ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
50 sonuç · “Isar”
01Abdülkerîm el-Kuşeyrî
Abdülkerîm el-Kuşeyrî (986-1072), Nîşâbur’da fıkıh, hadis, Eş‘arî kelâmı, tefsir ve tasavvufu birleştiren; er-Risâle ve Letâifü’l-işârât ile Sünnî tasavvuf dilinin başlıca kaynaklarını kuran âlim ve mürşiddir.
Ahterî Mustafa Efendi
Muslihuddin Mustafa b. Şemseddin el-Karahisârî, Ahterî-i Kebîr adlı yaklaşık 40.000 maddelik Arapça-Türkçe sözlüğü; fıkıh, siyer, hadis ve âdâb eserleriyle tanınan XVI. yüzyıl Kütahya müderrisidir.
Akhisarlı Şeyhzâde Mustafa Efendi
Akhisarlı Şeyhzâde Mustafa Efendi (ö. 6 Zilkade 1137/17 Temmuz 1725), Feyzullah Efendi’den mülâzemet aldıktan sonra Siroz, Belgrad, Lefkoşa, Kütahya, Erzurum, Kayseri ve Eyüp kadılıklarında bulunan Osmanlı âlimidir.
Ali Behçet Efendi
Ali Behçet Efendi (1727–1822), Konya ve Afyonkarahisar’daki ilmî-Mevlevî terbiyesini Bursa’da aldığı Nakşibendî, Kâdirî, Kübrevî, Çiştî ve Şüttârî icâzetleriyle birleştiren; Üsküdar Selimiye Dergâhı’nda Nakşibendî-Müceddidî irşadı, Mesnevî ve Mektûbât dersleriyle tanınan şeyhtir.
Ali el-Havvâs el-Burullusî
Ali el-Havvâs el-Burullusî (ö. 939/1532), İbrâhim el-Metbûlî'nin irşad hattını Kahire'de sürdüren; şeriat–hakikat bütünlüğü, Muhammedî terbiye ve ümmî irfan anlayışı Şa‘rânî'nin eserleriyle günümüze ulaşan Mısırlı sûfîdir.
Ârifî Fethullah Çelebi
Ârifî Fethullah Çelebi (ö. 969/1561-62), Kanûnî devrinde beş ciltlik minyatürlü Osmanlı şehnâmesini hazırlayan; evindeki saray atölyesinde hattat ve nakkaşları yöneten Farsça şair ve resmî tarihçidir.
Babadağlı Hoca İsmail Efendi
Babadağlı Hoca İsmail Efendi (ö. 20 Eylül 1727), medrese öğretiminden Sultan Bayezid ders vekilliğine, Eski Saray teberdaran ve Yeni Saray Hazine Odası hocalıklarına yükselen Osmanlı âlimidir.
Basrıkî İbrâhim Efendi
Basrıkî İbrâhim Efendi (ö. 1070/1659-60), Öziçeli Muslihuddin Efendi’nin yanında Halvetî terbiyesini tamamlayan; Saraybosna’da zâviye kuran, Ayasofya’da vaaz eden ve Saraybosna dışındaki Bosna eyaletinin fetva görevini üstlenen şeyhtir.
Basrıklı İbrâhim Efendi
Basrıkî İbrâhim Efendi (ö. 1070/1659-60), Öziçeli Muslihuddin Efendi’nin yanında Halvetî terbiyesini tamamlayan; Saraybosna’da zâviye kuran, Ayasofya’da vaaz eden ve Saraybosna dışındaki Bosna eyaletinin fetva görevini üstlenen şeyhtir.
Bâyezîd-i Rûmî
Bâyezîd-i Rûmî, Gelibolu’da doğup Tire’de tahsil gören; Cemâl-i Halvetî’nin işaretiyle Edirne Kıyık’ta zâviye kuran ve Sırr-ı Cânân ile Secencelü’l-ervâh’ı yazan Halvetî şeyhi ve mutasavvıf şairdir.
Bursalı Şeyh Ali en-Nakşibendî
Bursalı Şeyh Ali en-Nakşibendî (ö. 1040/1630-31), Tokuz Mehmed Efendi’den ilim tahsil eden, İstanbul Emir Buhârî Zâviyesi şeyhi Şa‘bân Efendi’den izin ve icazet aldıktan sonra Bursa Hisarı’ndaki Alâeddin Bey Mahallesi’nde zâviye, imamet, vaaz ve irşad hizmeti yürüten Nakşibendî şeyhidir.
