ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
42 sonuç · “saye”
01İbnü’l-Fârız
İbnü’l-Fârız, ilâhî aşkı yüksek şiir diliyle işleyen Tâiyye ve Hamriyye kasideleri sayesinde Arap tasavvuf edebiyatının en etkili şairlerinden biri kabul edilir.
Mevlânâ Nizâmeddin Hâmûş
Nizâmeddin Hâmûş (ö. 853/1449 civarı), Buhara ve Semerkant çevresinde yetişen, Alâeddin Attâr’ın önde gelen halifesi olan; Sa‘deddin Kâşgarî ve Seyyid Şerîf Cürcânî ile ilişkileri sayesinde Nakşibendî öğretisinin Semerkant ve Herat’a taşınmasında rol oynayan şeyhtir.
Sarı İsmâil
Sarı İsmâil, Hacı Bektâş-ı Velî’nin yakın hizmet ve halife çevresinde anılan; Vilâyetnâme’de pîrin vefatı, defin hizmeti ve Tavas’a yerleşme anlatılarıyla görünür olan derviş şahsiyettir.
Ahlak
ع Huluk, Huy. Huylar, beşeri davranışlar. tas. Huluk, nefsin bir melekesi olup o sayede fiiller, düşünüp taşınmaya ihtiyaç göstermeden kolaylıkla meydana gelir. Biri güzel, diğeri çirkin olmak üzere ahlak iki kısımdır. İlkine ahlak-i hamide (örn. şükür, cömertlik, ihlas, tevazu), ikincisine ahlak-i zemime (öm. nankörlük, cimrilik, riya, kibir) denir. Tasavvuf, kötü huylardan arınmak (tahalli), iyi huylarla bezenmektir (tehalli). Tasavvuf ahlaktır; ahlakca önde olan, tasavvufca da önde olur. İnsanın nitelikleri fiiller, huylar, hallerdir. Insan iradesiyle eylemde bulunur; huylar doğuştan gelir, ama çaba göstererek değişir; haller ise esas olarak insanın çabası dışında ona gelir. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir.
Amed-i maneviye
عمد معنو يه) I. Manevi direkler. 2. tas, Âlemin ruhu, kalbi ve nefsi ki, Allah'tan başka hiçbir kimsenin bilmediği kâmil insanın hakikatinden ibarettir. Semalar bu direkler sayesinde ayakta durur. Mutasavvıflar bu deyimi Kur'ân'dan almışlardır (Rad Suresi, 12; Lokman Suresi, 10; KI, TK 11:956). “Yer ve gök iyilerin yüzü suyu hürmetine ayakta durur” denilirken bu inanç dile getirilir.
Aynu’l-cem
عين | لجبع) Tam cem hali. Bu halde bulunan sûfî her şeyi fani, yalnızca Allah'ı baki olarak görür. Bütün varlıkları ya Allah veya Allah'tan gören sûfî, bu hal için de tam olarak fani (aynu'l-fena) olduğundan her işi Allah’a nispet eder ve “Allah'tan başka fail yoktur,” der. Bâyezid Bistâmi bu haldeyken, “Kendimi tenzih ederim, şanım ne yüce!”; Hallâc ise, “Ene’l-Hak” demiştir. Hak'ta fani olduklarından bu sözleri onların diliyle söyleyen Allah'tır ( 549; SA 525; وه 628). Aynu'l-cem, tevhide verilen çeşitli isimlerden biridir. Aynu'l-cem halinde sûfî her şeyi Hak olarak görür. Ben bu suretten ileri adım Yünus değil iken Ben ol idim ol ben idi bu aşkı sunandaydım Yünus Emre gözün aç bak iki cihan dopdoludur Hak Gümanı sıdk oduna yak şöyle âşikâre nihandadır Yünus Yine bu hal içinde sûfî her şeyi kendi olarak görür, ama o Hak'ta fani olduğundan Hak'la aralarında ayrılık gayrılık değil, vahdet vardır. Bu fani, o bakidir. Benem ol ışk bahrisi denizler hayran bana Derya benim katremdir, zerreler umman bana Yünus Aynu’1-fena )' (عين | لفنا Tam fena hali. Fena içinde fena (fena ender fena); fenadan
Basiret
