ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
43 sonuç · “Vahy”
01Vahyî Seyyid Mehmed Efendi
Vahyî Seyyid Mehmed Efendi (ö. 1130/1718), babası Balat Şeyhi Seyyid Hasan'dan terbiye almış; Ferruh Kethüda Zâviyesi postnişini, vâiz, muhaddis, müfessir ve şairdir.
Kadı Vahyüddin
Kadı Vahyüddin, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin dînever hattı halkalarındandır. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.
Muhammed Rızâeddin Efendi
Muhammed Rızâeddin Efendi (ö. 1889), Mustafa Vahyî Efendi’nin oğlu; hâfız ve on bir yıl süreyle babasının dergâhında postnişinlik yapmış Nakşibendî şeyhidir.
Şeyh Muhammed Vahyüddin Efendi
Şeyh Muhammed Vahyüddin Efendi, Alâeddin Efendi'nin ardından seccâdeye geçen, yaklaşık on yıl meşihat hizmetinde bulunan ve 1181/1767-68'de vefat eden sûfîdir.
Şeyh Muslihuddin Vahyi
MUSLİHUDDİN VAHYİ Kastamonuludur. Hz. Pir'in çeşme-i füyuzat-ı arifanelerinden sir-ab olan erbab-ı kemal endir. Mi'racü'l-Beyan isminde hakayık-ı tevhide ve dekfük-i süluka dair Pk arifane yazılmış manzum bir eserleri vardır. Asitane-i Pir'de post-nişin olmamışlardır. Bu eser, ahiren Post-nişin-i Hankah-ı Muhammed Ataullah Efendi delaletiyle tab' olunmuş ve…
Şeyh Mustafa Vahyî Efendi
Şeyh Mustafa Vahyî Efendi (ö. 28 Kasım 1817), İstanbul'da Farsça ve Mesnevî okutan, Şeyh Emin Efendi'ye intisap eden Nakşibendî âlimi ve tarikat eşyası ustasıdır.
Şeyh Seyyid Mehmed Vahyî Efendi
Seyyid Mehmed Vahyî Efendi (ö. 1718), Balat Şeyhi Hasan Efendi'nin oğlu; Ferruh Kethüdâ Zâviyesi postnişini, vaiz ve Divan sahibi şairdir.
A‘yân-ı sâbite
Varlıkların Allah’ın ilmindeki ezelî ve değişmez hakikatleri. Tasavvuf literatüründe, özellikle vahdet-i vücûd düşüncesinde, eşyanın dış dünyada var olmadan önce ilâhî ilimde bilinen sûret ve hakikatlerini anlatır. İlim ile dış varlık arasındaki yer A‘yân-ı sâbite dış dünyada müstakil birer varlık değildir. “Sâbit” oluşları ilâhî ilimde belirli bulunmalarını, “ma‘dûm” oluşları ise henüz hâricî varlık kazanmamış olmalarını ifade eder. Yaratılış, bu ilmî hakikatlerin ilâhî irade ve kudretle varlık sahasında görünmesi şeklinde açıklanır. Çokluk nasıl açıklanır? Vücûdun birliği ile varlıklardaki çokluk arasındaki ilişki, aynalar ve sûretler yahut tek bir kumaştan farklı elbiselerin kesilmesi benzetmeleriyle anlatılır. Varlık birdir; kabiliyetler ve görünüşler a‘yânın farklılığına göre çeşitlenir. Okuma notu Kavram, bütün tasavvuf ekollerinde aynı anlam ve ağırlıkta kullanılmaz; bilhassa İbnü’l-Arabî sonrası metafizik dil içinde merkezîdir.
Âyin-i şerif
oy İ)1. Mevlevilikte semâa ve mukabeleye verilen diğer isim. 2. Mevlevilerde mukabele ve semâ esnasında okunan besteli şiirler, Mevlevi ilahileri. Semâ meclislerinde okunmak üzere çoğu, Mevlânâ'nın gazel ve rubaileri bestelenerek yapılır. Na'tıdır en mehibi, en derini Vakıa ney kudüm gelince dile Hızlanan Mevlevi semâiyle Yedi kat Arşa çıkmış “Âyin”i Yahya Kemal Aynu'l-âlem ae a EGE SANMA
Vahiy
Hakk'ın hitabı, süfilere gelen ilham. Mesnevi'nin okunması bitince: In ne necmest u ne remlest u ne hab Vahy-i Hak Allahu a'lem bi's-savab denir. İbn Arabi, “Sözlerimiz vahy-i kelam değildir, ama vahy-i ilhamdır” der .
