Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

55 sonuç · “Sâlik

01
Şahsiyet

Abdüssamed el-Câvî el-Pelimbânî

Abdüssamed el-Câvî el-Pelimbânî, Palembang ile Hicaz arasında kurduğu ilim ve irşad bağı; Gazzâlî'nin eserlerini Malayca yeniden işleyen Hidâyetü's-sâlikîn ve Seyrü's-sâlikîn'i; Semmânî evrâdı ve Nasîhatü'l-müslimîn'iyle XVIII. yüzyıl Güneydoğu Asya tasavvufunun başlıca müelliflerindendir.

02
Şahsiyet

Kemâleddin el-Kisâlî

Kemâleddin el-Kisâlî, 971/1563’te vefat eden ve Hindistan’da faaliyet gösteren Kādirî Kemâliyye kolunun kendisine nispet edildiği sûfîdir.

03
Şahsiyet

Küçük Nûreddin Efendi

Küçük Nûreddin Efendi (ö. Safer 979/Haziran-Temmuz 1571), Nûreddinzâde Muslihuddin Mustafa'nın terbiyesinde Halvetî sülûkunu tamamlamış; belâgat alanında Mesâlik ve Hevâdî adlı eserleri yazmıştır.

04
Şahsiyet

Seyyid Halil Dede (Sâlik)

Seyyid Halil Dede (ö. 17 Şevval 1135/1723), babası Seyyid Mehmed Dede'nin ardından Kasımpaşa Mevlevî zâviyesi postuna geçen Sâlik mahlaslı şairdir.

05
Şahsiyet

Şeyh Abdurrahmân Şerif Efendi

Abdurrahman Şerif Efendi, babası Derviş Ahmed Sâlik Efendi'nin ardından post hizmetini üstlenen ve Ced Hasan Efendi'den hilâfet alan sûfî şairdir.

06
Şahsiyet

ŞEYHÜ'LİSLÂM İBN-İ KEMÂL

ŞEYHÜ'L-İSLAM İBN-İ KEMAL Şemseddin Ahmed b. Süleyman b. Kemal Paşa'dır. Bayeztd-i Veli ve Selim Han-ı evvel devri ulemasındandır. Selim Han ile Mısır fethinde bulunup, kazasker oldu. Müftiyü's-sekaleyn bir veliyy-i kamildir. An-asl Tokadıdır. Bidayeten ümera yı Osmaniyye'den iken bi'l-ahare tarlk-ı ilme salik olup, mazhar-ı kemal oldu. Zeka ca nadire-i…

07
Şahsiyet

Ya‘kūb Afvî Efendi

Ya'kūb Afvî Efendi (1089/1678, Topkapı, İstanbul – 1149/1736); Celvetî şeyhi ve müellif. Aziz Mahmud Hüdâyî Âsitânesi'nin on beşinci postnişini ; babası “odabaşı şeyhi” diye tanınan Fenâî Mustafa Efendi'dir.

08
Sözlük

Erbaîn (Şâbâniyye)

Sâlikin mürşid gözetiminde kırk gün süreyle ibadet, az yemek, az uyumak, zikir ve iç gözleme yoğunlaştığı halvet uygulaması.

09
Sözlük

Abâdile

Abâdile , Arapça “Abdullahlar” anlamına gelir. Başına abd kelimesi getirilerek yapılan Abdurrahman, Abdülkuddûs, Abdülkādir ve Abdülkerîm gibi birleşik isimler için de kullanılır. Tasavvufî anlamı Tasavvuf dilinde abâdile, ilâhî isimlerden birinin tecellisini kendisinde belirgin biçimde gerçekleştiren kimseleri ifade eder. Sâlik, hangi ilâhî ismin hakikatine daha güçlü biçimde mazhar olmuşsa o isme nispet edilen kulluk vasfıyla anılır. Meselâ el-Mün‘im, “nimet veren” demektir. Bu isme belirgin biçimde mazhar olan kul, Allah’ın nimet vericiliğini daha çok müşahede eder; kendisine ulaşan nimeti başkalarına yansıtması onun ahlâkında öne çıkar. Böylece isimle kul arasında rubûbiyet ve ubûdiyet ilişkisi kurulur. Abdülcebbâr, Abdülmüntakim, Abdülkādir, Abdülhâdî, Abdülhalîm ve Abdüssabûr gibi isimler de aynı adlandırma mantığı içinde değerlendirilir.