Bursalı Şeyh Mehmed el-Halvetî
Bursalı Şeyh Mehmed el-Halvetî (ö. 1040/1630-31 civarı), Şa‘bân-ı Velî halifesi Akşehirli Nasûh Efendi’nin oğlu ve müridi; Bursa Hisarı’ndaki Filboz Camii yakınında bulunan zâviyenin riyâzetle tanınan postnişini ve Nasûhzâde Nasûh Efendi’nin babasıdır.
Isar
Fedakârlık, başkalarının hak ve menfaatlerini kendi hak ve menfaatlerinden önde tutma. 2. tas. Bir insanın, fayda sağlama ve zarardan korunma | konusunda kendisinden çok başkalarını, özellikle dostlarını ve din kardeşlerini düşünmesi ( 122, 141; cr). Diğerkâmlık (alturizm). Ebu'l-Hüseyn en- Nüri'nin tasavvuf anlayışı isan esas alır. Şöyle derdi: “Allah'ım bazı kişilere mutlaka azap edeceksen onların yerine cehennemde beni yak!” Fütüvvet ehli arasında da isâr esastır (: ). Bin can olaydı kas men-i dil sikestede Ta her biriyle bin kez olaydım feda sana Pâre pare dil-i mecrah ü perişânımdan Ser-i kâyunda olan her ite bir pare fedâ Fuzali İsim i ar. (=!) 1. Ad. 2. tas, a İlim ve kudret gibi sübuti, kuddus ve selam gibi selbi sıfatları bulunması itibarile zat (kı). Tasavvufta önemli olan müsemmadır. Fakat zata delalet etmesi ve delil olması itibariyle isim de çok önemlidir (sL 426). Özellikle Allah ismi son derece önemlidir. b Belli bir zamanda kula hâkim Tr en ae ne nee İspat olan ve onu etkisi altında tutan ilâhî isim (ifm). İsimden maksat müsemma ve zattır. Bkz. İsm-i azam, Esma-Müsemma. Sofiyâ esmâda kalma gel müsemma dersin al Bil müsemmâdır gözüm ta'lim-i esmâdan garaz Abdulahad Nüri Ad. 2. tas, a İlim ve kudret gibi sübuti, kuddus ve selam gibi selbi sıfatları bulunması itibarile zat (kı). Tasavvufta önemli olan müsemmadır. Fakat zata delalet etmesi ve delil olması itibariyle isim de çok önemlidir (sL 426). Özellikle Allah ismi son derece önemlidir. b Belli bir zamanda kula hâkim Tr en ae ne nee İspat olan ve onu etkisi altında tutan ilâhî isim (ifm). İsimden maksat müsemma ve zattır. Bkz. İsm-i azam, Esma-Müsemma. Sofiyâ esmâda kalma gel müsemma dersin al Bil müsemmâdır gözüm ta'lim-i esmâdan garaz Abdulahad Nüri
İşaret
(5 (اشار 2. Söz aracılığı olmadan maksadı başkasına haber vermek.2. Cok latif oldugu icin ibareyle anlatılamayan husus. 3. | Tasavvuf bir işaret ilmidir Cilmu'Lişâre); ifade edilir hale gelince anlaşılmaz olur |. Süfilerin sözleri işaret, ima ve rumuz şeklindedir. Bazı hususlar gerçekten sözle anlatılamadığı için, diğer bazı hususlar ise ehliyetsizlerden korumak ve korunmak için işaretle anlatılır. Cem halindeyken artık işaret söz konusu olmaz. | Mana âleminden gelen işaretler de vardır. Bir işin yapılıp yapılmaması konusunda şeyhin üstü kapalı olarak maksadını belli etmesine de işaret denir. Bu deyim | istiharelerde de kullanılır. Bkz. Fal. Arif olana besdir işaret eae Arif isen bir gül yeter korkmağa Cahil isen gir bahçeye yıkmağa Lâedri Isaretimizle yetinmeyene ifademiz yarar sağlamaz Hallâc İşaret-i gaybiye Manevi işaret. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir.
ıktisâr
Hadis biliminde, hadisleri düzenlerken duruma göre bir kısmmı bırakıp kalan kısmmı rivayet etme işi.
ihtisâr
Hadis bili minde bir hadisi kısaltmak iş veya durumu.
belâğ işareti
belâğ işareti a. Bir hadis kitabında, derlenen veya yazılan hadislerin ne kadarının hocadan işitildiğini veya okunduğunu göstermek amacıyla kullanılan işaret.
