Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

37 sonuç · “Şükr

01
Şahsiyet

Ahmed Bahâeddin Efendi (Bahâî)

Ahmed Bahâeddin Efendi (1872–1923), Şehremini’nde yetişen, İbrâhim Şükrullah ve Ahmed Zarîfî çevrelerine bağlanan; Bahâî mahlasıyla na‘t, gazel, tahmis ve tarih manzumeleri yazan son dönem Sinâniyye-Halvetiyye şairidir.

02
Şahsiyet

Hacı Ahmed Şükrü Efendi

1853 doğumlu Hacı Ahmed Şükrü Efendi, kıraat ve medrese icâzetlerini devlet hizmetiyle birleştiren; Fetvahâne reîsülmüsevvidînliği, Mesâhif Meclisi üyeliği ve Adliye müsteşarlığı yapan, Seyyid Murtazâ’dan Kādirî hilâfeti alan Osmanlı âlimidir.

03
Şahsiyet

Hacı Mehmed Emin Efendi

Yazıköylü Hacı Mehmed Emin Efendi (ö. 1283/1866-67), Çerkeşî Mustafa ve Geredeli Hacı Halil hattında yetişen; Safranbolu–Nevrekop irşad ağını kurup iki seyrüsülûk risalesi yazan Şâbânî şeyhidir.

04
Şahsiyet

Muhammed Şükrü Efendi

Muhammed Şükrü Efendi (ö. 1729), Alaca Mescid imamlığı yapan; Hoca Alâeddin ve Memiş adlarıyla da anılan, mezar taşındaki Uşşâkî tâcıyla aidiyeti kaydedilen İstanbul şeyhidir.

05
Şahsiyet

Mustafa Şükrü Efendi

Mustafa Şükrü Efendi (ö. 1907), Ramazan Efendi Dergâhı postnişini; Sünbül Efendi Âsitânesi'nde uzun yıllar pîş-kademlik yapan Sünbülî şeyhidir.

06
Şahsiyet

Seyyid Muhammed Şükrü Şihâbeddin Efendi

Muhammed Şükrü Şihâbeddin Efendi (ö. 1908), Osman Nûreddin Şems Efendi’nin halifesi ve damadı; mezar kitâbesinde Kādiriyye ve Üveysiyye ricâlinden sayılan İstanbul şeyhidir.

07
Şahsiyet

Şeyh Ahmed Hüsâmî Efendi

Ahmed Hüsâmî Efendi, İstanbul’da yetişen; Muhammed Şükrü Efendi’den Uşşâkî hilâfeti alan, Şeyh Hüsâmeddin-i Uşşâkî türbesine hizmet eden hattat ve devlet kâtibidir.

08
Şahsiyet

Şeyh İbrâhim Şükrullâh Efendi

İbrâhim Şükrullah Efendi, Mustafa Zeki Efendi’nin oğlu; Lütfi Sâlih Efendi’den irşad terbiyesi alan Sinânî şeyhi ve şairdir.

09
Şahsiyet

Yakovalı el-Hâc Ali Fikri Efendi

FİKRİ EFENDİ Meşahlr-i ulema-yı fihamdan olup, Kuşadalı hazretlerine yetişen ve mazhar-ı fey zi olan eazımdandır. Mahdum-ı mükerremleri Ahmed Şükrü Efendi'den naklen yazı yorum: "Saraçhane Medresesi'nde muabbir Ömer Efendi'ye Kuşadalı İbrahim Efendi hazretleri gelirler imiş. Pederim de orada bulunduğundan onu istikbal edenler meya nında bulunmuş ve üns ü…

10
Sözlük

O; üçüncü şahıs zamiri. tas. a Allah'ın mutlak gayb olan hüviyeti, künhü; temaşası mümkün olmayan zatı. Gir semâa zikr ile gel yana yana Hü deyü Ir safâ-i aşk-ı Hakk’a yana yana Hü deya Zat-ı Hakk'ı buldular buluştular bir Ha ile Dost göründü her taraftan yana yana Hü deya Niyazi Mısri Hulül A Bektaşi gülbank ve tercemanlarının sonunda “Allah eyvallah Hü Dost,” denir (AM 287). Safha-i sadrinda dâim âşıkın efkârı ha Sakirin şükrü hüvallah, zâkirin ezkârı ha Ravza-ı hü'yı makam et ey Cemâl-i Halveti Ta vücudun mülküne keşf ola esrârı hü Hubb-i câh Makam sevgisi, mevki hırsı, itibar tutkusu.