dîn
“Allah'ın hükmü ve yönee timi” anlamındaki bu söz zaman u içinde “Allah’a inanma ve ibadet etme konusunda herkesin veya r her milletin tuttuğu yol. ” biçie minde terimleşmiştir. Kur’ân-ı - Kerîm’de bu söz doksan iki yern de geçmektedir. Bu ayetlerde metnin konteksti içinde mealen a “yönetme, yönetilme, şeriat, İsa lâm, âdet, ceza, hudud, hesap, millet? ’ gibi anlamlarda söz konusudur. Hadis kaynaklarında e da bu terim Kur’ân-ı Kerûn’deki anlamlar çerçevesinde yer almaktadır. Özellikle ş “Allah indinde dinin aslı hanîflik (tevhid) ve İslâmdır. ” hadisi bu terimi en açık biçimde dile getirmektedir. İslâm bilginleri bu terimin tanımını Kur’ân-ı Kerîm ve hadislerin ışığı doğrultusunda yapmışlardır. Bu tanımlardan en önemlisi Seyyid Şerif el-Cürcânî’ye ait olup şöyle nakledilmektedir: “Din, akıl sahiplerini peygamberin bildirdiği gerçekleri benimsemeye çağıran İlâhî bir kanundur. ” Ondan sonraki tanımlar genellikle bunu örnek almışlardır. Geç dönem din bilginleri bu tanımı daha kapsamlı bir biçime getirmişlerdir. Söz gelişi Muhammed Abduh, “Din, insanın evrendeki varlıkları duyular üstü ilâhı gerçekleri kavramasından ibarettir. ” diyerek tanımlar ve “üâhî gerçekler’! tebliğ edenler de peygamberlerdir, diyerek onlarm dini öğrenmedeki rolünü vurgulamış olur. Batılı bilim adamlarının tanımı ise bütün dinleri kapsayacak ölçüde karşımıza çıkmaktadır. Söz gelişi Rudolf Otto, “Din kutsalın tecrübesidir. ” derken, Herbert Spencer, “Her şeyin bizim bildiğimizin üzerine çıkan bir kudretin tezahürüdür. ” diye tanımlar. Max Müller ise dini, “İnsanın, çeşitli adlar ve değişen görünüşler altındaki sonsuzu kavramasını sağlayan zihnî becerisi ve yetisi. ” olarak niteler. Bu ve benzeri tanımlar, dini Tanrı kavramı ile birlikte düşünmeye ve anlatmaya özen göstermişlerdir. Farklı inançlarm oluşturduğu dinlerin adlandırılması ve tasnifi ise Kur’ân-ı Kerîm’e göre olmuştur. “Âl-i İmrân” suresindeki mealen “Allah katında hak din ancak İslâmdır. ” sözü, “Rûm” suresindeki “Allah’ın yarattığı bu dini değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. İşte dosdoğru din budur. ” sözü, “Tevbe” suresindeki “O (Allah) müşrikler hoşlanmasa da dinini bütün dinlerden üstün kılmak üzere peygamberini hidayet ve Hak din ile göndermek. ” sözü, “Fetih” suresindeki “Bütün dinlerden üstün kılmak üzere peygamberini doğruluk rehberi Kur’ân ve Hak din ile gönderen O’dur. ” sözü İslâm! kastetmektedir. Bu delillere göre kaynağınm İlâhî olması sebebiyle İslâm, hak dindir. Öteki dinlerden İlâhî vahye dayanmayanlara “bâtıl dinler” (bk. bu madde), İlâhî vahye dayanmakla birlikte orijinalitesini kaybetmiş olanlara (Yahudilik ve Hristiyanlık gibi) “muharref dinler” (bk. bu madde) adları verilmiştir. Ayrıca vahye dayanan tek Allah’a inanan dinlere “semâvî dinler” (bk. bu madde) terimi de kullanılmıştır.