Nânevte (Sehârenpûr)
Sehârenpûr · Hindistan · 22 Safer 1233'te (1 Ocak 1818) doğduğu kasaba. Asıl adı İmdâd Hüseyin'dir; babası Hâfız Muhammed Emîn, annesi Bîbî Hüseyin'dir. İlişkili kişi dosyası Hacı İmdâdullah Tehânevî : Hacı İmdâdullah Tehânevî (1818-1899), Nânevte’de doğup Thâne Bhavan’da irşad çevresi kuran, 1859’dan sonra Mekke’de yaşayan; Çiştî-Sâbirî terbiyeyi Mesnevî öğretimi, Diyûbend ağı ve Hint-Osmanlı tasavvuf dolaşımıyla birleştiren mutasavvıftır.
Aziz Efendi'nin Akhisar'daki dergâhı
Akhisar · Türkiye · Babasından hilâfet aldıktan sonra yaptırdığı dergâh. Kaynak yeri “İzmir Akhisar” diye kaydeder. 1329/1911'de vefat edince buraya defnedilmiştir. İlişkili kişi dosyası Şeyh Aziz Vehbîzâde Sa‘dî : Aziz Vehbîzâde Sa‘dî Efendi (1862–1911), babası Şeyh Vehbî'den hilâfet alan, Akhisar'da dergâh kurup uzun yıllar irşad hizmeti yürüten Sa‘dî şeyhidir.
Kayalar Camii
İstanbul · Türkiye · On iki müridiyle birlikte Atmeydanı'nda boynu vurularak idam edilen İsmâil Ma‘şûkî'nin denize atılan başı ve bedeni Rumelihisarı sahilinde, bugünkü Bebek semti yakınlarında Kayalar denilen yerde kıyıya vurmuş; gördüğü bir rüya üzerine oraya giden bir müridi tarafından bulunarak defnedilmiştir. Burası daha sonra bir mezarlık hâline gelmiş ve bir cami yapılmıştır. Kabri, Kayalar adı verilen bu caminin hazîresindedir.
Abdürrahim Karahisârî Türbesi
Afyonkarahisar · Türkiye · Kaynak, Abdürrahim Karahisârî'nin türbesinin Karahisar'da Kasım Paşa Camii'nin yanında bulunduğunu bildirir. Ölüm yılı kayıtlarda geçmediğinden türbe, biyografinin en sağlam sabit noktalarından biridir.
Çavuşlar Sultan Mezarlığı
Afyonkarahisar · Türkiye · Afyonkarahisar'da vefat ettiği ve buraya gömüldüğü rivayet edilen mezarlık. İlişkili kişi dosyası Gülâboğlu Muhammed Askerî : Gülâboğlu Muhammed Askerî (yaklaşık 1621–1693), Ümmî Sinan’dan hilâfet alan, Afyonkarahisar’da kırk yıla yakın müderrislik ve irşad yürüten, dört bin beyitlik Dîvân sahibi Halvetî şairidir.
Ustrumca
Ustrumca · Kuzey Makedonya · 1874'te Üsküp'ten ayrılarak yerleştiği ve son yıllarını irşadla geçirdiği kasaba; daha 1833'teki ilk Rumeli dolaşmasında da uğradığı yerlerdendir. Kaynağa göre burada kendi evinde vefat etmiş ve öldüğü odaya defnedilmiştir. Kabrin üzerine sonradan yapılan türbe, Rumeli'nin Osmanlı idaresinden çıkmasının ardından bakımsızlıktan harap olmuş; yerine bir postahane binası inşa edilmiş, o da yıkılınca kabrin yeri tamamen kaybolmuştur. Mensupları yerini işaretlemek üzere buraya bir ağaç dikmişlerdir.
Sertarikzâde Tekkesi
İstanbul · Türkiye · XVIII. yüzyılın ilk yarısında kurduğu iki tekkeden biri; 1925'te hâlâ faaldi. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Sertarîkzâde Mehmed Emin Efendi : Sertarîkzâde Mehmed Emin Efendi (1687–1759), Nûreddin Cerrâhî’nin üçüncü halifesi; Kumrulu, Otlukçu, Pazar ve Rumelihisarı çevrelerinde eğitim, irşad ve âyin hizmeti yürüten âsitâne postnişinidir.
Durmuş Dede Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Eline geçerek Cerrâhiyye'ye bağlanan tekke. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Mehmed Sâdık Efendi : Mehmed Sâdık Efendi (1738–1800), Sertarîkzâde ve Eğrikapılı Mehmed Sa‘deddin çevresinde yetişen, Pazar Tekkesi’nde yirmi altı yıl hizmetten sonra Cerrâhî Âsitânesi postuna geçen şeyhtir.