11
Sözlük

Muhâsebe

Kişinin kendisini hesaba çekmesi. Sâlikin niyetlerini, davranışlarını, kazanç ve kayıplarını düzenli biçimde gözden geçirmesidir. “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz” ilkesiyle ifade edilir. Muhâsebe yalnız kusur aramak değil; nimete şükretmek, hatadan dönmek ve ertesi gün için daha bilinçli bir yöneliş kurmaktır. Murakabe ile yakından ilişkilidir.

12
Sözlük

Şükür

) <3) veya Şükr Teşekkür; nimeti dile getirme. tas. a Yapılan iyiligin makbule geçtiğini dile getirme, iyiliği yapanı övme (cr). Kul, Allah'ın lütuf ve nimetlerini dile getirir ve onu överse şükretmiş olur. b Nankör olmamak di Şürb m << (o (küfrân-ı nimet); nimetin kıymetini bilmek. Şükürde üç esas vardır: İlim, hal, amel. Nimeti bilme, nail olunan nimetten ötürü sevinme, nimete karşılık olarak yapılması gerekeni dil, beden ve kalple yerine getirme. Allah'ın nimetini dile getirme, bu nimeti ibadette ve sevap kazandıran işlerde kullanma, iyiliğe ve hayra niyetlenme gibi. Bir organın şükrü onunla günah değil, sevap işlemektir. Şükür, nimetten evvel onu vereni (mun'imi) görmektir, nimet içinde, nimeti vereni düşünmektir. Şükür sızlanmamaktır. Şükür sevap, şekvâ (yakınmak) günahtır. Şükredene şâkir, şükürden âciz olduğunu idrak edene şekür denir. Şükür, nimetin artmasına vesile olur (Gi 1v:78; KR 313). Şürb — Sirb i. ar. (شرب) İçmek. tas. Keşf halinin neticesi, tecellinin meyvesi olan ruhi haz. Sırayla önce zevk, sonra şürb, sonra da reyy (kanma) bahis konusu olur. Zevk sahibi yarı sarhoş (mütesâkir), şürb sahibi sarhoş (sekrân), reyy sahibi ayık (sâhi) halde olur. Sürekli ve çok içildiğinde bağışıklık kazanılır, artık içildiği halde sarhoş olunmaz. Bu durumda sâlik, Hak ile sahv halinde olup hazzından fanidir. Bunların gıdası şaraptır. Mahabbet kadehinden bir yudum içip kananlar var, bu kadehle yedi deryayı içip susuzluğunu gideremeyenler var. Gayb âleminden yalnızca azat edilmiş sırlara ve hür ruhlara dostluk kadehleri sunulur (KR 38). Süfiler tâatten hasıl olan hazza, kerametin verdiği lezzete, üns halinin | sağladığı rahata şürb derler. | بن ee ee ae eg a ES ER TAE LİRA a ER ا ie ave Gua Tâat i. ar, (طاعة) 1. İtaat, boyun eğme, emredileni yapma. 2. tas. ; = 0 Allah'ın iradesine uyma, Allah'ın rızasına uygun düşen her ee fey SÖZ hal ve hareket. Tâatin saiki ya cehennem korkusu, ya da ie cennet ümidi ve Hakk'ın rızası olur. İtaat edene muti ve ehl-i tâat denir. “İtaat ibadettir.” iğ ales 0 Talihte devlet olmasa hidmet ne fâide lk NA Hak'tan inayet olmasa tâat ne fâide Nişâni

13
Sözlük

Tevekkül

Güvenme, bel bağlama, vekil tayin etme, havale etme. a Allah'ın katında olana güvenip halkın elinde ve avucunda olan şeye göz dikmemek (cr). b Vaat edilene güvenme. c Her halükârda yalnızca Allah’a sığınma. d Kalbin Hakk’a itimadı. e Vesvese, endişe ve rızk kaygısı halini yok edip, insanı huzura ve rahata kavuşturan Mevlâ'ya güven hali. ؟ Hakk'ın inayet ve vaadini ye-

14
Sözlük

Kunût duası

Namazda kıyam hâlindeyken Allah’a yönelerek okunan dua. Hanefî uygulamasında vitir namazının üçüncü rekâtında tekbirden sonra; bazı mezheplerde sabah namazında veya felâket zamanlarında okunur. Kunût metinleri Allah’tan yardım, bağışlanma ve hidayet istemeyi; O’na bağlılığı ve şükrü ifade eder.

