye ve ümmî irfan anlayışı Şa‘rânî'nin eserleriyle günümüze ulaşan Mısırlı sûfîdir.
Altıparmakzâde Abdülbâkī Efendi
Altıparmakzâde Abdülbâkī Efendi (1650-1721), Altıparmak İbrahim Efendi’nin oğlu; İstanbul’un yüksek medreselerinden Yenişehir, Halep ve Edirne kadılıklarına yükselen Osmanlı ilmiye mensubudur.
Arab İbrâhim b. Kāsım el-Halebî
Arab İbrâhim b. Kāsım el-Halebî (ö. 983/1575), Halep’te yetişip Ebüssuûd Efendi’den mülâzemet alan; Kalenderhâne ve Sahn medreselerinde ders veren, ardından İzmir kadılığı yapan Osmanlı âlimidir.
Atâzâde Ahmed Efendi
Atâzâde Ahmed Efendi (ö. 13 Rebîülâhir 1136/Ocak 1724), Atâullah Efendi’nin oğlu; 1686’da mülâzemet alıp Kadızâde, Ayasofya, İbrâhim Paşa, Kürkçübaşı, Sahn-ı Semân ve Pîrî Paşa medreselerinde ders veren Osmanlı âlimidir.
Avnî Ahmed Efendi
Avnî Ahmed Efendi (yaklaşık 1667/68–1726), Demirkapı’nın Dâye Hatun Mahallesi’nde doğan; Ahmed Yorganî, İbrahim Paşa Sarayı, Mahmud Efendi, Şeyhülharem ve Hacı Hasanzâde medreselerinde görev yapan Osmanlı müderrisidir.
Aba
Dervişlerin ve müritlerin giydikleri kalın ve kaba kumaştan yapılan uzun ve bol elbise. Yoksul ve züğürtlerin giydiği basit bir elbise olduğu için süfiler ve dervişler bu elbiseyi fakr alameti ve züht nişanesi olarak giymeyi tercih etmişlerdir. Aba, dervişliğin ve süfiliğin simgesidir. Halk, aba giyen süfilere evliya ve ermiş nazarıyla bakıp saygı gösterdiğinden, bazı kurnaz kişiler fakir ve sûfî olmadıkları halde sırf çıkar sağlamak için aba giymiş ve halkın bu kıyafete olan güvenini kötüye kullanmışlardır. Bu yüzden “Aba giyen nice zındık, kabâ giyen nice sıddık (dürüst) vardır,” denilmiştir. Ebü Hafs el-Haddâd, aba yerine kabâ giyen Şâh Sucâ'yı görünce, “Abada aradığımı kabâda buldum,” demişti. Ca'fer Sadık da inanç sömürüsü yapan kişilere benzememek için aba giyer, ama bunun üzerine de kabâ giyinirdi. Bkz. Âl-i Aba. Boş değildir zâhidâ köhne abâsı dervişin Defineler bilmez misin kasrın harâbından çıkar Derdli İbrahim
Adem-i mana
Mana adamı, hakiki insan, her şeyin aslını ve hakikatini bilen, mana âlemine vâkıf, merd-i mana, mana eri. Nüsha-i vahdet âdemdir Nefha-i kudret âdemdir Âdem'den gayri ademdir Gel âdeme er bu deme Şeyh Ibrahim
Akabe
Yokuş, engel, sarp yerlerden geçen daracık ve tehlikeli yol, barikat. tas, Hakk’a giden yolda karşılaşılan zorluklar ve aşılması gereken engeller. İbrahim Ethem, salihlerin derecesine ulaşmak için şu altı engeli aşmanın şart olduğunu belirtmiştir: refah kapısını kapat, sıkıntı kapısını aç; izzet kapısını kapat, zillet kapısını aç; gevşeklik kapısını kapat, gayret kapısını aç; uyku kapısını kapat, uykusuz kalma kapısını aç; zenginlik kapısını kapat, fakirlik kapısını aç; uzun ömür sürme emeli kapısını kapat, derhal ölüme hazırlanma kapısını aç. Diğer süfilerin de kendilerine göre söz konusu ettikleri akabeler vardır.