Rumelihisarı Kabristanı
Sarıyer, İstanbul · Türkiye · 21 Ekim 1929'da Arnavutköy'deki evinde vefat ettikten sonra vasiyeti üzerine defnedildiği kabristan. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Osmânzâde Hüseyin Vassâf : Osmânzâde Hüseyin Vassâf, beş ciltlik Sefîne-i Evliyâ’sıyla geç Osmanlı tasavvuf, tekke, kişi ve edebiyat tarihinin en geniş biyografi kaynaklarından birini bırakan müelliftir.
Şâbân-ı Velî Külliyesi ve Türbesi
Kastamonu · Türkiye · Hisarardı'ndaki âsitâne. Eyüb Halîfe'nin bağışladığı evden büyüyerek Şâbâniyye'nin merkez tekkesi oldu; türbe 1020 (1611) yılında tamamlandı. İlişkili kişi dosyası Şâbân-ı Velî : Şa‘bân-ı Velî, Hayreddin Tokadî'nin terbiyesinde yetişen, Kastamonu'daki irşadıyla Halvetiyye'nin Şâbâniyye koluna adını veren XVI. yüzyıl sûfîsidir.
Kayalar Camii Hazîresi
İstanbul · Türkiye · Rumelihisarı sahilinde, bugünkü Bebek semti yakınlarında Kayalar denilen yer. İdamının ardından naaşının buraya defnedilmesinden sonra burası bir mezarlık haline gelmiş ve bir cami yapılmıştır; kabri bu caminin hazîresindedir ve hazîrede bir makam kabri şâhidesi bulunmaktadır. Mezar taşında "tarîkat-ı aliyye-i Bayrâmiyye" ibaresinin yer aldığı kaydedilir.
Akhisar
Akhisar · Türkiye · Saruhan vilâyeti içindeki doğum yeri; nisbesi de buradan gelir. İlişkili kişi dosyası Sinâneddin Yusuf Çelebi : Sinâneddin Yusuf Çelebi (ö. 979/1571), Akhisarlı âlim; Balıkesir, Birgi, Tokat, Bursa, Edirne ve İstanbul medreselerinde görev yapmıştır.
Mevleviyye'nin Kuruluşu ve Kurumsallaşması
Mevlânâ çevresinden Konya merkezli tarikat teşkilatına. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
Mevleviyye'nin Kurumlaşması ve Şehir Ağı
Sultan Veled ve Ulu Ârif Çelebi'den Osmanlı mevlevîhânelerine uzanan kurumsal tarih TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.
Hüseyniyye Silsile Varyantları ve Coğrafyası
İki yerel silsile nüshasını, ortak Nakşibendî-Müceddidî gövdeyi ve Buhara'dan Güney Kazakistan-Fergana hattına geçişi karşılaştıran dosya
Mevlevîhâneler Ağı: Konya'dan Taşraya
Âsitâne, zâviye, matbah, Mesnevî dersi ve şehirler arası dolaşım
XIX. Yüzyılda Mevlevîhâneler ve Şeyh Ağları
Konya, İstanbul, Afyon, Bursa, Halep, Manisa ve Kahire âsitânelerini Anadolu, Balkan ve Arap coğrafyasındaki zâviyelerle birlikte okuyan geniş kurum dosyası.
Baba Yûsuf Hakîkî: Dîvân, Nüsha ve Kimlik Ayrımı
İç delil Dîvândaki “Yûsuf-ı ibn-i Şeyh Hâmid” ibaresi müellifi Somuncu Baba’nın oğlu olarak tanımlar. Bu kayıt, Hakîkî mahlasını taşıyan başka şairlerle karışmayı önleyen en güçlü işaretlerden biridir. İki farklı yazma Sâdi Somuncuoğlu özel kütüphanesindeki kapsamlı nüsha Baba Yûsuf Hakîkî’nin Dîvânıdır. Konya Mevlânâ
Orhan Gazi Devrinde Âlimler ve Dervişler
Dâvûd-ı Kayserî’den Geyikli Baba ve Abdal Mûsâ’ya uzanan erken Osmanlı ilim ve irşad çevresini, tarihî kayıt ile menkıbeyi ayırarak okuyan kaynak dosyası.
İzzî Süleyman Efendi ve Şeyh Murad Tekkesi Vakfı
İzzî Süleyman Efendi’nin Şeyh Ali Efendi’ye intisabı ile Şeyh Murad Tekkesi için kurduğu vakfın kişi, mekân ve hizmet ağını kaynak katmanlarıyla inceler.
