Ara
Menü

Sayfalar 57–64

1.771 kelime

İrşad III · kaynak sayfaları 57–64

Rabbi... Tâbi'in, tabe-i tâbi'in, eimme-i müctehidiyn, ule ma-i din-i mübiyn, şehitler, gaziler, Pirân-ı-izâm ve evliya-i kiraının feyizleriyle bizleri şadân-ü handan eyle yâ Rabbi.. Ahir ve aki betimizi hayreyle ya Rabbi.. Son kelâmımızı kelime-i tevhid ve Kur'an-ı mecid eyle yâ Rabbi.. Bu nâçiz risâlemizi okuyanları, okutanları ve dinleyenleri iki cihanda aziz eyle yâ Rabbi.. Her türlü müşkillerini halleyle, dinledikleri ile âmil olmayı nasibeyle yâ Rabbi.. Gönüllerimizi aşkınla tenvir ve aşk-ı Resûlillah ile tezyin eyle yâ Rabbi.. Amin; bi-hürmeti seyyid-il-mürseliyn..

»0,8 rasts afies Esteiz-ü billâh: Vâ büd Rabbeke hatta ye tiyekel-yakıyn.

El-Hicr: 93 Mâ'nayı münifi:

(Sana yakin olan ölüm gelinceye kadar, Rabbine ibadet et..)

Ey mü'minler:

Uyanın, agâh olun, dinleyin.. Şeri'at, tarikat, hakikat, mâ' rifet. kutbiyyet, kurbiyyet. ubudiyyet isimleriyle isimlenen bu islâm yolunun nihayeti, Allah'a ve O'nun cennetine, rizasina ve cemaline çıkar…. Saydığım bu yedi umde. birbirlerine bağlıdır.

Birinden, diğer birine geçilir. Nihayeti, Allahu Teâlâ'ya ubudiyyettir. Yani, Allahu zül-celâle kulluktur.

Şeri'atsız, tarikat olmaz.. Tarikatsız, hakikat bulunmaz.

Hakikatsiz mâ'rifete ulaşılamaz. Mâ'rifetsiz kutbiyyete. kutbiyyetsiz kurbiyete ve kurbiyyetsiz de ubudiyyete erişilemez. Ubudiyyet. insan-ı tâm olmaktır. Insan-ı tâm olmak da, Allah teâlâ' yı hakkı ile bilmek, hakkı ile bulmak, hakkı ile anmak ve hakta hak olmaktır ki, bu son merhaledir. Bu:

Fi mak'ad-z sıdkın inde melik-in muktedir.

El-: 55 (Hak meclisinde, kudretine son olmayan bir melikin, lahu tâlâ'nın huzur-u Kibriyâsında ve rizasındadırlar.)

sırrına ermektir. Allahu teâl'ya ibadetinin miktarı ise VÂ'- BÜD RABBEKE HATTA YE'TIYEKEL YAKIYN âyet-i celilesi ile sâbittir.

Akıl-bâlig oluşundan, tâ ölünceye kadar doğru yol olan sırat-ı islâmdan ayrılmamak, o yolda sâbit-kadem olmakla mümkün olacağı âşikârdır.

Okuduğum âyet-i kerimedeki YAKIYN ölüm mâ'nasınadır.

Yoksa, bazı sapıkların hezeyanları gibi: ALLAHU TEÂLÂ, SA- NA YAKIN GELDI Mİ, IBADETİ TERK ET, mânasında değildir. Böyle mân'a verenlere sorarız:

Aleyhissalâtü ves-selâm efendimizden daha yakin, Allahu teâlâ'yı kim bilebilir? Eğer, bu sapıkların verdikleri mâ'na doğru olsaydı, Efendimizin, ibadeti terketmeleri lâzım gelirdi.

Fahr-i kâ'inat aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tahiyyat efendimizin, tâ sabahlara kadar Rabbine yaptığı secdelerin, tesbihlerin, naz-ü niyazların hepsi, Allahu azim-üş-şânın emri idi.

