ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
56 sonuç · “Hür”
01Buhûriyye
Buhûriyye, Halvetiyye'nin alt şubelerinden biridir; nispet, silsile ve tarihî merkez bilgileri karşılaştırmalı kaynaklarla gösterilir.
Hurrem Çelebi Sâhib-i Medrese
Hurrem Çelebi (ö. 970/1562-63), Sofya, Şam ve çevresinde görev yapmış; Nakşibendî şeyhlerine intisabı, Tophane'deki Hurremiyye Medresesi ve Şam çevresindeki vakıflarıyla tanınmıştır.
Hurrem el-Cemâlî Karamanî
Hurrem el-Cemâlî Karamanî (ö. 970/1562-63), Cemâleddin Aksarâyî ailesinden gelen; İstanbul'da ders veren, şiir, inşa ve tarih bilgisiyle tanınan Osmanlı âlimidir.
Hurrem Velî
Hurrem Velî, Akşemseddin'in halifelerinden; gelenekte İstanbul'un fethi sırasında şehid olduğu ve Altımermer'de defnedildiği aktarılan Bayramî şeyhidir.
Akşehirli Abdî Halife
Abdullah b. Hacı Mahmud, meşhur adıyla Abdî Halife (ö. 972/1564-65), Bahâeddinzâde’den icazet alarak Akşehir’de Bayramiyye’yi yayan, zâviye kuran ve risaleler kaleme alan şeyhtir.
Bostanzâde Mehmed Efendi
Bostanzâde Mehmed Efendi (942/1535-36–24 Şâban 1006/1 Nisan 1598), Osmanlı tarihinde azledildikten sonra yeniden şeyhülislâmlığa getirilen ilk isimdir. İhyâü ulûmi’d-dîn’i Türkçeye çevirmiş, Mülteka’l-ebhur’u şerhetmiş; manzum fetvaları, şiirleri ve ilmiye teşkilâtındaki etkisiyle tanınmıştır.
Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi
Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi (ö. 1123/1711), IV. Mehmed devrinde saray hânendesi ve mûsiki hocası olarak çalışan; Rast Na‘t, Segâh Âyin, Segâh Tekbir, Salât-ı Ümmiyye ve Nevâ Kâr gibi eserleriyle cami, Mevlevî ve klasik mûsiki repertuvarlarını birleştiren büyük bestekâr, şair ve ta‘lik hattatıdır.
Cemâleddîn-i Efgānî
Cemâleddîn-i Efgānî (1254/1838-1314/1897), Kahire, İstanbul, Hindistan, İran ve Avrupa arasında yürüttüğü eğitim, yayın ve siyasî faaliyetlerle İslâm dünyasında ıslah, hürriyet, dayanışma ve sömürge karşıtı düşünceyi etkileyen fikir ve siyaset adamıdır.
Edirneli Mehmed Buhûrî
Şeyh Mehmed Buhûrî er-Rûmî el-Edirnevî (ö. 1039/1629-30), Mestçizâde İbrâhim Necîb vasıtasıyla Ramazan Mahfî’ye ulaşan ve Halvetiyye-Ramazâniyye içinde Buhûriyye şubesine adını veren Edirneli pîrdir.
Gavsî Ahmed Dede
Gavsî Ahmed Dede (ö. 1108/1696-97), Bursa’da Sâlih Dede yanında yetişip Konya merkez terbiyesinden geçen; Galata’da Mesnevî okutan, yaklaşık yirmi bir yıl postnişinlik yapan Mevlevî şeyhi, şair ve sanatkârdır.
Hâce Abdullah (Ubeydullah) Berakî
Hâce Abdullah (Ubeydullah) Berakî (ö. 555/1160), Hârizm kökenli; Buhara’da faaliyet gösteren, Yûsuf el-Hemedânî’nin dört meşhur halifesinin ilk tertip halkası olarak anılan erken Hâcegân sûfîsidir.