muharref din
muharref din a. Allah tarafindan peygamberler aracılığı ile bildirilmesine, İlâhî vahye dayanmakla birlikte insanların elinde değişikliğe uyrayan ve bozulan, yani orijinalitesini kaybetmiş dinler. Bu dinlere, Yahudüik ve Hristiyanlık örnek olarak gösterilmektedir.
elfâz-ı küfür
elfâz-ı küfür a. [Ar.] Hz. Peygamber’in Allah’tan getirdiği vahyleri ve bunlardan çıkan dinî hükümleri inkâr eden sözleri ifade eden bir terim. Kur’ân-ı Kerîm’de bu söz aynen geçmemekle birlikte buna yalan “kelimetü’l-küfr” (Tevbe suresi, 9 / 74) ibaresi geçmektedir. Bu ifadelerden Müslüman bir kimsenin küfür kelimesini söylemesi ile kâfir oldukları açıkça dile getirilmiştir.
ahiy
İslâm inancında Allah’ın emir, hüküm ve önerilerini insanlığa peygamberler vasıtasıyla bildirme yolu anlamında kullanılmıştır. Hz. Âdem’den başlayarak Hz. Muhammed’e kadar uzanan süreç içerisinde her peygambere iletilen “vahiy”, Kur’ân-ı Kerîm ile en üst ve olgun düzeyde gerçekleşmiştir. Bu söz ve ondan türemiş filler Kur’ân-ı Kerîm’de pek çok ayette yer almaktadır (bk. M. F. Abdülbâkî, el-Mu'cem, “vhy” maddesi). Hadislerde ise bu terim daha sık kullanılmıştır. Kaynaklar, Wensinck’in el- Mu'cem adlı mecmuasmda bu maddenin beş sütun boyunca devam ettiğini kaydetmektedir. “Vahiy”, İlâhî ve gayr-ı İlâhî olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. İlâhî vahiy, doğrudan Allah’tan gelen vahiylerdir. Bunlar, peygamberlere ulaşanlar; Cebrail’e ve öteki meleklere ulaşanlar; “emretmek” anlamında yeryüzüne ve gökyüzüne hitaben oluşanlar; canlılardan bal anşma ulaşan; insanlardan da Hz. Musa’nın annesine ve Hz. îsa havarilerine ulaşanlar olarak telenmektedir. Gayr-ı İlâhî va ise cinler ve insanlar arasın oluşan nitelikte olanlardır. gelişi, şeytanm şeytana vahyi sıldamak, gizli konuşmak a mında), Zekeriyya’nın kavm göre vahyi (işaret ve ima a mında) bu nitelikte olan vahiy olarak gösterilmektedir.
ifk hadisesi
ifk hadisesi a. Adını Kur’ân-ı Kerîm’de “Nâr suresi” nde geçen “ifk” sözünden alan bu terim, iftira, en kötü ve çirkin yalan anlamında kullanılmıştır. Bu yalan ve iftira, Hz. Âişe’ye “Mustalik Gazvesi” sırasmda atılmıştır. Savaş sonrasında yaşanan olayda Hz. Âişe, ordunun hareket etmesi öncesinde “def-i hâcet” etmek üzere çadırmdan ayrılır, işi bittiği sırada boynundan kolyesi düşer ve yere saçılan akikleri alacakaranlıkta el yordamıyla toplama işi uzun sürer. Konakladıkları yere döndüğünde kafilenin ayrılmış olduğunu görür. Çaresiz beklemeye başlar. O sırada ordunun artçılarından biri olan Safvân b. Muattal es-Sülemî son kontrol için kamp yerine geldiğinde Hz. Âişe’yi orada uyur bulur. Onu alarak kafileye yetişmek üzere yola çıkarlar. Fakat yol çetin olduğu için biraz gecikirler. Bu gecikme hadisesi sonradan birtakım dedikoduların çıkmasına ve yayümasma sebep olur. Bu olayı duyan Hz. Âişe çok üzülür babası Ebubekir’in evine gider. Hz. Peygamber de ayrıca derin bir üzüntüye kapılır. Konuyu yakın çevresi ile müzakere eder; hatta Mescid-i Nebevî’de cemaatiyle değerlendirir ve onlardan bu dedikodulara ve iftiralara karşı çıkmalarmı rica eder. Dönüşünde Ebû Bekir’in evinde bulunan hanımı Hz. Âişe’ye