10
Sözlük

Âbaü'l-ahval

(آباء الاحوال) Hal babaları. tas. a Sahip oldukları hallere hâkim olan, hal sahibi olduklarını başkalarına hissettirmeyen, halin tesiriyle dengelerini, doğal ve her zamanki davranışlarını değiştirmeyen salikler. b Cezbe ve şevk gibi hallere mağlup ve mahküm olup kendilerinden geçen ve dengelerini kaybeden sâliklere ebnâü'-ahval (hal çocukları) denir. Bunlar sekr ve cezbe halindeyken şer'i hükümlere uymayan sözler söyleyebilir, fıkıh ölçülerine göre caiz olmayan işler yapabilir; fakat bu türden beyan ve davranışlardan sorumlu olmazlar. Zira hal sebebiyle bilinç ve iradelerini ya kısmen ya da tamamen yitirmişlerdir. Bu zümrenin en iyi örneği meczuplar ve behlüllerdir. Dini his ve heyecanların etkisiyle olağan olmayan biçimde konuşan ve hareket eden her sâlik ebndülahval'dendir. Âbaü'l-ahval temkin, ebndü'l-ahval telvin sahibidir. Temkin, telvinden üstündür. Hallâc, “Peygamberler haller üzerinde tam olarak hâkimiyet kurmuşlardır; bu hallerde diledikleri gibi tasarruf ederler. Diğerlerine ise haller musallat kılınmıştır. Onlar üzerinde haller tasarruf eder, oysa haller nebilerin yönetimi ve etkisi altındadır” der. Bkz. Temkin, Telvin. Abd—Abdiyet i. ar. (4 (عبد - عبد 1. Kul, köle, bende. 2. tas. Hakk'a kul olduğu için başkasına kul olmayan. Hz. Peygamber'in en yüce makamı, insanoğlunun sahip olduğu manevi mertebelerin en yükseği abdiyettir (kulluk). Kelime-i sehadette,

11
Sözlük

Âb-ı rûy

Yüz suyu, onur ve itibar. Tasavvufî kullanımda sâlikin gönlüne gayb âleminden gelen ilham için de kullanılan bir mecazdır.

12
Sözlük

Ahz-ı nisbet

Bir mürşidden mânevî bağ ve tarikat terbiyesi almak; el alıp mürid olmak. Ahz almak, nisbet ise sâliki irşad zincirine bağlayan mânevî yakınlık anlamındadır. Terim yalnız şeklen biat etmeyi değil, sohbet, zikir ve âdâb yoluyla bu ilişkinin kurulmasını anlatır.