Hâfız Muhammed Berhûrdâr Nevşâhî
Hâfız Muhammed Berhûrdâr Nevşâhî, Hâci Muhammed Nevşâh Gencbahş’ın oğlu ve Nevşâhiyye silsilesini aile içinde sürdüren iki isimden biridir.
Hâfız Muhammed Cemâleddin er-Rifâî
Kasımpaşa Camii Kebîri imam-hatibi ve meşhur zâkirbaşı Muhammed Cemâleddin, Yeşil Tulumba Âsitânesi'nde postnişinlik yaparak İstanbul musiki ve Balkan hilâfet ağlarını birleştirdi.
Âbaü'l-ahval
(آباء الاحوال) Hal babaları. tas. a Sahip oldukları hallere hâkim olan, hal sahibi olduklarını başkalarına hissettirmeyen, halin tesiriyle dengelerini, doğal ve her zamanki davranışlarını değiştirmeyen salikler. b Cezbe ve şevk gibi hallere mağlup ve mahküm olup kendilerinden geçen ve dengelerini kaybeden sâliklere ebnâü'-ahval (hal çocukları) denir. Bunlar sekr ve cezbe halindeyken şer'i hükümlere uymayan sözler söyleyebilir, fıkıh ölçülerine göre caiz olmayan işler yapabilir; fakat bu türden beyan ve davranışlardan sorumlu olmazlar. Zira hal sebebiyle bilinç ve iradelerini ya kısmen ya da tamamen yitirmişlerdir. Bu zümrenin en iyi örneği meczuplar ve behlüllerdir. Dini his ve heyecanların etkisiyle olağan olmayan biçimde konuşan ve hareket eden her sâlik ebndülahval'dendir. Âbaü'l-ahval temkin, ebndü'l-ahval telvin sahibidir. Temkin, telvinden üstündür. Hallâc, “Peygamberler haller üzerinde tam olarak hâkimiyet kurmuşlardır; bu hallerde diledikleri gibi tasarruf ederler. Diğerlerine ise haller musallat kılınmıştır. Onlar üzerinde haller tasarruf eder, oysa haller nebilerin yönetimi ve etkisi altındadır” der. Bkz. Temkin, Telvin. Abd—Abdiyet i. ar. (4 (عبد - عبد 1. Kul, köle, bende. 2. tas. Hakk'a kul olduğu için başkasına kul olmayan. Hz. Peygamber'in en yüce makamı, insanoğlunun sahip olduğu manevi mertebelerin en yükseği abdiyettir (kulluk). Kelime-i sehadette,
Ada
اعداء) t Adü veya Adüvv Düşmanlar. tas. Allah'ın dostlarına evliya veya evliyaullah dendiği gibi düşmanlarına da ada veya adâu'llah (aduvvu'llah) denir (Fussilet Suresi, 19, 28.) Bunların tekilleri kullanılarak veliyyu'llah ve aduvvu'llah da denir. Şeytan, kâfir, zındık (ateist) ve putperest adâ olduğu gibi insanın kendi nefsi, hevâ ve hevesi de adâdır. Kişinin en büyük düşmanı nefsidir (bencillik, aşağı arzular). Bkz. Düşmen. Adab-ı tarikat Tarikat edebi. Tarikat ehlinin uyduğu usül ve esaslar. Adak i. داق) 1) Nezir. tas. a Allah'a ibadet amacıyla ibadet ve tâat cinsinden bir işin yapılmasını taahhüt etmek. b Bir muradın gerçekleşmesi ve dileğin yerine gelmesi için türbelere, tekkelere, ermişlerin mezarlarına ve kutsiyetine inanılan bir yere adanan kurban, eşya vs. Hastalıktan kurtulmak, belayı defetmek, bir musibete ve afete uğramamak, çocuk sahibi olmak, çok arzu edilen bir şeyi elde etmek için evliyanın türbelerine, yatırlara, dedelere, babalara kurban veya para veya herhangi bir eşya adanır. Türbelerde mum yakılır, türbe civarındaki ağaçlara çaputlar bağlanır. Böylece yatırdan yardım istenir (istimdat). Allah'ın, sevgili kulu olan ermişin yüzü suyu hürmetine dilek sahiplerinin isteklerinin yerine getirileceğine inanılır (tevessül). Aslında adak ve nezir tasavvufa özgü değildir; fa- kat mutasavvıfların adak anlayışı diğerlerinden farklıdır. Bu yüzden fakihler bu türlü adakları hoş görmezler. Buna rağmen adaklar gerek tasavvuf ve tarikatlerde, gerekse halk inancında önemli bir yer tutar. Birçok tekke, türbe ve hatta vakfın ve imarethanenin gelir kaynağı adaklardır.