uğrar ve onun masumiyetini ister. Bu sırada da beklenen vahy gelmeye başlamıştır. “Nûr suresi” nin on birinci ayeti ile başlayıp yirmi altmcı ayetine kadar devam eden ayetlerde bu iftirayı atanlardan lânetle bahsedümekte, üstelik onlara inananlar da kmanmaktadır ve onların cezalandırılacakları, büyük azap görecekleri ifade edilmektedir. Bunun üzerine Hz. Peygamber Mescid-i Nebevî’de cemaatiyle yeniden bir araya gelmiş ve bu ayetleri onlara okumuş; kötüler cezalarını bulmuş, Hz. Âişe de İlâhî beyanlar ile aklanmıştır. iflâs a. [Ar. ] fık. Sözlük a lamı, “Malı tükenme, bozuk pa bulunmama. ” anlamında olan b söz, İslâm hukukunda bir şahs borca batık olması, borçlarm mal varlığından fazla olması d rumu için kullanılan bir terim Yine İslâm hukukuna göre h kuken bir kimsenin iflâs etm sayılabilmesi için mahkeme k rarmm bulunması gerekmekt dir. Klasik iflâs literatüründe b durum iki şekilde ifade edilm tir. Birincisi borçlarmı ödey bilme durumunda olanlar iç “cüz'î icrâ”, İkincisi için mah dan daha fazla borcu olanla “müflis” borçlu denmiş ve b durumda olanlar için de “kü icrâ” terimi kullanılmıştır. ifrâd (I) a. [Ar. ] Hac ibade ni umre yapmadan yerine g tirme veya umresiz hac yapma ifrâd (II) a. [Ar. ] Hadis bi minde, bir râvînin bir hadisi t başına rivayet etmesi işi.
Kunût duası
Namazda kıyam hâlindeyken Allah’a yönelerek okunan dua. Hanefî uygulamasında vitir namazının üçüncü rekâtında tekbirden sonra; bazı mezheplerde sabah namazında veya felâket zamanlarında okunur. Kunût metinleri Allah’tan yardım, bağışlanma ve hidayet istemeyi; O’na bağlılığı ve şükrü ifade eder.
Alâ ferîzati’ş-şer‘iyye
Şer‘î miras paylarına göre. Mirasın Kur’ân ve fıkıhta belirlenen oranlar esas alınarak bölüştürülmesini ifade eden hukuk terimi. Yaygın örnekte aynı derecedeki erkek çocuğun payı kız çocuğunun payının iki katıdır; ancak mirasçıların türü ve yakınlık derecesi değiştikçe paylar da farklılaşır.
batıl din
batıl din a Allah’ın elçüeri tarafından tebliğ edilmemiş olan, İlâhî vahye dayanmayan ve insanlar tarafından uydurulmuş bulunan dinler.
semâvî din
semâvî din a. İlâhî vahye dayanan ve tek Allah’a inanan dinler.
Hatuniyye Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Eyüp'te İdrisköşkü civarında, Gümüşsuyu Çeşmesi yakınında, Eyüp-Gümüşsuyu yolu ile Hüsam Efendi Sokağı'nın birleştiği yerdedir. Hoca Hüsam Tekkesi, Hüsam Efendi Tekkesi, Selim Efendi Tekkesi ve Hâtûniye Tekkesi adlarıyla da anılır; adını civarındaki Zeyneb Hâtûn Camii'nden (Hatûniye Mescidi) alır. 1145 (1732) tarihli Ahmed Dede Mescidi içinde kurulmuştur; Mecmûa-i Tekâyâ'da Hatuniye Tekkesi olarak ve Nakşî tekkesi diye kayıtlıdır, âyin günü pazartesidir. Rızâeddin Efendi burada babası Mustafa Vahyî Efendi'den sonra postnişin olmuş ve vefatında hazîresine defnedilmiştir; annesi ile kardeşi Mehmed Sadreddin Efendi de aynı hazîrededir. Tekke onun meşihatı sırasında, 1304 (1886) yılında, babasının mensuplarından ve kardeş çocuğu olan Mustafa Zihni Paşa'nın yardımıyla esaslı biçimde tamir edilmiştir. Mâbedin çatısı 1940'lı yıllarda çökerek yapı harap olmuş, bugün dört duvar hâlindedir; minaresi şerefesine kadar yıkılmıştır.