13
Sözlük

Akıl

Mutasavvıflar ilâhî, ezeli ve ebedi gerçeklerin akıl yoluyla kavranamayacağını belirtir, nazari aklı reddeder ve Yeni Platonculugun etkisiyle keşf ve marifet anlayışlarıyla uyuşan farklı bir akıl anlayışı ileri sürerler. Tasavvuf dilinde insan aklına akl-ı cüzi ve akl-ı mecaz denir. Cüz'i akıl, söz ve işlerimizde bize delil olur Ama, Allah bahsinde değeri sıfır olur Mevlânâ Ikâl-ı akl-i cüz'iden halâs ol Efendi bâde-nüş-i bezm-i hâs ol Hudai 2. Hak ile bâtılı birbirinden ayırt etmeye yarayan nur. Rabbani latife, kalp (Gi 1:88, 95, 11:4; ct). Allah’a ibadete ve cennete girmeye vasıta olan düşünce, kulluk yapmaya alet olan fikir, ibadetin yolunu gösteren ışık. Aklın ulaştığı son nokta hayret, hayretin sonucu sekrdir, yani sâlik rububiyeti temaşa edince aklını kaybeder (SF, 336). Ben isterim akıldan hidâyet Akıl bana gösterir dalâlet Fuzüli Akılla yol alınmaz Akıl, erenlerin ayak bağıdır 0 eee Kalbe bak akla itibar etme Çünki aklın şiârıdır inkâr Ferid Kam Hak ile bâtılı birbirinden ayırt etmeye yarayan nur. Rabbani latife, kalp (Gi 1:88, 95, 11:4; ct). Allah’a ibadete ve cennete girmeye vasıta olan düşünce, kulluk yapmaya alet olan fikir, ibadetin yolunu gösteren ışık. Aklın ulaştığı son nokta hayret, hayretin sonucu sekrdir, yani sâlik rububiyeti temaşa edince aklını kaybeder (SF, 336). Ben isterim akıldan hidâyet Akıl bana gösterir dalâlet Fuzüli Akılla yol alınmaz Akıl, erenlerin ayak bağıdır 0 eee Kalbe bak akla itibar etme Çünki aklın şiârıdır inkâr Ferid Kam

14
Sözlük

Ameden

|) i. Jars. Gelmek. tas. Sekr ve istiğrak halindeki sâlikin ruhlar âleminden insanlık âlemine dönmesi, kendine gelmesi.

15
Sözlük

Arbede

Savaşmak, kavga etmek. tas, Cezbeli sâliklerin ve galebe halindeki bazı süfilerin Hak'la tartışmaları, çekişmeleri ve kavga etmeleri (BM 181); müşacere ve muhaseme de denir. Bir naz ve samimiyet halidir (Bakli, age, s 180). Hz. Ibrahim Allah'la tartışmıştı (Hud Suresi, 74). Hz. Musa Allah’a, “Bu senin fitnendir” (Araf Suresi, 155) demişti. En güzel arbede Hz. Berhiya ile ilgilidir. Hz. Musa kavmiyle birlikte yağmur duasına çıkınca, Cenab-ı Hak, Berhiya isimli kulu dua etmedikçe o günahkâr kavme yağmur vermeyeceğini söylemiş, Hz. Musa gi- dip onu bulmuş, alıp dua yerine getirmiş, dua etmesini rica etmiş, Berhiya da Allah’a hitaben şöyle demiş: “Bu yaptığın şey senin ne fiiline ne de hilmine yaraşır! Ne gördün de rahmetini kestin! Rüzgârlar mı emrini dinlemiyor, rahmetin mi tü- kendi, yoksa günahkârlara gazabın mı şiddetlendi! Bu günahkârları yaratmadan önce affedici değil miydin! Rahmeti yarattın, şefkatli olmayı emrettin, ama sen böyle yapıyorsun! Yoksa rahmetini bizden esirgiyor musun, yoksa bizi elinden kaçıracağından korktuğun için hemen cezalandırmak mı istiyorsun?” Berhiya Al- lah'a böyle nice sözler söylemiş. Sözü biter bitmez gökte bulutlar belirmiş, sicim gibi yağmur yağmaya başlamış. Hz. Musa, Berhiya'nın bu sözlerine çok öfkelen- İİİ İÇİM >“ö“—«< EAEö. Arif e eee ee د miş. Allah ise ona: “Ya Musa! Berhiya beni her gün üç defa güldürür,” demiş. (ci Iv:331). Yünus'un şiirlerinde de bu türlü çekişmeli dizeler vardır: Sen temâşâ kılasın ben hod yanam Hâşâ lillah senden ey Rabbu’l-Enam

16
Sözlük

Arz

Yer, yeryüzü. tas. a İnsan bedeni ve rızkın zuhur mahalli olan yeryüzü. b Arz halk (yaratık), ondaki zinet ise Hak'tır. c Hakk'ın sıfatlarına sema, halkın sıfatlarına arz denir. d Arz, süfli âlem, fesat âlemi; sema, salah âlemi, ulvi âlemdir. Arifin arzı, kendisindeki halkın (beşeri) sıfatları, seması yine Hakk'ın ondaki (ilâhî) sıfatlarıdır. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için SM kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Arzu i. fars Kimi sâliklerin bilerek ve isteyerek kendi asıllarına eğilim göstermeleri,