Âdâb
İ) t. Edep Uyulması gereken görgü kuralları, göz önünde tutulması gerekli olan esaslar, izlenmesi gereken yol yordam. En iyi hal ve hareketler, ölçülü davranışlar, kişiler arasındaki iyi ilişkileri düzenleyen esaslar. tas. Süfilerin uydukları ve uyguladıkları kurallara adab-ı sofiyye, tarikat ehlinin gözettiği ve dikkate aldığı kurallara adab-ı tarikat veya adap ve erkân denir. Tasavvufta zamana, mekâna, muhataba, hale ve makama göre birtakım edepler vardır. Tasavvufi toplantılarda bulunanların uymaları gereken adap ve usüle adab-ı sohbet, adab-ı işret ve sohbet, şeyhin dikkate alması gereken esaslara adab-ı şeyh, müridin tabi olması gerekli olan esaslara da adab-ı mürit denir. Bu esaslara uymak amaca ulaşmayı sağladığından “usüle uymayan vusülden mahrum kalır” denilmiş ve terk-i edep edepsizlik sayılmıştır. İbn Atâ, “Salihlerin adabını uygulayan hürmet, evliyanın adabını uygulayan Allah’a yakınlık, sıddıkların adabını uygulayan temaşa, peygamberlerin adabını uygulayan üns ve inbisât makamına yaraşır hale gelir” demiştir. Tasavvufta kişinin nefsine uygulayacağı adaba adab-ı nefs denir. sülûkün her aşamasında gözetilmesi gereken belli bir adap vardır. Süfiler biri zahiri (şer'i) diğeri bâtıni olmak üzere iki türlü adaptan bahsederler. Zahiri ve şer'i adap tasavvufun temelidir. Bâtıni adap tefekkür. ve gönül halleriyle ilgilidir. Küçüklere evlat şefkati, büyüklere baba hürmeti ve akrana kardeşlik sevgisi göstermek tasavvufun genel adabının temelidir ( 415 437). Bkz. Usül, Asl- Fer, Edep, Erkan, Adab-ı tarikat.
Afet
ç. Afat Musibet, bela, zarar, ziyan. tas. a Kötü huylardaki tehlikeler ve zararlar; örn. gıybet afeti, yalan afeti, şöhret afeti. b Organların ahlak dışı yollarda ve günaha yol açacak biçimde kullanılması; örn. dilin afeti yalan söylemek, kulağın afeti gıybet dinlemek, elin afeti hırsızlık yapmaktır. c Sülük halinde bulunan salikin ilerlemesini engelleyen dünyevi bağlar (alaik) ve maddi عب karlar. “Süfiler için afet oğlanlarla düşüp kalkmakta, zıt görüşte olanlarla yarenlik etmekte ve kadınlardan hediye kabul etmektedir”. 4 Aşk. Dil verme gam-ı aşka ki aşk afet-i cândır Aşk afet-i cân olduğu meşhür-i cihândır Fuzali Afet-i tarik (2 bö 1) Tarikat afeti, keramet. Afitap i fars. ب) 5 1) Güneş. Afitâb-ı celal (ululuk güneşi) ve afitab-1 vücut (varlık OE
Agâh