Arbede
Savaşmak, kavga etmek. tas, Cezbeli sâliklerin ve galebe halindeki bazı süfilerin Hak'la tartışmaları, çekişmeleri ve kavga etmeleri (BM 181); müşacere ve muhaseme de denir. Bir naz ve samimiyet halidir (Bakli, age, s 180). Hz. Ibrahim Allah'la tartışmıştı (Hud Suresi, 74). Hz. Musa Allah’a, “Bu senin fitnendir” (Araf Suresi, 155) demişti. En güzel arbede Hz. Berhiya ile ilgilidir. Hz. Musa kavmiyle birlikte yağmur duasına çıkınca, Cenab-ı Hak, Berhiya isimli kulu dua etmedikçe o günahkâr kavme yağmur vermeyeceğini söylemiş, Hz. Musa gi- dip onu bulmuş, alıp dua yerine getirmiş, dua etmesini rica etmiş, Berhiya da Allah’a hitaben şöyle demiş: “Bu yaptığın şey senin ne fiiline ne de hilmine yaraşır! Ne gördün de rahmetini kestin! Rüzgârlar mı emrini dinlemiyor, rahmetin mi tü- kendi, yoksa günahkârlara gazabın mı şiddetlendi! Bu günahkârları yaratmadan önce affedici değil miydin! Rahmeti yarattın, şefkatli olmayı emrettin, ama sen böyle yapıyorsun! Yoksa rahmetini bizden esirgiyor musun, yoksa bizi elinden kaçıracağından korktuğun için hemen cezalandırmak mı istiyorsun?” Berhiya Al- lah'a böyle nice sözler söylemiş. Sözü biter bitmez gökte bulutlar belirmiş, sicim gibi yağmur yağmaya başlamış. Hz. Musa, Berhiya'nın bu sözlerine çok öfkelen- İİİ İÇİM >“ö“—«< EAEö. Arif e eee ee د miş. Allah ise ona: “Ya Musa! Berhiya beni her gün üç defa güldürür,” demiş. (ci Iv:331). Yünus'un şiirlerinde de bu türlü çekişmeli dizeler vardır: Sen temâşâ kılasın ben hod yanam Hâşâ lillah senden ey Rabbu’l-Enam
EE
اا حتت Ashab-ı kurb-i nevafil yolculuk sırasında asa bulundurmak süfilikte bir gelenektir. Hz. Ibrahim ve Hz. Musa'nın asalan vardı. Hz. Peygamber de asa kullanırdı (sa 136, 137, 142). Asaya muin ve müttekâ da denir. Asa o çağlarda hem silah, hem bazı ihtiyaçları giderme aracı olarak kullanılırdı. Süfilere benzemek için riyakârlar da asa taşırlar. Yesevilikte tarikat asası Hz. Hızır'dan intikal etmiştir. Sana erden âsâ gerek bu yolda Dayanırsan âsâya dayanasın Yunüs Biz mütteka-i zer-keş-i câha dayanmazız Hakk'ın kemâl-i Intfunadtr itimâdımız Baki
Burcu'l-evliya
= en-i evi i 3 evliya (برج الاوليا) Medfen-i evliya, evliyası ve yatırı çok olan yer. Bürhan-ı Hak (5> le») Hakk’ı ran gi Öpme, Öpücük. 2. as. a Baunda feyz ve cezbe. b Alınan müjde (Sr). Burhan halkın, cezbe ise nebi v ee bans meee e Bilgi ve uygulama, anlama ve anlatma yö- Bit i. fars. (بت) 1. Put, sanem. 2. tas.: ten sözün keyfiyetini kabul etme yetene i (ts), d Ruhun:ا a 5 haste ‘ igi ne zevk, 7 (hevâ hevesi ve) nefsidir. Hakikati ic EREN ll il iş n elini öpme. Dâmen-büs: Şeyhin eteğini öpmek, önünde yer öpmek, yer öpen. Bkz. Secde n nâz-perversin dilârâsın ma ki gayet bi-mahabbasın n destini büs etse âşıklar bir padişâh-ı âlem-ârâsın G. Dede fha. 2. tas. Gönlün ilgi ve bağlantıdan (alâka ve esasen başlangıçta cem makamındayken vardır ve eğişik bir halde mevcuttur (us). 1. Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişiludur (aKa 111, 1168). 2. tas, Yediler. Bunlardan her çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduken kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden bırakırundan aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve ine sahip olan velilere büdelâ denir (kr). Bkz. Yeşı dökme, girye. 2. tas. Zahitler ve süfiler yaptıklaara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde icran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz ine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-," sözü bunu ifade eder. Aglamakla ünlü zahit ve r (si 300). Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten lak memesi. 2. tas. Sevgilinin kulak vermeden ve yan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbüp) (11s; TK e olan sözü. nan. I. Kanıt, delil. 2. tas. Rifailerin bedenlerine akk'ın delili. 2. tas, Kur’ân veya Hz. Peygamber ebi ve velilerin yoludur. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi ati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması Put, sanem. 2. tas.: ten sözün keyfiyetini kabul etme yetene i (ts), d Ruhun:ا a 5 haste ‘ igi ne zevk, 7 (hevâ hevesi ve) nefsidir. Hakikati ic EREN ll il iş n elini öpme. Dâmen-büs: Şeyhin eteğini öpmek, önünde yer öpmek, yer öpen. Bkz. Secde n nâz-perversin dilârâsın ma ki gayet bi-mahabbasın n destini büs etse âşıklar bir padişâh-ı âlem-ârâsın G. Dede fha. 2. tas. Gönlün ilgi ve bağlantıdan (alâka ve esasen başlangıçta cem makamındayken vardır ve eğişik bir halde mevcuttur (us). 1. Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişiludur (aKa 111, 1168). 2. tas, Yediler. Bunlardan her çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduken kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden bırakırundan aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve ine sahip olan velilere büdelâ denir (kr). Bkz. Yeşı dökme, girye. 2. tas. Zahitler ve süfiler yaptıklaara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde icran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz ine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-," sözü bunu ifade eder. Aglamakla ünlü zahit ve r (si 300). Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten lak memesi. 2. tas. Sevgilinin kulak vermeden ve yan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbüp) (11s; TK e olan sözü. nan. I. Kanıt, delil. 2. tas. Rifailerin bedenlerine akk'ın delili. 2. tas, Kur’ân veya Hz. Peygamber ebi ve velilerin yoludur. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi ati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişiludur (aKa 111, 1168). 2. tas, Yediler. Bunlardan her çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduken kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden bırakırundan aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve ine sahip olan velilere büdelâ denir (kr). Bkz. Yeşı dökme, girye. 2. tas. Zahitler ve süfiler yaptıklaara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde icran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz ine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-," sözü bunu ifade eder. Aglamakla ünlü zahit ve r (si 300). Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten lak memesi. 2. tas. Sevgilinin kulak vermeden ve yan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbüp) (11s; TK e olan sözü. nan. I. Kanıt, delil. 2. tas. Rifailerin bedenlerine akk'ın delili. 2. tas, Kur’ân veya Hz. Peygamber ebi ve velilerin yoludur. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi ati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması
Base
(«- (بو Öpme, Öpücük. tas. a Bâtında feyz ve cezbe, b Alınan müjde sonunda hasıl olan haz. c Bilgi ve uygulama, anlama ve anlatma yönünden sözün keyfiyetini kabul etme yeteneği. d Ruhun vasıtasız aldığı zevk,
Bit