17
Sözlük

Asuman-ı gayb

سيان غيب) 1) Gayb seması. tas. İlâhî tecelli ve nurlar (SP). Âşık i. ves. ar. (5 e) ¢. Uşşak, Âşıkin. r. Tutkun, düşkün, vurgun; haddinden çok fazla ve aşırı derecede seven. 2. tas. Allah Teala'yı son derece ve azami mertebede seven. Hak âşığı; örn. Ibn Fariz, Sultanü'l-âşıkin'dir. Ey âşıklar ey âşıklar aşk mezheb u dindir bana Gördü gözüm dost yüzünü yas kamu düğündür bana Yünus Aşikâr— Aşikâre 5. fars, (6) S8 1—, 164) Bkz. Zahir. Aşina—Aşinai s., i. fars. خنا-[ شناى') Dır. Tanış-tanışıklık, dost-dostluk. 2. tas, a Benliğinden uzaklaşarak, nefsine bigâne (ve el) olarak Hakk'a yaklaşan sâlikin Onunla tanışması, O'nun tanışı (aşinası) olması, O'nunla üns halinde bulunması. b Sâlikin rububiyet-ubüdiyet, yaratıcılık-yaratılmışlık ilişkisindeki sır ve hikmetlere vâkıf (aşina) olması, ilahi esrarla tanışması. Bu durumdaki sâlike agâh, vâkıf ve aşina denir (TK Ir:rrşr). Aşina olmayanlara da bigâne berrâni, yabancı ve el denir. c Aynı tarikate bağlı iki kişinin birbiriyle can arkadaşı (yoldaş) olmaları. Aşk olsun Kat eyle âşinâlığım ondan ki gayrdir Ancak öz âşindların et âşinâ bana Fuzüli Âşinâya âşina, bigdneye bigâneyiz Alem-i fanide resm-i rindegânı böyledir Cevri

18
Sözlük

Aşk

Sevginin insanın bütün varlığını kuşatan en ileri derecesi. Tasavvuf dilinde aşk, sâliki benlik iddiasından çıkarıp sevgilinin iradesine yönelten güçlü muhabbeti; varlığın yaratılışındaki sevgi sırrını ve Hakk’a kavuşma arzusunu anlatır. Sevginin dereceleri Klasik kaynaklar sevginin hâllerini tek bir değişmez sıraya bağlamaz. Bununla birlikte şu kavramlar sıkça birlikte anılır: Meveddet Sevgi sebebiyle kalbin özlem ve bağlılık içinde bulunması. Hevâ Gönlün sevgiliye yönelmesi; denetlenmediğinde nefsânî arzu anlamı da taşır. Hillet Sevginin kalbin bütün katlarına işlemesi ve dostluk. Muhabbet Kötü huylardan arınıp sevgiliye lâyık olma çabası. Şağaf Kalbin zarına kadar ulaşan yakıcı sevgi. Garâm Ayrılmayan, sürekli ve bağlayıcı sevgi. Heyâm Âşığı kendinden geçiren sevgi taşkınlığı. Valeh Sevgilinin güzelliği karşısında hayret ve vecd. Hakikî ve mecazî aşk Hakikî aşk Hakk’a yönelen sevgidir. Mecazî aşk yaratılmış güzelliğe duyulan sevgiyi ifade eder. Sûfîler mecazî sevginin insanı hakikate taşıyabileceğini söylemekle birlikte, kişiyi bağımlılık, zulüm veya sorumsuzluğa götüren her tutkuyu mânevî aşk saymaz. Aşkın ateş, şarap, deniz ve delilik mecazlarıyla anlatılması onun dönüştürücü kuvvetini ifade eder. Ateş benliği yakar; şarap sıradan idrakin sınırlarını aşan vecdi; deniz ise sevginin kuşatıcılığını temsil eder. Bu ifadeler çoğunlukla şiirsel ve semboliktir. Aşk ve kulluk Tasavvufta aşk şeriatın ve ahlâkın yerine geçen sınırsız bir taşkınlık değildir. Sevginin doğruluğu sadakat, merhamet, hizmet, edep ve kul hakkına riayetle ölçülür. Âşık sevdiğini iddia etmekten çok, sevgisinin gerektirdiği güzel huyları taşımaya çalışır. Şeriat tarikat yoldur varana Hakikat mârifet andan içeru Mevlevî kullanım “Aşk olsun” Mevlevî çevrelerinde selâm, dua ve mânevî gayret temennisidir. Muhatap “Aşkın cemâl olsun”, ardından “Cemâlin nûr olsun” ve “Nûrun alâ nûr olsun” gibi karşılıklar verebilir. Buradaki aşk, kişisel romantik duygudan ziyade Hakk’a yöneliş ve hizmet neşesidir. Okuma notu Sevgi mertebelerinin adları ve sırası kaynaklara göre değişir. Madde bu farklı tasnifleri tek ve zorunlu bir psikoloji şeması gibi sunmaz.