Öngörü, sağgörü, gaflete düşmeden ve duygulara kapılmadan ileriyi ve gerçekleri isabetli olarak görme yeteneği. 2. tas. Kutsiyet nuruyla aydınlanmış kalbin bir gücüdür ve onun sayesinde nesnelerin hakikati ve içyüzü görülür. Nefse göre nesnelerin şekillerini ve dışyüzünü gören göz ne ise, kalbe göre basiret de odur. Hükema buna kutsi kuvvet adını verir (KT). Mustagni-i irşâd erbab-ı basiret Sükkân-ı Harem neyler imiş kıble nümâyi Vehbi | Bi-basiret olmaz müdrik-i feyz-i didâr Herkese nar görünmez cebel-i Musâ'da Rahmi Bast—Kabz (بسط - قض) 1. Keyifli tutuk veya açılma — sıkılma halleri, 2. tas. Ümit ve korku (recâ—havf hallerinden sonra, neşe ve endişe (üns-heybet) hallerinden önce gelen iki tasavvufi hal. Havf ve recâ mübtedilerin, bast ve kabz ariflerin ees Batin MDR rp ami ZE SONE halidir. Bastı da kabzı da veren Allah'ur. O bâsıt ve kâbızdır. Kul ise münbâsıt ve münkâbız yani bast veya kabz halindedir. Kabz halindeki kul tutuk ve zihnen kısır bir haldedir. Aklına ve gönlüne bir şey gelmez, bildiklerini de unutur. Bast halinde ise gönlü şen, zihni açıktır. Arifler çoğu zaman zahiren bast halindeymiş gibi görünürler, ama batmen kabz halinde olurlar (sz, 419, KR, 33). Keyifli tutuk veya açılma — sıkılma halleri, 2. tas. Ümit ve korku (recâ—havf hallerinden sonra, neşe ve endişe (üns-heybet) hallerinden önce gelen iki tasavvufi hal. Havf ve recâ mübtedilerin, bast ve kabz ariflerin ees Batin MDR rp ami ZE SONE halidir. Bastı da kabzı da veren Allah'ur. O bâsıt ve kâbızdır. Kul ise münbâsıt ve münkâbız yani bast veya kabz halindedir. Kabz halindeki kul tutuk ve zihnen kısır bir haldedir. Aklına ve gönlüne bir şey gelmez, bildiklerini de unutur. Bast halinde ise gönlü şen, zihni açıktır. Arifler çoğu zaman zahiren bast halindeymiş gibi görünürler, ama batmen kabz halinde olurlar (sz, 419, KR, 33).
Beyza
Beyaz, ak. a tas, Akl-ı evvel, ilk varlık. İlk akıl amânın merkezidir. Gayb siyahlığından da ilk olarak o ayrılmıştır. Bulunduğu felekte en büyük ışık o olduğu için beyzâ adını almıştır. İlk aklın beyazlığı gaybın siyahlığına tekabül eder. Böylece zıddı sayesinde apaçık hale gelir. Varlık beyaz, yokluk siyahtır. Bundan dolayı bazı arifler fakrı beyazlık diye yorumlamışlardır. Burada fakr sözüyle imkânı kastetmişlerdir (kr). b Melekler ve ruhlar âlemine de beyzâ denir. Çok geniş olan bu âlemde pek çok yaratık bulunur ki, 75 |
Cam- nisti
Yokluk kadehi. tas, Esas niteliği yokluk olan a'yan-1 sâbite (sr), Can i fars. (9 (جا >. Can, ruh. nefs. tas. a İnsan ruhu, ilâhî (rahmani) nefes, Hakk'ın tecellileri. b Mevlevilikte derviş, mürit, Cant cânân dilemiş vermemek olmaz ey dil | Ne niza eyleyelim ol ne senindir ne benim | Fuzali Bilmek istersen seni Can içinde ara canı Geç cânından bul onu Sen seni bil sen seni Hacı Bayram Veli Canan, Canane I. Yar, maşuk, sevgili. tas. a Mevlâ, Rab, Allah. b Allah'ın kayyumiyet sıfatı. Tüm varlıklar bu sıfat sayesinde varlıklarını korur ve sürdürür. Kayyumiyetle ilişkisi kesilen varlıklar bir daha var olmazlar, derhal yok olup giderler (11s: rx 11:1555). Ya Râb bana cism u cân gerekmez Cânân yok ise can gerekmez Fuzüli Cân-feza, Cân-efza Ruhu neşelendiren, cana can katan. tas. Hakk'ın beka sıfatı. Sâliki fenadan uzaklaştırarak onu baki ve ebedi kılan sıfat (rk N:1555). Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için SF kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir.