İstanbul Bektaşîliği: Tekkeler, Yeniçeri Çevresi ve 1826
İstanbul Bektaşî tekkelerini kuruluş türleri, Yeniçeri ilişkisi, 1826 kırılması ve sonraki dönüşümleriyle ele alır.
SEMÂ HAKKINDA SÛFİLERİN GÖRÜŞÜ
Avârifü’l-Maârif · 22. bölüm · Allahu Teâlâ buyurmuştur ki "Sözü dinleyip de en güzeline uyan kullarımı müjdele! Onlar Allah’ın hidâyete ulaştırdığı kimselerdir. Ve onlar, gerçek akıl sahipleridir.” (Zümer (39),
SÛFİLERİN AHLÂKI
Avârifü’l-Maârif · 30. bölüm · 1-TEVÂZU. Sûfilerin en güzel ahlâkı Tevâzudur. Kul, tevâzu elbisesinden daha güzel bir elbise giymemiştir. Tevâzu ve hikmet hâzinesine sahip olan bir kimse, herkes onu nasıl görüyo
EHLULLAHIN İLÂHÎ HUZURDAKİ EDEBİ
Avârifü’l-Maârif · 32. bölüm · Bütün edebler, Rasûlullah Efendimiz’ den (s.a.v) alınıp öğrenilir. Çünkü Efendimiz (sav), zâhiren ve bâtınen bütün edeplerin kaynağıdır. Allahu Teâlâ, O’nun huzûr-u ilâhiyedeki güz
KURBİYYET EHLİNİN NAMAZI
Avârifü’l-Maârif · 37. bölüm · Bu bölümde, namazın keyfiyetini, şeklini, şartlarını, zâhirî ve bâtıni edeblerini, ilmimizin ve anlayışımızın imkan verdiği ölçüde anlatmaya çalışacağız. Ancak, bu konuda söylenmiş
Sayfalar 73–79
Muzaffer Ozak Külliyatı · lâdına dehşetli bir düşmandır. Şeyh şeklinde görünür ve seni namazından, niyazından alıkoyar. Şeytan, mü'mine şu şekilde vesvese verir: — Namaz da ne imiş? der. — Yatıp, kalkmaktan
Sayfalar 149–155
Muzaffer Ozak Külliyatı · yet buyurmasaydın, kendiliğimizden Hak yolunu bulamazdık, bizleri huzurundan mahrum eyleme... Sana ve rizayı ilâhiyyene varan o dosdoğru yolda bizleri sâbit-kadem eyle... Sen, bizl
Sayfalar 156–165
Muzaffer Ozak Külliyatı · gözleriyle görerek (El'aman yâ Rab!..) feryadına başlamış, ellerini ısıran, göğüslerini döven, şefaatten mahrum kalan, hüsran ve nedamet içinde bulunan (Vâ hasretâ... Vâ esefâ...)
Sayfalar 159–165
Muzaffer Ozak Külliyatı · Üdebali'ye tâbir ettirerek memnun ve mesrur oradan ayrıldı. (Bu kıssayı, evvelce de belirttiğimiz gibi IRAD'ın ikinci cildinde teferruatıyla ve bu risâlemizde de hulâsatan arz etmi
Sayfalar 230–236
Muzaffer Ozak Külliyatı · hazinesinden çıkmış değildir, dedi. Pederimden kalan çiftliğin gelirindendir. Şeyh hazretleri, keseyi aldı ve içinden bir kaç akçe çıkararak dervişlerden birisine uzattı: — Bu para
Sayfalar 216–222
Muzaffer Ozak Külliyatı · tigim için bana kızma. Aleyhimde bulunma. Bunları bana Allah söyletiyor. Söyleyene bakma söyleteni gör. Sana nimeti verene bakma, verdirene nazar et. Sana sopayı vuranı nazar-ı iti
Sayfalar 218–223
Muzaffer Ozak Külliyatı · selemez, hak katına ulaşamaz ve boşuna çırpmarak helak olur giderler. Böylelerinin ölümden korkmaları tabiîdir. Aşagıda nakledeceğim kıssa, bu görüşümü isbatlamaktadır. Yeter ki, d
Sayfalar 255–261
Muzaffer Ozak Külliyatı · sisin. Onun için sana sığınıyor ve yalvarıyorum, oğlumu kurtar!.. demişti. Kanuni Sultan Süleyman Han; bunun üzerine Charles Quint'e haber göndermiş ve: — Kulaklarımızın dibinde to