لل لل لل ل ل ا ل haz. Dest-bas: Şeyhin elini öpme. Damen-bas: Şeyhin eteğini öpmek, Zemin-büs: Şeyhin önünde yer öpmek, yer öpen. Bkz. Secde.» Güzelsin bi-bedelsin ndz-perversin dilârâsın Değilsin bt-vefa amma ki gayet bt-mahabbasin Ne mânldir uzatsan destini bas etse âşıklar Kolun bükmezlere bir padişâh-ı âlem-ârâsın G, Dede (بو ى) Koku, nefha 2. tas, Gönlün ilgi ve bağlantıdan (alâka ve ) haberdar olması ki, esasen başlangıçta cem makamındayken vardır ve tefrika makamında değişik bir halde mevcuttur (115). (9 4) veya Budala, 1, Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişina gelen bedelin çoğuludur (aka 111, 1168). 2. عم Yediler. Bunlardan her 'n kaybolur, bir anda çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduk- 1, yerlerine her yönden kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden birakirareket ve şekil bakımından aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve. Bedel bırakma gücüne sahip olan velilere büdelâ denir (xr). Bkz. Yedal. &) 1. Ağlama, gözyaşı dökme, girye, 2. tas, Zahitler ve süfiler yaptıklaere, girdikleri günahlara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde eyişlerine, firkat ve hicran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz k çok sorunu çözeceğine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-: gülün, çok ağlayın,” sözü bunu ifade eder, Ağlamakla ünlü zahit ve kha (ç. bekkdun) denir. Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten kz. Ağlama, ars. كلو ش) Ly) r. Kulak memesi. 2. tas Sevgilinin kulak vermeden ve nlenmeden anlaşılmayan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbap) (11s; TK evgilinin kulağa küpe olan sözü. (U (بى veya Burhan. r. Kanıt, delil, 2. tas Rifailerin bedenlerine şiş. uk (بر ها ن حق) 1. Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Ağlama, gözyaşı dökme, girye, 2. tas, Zahitler ve süfiler yaptıklaere, girdikleri günahlara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde eyişlerine, firkat ve hicran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz k çok sorunu çözeceğine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-: gülün, çok ağlayın,” sözü bunu ifade eder, Ağlamakla ünlü zahit ve kha (ç. bekkdun) denir. Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten kz. Ağlama, ars. كلو ش) Ly) r. Kulak memesi. 2. tas Sevgilinin kulak vermeden ve nlenmeden anlaşılmayan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbap) (11s; TK evgilinin kulağa küpe olan sözü. (U (بى veya Burhan. r. Kanıt, delil, 2. tas Rifailerin bedenlerine şiş. uk (بر ها ن حق) 1. Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). |
Büt
Put, sanem. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması Büt vahdet Ye me ———.. N gibi nefs putunu kırmak gerekir. Fütüvvet ehli fetâyı (yiğit), put kıncı (biit-siken) olarak tanımlar Nefs put: Halk tarafından övülme arzusu Zünnardır. b Sevgili, yâr, maşuk, matlup, Hayret ey büt suretin gördükte lal eyler beni Suret-i halim gören suret hayal eyle beni Fuzüli Büt-gede (e (بتكد 1, Mabet, puthane, dua edilen makam, 2. tas. İlahi bilgilere (marifet-i ilahiyye) şiddetle özlem duyan kâmil arifin bâtını, gönlü (TK n:1153) Kangı büttür bilmezem imanımı gâret kılan Sende iman yok ki sen aldım deyem imanımı Secdedir her kanad bir büt görsem âyinim benim Hah kâfir u hah mü'min dut budur dinim benim | Fuzüli |
Çeşm-i terek
Yirnk göz 2. tas. Sâlikin hal, kemal ve yüce mertebesinin kendisi de dahil olmak üzere herkesten saklı tutulması ve bunu Allah'tan başka kimsenin bilmemesi (11s), Çevgân/Çevgen i Jars. (جوكان) veya. 1. Topa vurmakta kullanılan ucu eğri sopa. 2. tas. Bütün işlerin kahır ve cebir yoluyla takdir edilmesi (11s), Mukadderat, takdir olunan hükümler (SF; ATE 815). Bkz. Gay. Yarn zülfü içinde ne toplar oynadigin Erenler meydaninda top ile çevgândan sor Ibrahim Ma'şüki Yürü kim meydan senindir bu gece Top hem çevgân senindir bu gece 5. Çelebi Cile/Cila/Cille