Vâkıf, muttali, müteyakkız, arif, aşina, dikkatli, haberdar, uyanık. tas. Halden anlayan, doğru yolu gösteren, maddi ve manevi olarak darda kalanların imdadına yetişen bilgin ve olgun; Hak adamı, hoşgörülü ve kalp gözü açık veli. Eski kaynaklarda agâh deyimi yerine aynı anlama gelmek üzere vâkıf terimi kullanılır. Nifferi, vâkıfı ariften üstün tutar. Agâh kişi gaflette olmayan uyanık kalbin niteliğini de dile getirir; örn. “Hakkın tecellisi nagâh gelir, ama dil-i agâha gelir”. Mevleviler, dervişleri sabah namazı için uyandırırken: “Agâh ol erenler,” derler. Olgun dervişe agâh cân denir. Birini teskin veya dikkatini bir noktaya çekmek için, “Agâh ol yâ hü,” denir. Bu deyim kendine gel, dikkatli ve uyanık ol anlamına gelir. Kâmil, arif, vâsıl ve âşık mürşitlere pir-i dil-agâh denir. “Zikirden maksat gönlün her zaman Hakk'ın huzurunda, muhabbet ve hürmet vasfıyla agâh olmasıdır. Agâhlık hasıl olursa zikrin gayesi hasıl olur. Zikrin özü ve ruhu gönlün Hak'tan agâh olmasıdır” (KRE 37. Bu şek bağrımda her gün gâh u bigâh Dolaştım “Hü” deyip dergâh dergâh Ümid ettim ki bir pir-i dil-âgâh Desin: “Destür” mihrâb-ı hafâdan Yahya Kemâl
Ahkâm-ı bâtına
İç dünyaya ve kalbe ilişkin hükümler. Niyet, ihlâs, riya, kibir, tevekkül ve benzeri mânevî-ahlâkî konuların hükümlerini ifade eden klasik bir tabirdir. “Bâtınî fıkıh” diye de anılan bu alan, ibadet ve davranışların yalnız dış biçimini değil niyetini ve kalpteki etkisini ele alır; zâhirî hükümleri geçersiz sayma anlamına gelmez.
Ahlâm
Rüya, düş. 2. tas. a Hayal mertebesi, misal mertebesi. İnsan uyurken, nefs maddi âlemle ilişkisini tamamen keserse, o nefse misal âleminin suretleri yansır, tıpkı bir şeyin aynaya yansıması gibi. Sadık rüya ve ahlâm bu durumda ortaya çıkar (iFH, 6. Fas). Bkz. Rüya. Ahmed-i muhtar postu (~~ حيد محتا ريو |) Bektaşi dergâhlarında meydandaki İkiz anali a A tarikat tahun sağındaki makama verilen isim. Yeni nasip alan talip buraya geldiğinde, rehberi ona “Buna Ahmed-i muhtar postu derler. Evvelkilerin ve sonrakilerin tüm ilimleri bunun yüzü suyu hürmetine yaratılmış olup, hidayete erdiren budur. Sebeb-i icâd-ı âlem budur. Cümlenin anası atası budur” der (Po 1:30). Ahret adam— Ahret hatun Münzevi, dünyayla ilgisini kesip kendini ahirete veren, ebnâ-i ahiret (Po 1:30). Fas). Bkz. Rüya. Ahmed-i muhtar postu (~~ حيد محتا ريو |) Bektaşi dergâhlarında meydandaki İkiz anali a A tarikat tahun sağındaki makama verilen isim. Yeni nasip alan talip buraya geldiğinde, rehberi ona “Buna Ahmed-i muhtar postu derler. Evvelkilerin ve sonrakilerin tüm ilimleri bunun yüzü suyu hürmetine yaratılmış olup, hidayete erdiren budur. Sebeb-i icâd-ı âlem budur. Cümlenin anası atası budur” der (Po 1:30). Ahret adam— Ahret hatun Münzevi, dünyayla ilgisini kesip kendini ahirete veren, ebnâ-i ahiret (Po 1:30).