Cehri zikir
& >>) Yüksek sesle yapılan zikir. Nakşbendiye gibi bazı tarikatler, müritlerin ancak kendilerinin işitebilecekleri kadar pes bir sesle zikre izin verir. Buna hafi zikir, diğerine cehri veya aleni zikir denir. Kadiriye ve Mevleviye gibi tarikatler cehri zikri esas alırlar. Cehri zikri kabul eden, semâ ve devranı da kabul eder. Celal (J (جلا 1. Ululuk; büyüklük. 2. tas. Masukun âşıka asla muhtaç olmadığını göstermesi için ululuğunu izhar etmesi, âşıkın gururunu kırarak kendisi karşısında ne kadar çaresiz olduğunu ona ıspatlaması (kr; us). Hakk'ın gözden ve gönüllerden uzak olması, zat ve ehadiyet mertebesi. Bkz. Cemal. Celali tecelli ilâhî darbe; kahr, cebr, intikam, azap ve gazaba vesile olan ilâhî tecelliler; afet ve felaket getiren ilâhî irade. Bu tecelli halkın Hak karşısında eğilmesini, bencillikten ve benlik davasından vazgeçmesini sağlar, bir terbiye vasıtasıdır (TK 1:269). Celisü'1-Hak (جليس | لحق) veya Celisullah (جليس اله) Hakk'ın huzurunda olan, Hakk dostu, Hak eren. Sâlik Allah'ı dille zikrede zikrede öyle bir noktaya ulaşır ki, artık bütün varoluşuyla, gönlü ve ruhuyla onu zikretmeye başlar, kendini zikredilenin (mezkür) huzurunda hisseder. Bu hal içindeki slike celisii’l-Hak denir. Celis, hem-meclis ve sohbettaş anlamına gelir. Hakk'ın da sâlikin celisi (hem-meclisi) olması söz konusudur. Nitekim bir kutsi hadiste Allah, “Ben beni zikredenin hem-meclisiyim,” buyurmuştur (aK 1201). Allah kendisini zikredeni zikreder. Bazen zakir (zikreden) bazen mezkür (zikredilen) olur (SM 256). Celvet/ Ululuk; büyüklük. 2. tas. Masukun âşıka asla muhtaç olmadığını göstermesi için ululuğunu izhar etmesi, âşıkın gururunu kırarak kendisi karşısında ne kadar çaresiz olduğunu ona ıspatlaması (kr; us). Hakk'ın gözden ve gönüllerden uzak olması, zat ve ehadiyet mertebesi. Bkz. Cemal. Celali tecelli ilâhî darbe; kahr, cebr, intikam, azap ve gazaba vesile olan ilâhî tecelliler; afet ve felaket getiren ilâhî irade. Bu tecelli halkın Hak karşısında eğilmesini, bencillikten ve benlik davasından vazgeçmesini sağlar, bir terbiye vasıtasıdır (TK 1:269). Celisü'1-Hak (جليس | لحق) veya Celisullah (جليس اله) Hakk'ın huzurunda olan, Hakk dostu, Hak eren. Sâlik Allah'ı dille zikrede zikrede öyle bir noktaya ulaşır ki, artık bütün varoluşuyla, gönlü ve ruhuyla onu zikretmeye başlar, kendini zikredilenin (mezkür) huzurunda hisseder. Bu hal içindeki slike celisii’l-Hak denir. Celis, hem-meclis ve sohbettaş anlamına gelir. Hakk'ın da sâlikin celisi (hem-meclisi) olması söz konusudur. Nitekim bir kutsi hadiste Allah, “Ben beni zikredenin hem-meclisiyim,” buyurmuştur (aK 1201). Allah kendisini zikredeni zikreder. Bazen zakir (zikreden) bazen mezkür (zikredilen) olur (SM 256). Celvet/
Fark-ı sani
İkinci fark. tas, a Halkın Hak sayesinde var olduklarını ve varlıklarını muhafaza ettiklerini idrak etmek; birlikte çokluğu, çoklukta birliği gör- Bunlardan birinin görülmesi diğerinin görülmesine engel olmaz. b Sekr ve cem halinden sonra sâlikin sahv ve beka haline dönüp farzları ve diğer
Halk bi'-himmet
1. Himmetle yaratma. Arifler himmetleriyle yaratma gücüne sahip olur (İFM; tex 88). Bkz. Himmet. Halk-ı cedit Yeniden Yaratma, Hakk'ın nefesinin mümkün varlıklara her an ve kesintisiz ulaşması sebebiyle bu varlıkların aralıksız varlıklarını sürdürmeleri, Mümkün varlıklar zatları icabı yok, ama Hak Sayesinde vardırlar. Bu var olma Hakk'ın onları her an yeniden yaratması suretiyle gerçekleşmektedir (KI; 1FM; İFH 28, 125).