i, fars. (de) r. Kırk Sayısı, 2. tas. Dervişlerin tenha ve ıssız bir yere çekilip kırk gün kırk gece çetin bir perhiz ve nefs mücâhedesi döneminden geçmeleri, bu süre için gıda, uyku ve dünya kelamını en aza indirerek hem bedenen, hem de zihnen azami derecede ibadet etmeleri. Çile sıkı bir perhiz, çetin bir nefs idmanı, zor bir ruhsal eğitim ve başarılması son derece güç bir sınavdır. Dervişlerin çile çıkarmak için özel olarak inşa edilen çilehane veya halvethane denilen yerler dar ve karanlıktır. Burada dervişler ölmeden evvel ölürler. Bkz. Erbain, Halvet. Çilehane Dervişlerin çile çıkardıkları oda, halvethane, Çün ü çera << Cin 8 cera Topa vurmakta kullanılan ucu eğri sopa. 2. tas. Bütün işlerin kahır ve cebir yoluyla takdir edilmesi (11s), Mukadderat, takdir olunan hükümler (SF; ATE 815). Bkz. Gay. Yarn zülfü içinde ne toplar oynadigin Erenler meydaninda top ile çevgândan sor Ibrahim Ma'şüki Yürü kim meydan senindir bu gece Top hem çevgân senindir bu gece 5. Çelebi Cile/Cila/Cille i, fars. (de) r. Kırk Sayısı, 2. tas. Dervişlerin tenha ve ıssız bir yere çekilip kırk gün kırk gece çetin bir perhiz ve nefs mücâhedesi döneminden geçmeleri, bu süre için gıda, uyku ve dünya kelamını en aza indirerek hem bedenen, hem de zihnen azami derecede ibadet etmeleri. Çile sıkı bir perhiz, çetin bir nefs idmanı, zor bir ruhsal eğitim ve başarılması son derece güç bir sınavdır. Dervişlerin çile çıkarmak için özel olarak inşa edilen çilehane veya halvethane denilen yerler dar ve karanlıktır. Burada dervişler ölmeden evvel ölürler. Bkz. Erbain, Halvet. Çilehane Dervişlerin çile çıkardıkları oda, halvethane, Çün ü çera << Cin 8 cera Çelebi Cile/Cila/Cille i, fars. (de) r. Kırk Sayısı, 2. tas. Dervişlerin tenha ve ıssız bir yere çekilip kırk gün kırk gece çetin bir perhiz ve nefs mücâhedesi döneminden geçmeleri, bu süre için gıda, uyku ve dünya kelamını en aza indirerek hem bedenen, hem de zihnen azami derecede ibadet etmeleri. Çile sıkı bir perhiz, çetin bir nefs idmanı, zor bir ruhsal eğitim ve başarılması son derece güç bir sınavdır. Dervişlerin çile çıkarmak için özel olarak inşa edilen çilehane veya halvethane denilen yerler dar ve karanlıktır. Burada dervişler ölmeden evvel ölürler. Bkz. Erbain, Halvet. Çilehane Dervişlerin çile çıkardıkları oda, halvethane, Çün ü çera << Cin 8 cera
Dest-zeden
El çırpma, alkışlama veya hücum etme. Tasavvufî yorumda murakabe ve muhafaza ile ilişkilendirilen Farsça bir tabirdir.
Esma-Müsemma
İsim-İsimlendirilen. 2. İsimden isimlendirilene gitmek, Allah'ın isimlerini zikrederek Allah’a ermek. Esma çekmek Esma zikri. Bkz. Zikir, Esma-i hüsna Allah'ın güzel adları. Süfiler bu isimleri zikir olarak okurlar. Bu isimleri açıklamak için birçok şerh yazılmıştır. Esma-i seba Yedi isim a Lâ ilahe illallah. b Allah. c Ha. d Hay. f Kayyum. g Kahhar (SME 30-35). Allah'ı isimleryle zikretmeye esma zikri veya esma çekmek denir. Halvetiye'de, görülen bu zikir İbrahim Zahid Geylâni'den kalmıştır. Bu yedi isim usül, furü, tebdilat ve tasarrufat adı verilen şekillerle 28'e kadar çıkar. Bkz. Ümmehat-ı esma. Merteben ayn-ı müsemmadadır esmâ sanma Merciin Hâlik-i eşyadadır eşyâ sanma Ş. Galib Esmâri.ar.() ثما ( 4 Semer. Meyveler. 