Amed-i maneviye
عمد معنو يه) I. Manevi direkler. 2. tas, Âlemin ruhu, kalbi ve nefsi ki, Allah'tan başka hiçbir kimsenin bilmediği kâmil insanın hakikatinden ibarettir. Semalar bu direkler sayesinde ayakta durur. Mutasavvıflar bu deyimi Kur'ân'dan almışlardır (Rad Suresi, 12; Lokman Suresi, 10; KI, TK 11:956). “Yer ve gök iyilerin yüzü suyu hürmetine ayakta durur” denilirken bu inanç dile getirilir.
Bahr
veya Bahir. ç. Buhür, Ebhar, Bihar. Deniz, derya, umman. 2. tas. a Hakk'ın sonsuz olan sıfat ve zat makamı ki, bütün eşya ve varlıklar bu sonsuz ummanın dalgalarıdır. b Külli varlık âlemi. Vahdet (birlik) umman, kesret (çokluk) bunun dalgalarıdır. Süfiler genellikle varlığın tek olduğunu, çokluğun görünürde kaldığını anlatmak için deniz örneğini kullanırlar (sm 183, NK 7). Bahr-i aşk, bahr-i muhabbet, bahr-i zat, bahrü'l-hakikat gibi ifadelerde kullanılır. Zehi deryâ-yı vahdet kim kesilmez hergiz emvâcı Bu kesret âlemi andan doğup nâçâr olur peydâ Niyâzi Deryâ-yı muhit casa geldi Kevn ile mekân hurüşa geldi Nesimi Bahreyn (cw 5x) 1. Iki deniz. 2. tas. Vücüp ve imkân sahası, zaruret ve cebir dairesi ile irade ve ihtiyar daireleri. Insan iradesinin etkili olduğu alana imkân dairesi, cebrin hâkim olduğu alana vücüp (zaruret) dairesi denir (sM 186). Bahr-ı atâ Lütuf denizi. Bahr-ı ateş Ateş denizi. Bahr-ı bilâ-şâti Sahili olmayan deniz, sonsuz derya. Bap Bahır-ı bi-pâyân (4 LU بى ><) I. Sahili olmayan deniz. 2, tas. Zat-ı kibriya, Iki deniz. 2. tas. Vücüp ve imkân sahası, zaruret ve cebir dairesi ile irade ve ihtiyar daireleri. Insan iradesinin etkili olduğu alana imkân dairesi, cebrin hâkim olduğu alana vücüp (zaruret) dairesi denir (sM 186). Bahr-ı atâ Lütuf denizi. Bahr-ı ateş Ateş denizi. Bahr-ı bilâ-şâti Sahili olmayan deniz, sonsuz derya. Bap Bahır-ı bi-pâyân (4 LU بى ><) I. Sahili olmayan deniz. 2, tas. Zat-ı kibriya,
Dârü'-beka
Ebediyet yurdu. tas. a Ahiret. b Ruhaniler âlemi, beka billah makamı. Beka mülkü, Mülk-i bekadan gelmişem fâni cihânı neylerim Ben dost cemâlin görmüşem, hür u cinânı neylerim Yünus
Fakir
ç Fukara Derviş, yoksul. 2. tas. Sâlikin Hak'ta fani olması ve kendini ona muhtaç bilmesi. “Ey insanlar sizler fakirsiniz, Allah’a muhtaçsınız” (Fatır Suresi, 15). Kibir ifade eden ‘ben’ sözü yerine tevazu gösterip “fakir, ‘sen’ yerine de hürmeten 'nazirim' denir. Bkz. Fakr. Fakiri (5 5-33) 1. Yoksulluk. 2. tas. Kendisinden ilim ve amel alınmış olan sâlikin iradesiz kalması hali (11s). Yoksulluk. 2. tas. Kendisinden ilim ve amel alınmış olan sâlikin iradesiz kalması hali (11s).
Gevher
Cevher, mücevher ve kıymetli taş. Tasavvuf şiirinde mâna, sır, ilâhî sıfatların tecellisi ve insanın saklı mânevî kabiliyeti için kullanılan bir mecazdır. Denizin içindeki inci gibi, hakikatin de görünüş kabuğu içinde aranması gerektiğini anlatır. Bazı Bektaşî çevrelerinde “gevher” veya “mühür” sözü, Kerbelâ toprağıyla ilişkilendirilen secde taşları için de kullanılmıştır; bu özel kullanım genel tasavvufî anlamdan ayrıdır.