Bağdat
Bağdat · Irak · Silsilenin bu bölümünün merkezi; kendisinden önce Cüneyd ve Mimşâd hattı, sonra Ebü'n-Necîb es-Sühreverdî buradadır. Vefat yeri silsilenâmede kaydedilmemiştir. İlişkili kişi dosyası Kadı Vahyüddin : Kadı Vahyüddin, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin dînever hattı halkalarındandır. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.
Bağdat'taki tekkesi
Bağdat · Irak · Bağdat'ta bir tekkede şeyhlik yapmıştır; yeğeni Ebü'n-Necîb es-Sühreverdî'ye sûfî hırkasını burada bulunduğu sırada giydirmiştir. Tekkenin adı kaynakta verilmemektedir. İlişkili kişi dosyası Kadı Vahyüddin : Kadı Vahyüddin, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin dînever hattı halkalarındandır. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.
Ferruh Kethüdâ Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Balat'taki Sünbülî tekkesi. Vahyî, babası Seyyid Hasan Nûri Efendi'nin vefatı üzerine Muharrem 1100'de (Kasım 1688) buranın şeyhliğine getirilmiş, vefatına kadar bu görevde kalmıştır. Kendisinden sonra oğlu Feyzullah Efendi dergâhın şeyhliğini yapmıştır.
Ferruh Kethüdâ Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Babasının ölümü üzerine Muharrem 1100'de (Kasım 1688) şeyhliğine getirildiği Balat'taki Sünbülî tekkesi. Vefatından sonra postu oğlu Feyzullah Efendi'ye geçmiştir. İlişkili kişi dosyası Vahyî Seyyid Mehmed Efendi : Vahyî Seyyid Mehmed Efendi (ö. 1130/1718), babası Balat Şeyhi Seyyid Hasan'dan terbiye almış; Ferruh Kethüda Zâviyesi postnişini, vâiz, muhaddis, müfessir ve şairdir.
Kılıç Ali Paşa Camii
İstanbul · Türkiye · Şevval 1125'te (Kasım 1713) Zâkirzâde Şeyh Abdülvehhâb Efendi'nin yerine vâiz olarak tayin edildiği cami. İlişkili kişi dosyası Vahyî Seyyid Mehmed Efendi : Vahyî Seyyid Mehmed Efendi (ö. 1130/1718), babası Balat Şeyhi Seyyid Hasan'dan terbiye almış; Ferruh Kethüda Zâviyesi postnişini, vâiz, muhaddis, müfessir ve şairdir.
Kudüs
Kudüs · Filistin · Silsilede kendisinden önceki halka Muhammedü'l-Bekrî'nin (ö. 427/1035) vefat ettiği şehir. İlişkili kişi dosyası Kadı Vahyüddin : Kadı Vahyüddin, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin dînever hattı halkalarındandır. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.
Kılıç Ali Paşa Camii
İstanbul · Türkiye · Vahyî'nin Şevval 1125'te (Kasım 1713) Zâkirzâde Şeyh Abdülvehhâb Efendi'nin yerine vâiz olarak tayin edildiği cami. İlişkili kişi dosyası Şeyh Seyyid Mehmed Vahyî Efendi : Seyyid Mehmed Vahyî Efendi (ö. 1718), Balat Şeyhi Hasan Efendi'nin oğlu; Ferruh Kethüdâ Zâviyesi postnişini, vaiz ve Divan sahibi şairdir.
Eyüp Sultan Camii
İstanbul · Türkiye · Vahyî'nin Zilkade 1127'de (Kasım 1715) Arapzâde Hasan Efendi'nin yerine vâizlikle nakledildiği cami. İlişkili kişi dosyası Şeyh Seyyid Mehmed Vahyî Efendi : Seyyid Mehmed Vahyî Efendi (ö. 1718), Balat Şeyhi Hasan Efendi'nin oğlu; Ferruh Kethüdâ Zâviyesi postnişini, vaiz ve Divan sahibi şairdir.
Eyüp Sultan Camii
İstanbul · Türkiye · Zilkade 1127'de (Kasım 1715) Arapzâde Hasan Efendi'nin yerine vâizliğine nakledildi. İlişkili kişi dosyası Vahyî Seyyid Mehmed Efendi : Vahyî Seyyid Mehmed Efendi (ö. 1130/1718), babası Balat Şeyhi Seyyid Hasan'dan terbiye almış; Ferruh Kethüda Zâviyesi postnişini, vâiz, muhaddis, müfessir ve şairdir.
Dînever
Kirmanşah · İran · Kendisinden sonraki halka Ömerü'l-Bekrî'nin (ö. 487/1094) vefat ettiği şehir. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Kadı Vahyüddin : Kadı Vahyüddin, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin dînever hattı halkalarındandır. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.
Sultan Selim Camii
İstanbul · Türkiye · Vahyî'nin Zilhicce 1128'de (Kasım-Aralık 1716) vâizliğine getirildiği ve vefatına kadar bu görevi sürdürdüğü cami. İlişkili kişi dosyası Şeyh Seyyid Mehmed Vahyî Efendi : Seyyid Mehmed Vahyî Efendi (ö. 1718), Balat Şeyhi Hasan Efendi'nin oğlu; Ferruh Kethüdâ Zâviyesi postnişini, vaiz ve Divan sahibi şairdir.
SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI
Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e
SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI
Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
HAKİKİ HİZMET EHLİ VE ONA BENZEYENLER
Avârifü’l-Maârif · 11. bölüm · Allahu Teâlâ, Hz. Dâvud’a (as) şöyle vahyetmiştir: “Ya Dâvud! Beni taleb eden (benim rızâmın peşine düşen) birisini gördüğün zaman, ona hizmetçi ol.” Hakk yolunda gidenlere hizmet
BEY’AT-HIRKA VE İRŞÂD
Avârifü’l-Maârif · 12. bölüm · Hırka giymek; mürşid ile mürid arasında bir bağlantı ve müridin nefsi ile kendi arasında mürşidinin hakemliğini kabul etmesidir. Şeriatta dünyevî bir maslahat ve iş için bir başkas
Sayfalar 21–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · Evet, Hz. Musa aleyhisselâm sadrının şerholunmasını, işlerinin kolaylaştırılmasını, lisanındaki tutukluğun giderilmesini, sözünün daha iyi anlaşılmasını, ehlinden ve akrabasından b
Sayfalar 29–36
Muzaffer Ozak Külliyatı · haremeyn, ceddüs-sıbteyn, imam-ül-Enbiyâ, imam-ül-etkiyâ, tâcül-asfiyâ, sahib-üs-seyf, sahib-ül-kitab, münzel-ül-Kur'an, sahibül-mi'râc, şefi-ul-müznibiyn, Resûlüllah, Habibullah,
Sayfalar 44–51
Muzaffer Ozak Külliyatı · at eden kimse, Allahu azim-üş-şânın ve Resûl-ü zişânın sevdiklerini sevmekle mükelleftir. Allah ve Resûlünü seven, kıyamet gününe inanan kişi âhir zaman peygamberinin bütün yakınla
Sayfalar 41–48
Muzaffer Ozak Külliyatı · ETVAR-I-SEB'ADA OLAN ESMÂ-I-İLÂHİYYENİN RENKLERI Tevhidin nuru hava'i mavi Ism-i-celâlin nuru kırmızı İsm-i-Hû'nun nuru yeşil İsm-i-Hak'kın nuru beyaz Ism-i-Hay'yın nuru sarı İsm-i
Sayfalar 52–58
Muzaffer Ozak Külliyatı · her kim Allah resûlü bildi ve ona iyman etti, gönül verdi, iki cihan saadetine erdi. Hatırıma gelmişken söylemeden geçemeyeceğim: Resûl-ü zişânı rü'yâsında görmek saadetine erenler
Sayfalar 69–76
Muzaffer Ozak Külliyatı · rın ve bulunduranların da şefaatlerine nail olacağı herkesçe malümdur. MAKAMAT-I-SADIYYE namındaki kitapta beyan olunmuştur ki, Enbiyâ ve rüsül-ü kiram ile, şehitlerin, salihlerin
Sayfalar 81–87
Muzaffer Ozak Külliyatı · içindedirler. Allahu sübhanebu ve tealâ hazretlerinin, Kitab-ı keriminde medh-ü senâ eylediği o zevât-ı âlişan ki, Allahu tealâ'nın kendilerinden ve kendilerinin de Allahu azim-üş-