19
Sözlük

Aynu'l-mahabbet

عين | لمحبه) Salt sevgi, öz muhabbet. tas “Allah Teala'nın kulları için sevdiğini, (istediğini, arzu ettiğini) istemek, onlar için istemediğini istememektir”. Bu haldeki sâlikte şahsi bir sevgi, tercih ve irade yoktur. Allah neyi seviyorsa yalnızca onu sever, neyi (kerih görüyor) sevmiyorsa onu sevmez. Allah'ın sevgisiyle kulun sevgisi burada özdeşleştiğinden bu sevgiye ay- nu'l-muhabbet adı verilmiştir.

20
Mekân

Cihangir Camii ve Tekkesi

İstanbul · Türkiye · 1020/1611'de meşihatına tayin edildiği ve yanına tekke yaptırdığı cami; elli iki yıl burada irşad etmiş, Rebîülâhir 1074'te (Kasım 1663) vefatında hazîresine defnedilmiştir. Tekke 1925'e kadar faaliyetini sürdürmüştür.

21
Mekân

Hâce Yûsuf Ziyaretgâhı

Merv · Türkmenistan · Bâmeîn'de defnedildikten sonra İbnü'n-Neccâr adlı bir müridi tarafından Merv'e nakledilen kabrinin bulunduğu yer. Bugün Türkmenistan sınırları içinde, Merv yakınlarındaki Bayramali denilen mevkide Hâce Yûsuf adıyla bir ziyaretgâhtır.

22
Mekân

Aziz Mahmud Hüdâyî Âsitânesi

İstanbul · Türkiye · Celvetiyye'nin pîr makamı; 1140/1728'de on beşinci postnişin olarak buraya oturmuş, vefatına kadar irşadını sürdürmüştür. İlişkili kişi dosyası Ya‘kūb Afvî Efendi : Ya‘kūb Afvî Efendi (ö. 1149/1736), Mustafa Fenâî’nin oğlu ve Osman Efendi’nin damadı; Hüdâyî Âsitânesi’nde dokuz yıl postnişinlik yapan, Celvetî sülûkunu anlatan Hediyyetü’s-sâlikîn’in müellifidir.

23
Mekân

Ahmed Çelebi Mescidi

İstanbul · Türkiye · Üsküdar'da, Mustafa Hudâvendî'nin cuma ve pazartesi geceleri hatm-i hâcegân okutarak sâlikleri terbiye ettiği mescit. Metin mahalle bilgisi vermediğinden koordinat verilmemiştir. İlişkili kişi dosyası Şeyh Mustafa Hudâvendî : Mustafa Hudâvendî (yaklaşık 1812–1892), Eskişehirli; Abdullah el-Mekkî’ye Hicaz’da yirmi üç yıl hizmet ederek icâzet alan ve Üsküdar’da irşad eden Hâlidî-Nakşibendî şeyhidir.