2. tas. Ana isimler denilen asli isimlerin birleşmelerinden (içtima etmelerinden) diğer birtakım isimler ve anlamlar ortaya Eşik çıkar ki, bunlara esmâr denir. Nikâh da denilen içtimaların sayısı beş olduğu gibi külli esmâr da beştir: İlahi isimlerin içtima; bunun semeresi ilimde belirginleşen gerçeklerin suretleridir. Anlamların içtima; bunun semeresi nefste belirgin hale gelen ruhların suretleridir. İçtima-ı ervah; bunun semeresi de basit madde ve misal âleminin suretleridir, arş ve kürsi gibi. Basit maddenin içtima; bunun semeresi cansız varlıklar, bitkiler ve hayvanlardır. Cinslerin, fasılların ve insani hakikatlerin içtima ve terkibinden vücuda gelen insana mahsus içtima (sr). Bâtıniye, Sırriyye. Esrari.ar.(5! (ا سر t. Sur 1. Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110). İsimden isimlendirilene gitmek, Allah'ın isimlerini zikrederek Allah’a ermek. Esma çekmek Esma zikri. Bkz. Zikir, Esma-i hüsna Allah'ın güzel adları. Süfiler bu isimleri zikir olarak okurlar. Bu isimleri açıklamak için birçok şerh yazılmıştır. Esma-i seba Yedi isim a Lâ ilahe illallah. b Allah. c Ha. d Hay. f Kayyum. g Kahhar (SME 30-35). Allah'ı isimleryle zikretmeye esma zikri veya esma çekmek denir. Halvetiye'de, görülen bu zikir İbrahim Zahid Geylâni'den kalmıştır. Bu yedi isim usül, furü, tebdilat ve tasarrufat adı verilen şekillerle 28'e kadar çıkar. Bkz. Ümmehat-ı esma. Merteben ayn-ı müsemmadadır esmâ sanma Merciin Hâlik-i eşyadadır eşyâ sanma Ş. Galib Esmâri.ar.() ثما ( 4 Semer. Meyveler. 2. tas. Ana isimler denilen asli isimlerin birleşmelerinden (içtima etmelerinden) diğer birtakım isimler ve anlamlar ortaya Eşik çıkar ki, bunlara esmâr denir. Nikâh da denilen içtimaların sayısı beş olduğu gibi külli esmâr da beştir: İlahi isimlerin içtima; bunun semeresi ilimde belirginleşen gerçeklerin suretleridir. Anlamların içtima; bunun semeresi nefste belirgin hale gelen ruhların suretleridir. İçtima-ı ervah; bunun semeresi de basit madde ve misal âleminin suretleridir, arş ve kürsi gibi. Basit maddenin içtima; bunun semeresi cansız varlıklar, bitkiler ve hayvanlardır. Cinslerin, fasılların ve insani hakikatlerin içtima ve terkibinden vücuda gelen insana mahsus içtima (sr). Bâtıniye, Sırriyye. Esrari.ar.(5! (ا سر t. Sur 1. Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110). Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110).
Yenikapı Mevlevîhânesi
İstanbul · Türkiye · Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhi Toganî (Doğanî) Ahmed Dede'nin 1040 (1630) yılındaki vefatının ardından dönemin ileri gelenlerinin ısrarı üzerine III. Ârif Çelebi tarafından buraya şeyh tayin edildi. On sekiz yıla yakın süren meşihatının ardından yine burada vefat etti; mevlevîhânenin postnişinleri sırasında Doğanî Ahmed Dede ile Câmî Ahmed Dede arasında yer alır.
Belh
Belh · Afganistan · Horasan'daki doğum şehri; bütün servetini burada bırakıp yola çıktı. Riyâzetini bu şehirdeki Budizm'e bağlayan görüşün tutarsızlığı ortaya konmuştur. İlişkili kişi dosyası İbrâhim b. Edhem : İbrâhim b. Edhem (ö. 161/778 [?]), Belh’ten ayrılarak Şam ve Hicaz çevresinde zühd, helâl kazanç ve halka hizmet esaslı bir hayat süren ilk dönem sûfîlerindendir.
Cedîd Ali Paşa Mahallesi
Eyüp, İstanbul · Türkiye · Zekâi Dede 1240'ta (1824-25) İstanbul Eyüp'te Cedîd Ali Paşa mahallesinde doğdu. Babası mahalle camiinin imamı hâfız Süleyman Hikmetî Efendi, annesi Zînetî Hanım'dır. İlk eğitimini Lâlîzâde Seyyid Abdülbâki Efendi İbtidâî Mektebi'nde aldı, hıfzını amcası hâfız İbrahim Zühdî Efendi'nin yanında tamamladı ve hat icâzetini babasından aldı. Koordinat semt düzeyindedir; mahallenin sınırları kaynakta tarif edilmemiştir.
Edirne
Edirne · Türkiye · Doğduğu şehir; kaynak ilk medresesini “maskat-ı re’si olan” Edirne’de aldığını yazar. Bilinen bütün müderrislikleri, Arpaemini Mehmed Efendi Medresesi’nden (1118) Eski Cami Medresesi’ne (1136) kadar, bu şehrin içinde geçmiştir.