15
Sözlük

Tatavvu namazı

Farz ve vâcip dışında gönüllü olarak kılınan namaz. Nâfile namazın diğer adıdır. Revâtib sünnetler, gece namazı, kuşluk, tahiyyetü’l-mescid ve abdest şükrü gibi namazlar bu geniş başlık içinde yer alır. Nâfile ibadetler farzların ihmaline gerekçe yapılamaz.

16
Sözlük

Secde

Alın ve burnu yere koyarak Allah’a kulluk ve teslimiyet gösterme. Namazın temel rükünlerinden biridir. Secde yalnız Allah’a ibadet maksadıyla yapılır. Namaz secdesinin yanında Kur’ân’daki secde âyetleri sebebiyle tilâvet secdesi ve namazdaki yanılmayı telâfi eden sehiv secdesi bulunur. Tasavvufî yorumda secde, benlik iddiasının kırılması ve kulun kendi aczini tanımasıdır.

17
Sözlük

fahûr

“Övünme, kibirlenme” anlamındaki > J) “fahr” sözünün ism-i tafdîli olan lan bu söz, “Allah’ın verdiği nimetlerb. le övünen, ancak bu nimetlere çin şükretmeyerek kendini çok öven ve kibirlenen kimse.” anlamında bir söz. Kur’ân-ı Kerîm’de >i) “muhtâl” (bk. bu madde) sözü Hz. ile birlikte kullanılan bu terim, iki üç ayette geçmektedir: “Nisa suad resi”, “Lokman suresi” ve “Hadîd suresi” 23).

18
Sözlük

secde-i kübrâ

Âlemlerin yaratılışı nasmda bütün melekler Hz. Âdem’e secde etm (şeytan dışında). secde-i şükr d. (j^MI ö JâU (şükür secdesi) Bir nime kavuşması veya bir felâk ten kurtulması üzerine b müminin kıbleye yöneler ve tekbir alarak secde varması, hamd ile teşb okuması

19
Sözlük

Ma'rifet (mârifet)

Bilme, tanıma, gönülle bilme. Allahü teâlânın sıfatlarını ve isimlerini hakkıyla bilme, tanıma. Ma'rifetullah. Mârifetin hakîkati, Allahü teâlâyı kalb ile sevmek, dil ile anmak, O'ndan başka her şeyden ümidini kesmektir. (Ahmed bin Hadreveyh) Ma'rifet sâhibi dünyâya değer vermez; nefse âit düşünceleri kesilir, yok olur. Ma'rifetin alâmetlerinden biri, ma'rifet sâhibinde Allahü teâlâ tarafından bir heybetin meydana gelmesidir. Ma'rifeti artanın heybeti de artar. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî) Mârifet, her durumda kulun, Allahü teâlânın verdiği nîmetlere şükretmede, âciz kaldığını, genç ve kuvvetli zamanlarında zayıf olduğunu bilmesiyle ele geçer. (Ebû Hasan bin Saî) Ma'rifet ve Allahü teâlâya yakın olma hâli, farzları edâ etmekle ve sünnet-i seniyyeye tâbi olmakla ele geçer. (Ebü'l-Kâsım Nasrâbâdî) İnsanın izzeti, îmân ve ma'rifet iledir. Mal ve mevki ile değildir. (Muhammed Ma'sûm)