24
Mekân

İnadiye (Karacaahmet yolu)

İstanbul · Türkiye · Vasiyeti üzerine annesinin yanına defnedildiği yer; Karacaahmet'e giden caddenin sağ tarafındadır. Konum semt ölçeğinde yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Ya‘kūb Afvî Efendi : Ya‘kūb Afvî Efendi (ö. 1149/1736), Mustafa Fenâî’nin oğlu ve Osman Efendi’nin damadı; Hüdâyî Âsitânesi’nde dokuz yıl postnişinlik yapan, Celvetî sülûkunu anlatan Hediyyetü’s-sâlikîn’in müellifidir.

25
Mekân

Harput

Elazığ · Türkiye · Doğduğu şehir; Celâlî isyanları sebebiyle buradan Bursa'ya hicret etmek zorunda kalmıştır. İlişkili kişi dosyası Hasan Burhâneddin Cihângîrî : Hasan Burhâneddin Cihângîrî (yaklaşık 1592–Kasım 1663), Perçenç’ten Bursa’ya giderek Ya‘kūb-ı Fânî’den hilâfet alan; İstanbul Cihangir Camii yanında tekke kuran Halvetî şeyhidir.

26
Mekân

Beyazıt Camii

İstanbul · Türkiye · Adana dönüşünde tayin edildiği dersiâmlık görevini yürüttüğü cami; burada birkaç defa toplu icâzet vermiştir. İlişkili kişi dosyası Harputlu Hoca Abdüllatif Efendi : Harputlu Hoca Abdüllatif Efendi (ö. 15 Eylül 1916), Şa‘bâniyye-i Halvetiyye sâliki; Zihni Paşa’nın hocası, Dârülfünun ve Medresetü’l-Vâizîn muallimidir.

27
Mekân

Bâmeîn

Bağşûr yakınlarındaki yerleşim. Hemedânî, hayatının son yıllarını geçirdiği Herat'tan Merv'e dönerken burada vefat etti (22 Rebîülevvel 535 / 5 Kasım 1140) ve önce buraya defnedildi. İlişkili kişi dosyası Hâce Yûsuf el-Hemedânî : Yûsuf el-Hemedânî (440/1048–535/1140-41), Bağdat, İsfahan, Buhara, Semerkant, Merv ve Herat'ta ilim ve irşadla meşgul olan; Ahmed Yesevî ile Abdülhâlik Gucdüvânî'yi yetiştiren Hanefî fakih, muhaddis ve sûfîdir.

28
Mekân

Topkapı

İstanbul · Türkiye · 1089'da (1678) doğduğu semt. Konum semt merkezine göre yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Ya‘kūb Afvî Efendi : Ya‘kūb Afvî Efendi (ö. 1149/1736), Mustafa Fenâî’nin oğlu ve Osman Efendi’nin damadı; Hüdâyî Âsitânesi’nde dokuz yıl postnişinlik yapan, Celvetî sülûkunu anlatan Hediyyetü’s-sâlikîn’in müellifidir.

29
Mekân

Merv Hankahı

Merv · Türkmenistan · Yûsuf el-Hemedânî’nin Merv’deki irşad merkezi olan hankahtır; Hâcegân geleneğinde bu hankah “Horasan Kâbesi” olarak anılır. İlişkili kişi dosyası Hâce Yûsuf el-Hemedânî : Yûsuf el-Hemedânî (440/1048–535/1140-41), Bağdat, İsfahan, Buhara, Semerkant, Merv ve Herat'ta ilim ve irşadla meşgul olan; Ahmed Yesevî ile Abdülhâlik Gucdüvânî'yi yetiştiren Hanefî fakih, muhaddis ve sûfîdir.

30
Mekân

Fâtih medreseleri

İstanbul · Türkiye · Harput'taki ilk tahsilinin ardından İstanbul'a gidip girdiği ve icâzet aldığı medreseler. İlişkili kişi dosyası Harputlu Hoca Abdüllatif Efendi : Harputlu Hoca Abdüllatif Efendi (ö. 15 Eylül 1916), Şa‘bâniyye-i Halvetiyye sâliki; Zihni Paşa’nın hocası, Dârülfünun ve Medresetü’l-Vâizîn muallimidir.

31
Mekân

Baba Haydar Tekkesi, Eyüp

İstanbul · Türkiye · Celâlî tehdidi Bursa'ya ulaşınca şeyhi Yâkub Fânî ile birlikte gelip yerleştikleri tekke; Ramazan Mahfî ve Şerbetçi Mehmed Efendi'nin sohbetlerine bu yıllarda katılmıştır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Hasan Burhâneddin Cihângîrî : Hasan Burhâneddin Cihângîrî (yaklaşık 1592–Kasım 1663), Perçenç’ten Bursa’ya giderek Ya‘kūb-ı Fânî’den hilâfet alan; İstanbul Cihangir Camii yanında tekke kuran Halvetî şeyhidir.

32
Makale

Halvet, Erbaîn, Zikir ve Devrân

Şâbânî uygulamalarının anlamı, düzeni ve değişen biçimleri üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.

33
Makale

Celvetî Zikir Yolu: Tevhid ve Hû

Kelime-i tevhidin merkezî, esmâ zikrinin tâli konumu. Ecvibe ve karşılaştırmalı makaleden hazırlanmış özgün editoryal inceleme.

34
Makale

Celvetî Halvet Âdâbı

Perhiz, ibadet, zikir ve tefekkür düzeni. Ecvibe ve karşılaştırmalı makaleden hazırlanmış özgün editoryal inceleme.

35
Makale

Esmâ-i Seb'a ve Etvâr-ı Seb'a

Yedi isim, nefis mertebeleri ve seyrüsülûk. Tez ve çevrilen yazma metin karşılaştırılarak hazırlanmış editoryal inceleme.

36
Makale

Cerrâhiyye'de Seyrüsülûk ve Etvâr-ı Seb‘a

Kelime-i tevhid, esmâ ve yedi tavır. Envâr ve Tabakāt metninin ilgili bölümlerinden hazırlanmış kaynaklı inceleme.

37
Makale

Nurlar, Renkler ve Müşâhede Öğretisi

Kübrevî tecrübe dilinde görüntü, hâtır, latife ve ahlâkî dönüşüm. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.

38
Makale

Necmeddîn-i Kübrâ'nın Eserleri ve Dinleme Kayıtları

Sahih nispetler, tartışmalı eserler ve el-Uṣûlü'l-aşere sesli kaydı. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.

39
Makale

Rifâiyye'nin Usulü, Coğrafyası ve Tekke Kültürü

Tevazu merkezli terbiye, zikir düzeni ve Anadolu'dan Balkanlar'a yayılan tarihî ağ TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.

40
Makale

Yeseviyye: Silsile, Halvet ve Cehrî Zikir

Ana yol, alt kollar, pîrler ve usul arasındaki bağlantıları açıklayan editoryal dosya.

41
Makale

Nakşibendiyye’de Eğitim Usulleri

Müceddidiyye öncesi kaynakların gösterdiği Nakşibendî eğitim dilini birbirinden ayrılan uygulama başlıklarıyla açıklayan dosya.

42
Makale

Hâcegân Yolunun Teşekkülü

Hâcegân yolunun tarihî çevresini, erken halkalarını ve Bahâeddin Nakşibend’e ulaşan irşad ağını kaynak karşılaştırmasıyla ele alan geniş dosya.

43
Makale

Makâlât: Dört Kapı Kırk Makam ve Kaynak Meselesi

Hacı Bektâş'a nispet edilen Makâlât geleneğini dört kapı-kırk makam öğretisi ve metin tarihiyle birlikte okuyan rehber.