Ali Fakih (Balcılar) köyü
Gerede, Bolu · Türkiye · Kaynak, Halil Efendi'nin Bolu'nun Gerede ilçesine bağlı Ali Fakih köyünde doğduğunu ve köyün bugün Balcılar adıyla anıldığını bildirir. Doğum tarihi, ailesi ve köydeki ilk yılları hakkında bilgi vermez; halk arasındaki “Geredeli Aziz” adı da bu memleket nispetinden gelir. Köyün güncel yerleşim sınırı kaynak metinden doğrulanamadığı için koordinat verilmemiş, konum Gerede ilçesi ölçeğinde bırakılmıştır.
Topkapı içinde Tatlıkapı yakınındaki cami
İstanbul · Türkiye · 1134 Safer'inin yirmi sekizinci çarşamba gecesi vefat eden Nigînî'nin cenaze namazı ertesi gün öğleden sonra Ebü'l-feth Sultan Mehmed Han Camii'nde kılınmış, ardından Topkapı içinde Tatlıkapı yakınındaki caminin sahasına defnedilmiştir.
Çerkeş
Çerkeş, Çankırı · Türkiye · Gençlik yıllarında bir arkadaşıyla çıktığı seyahat sırasında gördüğü rüyanın etkisiyle Ankara'nın Çubuk ilçesinde arkadaşından ayrılarak yöneldiği kasaba. Burada Şâbâniyye'nin Çerkeşiyye kolunun pîri Çerkeşî Mustafa Efendi'ye intisap etti ve 1811'de seyrüsülûkünü tamamlayıp hilâfet aldı. Kaynak Çerkeş'te kaldığı süreyi ve ikamet ettiği yapıyı belirtmez; koordinat kasaba merkezi ölçeğindedir.
Râmhürmüz
Râmhürmüz · İran · Doğduğu ve ilk çocukluk yıllarını geçirdiği şehir; babası burada köyün reisiydi. İlişkili kişi dosyası Selmân-ı Fârisî : Selmân-ı Fârisî (ö. 36/656 [?]), hakikat arayışı İran’dan Hicaz’a uzanan, Hendek Gazvesi’ndeki teklifi ve Medâin valiliğindeki zâhid yaşayışıyla tanınan sahâbîdir.
Gerede'deki tekkesi
Gerede, Bolu · Türkiye · Hilâfetinden sonra Gerede'de açtığı ve kaynağın otuz altı yıl irşad faaliyetinde bulunduğunu bildirdiği tekke. Vefatında tekkenin hazîresine defnedildi. Maliye Nâzırı Gazi Ahmed Muhtar Paşa tekkeye iki ocaklı bir su değirmeni vakfetmiştir. Halifeleri aracılığıyla Nevrekop, İstanbul, Bolu, Kütahya ve Uşak'a uzanan ağın merkezi burasıdır. Kaynak tekkenin mahalle veya sokak adresini vermediğinden koordinat üretilmemiştir; sayfadaki mevcut biyografi bu çekirdeği bugünkü Seviller Mahallesi'ndeki Aşağı Tekke çevresiyle eşleştirir, fakat bu eşleştirme kaynak metnin dışındadır.
Geredeli Hacı Halil Efendi Türbesi
Gerede, Bolu · Türkiye · Maliye Nâzırı Gazi Ahmed Muhtar Paşa'nın Halil Efendi için yaptırdığı türbe. Mehmed Rifat'ın düşürdüğü ve bugün türbe kitâbesinde yer alan “Cinâna döndü makām-ı Halîl Efendi” mısraı vefat tarihini verir. Kaynak türbenin tekke hazîresindeki yerini tarif etmediği için koordinat verilmemiştir.