Huzur
(4 (حضى Hazır olma, huzurda bulunma. tas. a Vahdet makamı. b Hakk'ın huzurunda bulunma ve kendinden geçme. Halktan gâib olan Hakk'ın huzurunda bulunur. Hak'tan gâib olan ise halkın huzurunda bulunur. Huzur ve gaybet izafi kavramlardır. Birbirinin zıddı oldukları halde aynı manada kullanılabilirler. Bkz. Gaybet. Huzur-i Hak Sâlikin Hakk'ı kalbinde hazır bulması. Huzur-i kalp Kalbin, saflık sayesinde gözden gâib olan sevgilisinin yanında hazır olması.
İttihat
Birlik, tas. Vahdet-i vücut; kendi kendine var olan mutlak, | bir ve gerçek varlığın temaşa edilmesi, Bizatihi yok, ancak başkası sayesinde var | olan şeyler bu temaşa esnasinda birleşir ve tek olarak görülür. Burada farklı iki asli varlığa sahip olan şeyin birleşmesi söz konusu değildir (Kı; cr; tFM). Ittisal i. ل) جره Lax ( Bitişmek, bitişiklik; vuslat, ermek, kavuşmak. tas. Kulun kendi varlığını tek olan varlıkla bitişik (muttasıl) olarak görmesi, kendi varlığını dikkate almaması. Bu halde o, Hakk'ın nefesinin ve varlık feyzinin kesintisiz ve | sürekli olarak geldiğini görür, onunla var olur (kı). Ona erer. Ittisal üç çeşittir: kusudi (iradi) ittisal, şuhudi ittisal, vücud ittisal. Birincisinde sâlik kendi iradesiyle Hakk'ın iradesi arasında, tam itaat haline dayanarak bir uyum meydana getirir; ikincisinde çokluk halinde eşyaya birlik içinde bir anlam verir ve bunları Hak'ta görür; üçüncüsü ise anlatılamaz (HM 46; KT 108). Halktan kopmayan
Kavâmi
Köstekler, engeller. tas. Tabiatın, nefsin, hevâ ve hevesin ica- | bına göre insanın hareket etmesine engel olan köstekler. Kavâmi Allah’a doğru | seyreden ve o tarafa yönelen inayet ehline gelen isim imdatlan | ve ilâhî teyitleridir (kn). İnayet ehli kavami sayesinde aşağı âleme düşmekten korunur. |
Balmumcu Tekkesi
İstanbul · Türkiye · İstanbul'da açılan ilk Şâzelî tekkelerinden biri. Şeyh Zâfir, ilk İstanbul gelişinde bu tekkenin bulunduğu Unkapanı civarında üç yıl kadar ikamet etmiş; sonraki yıllarda padişahla kurduğu ilişki sayesinde tekke yeniden inşa edilmiştir.