20
Sözlük

Sabır

1.1.8. Sabır ve Şükür Mutasavvıfların üzerinde önemle durdukları ve eserlerinde uzunca yer ayırdıkları sabır ( ربصلا) ve şükür (ر كشلا) kavramları hemen tüm tasavvuf kaynaklarında yer alan terimlerdir.197 Serrâc, Kelâbâzî, Ebû Tâlib el- Mekkî, Kuşeyrî ve Herevî sabır kavramına eserlerinin makamlara dair olan bölümlerinde yer vermişlerdir.198 191 Tevbe, 9/72. Bkz. Serrâc, el-Luma‘; Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-kulûb, II, 63; Gazâlî, İhyâ, IV, 452. 192 Serrâc, el-Luma‘. 193 Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-kulûb, II, 63; Gazâlî, İhyâ, IV, 452. 194 Feth, 48/18. Bkz. Hücvîrî, Keşfü’l-mahcûb, s. 240. 195 Fecr, 89/28. Herevî. 196 Rızâ ile ilgili diğer âyetler için bkz. Sevgi Tütün, “Kur’ân’da Rızâ Kavramının Kullanıldığı Yerler”, Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2/34, ss. 149-174. 197 Sûfîler sabır konusunda Hz. Eyyüb’ü örnek alırlar. Nitekim o yaralarının kurtlanması belâsını sabırla karşılaşmıştır. Bkz. Hücvîrî. 198 Bkz. Serrâc, el-Luma‘; Kelâbâzî; Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-kulûb, I, 325; Kuşeyrî. Herevî “Ahlâk” bölümündeki makamlar arasında yer vermiştir. Bkz. Herevî, Menâzilü’s-sâirîn, s. 49. Gazâlî ise eserinin “Münciyyât” bölümünde tevbe kavramından sonra “İmanın yarısı sabır, diğer yarısı da şükürden oluşur.” rivayetini199 zikretmek suretiyle önemine işaret ederek şükür kavramı ile birlikte yer vermiştir.200 Sözlükte “engellemek, hapsetmek, alıkoymak, bir darlık içerisinde tutmak, güçlü ve dirençli olmak” anlamlarına gelen sabır, terim olarak üzüntü, başa gelen sıkıntı ve belâlar karşısında direnç gösterme; olumsuzlukları olumlu kılmak için gösterilen metanet mânâlarına gelmektedir.201 Mutasavvıfların sabır kavramına verdikleri anlamlar kök anlamı ile doğrudan alakalıdır.202 Nitekim ilk dönem sûfîlerinden Z ünnûn-ı Mısrî (ö. 245/859) sabrı, “Sabır Allah’ın emirlerine karşı olan davranışlardan uzaklaşma, boğazda düğümlenip kalan musibet lokmasını yutma esnasında sükûneti muhafaza etme ve maişet konusunda fakir olunsa bile zengin görünmektir.” ve “Sabır Allah’tan yardım dilemektir.” ifadeleri ile tanımlamıştır.203 Yine Sehl b. Abdullah Tüsterî “Sabır, Allahu Teâlâ’nın sıkıntıyı gidermesini beklemektir.”,204 C üneyd-i Bağdâdî “Sabır, yüzünü buruşturmadan acı bir şeyi yutmaktır.”,205 İbrâhim el-Havvâs (ö. 291/904), “Sabır, Kitap ve sünnetin ahkâmına karşı gösterilen sebattır.”, R uveym (ö. 303/915) “Sabır, şikâyet etmeyi terk etmektir.”, İbn Ata (ö. 309/922) “Sabır, musibetler karşısında hüsn-i edep ile durmaktır.”206 Herevî ise “Nefsi şikâyet etmekten alıkoyarak gizli bir kaygı içerisinde t utmaktır.”207 ifadeleri ile tanımlamıştır. Gazâlî’ye göre ise “Sabır, şehvet karşısında dinin emirlerini yerine getirme çabasıdır.”208 199 Ebû Şüca Deylemî, el-Firdevs bi-me’sûri’l-hitâb, thk. Saîd b. Besyuni Zaglul, Dâru’l-Kütübi’l- İlmiyye, Beyrut, 1406/1986, I, 111, no. 378. Enes b. Malik’ten rivayet edilmiş olup hadisin metni şu şekildedir: ركْ شُّ لا يفِ فصنوَ ربْصَّ لا يفِ فصن نِ افَصْ نِ نامَيإِلْا 200 Gazâlî, İhyâ, IV, 79. 201 Bkz. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, 273; Zebîdî, Tâcü’l-arûs, XII, 271; Mustafa Çağrıcı, “Sabır”, DİA, İstanbul, 2008, XXXV, 337. 202 Bkz. Tehânevî, Keşşâf, II, 1057. 203 Kuşeyrî. 204 Bkz. Kelâbâzî. 