44
Eser

TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ

Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne

45
Eser

MÜRŞİDLİK RÜTBESİ VE MÜRŞİDLERİN HİZMETİ

Avârifü’l-Maârif · 10. bölüm · Rasûlullah (sav) Efendimiz bir hadislerinde buyurmuştur ki: “Muhammed’in nefsini elinde bulunduran Allah’a yemin olsun; eğer isterseniz bu hususta yemin de edebilirim. Hiç şüphesiz

46
Eser

Sayfalar 18–24

Muzaffer Ozak Külliyatı · ğunu ileri sürmesine benzerler. Babasının kim olduğu bilinmeyen ve bir fahişeden dünyaya gelen ne idüğü belirsiz bir piçe, böyle bir zat: (Evlâdım...) diyebilir mi, bilmem? Insan,

47
Eser

Sayfalar 25–32

Muzaffer Ozak Külliyatı · nın belirli bir kaç uzvuna hizmet etmekten ibarettir. Bunlardan ırak olanlar da hakka yakın olurlar. Bununla beraber, bu güruhun yukarıda zikrolunan kal şeyhlerinden daha az zararl

48
Eser

Sayfalar 33–40

Muzaffer Ozak Külliyatı · Cenabı erham-er-râhimiyn, cümlemize tevfikini ihsan buyursun, âf ve magfiretiyle sâd eylesin ve bizleri necata erdirsin. Kötü ve çirkin huylarımızı Kur'an ahlâkına ve ahlâk-ı Ahmed

49
Eser

Sayfalar 41–48

Muzaffer Ozak Külliyatı · ETVAR-I-SEB'ADA OLAN ESMÂ-I-İLÂHİYYENİN RENKLERI Tevhidin nuru hava'i mavi Ism-i-celâlin nuru kırmızı İsm-i-Hû'nun nuru yeşil İsm-i-Hak'kın nuru beyaz Ism-i-Hay'yın nuru sarı İsm-i

50
Eser

Sayfalar 49–56

Muzaffer Ozak Külliyatı · Birinci tevhid; ehl-i şeriatin ve avamın, tkinci tevhid; ehl-i ilmin ve havassın, Ücüncü tevhid; ehl-i hakikatin yani havassül - havassın tevhidleridir. MÜRŞİD KIMDEN OLUR? Sâlik-i

51
Eser

Sayfalar 57–64

Muzaffer Ozak Külliyatı · Rabbi... Tâbi'in, tabe-i tâbi'in, eimme-i müctehidiyn, ule ma-i din-i mübiyn, şehitler, gaziler, Pirân-ı-izâm ve evliya-i kiraının feyizleriyle bizleri şadân-ü handan eyle yâ Rabbi

52
Eser

Sayfalar 65–72

Muzaffer Ozak Külliyatı · — Biz, yeryüzünün Allahıyız, demişler ve hallak-ı âlem olan Allahu zül-celâli inkâr etmemişlerdir. Belki: (0, GÖK- LERIN ALLAHI..) demişlerdir. Firavunun bile, gündüz yaptıklarına

53
Eser

Sayfalar 73–79

Muzaffer Ozak Külliyatı · lâdına dehşetli bir düşmandır. Şeyh şeklinde görünür ve seni namazından, niyazından alıkoyar. Şeytan, mü'mine şu şekilde vesvese verir: — Namaz da ne imiş? der. — Yatıp, kalkmaktan

54
Eser

Sayfalar 66–72

Muzaffer Ozak Külliyatı · Halbuki, biz; «Allah'a iyman» ve «Ona ibadet etmek için» halk olunduk. Onu bilen ve ona ibadet kılana, ebedi bir hayat verilir ki, ölümü yok; bir mülk verilir ki, zevali yok, bir g

55
Eser

Sayfalar 69–76

Muzaffer Ozak Külliyatı · rın ve bulunduranların da şefaatlerine nail olacağı herkesçe malümdur. MAKAMAT-I-SADIYYE namındaki kitapta beyan olunmuştur ki, Enbiyâ ve rüsül-ü kiram ile, şehitlerin, salihlerin