Van
Van · Türkiye · Valisinin ve devlet adamlarının meselelerini sormaya geldiği vilâyet merkezi; Van ve havalisinde çok sevilip hürmet görmüştür. İlişkili kişi dosyası Seyyid Fehim Arvâsî : Seyyid Fehim Arvâsî (1826/27-1895), Seyyid Tâhâ Nehrî'nin halifesi; Arvâs Medresesi'ni yeniden imar edip ilmî tahsil ile tasavvuf terbiyesini birleştiren âlim ve mürşiddir.
Manastır
Bitola · Kuzey Makedonya · Ocak 1904'te mektupçu olarak gönderildiği, hürriyet yanlısı tavrı sebebiyle 11 Temmuz 1908'de Trabzon'a sürüldüğü vilâyet merkezi. İlişkili kişi dosyası Sâdık Vicdânî : Kastamonu'dan Balkanlar, Basra, Ankara, Bursa ve İstanbul'a uzanan memuriyet hayatını Nakşî-Hâlidî mensubiyeti ve tarikat tarihi araştırmalarıyla birleştiren Tomâr-ı Turuk müellifi.
İstanbul
İstanbul · Türkiye · İleri yaşlarında birçok defa gittiği ve Kanûnî Sultan Süleyman'ın davet edip hürmet gösterdiği şehir; vakfetmek istediği köyleri burada reddetmiştir. İlişkili kişi dosyası Mehmed Muhyiddin Üftâde : Mehmed Muhyiddin Üftâde (ö. 1580), Bursa’da yetişen, Hızır Dede yanında sülûkünü tamamlayan ve Aziz Mahmud Hüdâyî’yi yetiştiren Celvetiyye pîridir.
Cündi Hürrem Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Ad düzeltmesi Birleşik “Cündiharem” okuması kişi ve yapı adını anlaşılmaz kılıyordu. Karşılaştırmalı İstanbul tekke listelerinde kayıt Cündi Hürrem Tekkesi biçimindedir. Yer ve aidiyet Tekke Altımermer çevresinde Rifâî merkezleri arasında sayılır. Aynı semtteki Sinek Şeyh Halil Efendi Tekkesi'yle yalnız semt ortaklığı nedeniyle birleştirilmemiştir. Açık alanlar Cündi Hürrem'in kimliği, post devamı ve yapının kesin konumu için arşiv belgesi gereklidir; eldeki ad kaydından uydurma biyografi türetilmemiştir.
Gümüş Baba Dergâhı
İstanbul · Türkiye · Etyemez’de Gümüş Baba Dergâhı Sefîne-i Evliyâ dergâhı İstanbul’da Etyemez çevresinde gösterir. Kaynakta es-Seyyid Sa‘dullah Efendi ile Bitlisli İbrâhim Hürrem Efendi yapının şeyhleri arasında anılır. Postnişin ve mezar kitâbesi İbrâhim Hürrem Efendi’nin Gümüş Baba Dergâhı postnişini olduğunu bildiren mezar kitâbesi, vefatını 15 Cemâziyelevvel 1315/12 Ekim 1897 olarak verir. Kaynak ayrıca onun Haseki’deki Bayram Paşa Dergâhı’na defnedildiğini kaydeder. İki mekânı ayırmak Gümüş Baba Dergâhı şeyhlik merkezidir; Bayram Paşa Dergâhı ise İbrâhim Hürrem Efendi’nin defin yeridir. Bu iki yapı tek mekân sayılmamıştır. Gümüş Baba’nın kesin parseli henüz doğrulanmadığından koordinat eklenmemiştir.
Nakşibendî-Hâlidî Nehrî Kolu
Nehrî'den Türkiye, İran ve Irak'a uzanan aktarım ağı. Mehmet Saki Çakır'ın doktora tezinden hazırlanmış özgün editoryal dosya.
Meclis-i Meşâyıh: Tekke İdaresinin Kurumsallaşması
1866'dan 1925'e merkezileşme, ehliyet ve tevcih. Yeni OCR kaynaklarının sayfa ve başlık denetimiyle hazırlandı.