205 Kuşeyrî. Serrâc, Cüneyd-i Bağdâdî’nin sabrı, hoş olmayan sıkıntılı durum geçinceye kadar Allah için tahammül etmektir şeklinde tanımladığını nakleder. Yine İbn Sâlim’in sabrı; mütesabbır, sâbir ve sabbâr şeklinde üçe ayırdığını aktarır. Mütesabbır, Allah hakkında (هللا يف) sabredendir, böyle kimseler sıkıntılara bazen sabreder sabra güç yetiremez. Sâbir, Allah hakkında (هللا يف) ve Allah için (هلل) sabredendir; sabırsızlık göstermez fakat bazen şikâyet ettiği olabilir. Sabbâr ise Allah hakkında (هللا يف), Allah için (هلل) ve Allah ile (هللاب) sabredendir. Bu kimse hiçbir durumda sabrı terk etmez. Bkz. Serrâc, el-Luma‘, s. 47, 48. 206 Kuşeyrî. 207 Herevî, Menâzilü’s-sâirîn, s. 49. 208 Gazâlî, İhyâ, IV, 82. Şükür kavramına bakıldığında ise sözlükte “yapılan iyiliği ve güzelliği bilmek, onu açığa çıkarmak ve yaymak, iyilik edeni iyiliği ile övmek, minnettarlık etmek” gibi mânâlara geldiği görülmektedir.209 Bir ahlâk ve tasavvuf terimi olarak ise Allah’tan gelen nimetten dolayı minnettarlığı ifade etme, nimete söz, gönül veya fiil ile mukabelede bulunma, Allah’a itaat edip günah işlemekten uzak durmak suretiyle nimetin gereğini yapma anlamında kullanılır.210 Tasavvufta daha çok “Allah’ın verdiği nimeti, ona boyun eğerek itiraf etme”211 olarak da tanımlanan şükür kavramını E bû Saîd el-Harrâz (ö. 277/890) “nimeti vereni tanımak ve onun rablığını ikrar etmektir.” ifadesiyle tanımlamaktadır.212 Herevî ise şükrü, nimeti bilmek ve itiraf etmek olarak anlamlandırmakta ve ş ükrün üç şekli olduğunu belirtmektedir: Nimeti bilmek, nimeti kabul etmek, nimeti övmek.213 Gazâlî’ye göre şükür, nimeti vereni bilmek, nimeti verene karşı sevgi ve saygı beslemek, son olarak da nimeti vereni tanımaktan doğan sevincin gereğiyle amel etmektir. Bu amel ise kalp, dil ve diğer organlar ile yani üç şekilde gerçekleşebilir. Kalp ile olan şükür, hayırlı bir iş yapmaya kastetmek ve bu niyeti herkesten gizlemektir. Dil ile yapılan şükür, bunu hamd içeren sözcüklerle açıkça dile getirmektir. Organlarla yapılan şükür ise Allah’ın bahşetmiş olduğu nimetleri ona itaat yolunda sarf etmek ve Allah’a isyandan kaçınmak ile olur. Söz gelimi gözün şükrü, müslüman kardeşi üzerinde görmüş olduğu kusurları gizlemek ile kulağın şükrü de duyduğu kusurları dillendirmemekle mümkün olur.214 Tanımlara bakıldığında mutasavvıfların da tıpkı diğer ilimlerde olduğu gibi sabır ve şükür kavramlarını kök anlamlarından ve Kur’an’daki anlamlarından yola çıkarak tanımladıkları görülmektedir. Nitekim eserlerinde Kur’an’dan nakletmiş oldukları âyetlerde bu açık bir şekilde görülmektedir. Sabır, mastar olarak Kur’an’da altı âyette geçmekle birlikte farklı türevleri itibariyle onlarca âyette yer almaktadır.215 Sabır 209 Bkz. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, s. 265; İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, XXV, 2305; Firûzâbâdî, Besâir, III, 334; Mustafa Çağrıcı, “Şükür”, DİA, İstanbul, 2010, XXXIX, 259. 210 Cürcânî, et-Ta‘; Çağrıcı, “Şükür”, DİA, XXXIX, 259. 211 Kuşeyrî. 212 Kelâbâzî. 213 Herevî. 214 Gazâlî, İhyâ, IV, 109-112. 215 Bakara, 2/45, 153; Yusuf, 12/18, 83; Beled, 90/17; Asr, 103/3. Diğerleri için bkz. Abdülbâkî, kavramı ile ilgili olarak mutasavvıfların eserlerinde yer verdikleri âyetlerde doğal olarak çok sayıdadır.216 Sabır kavramının Kur’an kaynaklı olduğu konusunun ihtilaflı olmadığını düşündüğümüz için burada tasavvuf kaynaklarında yer alan birkaç âyeti zikretmekle yetineceğiz. Mutasavvıfların sabır hususunda eserlerine aldıkları âyetlerin ilkinde şöyle buyurulmaktadır:. بٍ اسَ حِ رِ يْغَ بِ مْ هُ رَ جْ أَ نَ ورُ بِاصَّ لا ىفَّ وَ يُ امَ نَِّٕا “Sabredenlere mükâfatları elbette hesapsız olarak verilir.”217 Ebû Tâlib e l-Mekkî’ye göre Allahu Teâlâ bu âyette sabrı diğer tüm amellere üstün kıldığını bildirmiştir. Karşılığında vereceği ecri de diğer amellerden üstün tutmuştur. Bu