Karacaahmed Kabristanı, Miskinler civarı
İstanbul · Türkiye · Üsküdar'da üzeri açık bir yere defnedilme vasiyeti üzerine gömüldüğü yer; hazîresinde hanımının da medfun olduğuna delâlet eden bir taş bulunur. Koordinat kabristanın genel konumunu gösterir, kabrin tam yerini değil.
Merzifon'daki Zeyniyye Tekkesi
Merzifon · Türkiye · 832'de (1428-29) Horasan'dan memleketine dönerek kurduğu tekke. Zeyniyye'nin Anadolu'daki ilk merkezlerinden biridir; kuruluşunda II. Murad tarafından Merzifon'daki imaretin evkafından kendisine maaş bağlanmıştır. Kaynaklarda tekkenin özel bir adı verilmez, yalnız "tekkesi" diye anılır.
Gölbaşı köyü
Gölbaşı (Toyran) · Türkiye · Kaynağın “Toyran kazâsına tâbi Gölbaşı adlı karye” diye kaydettiği doğum yeri. Tahsilini tamamladıktan sonra memleketine dönmüştür. İlişkili kişi dosyası Toyranlı Mehmed Efendi : Toyranlı Mehmed Efendi (ö. 1010/1601-02), Gölbaşı köyünden yetişip Sofyalı Bâlî Efendi’nin hizmetinde tarikat terbiyesini tamamlamış; İbrahim Paşa’nın yaptırdığı cami ve hânkāhta irşad yürütmüş Halvetî şeyhidir.
Ayasofya Camii
İstanbul · Türkiye · 1041/1631-32'de vaizliğine tayin edildiği ve şöhretinin zirveye çıktığı cami. İlişkili kişi dosyası Kādızâde Mehmed Efendi el-Balıkesrî : Kādızâde Mehmed Efendi (ö. 1045/1635-36), Balıkesir doğumlu; İstanbul'un büyük camilerinde ders ve vaaz veren, tasavvuf pratiklerine yönelik eleştirileriyle tartışma doğuran vaizdir.
Siyâvrud (Lâhîcân)
Gîlân · İran · 615/1218 civarında doğduğu ve 700/1301'de vefat ettiği nahiye; Güştâsfî'de hastalanınca vasiyeti üzerine damadı Safiyyüddîn-i Erdebîlî tarafından buraya getirilmiş, iki hafta sonra vefat etmiştir. Konum yaklaşıktır.
Edirne Mevlevîhânesi (Murâdiye Mevlevîhânesi)
Edirne · Türkiye · 1081'de (1670) şeyhliğine tayin edildiği, dört yıl postnişinlik yaptığı ve tamir ettirdiği tekke. Tamir vesilesiyle şair Nazîm bir tarih söylemiş, vefatı üzerine yerine öğrencisi Enîs Receb Dede şeyh olmuştur.
Âmid (Diyarbakır)
Diyarbakır · Türkiye · Doğduğu şehir; babasının Âmidî nisbesi ve türbesinin buradaki varlığı Berdea iddiasını çürütür. Tebriz'den ayrıldıktan sonra buraya dönüp Ma'nevî 'yi burada yazmaya başladı. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Gülşenî : Dede Ömer Rûşenî'nin yanında yetişen; Diyarbakır ve Kahire'deki irşadıyla Gülşeniyye'yi kurumsallaştıran sûfî.
Tamışvar Tekkesi
Eyüpsultan, İstanbul · Türkiye · Postnişini olduğu tekke; adını Osmanlı'nın 1716'da kaybettiği Tamışvar (Timişoara) şehrinden alır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Eyyûbî Hacı İbrâhim Efendi : Eyyûbî Hacı İbrâhim Efendi (1697–1779), Süleyman Veliyyüddin ve Sertarîkzâde çevresinde yetişen; Eyüp’teki Tameşvar Mescidi’ni tekkeye dönüştürüp Cerrâhî Âsitânesi’nde altı yıl postnişinlik yapan şeyhtir.
Tasavvuf Tarihinin Üç Dönemi
Tasavvuf tarihini zühd, tasavvuf ve tarikat dönemleri üzerinden okuyan; dönemlerin birbirinden kesin duvarlarla ayrılmadığını hatırlatan giriş metni.
1925 Öncesi İstanbul Rifâî Dergâhları
Risâlede semtleriyle kaydedilen 56 tekke ve zâviye. Risâleden hazırlanmış özgün ve ihtiyatlı editoryal inceleme.