XIX. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Haritası
On dokuzuncu yüzyıl Anadolu tasavvufunu yalnız tekke sayılarıyla değil; tarikat kolları, şehir ağları, göçler, cami ve hâne tekkeleri, Meclis-i Meşâyih, ulema, mûsiki ve gündelik hizmet kurumları üzerinden okuyan kapsamlı dönem dosyası.
Ahmed el-Bedevî'nin Vasiyetleri ve Bedevî Âdâbı
Kur'an ve Sünnet Vasiyetlerin ilk ilkesi dinî hayatı Kur'an ve Sünnet ölçüsünde sürdürmektir. Tarikat alâmetleri bu ahlâkî omurganın yerine geçmez. İbadet ve zikir Gece namazı, kalbin Allah'ı anması, murakabe ve tefekkür vurgulanır. Daha sonraki Bedevî çevrelerinde cehrî, ayakta ve oturarak yapılan toplu zikir biçimler
Tulûb-i Nevbe: Tekke Mûsikisinde Ritim, Merasim ve Hafıza
Rifâî, Kādirî, Bedevî ve Sa‘dî tekke çevrelerinde görülen nevbe merasimini; kelime, saz, icracı ve kaynak boyutlarıyla ele alan dosya.
Bolulu Himmet: Dîvân, Tarikatnâme ve Âdâb
Dîvân Himmet’in Dîvânı klasik nazım şekilleriyle tekke şiiri söyleyişini bir arada taşır. Meclislerde bestelenerek okunan ilâhiler, metnin sözlü ve musikili dolaşımını gösterir. Manzum Tarikatnâme Manzum eser, yol eğitimini ezberlenebilir ve mecliste okunabilir bir öğretim diline dönüştürür. Beyitler bağlamından koparı
Tarikat Eşyalarını Okumak
Tâc, hırka, kemer, teslim taşı, keşkül, teber ve burhan aletlerini tek bir sembol sözlüğüne indirgemeden okumak için kaynaklı yöntem.
İzzî Tarihi’nde Hırka-i Saâdet Odası’nın 1747 Tezyinatı
İzzî Tarihi’nin 1747 kaydından Hırka-i Saâdet Dairesi’nin yenilenmesini; mekân, emanet, harcama ve hanedan söylemini birbirinden ayırarak inceler.
SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI
Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
Sayfalar 2–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,
Sayfalar 4–13
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 43 5846 Sayılı Kan un gereğince telif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ÖZTÜRK Matbaası Ist
Sayfalar 4–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1
Sayfalar 3–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista
Sayfalar 10–15
Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel
Sayfalar 14–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · BEtSsü; Ve lekad kerremna beni-Âdeme... El-İsrâ: 70 (Andolsun, biz azim-üş-şân Âdem oğullarını, diğer bütün yarattıklarımızdan üstün kıldık.) sırrına ve tecellisine mazhar olabilsi
Sayfalar 10–17
Muzaffer Ozak Külliyatı · (YÂ RAHMANÜ ism-i celilini, her farz namazdan sonra 100 kerre okuyan kimseler, gaflet ve unutkanlıktan ve gönül darlığından emin olurlar.) Er Rahiymü Celle Celâluhu Pek ziyade merh
Sayfalar 13–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · tün kâ'inat ve mevcudat, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin yüzü suyu hürmetine halk ve icat buyurulmuş ve Habib-i adib-i Kibriyâ on sekiz bin âleme
Sayfalar 21–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · (Cennette, gözlerin göremediği, kulakların işitemediğı ve insan kalbinin idrak ve ilata edemediği ni'metler vardır..) Fazl-ı ilâhi ile cennete girecek bazı zevatı, Allahu sübhanehu
Sayfalar 18–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · ğunu ileri sürmesine benzerler. Babasının kim olduğu bilinmeyen ve bir fahişeden dünyaya gelen ne idüğü belirsiz bir piçe, böyle bir zat: (Evlâdım...) diyebilir mi, bilmem? Insan,