sebeple Mekkî’ye göre en üstün makam sabır makamıdır.218 Diğer bir âyette ise şöyle buyurulmaktadır:. اوطُ بِارَ وَ اورُ بِاصَ وَ اورُ بِصْ ا “Sabredin. Sabır yarışında düşmanlarınızı geçin.”219 Herevî bu âyetteki üç kelimeyi sabrın farklı çeşitlerine bir işâret olarak yorumlamaktadır. Ona göre (اورُ بِصْ ا) ifadesi belalara karşı sabrı (اورُ بِاصَ وَ ) ifadesi isyandan kaçınma hususundaki sabrı (اوطُ بِارَ وَ ) ifadesi ise itaat hususunda sabrı içermektedir.220 Gazâlî ise bu üç kelimeye (هللا يف) “ Allah’da sabredin” (هللاب) “Allah ile sabredin” (هللا عم اوطبرا) “Allah’la murabata yapın, irtibat halinde olun” anlamlarını yüklemiştir.221 Şükür kavramı da aynı şekilde kelime anlamı itibariyle pek el-Mu‘cemü’l-müfehres, s. 400. 216 Mutasavvıfların eserlerinde yer verdikleri diğer bazı âyetler şöyledir: “Sabret! Senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir.” (Nahl, 16/127. Kuşeyrî, er-Risâle, s. 218; Herevî. “Elbette sabredenlere, yapmakta olduklarının en güzeliyle mükâfatlarını vereceğiz.” (Nahl, 16/96. Bkz. Kuşeyrî; Gazâlî, İhyâ, IV, 80). “Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin.” “Sen güzel bir şekilde sabret.” (Meâric, 70/5. Bkz. Kuşeyrî, er-Risâle, s. 222; Gazâlî, İhyâ, IV, 95.) Gazâlî’nin sabır ile ilgili eserine aldığı âyetlerden diğer bazıları şunlardır: Secde, 32/24; A’râf, 7/137; Nahl, 16/96; Kasas, 28/54; Enfâl, 8/46; Âl-i İmrân, 3/125; Bakara, 2/157, 177, Hud, 11/11. (Bkz. Gazâlî, İhyâ, IV, 80 v.dğr.) Ayrıca bkz. İhsan Soysaldı, “Tasavvufta Sabır ve Şükür Kavramları Üzerine Bir İnceleme”, Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2, Elazığ, 1997, ss. 103-111. Mehmet Demirci, “Kur’ân-ı Kerim Işığında Sabır Kavramı”, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 12, 2002, ss. 263-285. 217 Zümer, 39/10. Bkz. Serrâc, el-Luma‘, s. 47; Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-kulûb, I, 326; Gazâlî, İhyâ, IV, 80. 218 Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-kulûb, I, 326. 219 Âl-i İmrân, 3/200. Bkz. Kuşeyrî; Herevî. 220 Herevî. 221 Gazâlî, İhyâ, IV, 104. Bu âyetteki (اوطُ بِارَوَ) ifadesi Tasavvuftaki murâbata kavramının dayandırıldığı bir ifade olup Gazâlî İhyâu ulûmi’d-din’de buna ayrıntılı bir şekilde değinmiştir. Bkz. Gazâlî, İhyâ, IV, 519 v.dğr. çok âyette222 geçmektedir. Yine burada da mutasavvıfların eserlerinde yer verdikleri âyetlere örnek olması açısından bazılarını zikretmekle yetineceğiz. Söz gelimi Ebû Tâlib e l -Mekkî ve Gazâlî’nin eserlerine aldıkları bir âyette şöyle buyurulmaktadır:. نِ ورُ فُ كْ تَ الَوَ يلِ اورُ كُ شْ اوَ مْ كُ رْكُ ذْ أَ ينِورُ كُ ذْ افَ “Öyleyse beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.”223 Yine Kuşeyrî’nin eserine aldığı âyet ise şöyledir:. مْ كُ نَّدَ يزاَ لَ مْ تُرْكَ شَ نْ ئِلَ “Eğer şükrederseniz elbette (nimetimi) artırırım.”224 Müfessirler bu âyetteki şükrü Allah’a itaat olarak tefsir etmektedirler.225 Ayr ıca itaatin de nimet üzerindeki Allah’ın hakkını itiraftan kayn aklandığını da belirtmişlerdir.226 Bu anlamıyla âyet, sûf île rin “nimeti bilmek” olarak tanımladıkları şükür kavramının mânâsına uygun düşmektedir.227 Yukarıda sunduğumuz âyetlerde de görüldüğü gibi tasavvuftaki sabır ve şükür kavramları Kur’an kaynaklı tasavvuf kavramlarıdır. Kaynak notları Tûr, 52/48. Bkz. Kuşeyrî, er-Risâle, s. 222. s. 50 s. 50, 114 Menâzilü’s-sâirîn, s. 51 Keşfü’l-mahcûb, s. 102 s. 47 et-Taarruf, s. 110 er-Risâle, s. 220 er-Risâle, s. 219 rîfât, s. 109 er-Risâle, s. 210 et-Taarruf, s. 117 Menâzilü’s-sâirîn, s. 53 Menâzilü’ssâirîn, s. 49 er-Risâle, s. 221 Menâzilü’s-sâirîn, s. 49

21
Sözlük

Ma'nevî Mîrâs

Âlem-i emrdeki (gözle görülmeyen âlemdeki) şeyler yâni îmân, mârifet (tanıma, bilme), rüşd (doğru yolda olmak) gibi nîmetler (güzellikler, iyilikler). Âlem-i halktan (gözle görülen âlemden) olup, görünen nîmetlere şükr etmek, mânevî mîrâsa kavuşmakla olur. Mânevî mîrâsa kavuşmak ise, o yüce Peygamber efendimize tam uymakla olabilir. Bunun için O'na tâbi olmağa çalışmalıdır. Emirlerine yapışıp, yasaklarından kaçınmalıdır. (İmâm-ı Rabbânî)

22
Mekân

Alaca Mescid ve Haziresi (Marpuççular)

İstanbul · Türkiye · Mısır Çarşısı yakınında, Marpuççular'da Alacahamam bitişiğindeki cami. Muhammed Şükrü Efendi'nin Ayvansarâyî'ye dayanılarak kaydedilen imamlık yeri ve haziresindeki medfeni. Vassâf, 1346 (1927) yılında hazirenin kaldırılıp yerine dükkân yapılmak istendiğini, Evkaf İdaresi'nin yaptırdığı bir dükkânın bir kısmının kabrin üstüne geldiğini yazar.

23
Mekân

Saraçhane Medresesi

İstanbul · Türkiye · Sefîne'ye göre Kuşadalı İbrâhim Efendi'nin muabbir Ömer Efendi'yi ziyarete geldiği ve Ali Efendi ile tanışmalarının gerçekleştiği medrese. Metin binanın tam yerini vermez. İlişkili kişi dosyası Yakovalı el-Hâc Ali Fikri Efendi : Yakovalı Hacı Ali Fikrî Efendi, Saraçhane’de Kuşadalı İbrâhim Halvetî’ye intisap eden; onun vefatından sonra Hammâmî Muhammed Tevfik’in sohbetini sürdüren, akaid ve belâgat dersleriyle tanınan Osmanlı âlimidir.