Simav
Kütahya · Türkiye · Doğum, eğitim ve irşad çevresi Abdullah-ı İlâhî’nin doğduğu; Semerkant dönüşünde dergâhını kurup Nakşibendîliği yaymaya başladığı kasabadır. Medrese ilimlerine vukufu sayesinde çevresindeki halka kısa sürede genişlemiştir. Kaynak aktarımında Ahmed-i Buhârî’nin de burada seyrüsülûkünü tamamladığı belirtilir. Kişi bağlantısı Simavlı Abdullah-ı İlâhî (ö. 896/1491), Ubeydullah Ahrâr’ın halifesi olarak Nakşibendiyye’nin Ahrârî yorumunu Anadolu ve Rumeli’ye taşıyan; Simav, İstanbul ve Vardar Yenicesi çevrelerini etkileyen âlim-sûfîdir.
Fenerbahçe Köşkü
İstanbul, Kadıköy · Türkiye · Halep kadılığından azledilip İstanbul'a döndükten sonra Kadıköy'ün Fenerbahçe semtinde yaptırdığı köşk. Kaynak, evinin şair, âlim ve mûsikişinasların toplantı yeri hâline geldiğini kaydeder. Aynı dönemde Nevşehirli Damad İbrâhim Paşa sayesinde Vâlide Sultan evkafından Demirkapı Çiftliği'ni elde edip onarttı.
Bursa
Bursa · Türkiye · Fethine Orhan Gazi ile birlikte katıldığı rivayet edilen ve adına bağlanan iki türbeden birinin bulunduğu şehir; kaynağa göre Abdal Mûsâ an'anesinin doğduğu merkezdir. İlişkili kişi dosyası Abdal Mûsâ : Abdal Mûsâ, tarihî şahsiyeti menkıbelerle iç içe geçen; Bursa ve Teke çevresindeki hatırası, Kaygusuz Abdal ile irşad bağı ve Elmalı'da büyüyen dergâhı sayesinde Anadolu-Bektaşî hafızasının başlıca düğümlerinden biri olan derviştir.
Denizli
Denizli · Türkiye · Bir çeşmenin sağ duvarındaki 811 (1408) tarihli kitâbede “eş-Şeyh Mustafa Abdal Mûsâ” adının geçtiği yer; harap bir tekkeye ait olduğu tahmin edilir. Kesin konumu bilinmemektedir. İlişkili kişi dosyası Abdal Mûsâ : Abdal Mûsâ, tarihî şahsiyeti menkıbelerle iç içe geçen; Bursa ve Teke çevresindeki hatırası, Kaygusuz Abdal ile irşad bağı ve Elmalı'da büyüyen dergâhı sayesinde Anadolu-Bektaşî hafızasının başlıca düğümlerinden biri olan derviştir.
Hoy
Khoy · İran · Aslen mensup olduğu kaydedilen Azerbaycan şehri. İlişkili kişi dosyası Abdal Mûsâ : Abdal Mûsâ, tarihî şahsiyeti menkıbelerle iç içe geçen; Bursa ve Teke çevresindeki hatırası, Kaygusuz Abdal ile irşad bağı ve Elmalı'da büyüyen dergâhı sayesinde Anadolu-Bektaşî hafızasının başlıca düğümlerinden biri olan derviştir.
Teke-ili (Antalya)
Antalya · Türkiye · Rivayetlerin Aydın üzerinden gelip yerleştiği bölge; kaynak burayı “koyu bir Şiî-Bâtınî merkezi” diye tarif eder ve Tahtacılar zümresinin yoğunluğuna dikkat çeker. İlişkili kişi dosyası Abdal Mûsâ : Abdal Mûsâ, tarihî şahsiyeti menkıbelerle iç içe geçen; Bursa ve Teke çevresindeki hatırası, Kaygusuz Abdal ile irşad bağı ve Elmalı'da büyüyen dergâhı sayesinde Anadolu-Bektaşî hafızasının başlıca düğümlerinden biri olan derviştir.