XIX. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Haritası
On dokuzuncu yüzyıl Anadolu tasavvufunu yalnız tekke sayılarıyla değil; tarikat kolları, şehir ağları, göçler, cami ve hâne tekkeleri, Meclis-i Meşâyih, ulema, mûsiki ve gündelik hizmet kurumları üzerinden okuyan kapsamlı dönem dosyası.
Kādiriyye'nin Altı Klasik Şubesi: Nispet, Metin ve Coğrafya
Gāniyye, Yâfiiyye, Garîbiyye, Müştâkıyye ve Enveriyye kayıtlarını temizleyen ana dosya hakkında kişi, eser, mekân ve silsile katmanlarını birleştiren ayrıntılı çalışma.
Müştâkıyye ve Enveriyye: Ortak Mürşidden İki İstanbul Ağına
Hacı Hasan Şirvânî, şiir, semâ, ev sohbeti ve tekke musikisi hakkında kişi, eser, mekân ve silsile katmanlarını birleştiren ayrıntılı çalışma.
Mâverâünnehir Hüseyniyyesi: Sovyet Döneminde Devam
Tekke kurumunun yerini aile, meslek, küçük sohbet ve ziyaret ağlarının aldığı XX. yüzyıl bölgesel hafızası
İbrâhim ed-Desûkî: Tarih, Öğreti ve Menkıbe Katmanları
Tarihî çekirdek İbrâhim ed-Desûkî XIII. yüzyılda Desûk'ta yaşayan, kırk üç yaşında vefat eden ve irşad çevresi kardeşi Mûsâ tarafından sürdürülen Mısırlı şeyhtir. Öğreti Helâl, hak hukuk, şeriata bağlılık, müride şefkat ve nûr-ı Muhammedî düşüncesi ona nispet edilen metin ve sözlerde öne çıkar. Menk
Sârbân Ahmed: Bayramî-Melâmî Silsile ve Dîvân Aidiyeti
İrşad hattı Sârbân Ahmed, Bayramî-Melâmî kaynaklarında İsmâil Ma‘şûkī’nin halifesi olarak gösterilir; Pîr Ali Aksarâyî’ye bağlayan başka bir rivayet de vardır. Oğlanlar Şeyhi İbrahim Efendi ile Sun‘ullah Gaybî’nin kendi silsile kayıtları sebebiyle İsmâil Ma‘şûkī hattı daha güçlü kabul edilir. Hayrabolu Hayrabolu çevres
Hacı Ali Türâbî: Dedebabalık, Dîvân ve Nefeslerin Dolaşımı
Dedebabalık dönemi Ali Türâbî’nin 1849–1868 arasındaki post hizmeti, 1826 sonrasında Bektaşîliğin kurumlarını yeniden kurmaya çalıştığı döneme rastlar. Şahkulu Dergâhı ve Hacıbektaş Pîrevi kayıtları bu kurumsal çizginin iki durağıdır. Dîvân ve Risâle Dîvân hem aruz hem heceyle yazılmış şiirleri; Risâle-i Türâbî Baba is
Cism-i Latîf İsmail Efendi: Tahsil, Tıp ve İrşad
Cism-i Latîf İsmail Efendi'nin dinî ilimler, tıp ve Farsça tahsilini; iki aşamalı irşad bağını ve Aksaray Tekkesi postunu birlikte ele alır.
Bolbolcızâde Abdülkerim Fethî ve İstanbul Vaaz Hattı
Bolbolcızâde Abdülkerim Fethî'nin ilmiyeden irşada geçişini, selâtin camilerindeki vaaz zincirini, tefsir hatmini ve şiir mirasını birlikte ele alır.
SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI
Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e
Sayfalar 2–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,
Sayfalar 1–8
Muzaffer Ozak Külliyatı · eSSz ELHAC MUZAFFER OZAK İR$ÂD 152 0 3.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALAH
Sayfalar 4–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1
Sayfalar 10–17
Muzaffer Ozak Külliyatı · (YÂ RAHMANÜ ism-i celilini, her farz namazdan sonra 100 kerre okuyan kimseler, gaflet ve unutkanlıktan ve gönül darlığından emin olurlar.) Er Rahiymü Celle Celâluhu Pek ziyade merh
Sayfalar 10–15
Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel