Ara
Menü

HAKİKİ HİZMET EHLİ VE ONA BENZEYENLER

1.178 kelime

Allahu Teâlâ, Hz. Dâvud’a (as) şöyle vahyetmiştir: “Ya Dâvud! Beni taleb eden (benim rızâmın peşine düşen) birisini gördüğün zaman, ona hizmetçi ol.” Hakk yolunda gidenlere hizmet eden kimse, bu hizmetini, mânevî sevaba ve Allahu Teâlâ’nın kulları için hazırladığı nimetlere ulaşmak için yapar. Allahu Teâlâ’ya yönelenleri rahata kavuşturup onların gönüllerini geçim derdinden kurtararak daha huzurlu ve şevkle ibâdet etmelerini temine çalışır. Yaptığı her şeyi, sâlih bir niyet ile Allah için yapar. Mürşid-i kâmil her işinde Allah’ın murâdına göre haraket ederken, hizmetçi, niyetine göre davranır. Hizmet ehli, her işini Allah için, mürşid de Allah için yapar. Bununla birlikte mürşid, “mukarrabûn”, hizmetçi ise, “ebrâr” (iyiler) makâmındadır. Hizmet ehli, kendi yerine başkasına vermeyi, karşılık beklemeden ihsan etmeyi, başkasından gelen şeyle kardeşine yardım etmeyi tercih eder. Onun her vakit vazifesi; Allah’ın kullarının hizmetine gayret etmektir. O, fazileti bu hizmetinde görür ve bunu

nâfile ibâdet ve amellerine tercih eder. Öyle ki; mürşid ile hâdimi seçemeyen, ikisinin konum ve hâlini bilemeyen kimse, onu mürşid zanneder. Çoğu zaman, bazı hizmetçiler de kendi nefsinin hâlini bilemeyip, ilminin azlığı ve bu zamanda gerçek velilerin hallerinin yok olup gitmesinden dolayı; kendisini mürşid konumunda zanneder. Bunun bir diğer sebebi de dervişlerin çoğu, mürşidin ilim ve hâline bakmayıp, onun vereceği birkaç lokmaya kanaat etmektedirler. Bu durumda, kim kendilerini daha çok yedirip içiriyorsa, onu mürşidliğe daha lâyık görürler. Bilmiyorlar ki, mürşid zannettikleri bu kimse, mürşid değil, sadece ekmekçidir. Hakk yolunda hizmet ehli olan kimse, güzel bir makâm ve Allah’tan gelecek hoş bir nasib sâhibidir. Hizmet ehlinin ve yaptığı hizmetin faziletini anlatan bir haberi bize, Şeyh Ebû Zur’a, babası kanalıyla, Ebû Hureyre (ra)’den nakletti. Ebû Hureyre (ra) demiştir ki: “Bir yolculuk esnasında Rasûlullah (sav) “Merru’z-Zahran” da iken kendisine bir miktar yiyecek getirildi. Allah Rasûlü (sav), Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer’e: “Geliniz yiyiniz.” buyurdu. Onlar: “Biz, oruçluyuz” dediler. O zaman Efendimiz (sav) diğer oruç tutmayanlara: “Arkadaşlarınızın yükünü hazırlayın, yüklerini yüklemeye yardımcı olun. Siz de yaklaşıp yiyiniz!” Buyurdu. (Hadisin lafzı, hadis kitablarında müellifin naklinden biraz farklıdır. Biz, baskı hatası ihtimâlini göz önünde bulundurarak, hadis kitaplarındaki rivayete göre mâna verdik. Bkz: Nesâî, Sıyâm, 49; Hâkim, Müstedrek, I, 433; Beyhakî, Sünen-i Kübrâ, IV, 246.) Allah Rasûlü (sav) bu sözüyle, şunu demek istedi: “Siz, nâfile orucunuz sebebiyle hizmetten zayıf düştünüz ve size hizmet edecek kimselere muhtaç oldunuz. Yiyiniz de (başkalarına hizmet ederek) kendi nefsinize hizmet etmiş olunuz; yol ve amel sevâbınız sizin olsun.” Hizmet ehli, her türlü fazileti elde etmeye çalışır. O bu fazileti, bazen, bizzat çalışarak, bazen etrafındakileri çeşitli hizmetlerde çalıştırarak, bazen sağmal hayvanları sağarak, bazen de kendisine teslim edilen mal ve eşyayı yerine ulaştırarak elde etmeye çalışır ve şeriatın kötülemediği her hizmete girer; hiçbirinden geri durmaz. Mürşid ise; keskin basireti ve kuvvetli ilmiyle, infak etmenin, tam bir ilme, nefsin hile ve şehevî arzularından temizlenmiş bir niyete ihtiyacı olduğunu görür. Bu konuda niyetini temizlerse de bu gibi işlerde nefsin arzusunun bulunacağını bildiği için, ona yanaşmaz. Zaten mürşidin hâli; kendi istek ve arzularını terk edip, İlâhî murâda râm olmaktan ibarettir. Bize, Ebû Zur’a’nın naklettiğine göre, Cüneyd el-Bağdâdî şöyle demiştir: Seriy es-Sakatî: “Ben insanı kısa yoldan Cennete götürecek bir yol biliyorum!” dedi. Kendisine: “Nedir o?” diye sordum, Hazret: “Kimseden bir şey isteme! Hiç kimseden bir şey alma. Yanında da (dünya adına) kimseye vereceğin bir şeyin olmasın; her hâlinle Allah’a güven!” dedi. Hizmet ehli, Cennete giden yolun, hizmet, infak ve hiçbir karşılık beklemeden ihsanda bulunmak olduğunu bilir. Bu anlayışla, hizmetini nâfile ibâdetelere takdim eder ve bu böyle yapmasının daha faziletli olduğunu düşünür. Hizmet, sırf sevap almak için yapılan nâfile ibâdetlerden üstündür. Ancak, kulun Allahu Teâlâ ile beraber olma hâlini korumak ve bunu devam ettirmek için yaptığı nâfileler bunun dışındadır.

Hizmetin nâfile ibâdetlerden üstün olduğunu, Ebû Zur’a kanalıyla, Enes b. Mâlik (ra)’den rivayet edilen şu hadisi şerif ortaya koymaktadır. Enes (ra) demiştir ki: “Rasûlullah (sav) ile bir yolculuktaydık. Bazılarımız oruçlu, bir kısmımız da oruçsuzdu. Sıcağın oldukça şiddetli olduğu bir günde konaklamak için bir yere indik. Bazılarımız eliyle güneşten korunmaya çalışıyordu. En fazla gölgeye sâhip olanlar, kendilerini gölgeleyecek fazla elbiseye sâhip bulunanlardı. Oruçlular uyudular. Oruç tutmayanlar ise, kalkıp çadırları kurdular ve hayvanları suladılar. Bunu gören Rasûlullah (sav): “Bugün, oruç tutmayanlar bütün sevabı alıp götürdüler." 43 buyurdu. Bu hadis, hizmetin nâfile ibâdetlerden daha faziletli olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, hizmet ehli için rağbet edilecek bir yüksek makam vardır. Fakat, niyetini nefsânî düşünce ve şâibelerden arındıramayan, gerçek hizmet ehline benzemeye çalışıp, dervişlerin hizmeti için çırpınan ve güzel bir arzuyla hizmetle elde edilecek yüksek halleri elde etmek için hizmet içine giren kimseye gelince, onun hizmeti karışık olur. Bu kimse, hizmetinin bir kısmını imanının verdiği muhabbet ve veliler cemaatına karşı beslediği güzel düşünceyle yaparken, bir kısmını da hevâ ile karışık bir niyetle yapar ve isabet edemez. Bu durumda, hizmeti yerinde yapmamış olur. Bazen, hizmet ehli bir kimse, yaptığı işlerde hevâsıyla tasarruflarda bulunur. O, Allahu Teâlâ’nın rızâsını ve vereceği sevabı istemekle birlikte, insanlar tarafından methedilip övülmeyi de sever. Çoğu zaman, adının yüceltilmesi için hizmet eder. Bazen de karşılaştığı kimselerden gördüğü sevimsiz davranışlar yüzünden içini saran hevâî duygular sebebiyle hizmetten vazgeçer. Nefsânî duygular içini sarıp kalbi karıştığı için, rıza ve gazap hâlinde, hizmetin korunması gereken edeblerine riâyet edemez. Halbuki gerçek hizmet ehli, rıza ve gazap hâlinde hizmetinde hevâsına tâbi olmaz. Hiçbir kınayanın kınaması onu, Allah için yaptığı hizmetten geri çeviremez. O, bütün hallerde her şeyi yerli yerince ve gereğince yapar. Buna göre, az yukarıda bahsettiğimiz kimse, hizmet ehli gibi görünen fakat, hakiki hâdim olmayan kimsedir. Gerçek hizmet ehli ile öyle olmayanı ancak, niyetin nasıl sahih ve sağlam, kalbin hevâdan nasıl temiz olacağını yakinen bilen kimse fark edebilir. Bununla beraber, temiz bir niyetle, gerçek hizmetçi gibi görünen kimse de birçok tasarruflarında gerçek hizmet ehlinin sevabına ulaşır. Fakat niyetine hisleri karıştığı ve hâli itibarıyla gerçek hizmet ehlinden geride kaldığı için, onun rütbesine ulaşamaz. Bunların yanında, kendisine verilen malı sâhiplerine ulaştırmak yahut beklenilen hizmetlerin artması için eline vakıf malı verilerek fakirlerin hizmetine getirilen kimseye gelince; O, kendi adına eline geçireceği bir nimet ve âcilen elde edeceği bir pay için hizmet etmektedir. Onun menfaati kesilse, hizmeti de kesilir. Çoğu zaman o, hizmet edenleri çalıştırır. Bu durumda o, nefsânî arzusuyla, (özellikle) kendisine hizmet eden meclis ve toplantılarda daha fazla ihtiyaç duyulan, sâyesinde mal ve itibârını artırdığı kimselere hizmet eder. Aslında bu kimse, kendi hevâsına hizmet etmekte, dünyalığın peşine düşmekte, gece gündüz itibarını ayakta tutmak, kendisinin ve ehlinin hoşnut olacağı şeyleri ele geçirmek için çırpınmakta, bu hâliyle de dünyalık servetini çoğaltmakla uğraşmaktadır. Bu durumuyla o, dervişlerin ve gerçek hizmet ehlinin hâli dışında bir hâl ve kıyafete bürünür. Nefsânî arzularını elde etmek için kendisini kapıp koy verir. İçinde, baş olma sevdası hâkim olur. Malı çoğaldıkça, istekleri de çoğalır. Fakirlere (dervişlere) yönelerek, hizmetle onları elde etmeye çalışır. Fakirler de eli altındaki vakıftan

43- (Buhârî, Cihad, 7I; Müslim, Siyam, I00.)

hisselerine düşecek payı keser korkusuyla, rıza ve sevgisini kazanmak için ona, aşırı derecede yaltaklanma ve yağ çekme ihtiyacı duyarlar. Aslında böyle bir kimseye, gerçek hizmet ehli veya hizmete koşan değil, “hizmet bekleyen” demek daha güzel olacaktır. Bütün bunlarla beraber, çoğu zaman o kimse, başkalarının hizmeti yerine Allah dostlarının hizmetini seçmesi ve zâhiren de olsa sûfilere mensup olması sebebiyle, onların bereketine kavuşması ümid edilir. Nitekim, daha önce zikrettiğimiz bir hadis-i şerifte, ehl-i zikir anlatılırken, haklarında: “Onlar, öyle bir topluluktur ki; onlarla oturup kalkan şâkî (rahmetten mahrum) olmaz.’’ Buyrulmuştur.