Hacı Bektâş-ı Velî Dergâhı
Nevşehir · Türkiye · XIV. yüzyılın ilk çeyreğinden sonra şeyhi olduğu ve Hacı Bektaş kültünü buradan Osmanlı topraklarına taşıdığı dergâh. İlişkili kişi dosyası Abdal Mûsâ : Abdal Mûsâ, tarihî şahsiyeti menkıbelerle iç içe geçen; Bursa ve Teke çevresindeki hatırası, Kaygusuz Abdal ile irşad bağı ve Elmalı'da büyüyen dergâhı sayesinde Anadolu-Bektaşî hafızasının başlıca düğümlerinden biri olan derviştir.
Merkez Efendi Külliyesi
İstanbul · Türkiye · Kuruluş ve Sünbülî çevre Merkez Efendi, Sünbül Sinan’dan hilâfet aldıktan sonra 920/1514 dolayında sur dışındaki bu münzevi tekkeyi kurdu. İlk yapı mütevazı bir zâviye iken Şah Sultan’ın vakıfları ve Mimar Sinan eliyle yenilenen cami-tevhidhâne sayesinde tam teşekküllü bir tarikat merkezine dönüştü. Merkez Efendi 959/1552’de burada defnedildi. Şehirdeki yeri Külliye Sünbül Efendi Âsitânesi’nden sonra Sünbüliyye’nin en önemli İstanbul merkezlerinden biriydi. Âsitâne veya pîr makamı sayılmamasına rağmen Merkez Efendi’ye duyulan bağlılık sebebiyle güçlü bir ziyaretgâh kimliği kazandı. Dergâhın âyin günü perşembeydi; XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren meşihat Merkezzâdeler diye anılan ailede devam etti. Mimarî katmanlar Cami-tevhidhâne, Merkez Efendi Türbesi, küçük türbe, çilehâne, kuyu, şadırvan, dârülkurrâ, hamam, harem ve tekke birimleri külliyenin tarihî programını oluşturuyordu. Defterdar Abdülbâki Paşa 1608’de dârülkurrâ yaptırdı; II. Mahmud 1836’da cami-tevhidhâne, türbe ve cümle kapısını kapsayan büyük bir yenileme gerçekleştirdi. Bugünkü iz 1925’ten sonra cami-tevhidhâne cami olarak yaşamayı sürdürdü; türbeler ve çilehâne korundu. Buna karşılık selâmlık, derviş hücreleri, mutfak ve taamhâne gibi birçok tekke bölümü zaman içinde ortadan kalktı. Mekânın günümüzdeki görünümü, XVI. yüzyıl kuruluşuyla XIX. yüzyıl yenilemelerini birlikte taşır.
Girit
Girit · Yunanistan · XVIII. yüzyıl sonlarından itibaren Bektaşî şeyhleri Elmalı dergâhında yetiştirilen ada. İlişkili kişi dosyası Abdal Mûsâ : Abdal Mûsâ, tarihî şahsiyeti menkıbelerle iç içe geçen; Bursa ve Teke çevresindeki hatırası, Kaygusuz Abdal ile irşad bağı ve Elmalı'da büyüyen dergâhı sayesinde Anadolu-Bektaşî hafızasının başlıca düğümlerinden biri olan derviştir.
Lâdik (Denizli)
Denizli · Türkiye · Seyahatleri sayesinde Menâkıbü'l-ârifîn'e kaydı düşen Batı Anadolu merkezlerinden; Menteşe Beyliği, Afyonkarahisar, Eğridir ve Tavas ile birlikte anılır. İlişkili kişi dosyası Ulu Ârif Çelebi : Ulu Ârif Çelebi, Sultan Veled’den sonra çelebilik makamına geçen; uzun seyahatleri, beylerle kurduğu ilişkiler ve halife ağıyla Mevleviyye’nin Konya dışındaki yayılışını hızlandıran isimdir.
Kudüs
Kudüs · Filistin · Şam yıllarında ayrıldığı iki yerden biri; halifesi Şeyh Abdullah Ferdî sayesinde büyük bir coşkuyla karşılanmıştır. İlişkili kişi dosyası Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî : Şehrizorlu Mevlânâ Hâlid, Abdullah Dihlevî'den aldığı Müceddidî-Nakşibendî terbiyeyi kısa sürede Irak, Anadolu, Suriye, Kafkasya ve daha geniş Osmanlı coğrafyasına taşıdı.