>0''.s.

Este'iz-ü billâh: Ve min-el leyl-i fescüd lehu ve sebbihhu leylen tavıyla.

El-Insan: 26 (Ve gecenin bir kısmında ona secde et.. Gecenin uzun bir kısmında da, onu tesbih ve tenzih eyle..)

Ekım-is-salâte li-dülûk-iş şemsi ilâ gasak-d-leyli ve Kur'an-el-fecri inne Kur'an-el-fecri kâne meşhûda.. Ve m in-el-leyli fe-tehacced bihi nâfileten leke asâ en yeb'aseke Rabbüke makamen Muhmudâ..

El-İsrâ: 78 - 79 (Güneşin zevalinden, gecenin karanlığına kadar namazı dosdoğru kıl.. Sabah namazını da eda et, zira sabah namazı meşhuddur. Gecenin bir kısmında da uyanıp, gece namazı kil.. Bu sana mahsus bir ibadet, bir fazilettir.

Ümit edebilirsin, Rabbin celle sâne seni bir makam-ı Mahmud'a gönderecektir.)

Tâ-Hâ. Mâ enzelnâ aleyk-el Kur'ane li-teşka..

Tâ-Hâ: 1—2 (Tâ-Hâ.. Biz, sana Kur'anı eziyyet ve meşakkat çekesin diye göndermedik.)

Dikkat ediniz mu'minler:

Bizlere sünnet olan. Zât-1 akdes efendimize farz idi.. Ibadet etmekten, mübarek ayakları şişmişti.

Hak teâlâ hazretlerinin: (EY HABIBİM.. BIZ, SANA

KUR'ANI EZIYYET VE MEŞAKKAT ÇEKESİN DİYE GÖN- DERMEDIK..) buyurmasına bakarak, Resûlüllah sallallahu

_- 60 — aleyhi ve sellem efendimizin ibadetleriyle meşakkat çektigini zannedenler aldanıyorlar. Zira, Resûl-ü Kibriyâ efendimiz, bu kadar ibadeti dahi yeterli bulmadığını: (SÜBHANEKE MÂ ABEDNÂKE HAKKA İBADETİKE YÂ MA'BÛD = Ey benim noksan sıfatlardan münezzeh ve kemal sıfatlarıyla muttasıf olan Rabbim.. Sana hakkıyla ibadet edemedim..) buyurmak suretiyle, izhar ve isbat etmişlerdir. Aleyhissalâtü vesselâm efendimizin bu münâcaatları, her bakımdan dikkate şayandır. O. yaptığı bütün ibadetleri, hiç bir zaman Hakka lâyık bulmamakta, bu ibadetlerle yorulmadığını, Rabbine ibadete doyamadığını, ibadet lezzetini hiç bir şey de bulamadığını ifhâm ve ilân ederek, biz gafilleri irşâd buyurmaktadır.

Eğer, yakin gelmekle ibadet terkolunsaydı. Hz. Ebâ-Bekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan, Hüseyin (Rıdvanullahi teâlâ.

aleyhim ema'ıyn) efendilerimizle, diğer sahabe-i-kirâm, bakiyyei aşere-i mübeşşire, ashab-1 soffe ashab-1 bedr. Hakka ibadete bu kadar düşkün olmazlardı. Yaptıklarından aslâ

SOrulmayacak olan zevat-i zevil-ihtiramdan üç yüz on üç kişi ki; ashab-1 Uhud, ashab-ı Hendek, Üveys-ül-Karanî, Allahu tâlâ'nın habibinin dostu Hasan-ül-Basri, Habib-i-Acemi, bü tün Evliya ullah ve kutb-ül-aktâb Abdülkadir Geylânî, Ahmed Rüfâî, Ahmed Bedevi, Ibrahim Düssuki, Hasan Şâzeli, Sadüddin Cibavi, Ebül-Medyen, Abdüsselâm-il-esmer, Muhyic din-i Arabi, Hacı Hünkâr Bektaş-ı Veli, Muhammed Bahâ':

üddin-i Nakşi, Şeyh Hacı Şaban-ı Veli, Ibrahim-i Gülşeni, Ce:

mal-i Halveti, Sünbül Sinan-1 Veli, Hacı Bayram-ı Veli, Aziz Mahmud Hüdâ'i ve diger pirândan hiç birisi şeri'atten kıl ka dar ayrılmamışlar ve ölünceye kadar Rabbilerine darda ve varda sıdk-u ihlâs ile ibadet eylemişler, evrad-i ezkâra aşk ile devam buyurmuşlar ve terbiyeleri altına giren âşıkları da Allahu teâlâ'ya ibadete teşvik etmişler ve ölünceye kadar ibadete devam etmelerini bütün sâliklerine vasiyyet buyurmuşlardır.

Acaba, bu zevat-ı zevil-ihtirama yakın gelmemişti mi ki.

son nefeslerine kadar Rablerine ibadet etmişler ve etrafinda-

kileri de ibadet ettirmişlerdir. Hânedan-ı ehl-i-beyt ki, on iki imam ve on dört mâ'sumdur, dedeleri Hazreti Muhammed aleyhisselâm, babaları Imam-ı Ali Kerremallahu vechehu gibi.

ölünceye kadar Rabbil-âlemiyne ibadetle tam abdiyyette bulun muşlardır.

Yakinin mânasını, o sapıkların yorumladıkları şekilde anlamış olsak dahi, yine de ibadettenkaçınmak değil, bilâkis ibadete daha fazla ri'ayet etmek lâzımdır. Yukarıda mübarek isimleri sayılan zevata, hal-i hayat ve sıhhatlerinde yakın geldiği için.

Rabbilerine ibadetlerini ziyade kılmışlardır, yakinin alâmeti ancak budur.

Bunu, bir dünya misali ile de belirtmege çalışalım:

Bir kimse, yaptığı işten kâr ve kazanç sağlarsa, o ige karşı haris olur. Bunun aksi olarak, yaptığı işin semeresini ve faydasını göremezse, o işten vazgeçer ve dükkânını kapar.

Allahu teâlâ'ya yakin olanlar da: (BIZE YAKIN GELDI..), diyerek ibadeti terketmezler, bilâkis ibadetlerini arttırır ve çoğaltırlar. Işte, yukarıda mübarek isimlerini saydığımız zevat-ı zevil-ihtiram, yakin gelen kutsal kişilerdir. Kendilerine yakin geldigi için, son nefeslerine kadar ibadetlerine devam buyurmuşlar ve aynı ibadeti yine bu mülâhaza ile sâliklerine de talim ve tavsiye eylemişlerdir. Kendilerine yakın gelmeyen gafiller de, görmedikleri, bilmedikleri ve bulmadıkları için kâr ve kazanç sağlayamamışlar, dükkânlarını kapatmışlardır ki, bunlar Allahu teâlâ'ya ibadeti terkederek, nefs-i emmârelerini Allah sanmışlar ve böylelikle şeytanın iğvâsına kapılmış, sırat-ı müstakimden ayrılmış ve Iblis gibi huzur-u izzetten kovulmuşlardır. Bu gibiler, yalnız kendileri dalâlete düşmekle kalmamakta, cehenneme giden yoldaş arar kabilinden, bazı safdil müslümanları da idlâl ederek yoldan çıkarmakta, yani tarik-i hidayetten, tarik-i dalâlete sürüklemektedirler.

Bunlar, VAHDET-I VUCUD'u da dillerine dolamışlardır. Şu var ki, bu kelime-i kudsiyyenin mâ'na ve medlûlünü de anlayamadıklarından, VAHDET-I MEVCUD'a kail olmuşlar, fâni olan bu âleme, taşa, toprağa ALLAH diyerek islâmın yüce tevhidini,

yamuk ve çarpık ağızlarında yamıltmışlardır. Kimisi kendisini Hallac-ı-Mansur zannetmektedir. Halbuki, Hallac ENEL-HAK demiştir. Bu mel'unlar ise, Firavunlar gibi ENE RABBİKÜM- ÜL-Â'LA demekte ve utanıp arlanmadan:

— Allah, sigara içmek istedi, demek suretiyle habis nefs-i emmâresinin Allah'lığını ilâna yeltenmektedirler.

Bre ahmak bedbaht.. Behey irfan ve iz'an yoksulu.. Allahu azim-üş-şân kadim ve ezelidir. Senin habis vücudun ise, bir katre igrenç meniden halk olunmuştur. Bir idrar yolundan, başka bir idrar yoluna döküldün, vücudunun mayası hayız kanı ile meydana geldi. Çişine sözün geçmez, aç duramazsın, hastalansan hemen doktora koşarsın, şifa bulmak ümidiyle avuç dolusu ilâç yutarsın, karından ödün kopar, karşısında tiril tiril titrersin, çocuklarına söz geçiremezsin, her biri bir başka hava çalar, karakola çağırsalar ödün kopar, elin ayağın tutmaz, dişin ağrır, kulağın ağrır, karnın ağrır, sızılarını dindiremezsin, hiç bir şeye kudretin yok, hiç bir şeye gücün yetmez, zayıf, âciz, yolunu ve yönünü şaşırmış alelâde bir mahlüksun…. Böyle Allah'lık olur mu?

Firavun:

(Ben, sizin yüce Rabbinizim..) dedi amma, hiç olmazsa orduları vardı, bir saltanatı, kendisine göre bir kuvvet.

ve kudreti vardı. Senin, cehlinden ve azinden gayrı neyin var?

Bu cehlin ve aczinle Allah'lık iddia ediyorsun; ya Firavun gibi ordulara, kuvvet ve kudrete malik olsaydın ve ona verilen mühlet sana verilseydi, sen mutlaka Firavun'u da geride bırakır:

(Yerin, gögün sahibini de ben yarattım..) diyerek, dalâlette ve küfürde Firavun'u fersah fersah geçerdin..

Hıristiyanlar, Hz. Isa Aleyhisselâma Allah'tır. Allah'ın oğ ludur dediler ve Allah tâlâ'nın gazabına uğrayarak kâfir oldular. Onların bu itikatları, senin kötü iddia ve itikadından kat kat â'lâdır. Zira, onlar hiç olmazsa, bir ulül-azim peygamber için Allah diyorlar. Halbuki sen habis vücudun ve iğrenç varlığın için bu haltı karıştırıyorsun.. Nerede ise, rahmetenlil-âlemiyn o lan Habib-i-Hüdâ'yı da ben gönderdim, diyeceksin.. Belki, onu da iddia ediyorsun ya, bu deli saçmalarını sakın karının, çoluk çocuğunun yanlarında da tekrarlamamanı tavsiye ederim. Hoş,

_— 63 — onların yanında ağzını açıp söz söylemeğe cesaret edemezsin amma, eğer yanılır bu hezeyanları onlara da tekrar edersen, sana deli gömleğini giydirdikleri gibi akıl hastahanesine atıverirler. Çünki, sen ve senin gibiler. rütbeli bir zatın karşısına çıkarak, eğer o zatın rütbesi senden yüksekse: (Ben de senin rütbendeyim..) demege cesaret edemezsiniz. Zira. sizin gibiler kuldan korkarlar ama, Allah'tan korkmazlar. Kuldan korktuğun için hayâ edersiniz, Allah'tan hayâ da etmezsiniz..

Şimdi, beni iyi dinle:

Vahdet'ten dem vurursun, Yezid'i ayırırsın ve: (Yezid'i sevmem..) dersin. Sen hak isen, Yezid de haktır. Sevmem dersin ama. Yezid'in yolundan gidersin.. Insan, hakta olur. Bir parçacık peynir görmüşsün, kendini mandırada sanıyorsun.. Hallac:

ENEL-HAK dedi, ama ona dedirdiler. Kaldı ki, Hallac-1-Mansur namazını ve orucunu terketmedi. Kendi hak idiyse, kimden kime namaz kılıyordu? Hem, o mest idi.. Senin gibi bâde ile degil, kudret eliyle sunulan vahdet şarabı ile...

Mest olanların kelâmı kendinden gelmez veli, Pes Enel-Hak nice söyler, kişi Mansur olmadan..

O, sabır sahibi idi.. Sende sabrın (S) si yok..

O, kanaat sahibi idi.. Sende ne gezer?

Emekli maaşının azlığından, yetmediginden sızlanıp duru-.

yorsun.. Bir irade ediver de, daglar taşlar altın olsun.. Bu acz-ü meskenet içinde bu nasıl Allah'lık..

O, mürüvvet sahibi idi.. Kendisi aleyhinde idam hükmünü veren kadı efendiyi, kendisinden önce cennete sokmadan cennete girmiyordu. Halbuki, sana fiske ile dokunana, sen çifte vuruyorsun..

Sohbetlerinde, cenneti ve cennet köşklerini istemediğinden dem vuruyor, burun kıvırıyorsun.. Oysa, dünyada bâki kalmayacağını bildiğin halde köşk değil, basit bir gecekondu verseler, iymanını da Allah'lığını da vermeğe hazırsın.

Hûri istemem, diyorsun.. Diyorsun ya, beri tarafta da bir müddet sonra çirkinleşecek ve yerin altına girecek kadınlardan da gözlerini ayıramıyor, salyalarını akıta akıta arkalarından bakakalıyorsun..

Ey ehl-i-iyman:

Böyle şeytanlardan kaçınız.. Bunlara yakın olan. Allahu teâlâ'ya uzak olur. Bunlardan uzak olan, Allahu teâlâ'ya yakın olur..

Bunlar, cennet istemezler, Hûri istemezler.. Sanırsınız ki Yunus misali:

Cennet cennet dedikleri bir ev ile, bir kaç hûri;

Isteyene ver anları, bana seni gerek seni..

demek isterler. Oysa, bu gibiler Yunus Emre'liğe tenezzül ederler mi? Elbette etmezler.. Yunus kul, hâşâ sümme hâşâ onlar Allah..

Ey gafil.. Ey biçare.. Uyan artık, tövbe et... Allah'a dön, hakkı bul.. Sen âcizsin, Allahu teâlâ kavi.. Sen fânisin. Allahu teâlâ bâki... Tövbe et, tövbe. Can kuşu kafesten uçmadan, iş işten geçmeden, çenen tutulmadan tövbe et.. Allahu teâlâ. tövbe edenleri sever ve affeder...

Ey mü'minler:

Insaf ile düşünelim.. Her milletin bir ibadethanesi ve kendisine göre bir ibadeti vardır. Müslümanların câmi ve mescitleri.

hıristiyanların kiliseleri, yahudilerin sinagonu, Budistlerin tapınağı.. Her biri kendilerine göre bir çeşit ibadet ederler. Her ibadetin sonu da duadır. Dua, âcizlerin ibadetidir. Her millet, kendi diliyle dua eder ve âciz olduğunu bildiğinden isteklerinin yerine getirilmesini kimi Rabbinden, kimisi de putundan ister.

Fakat, bunlardan hiç birisi ne müslümanı, ne hıristiyanı, ne yahudisi ne de Budisti: (Ben ALLAH'IM..) demez, diyemez. Çünki, her fâninin evveli ve sonu vardır. Evvel, âhir, zâhir, bâtın ancak O'dur, Allahu teâlâ'dır. Ancak O'na ibadet edilir ve ancak ondan istenilir. Gördüğümüz bu âlem, yok olup fenâya varacak, ancak Allahu azim-üş-şân bâki kalacaktır. Allah'tan korkmayan Nemrud'lar bile:

Sayfalar 57–64 · İrşad III — tarikat.org