24
Mekân

Yunus Emre Dergâhı

Bursa · Türkiye · Şeyh Şükrü Efendi’nin meşihatı Sefîne-i Evliyâ , 1255/1839 doğumlu Şeyh Şükrü Efendi’nin Bursa’daki Yunus Emre Dergâhı’nda meşihat görevi üstlendiğini kaydeder. Metin onun önce Sa‘diyye’ye intisap ettiğini, ardından Uşşâkī meşâyihinden Destereci Ahmed Hamdi Efendi’ye bağlandığını bildirir. Kayıt sınırı OCR aktarımında kişi başlığı mekân adına yapışmıştır. Kişinin sitedeki mevcut kartlarla kesin özdeşliği kurulamadığından yanlış bağlantı kaldırılmış; dergâh kaydı bağımsız tutulmuştur.

25
Mekân

Ramazan Efendi Dergâhı

İstanbul · Türkiye · Başlık sınırı düzeltmesi “Şükrü Efendi” bağlı şeyhin adıdır; tekkenin adı değildir. Otomatik çıkarımın kişi başlığını mekân adına eklemesi düzeltilerek kayıt Ramazan Efendi Dergâhı adıyla düzenlenmiştir. Sünbülî çevrede bir merkez Ramazan Efendi Dergâhı, Kocamustafapaşa’daki Sünbülî çevrenin önemli irşad merkezlerinden biridir. Mustafa Şükrü Efendi burada postnişinlik yaptı; ayrıca Sünbül Efendi Âsitânesi’nde uzun süre pîş-kadem olarak hizmet etti. Yapı kimliğinin kapsamı Tarihî merkez cami, tekke ve hazîre katmanlarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Kesin yapı koordinatı bu kayıt içinde henüz ayrı bir saha doğrulamasından geçirilmediği için mahalle düzeyinde tutulmuştur.

26
Eser

Sayfalar 2–9

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,

27
Eser

Sayfalar 3–12

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista

28
Eser

Sayfalar 4–13

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 43 5846 Sayılı Kan un gereğince telif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ÖZTÜRK Matbaası Ist

29
Eser

Sayfalar 4–12

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1

30
Eser

Sayfalar 10–15

Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel

31
Eser

Sayfalar 14–20

Muzaffer Ozak Külliyatı · BEtSsü; Ve lekad kerremna beni-Âdeme... El-İsrâ: 70 (Andolsun, biz azim-üş-şân Âdem oğullarını, diğer bütün yarattıklarımızdan üstün kıldık.) sırrına ve tecellisine mazhar olabilsi

32
Eser

Sayfalar 11–17

Muzaffer Ozak Külliyatı · Aleyküm bis-sünneti ve sünneti hulefâ-ir-râşidiyn. (Sünnetim üzere ve rüşt sahibi halifelerimin sünnetleri üzerine olunuz.) Hadis-i şerifi buna delâlet etmektedir. Resûl-ü zişâna h

33
Eser

Sayfalar 29–35

Muzaffer Ozak Külliyatı · rulan cennet ve cemale ererler ve bu yüce mükâfata bir ân önce kavuşabilmek için de tabutlarının içinde cemaatlerine (KADDIMUNI... KADDIMÜNI...) diye seslenirler. Kâfirler, münafık

34
Eser

Sayfalar 34–41

Muzaffer Ozak Külliyatı · Birincisi; gökyüzüdür. Güneşi, ayı, yıldızları ve daha güremediğimiz, bilemediğimiz diğer varlıkları ile enginleşen o muhteşem gökyüzünü bir düşününüz. Düşününüz ki, insanoğlu, en

35
Eser

Sayfalar 29–34

Muzaffer Ozak Külliyatı · Dikkat edilirse; evlât, ana ve babasına itaât edecek, hem de Hz. Ismail gibi boynunu verircesine, canını ortaya koyarak, itaât edecek. Fakat şart; Allah yolunda, Allah'ın emirlerin

36
Eser

Sayfalar 44–50

Muzaffer Ozak Külliyatı · O salih ve ârif zat-1 şerifin ruhu kabzolununca, beşyüz rahmet meleği cesedinin yanında kalırlar, yakınları kendisini gasletmeden melekler o velinin cesedini yıkarlar, cennetten ge

37
Eser

Sayfalar 42–50

Muzaffer Ozak Külliyatı · Allah celle celâluhu; bu âyet-i celillerle, kâfirlerin cehennemde görecekleri şiddetli âzabı beyan buyurmakta ve diğer bir âyet-i kerimede de: «innâ a'tednâ lil-kâfiriyne selasile