Melâmîlik: Üç Devre, Ortak Bir Tavır
Kassâriyye, Bayrâmî Melâmîliği ve Nûriyye arasındaki devamlılık ve farklar üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Şâzeliyye’nin İstanbul’daki izi ve Ertuğrul Tekkesi
Muhammed Zâfir el-Medenî, II. Abdülhamid ve geç Osmanlı İstanbul’undaki sınırlı fakat etkili Şâzelî çevresi.
Metbûliyye, Ali el-Havvâs ve Şa‘rânî
İbrâhim el-Metbûlî Metbûliyye, XV. yüzyılda İbrâhim el-Metbûlî'nin irşad çevresinde teşekkül etti. Ali el-Havvâs Metbûlî hattının güçlü devamı Ali el-Havvâs'tır. Onun sözlü öğretisi, öğrencisi Abdülvehhâb eş-Şa‘rânî'nin kayıtları sayesinde sonraki yüzyıllara ulaştı. Aktarımın niteliği Şa‘rânî'nin eserlerindeki sözler,
TASAVVUFUN MÂHİYETİ
Avârifü’l-Maârif · 5. bölüm · Abdullah İbnu Ömer (r.a), Hz. Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Her şeyin bir anahtarı vardır; Cennetin anahtarı da miskinleri ve fakirleri sevmektir. Çünkü sa
Sayfalar 2–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,
Sayfalar 4–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1
Sayfalar 13–18
Muzaffer Ozak Külliyatı · kullar! Ey bu imanları sebebiyle ebedi saadete erenler, selâmet yoluna girenler Hakka varanlar, daha bu âlemde iken cennete girenler ve cennet güllerinden derenler, cemal-i Hakkı g
Sayfalar 18–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · ğunu ileri sürmesine benzerler. Babasının kim olduğu bilinmeyen ve bir fahişeden dünyaya gelen ne idüğü belirsiz bir piçe, böyle bir zat: (Evlâdım...) diyebilir mi, bilmem? Insan,
Sayfalar 29–35
Muzaffer Ozak Külliyatı · rulan cennet ve cemale ererler ve bu yüce mükâfata bir ân önce kavuşabilmek için de tabutlarının içinde cemaatlerine (KADDIMUNI... KADDIMÜNI...) diye seslenirler. Kâfirler, münafık
Sayfalar 31–36
Muzaffer Ozak Külliyatı · «Liginanü Bidun ie selune şübelen je ejdalühu kavli lâ ilâhe illallah re ednahû imalati! con anit tariks rel hayau şübetün minel iyman. Lyman, yetmiş küsur şubedir. Bunun en efdali
Sayfalar 44–51
Muzaffer Ozak Külliyatı · at eden kimse, Allahu azim-üş-şânın ve Resûl-ü zişânın sevdiklerini sevmekle mükelleftir. Allah ve Resûlünü seven, kıyamet gününe inanan kişi âhir zaman peygamberinin bütün yakınla
Sayfalar 40–47
Muzaffer Ozak Külliyatı · mur etmiştir. Hâlet-i-ihtizardaki mü'mine, sağ tarafında cennetteki makamına nazar ettirir. Cennetteki makamını ve ona verilecek hurileri, sarayları, derecatı, hizmet ehli olan cen
Sayfalar 41–47
Muzaffer Ozak Külliyatı · Esteizü billâh: « Ve yetûfu aleyhim vildanün muhalledüne iza reeytehüm hasibtehüm lü'lüen men süra» sadakallahulaziym. Insan sûresi: 19-20 Meâli şerifi: «Cennet ehlinin etrafında h
Sayfalar 50–55
Muzaffer Ozak Külliyatı · şarı atılabilir ve şehadet kapısı yüzüne kapanabilir. Iş, kitaba taallük etmiştir. Hadis-i şerifi, dikkat ve ibretinize sunarIm: inne ahadeküm yücmeu halkuhü ti batni ümmihi erbaiy
Sayfalar 59–65
Muzaffer Ozak Külliyatı · lallahu aleyhi ve sellem efendimizle müşerref olur. Efendimiz kendisine sorar: — Sana tevdi olunan emaneti neden yerine getirmedin? — Hangi emaneti yâ Resûlallah? — Bağdat'ta alış-