Ara
Menü

Sayfalar 66–72

1.771 kelime

İrşad II · kaynak sayfaları 66–72

Halbuki, biz; «Allah'a iyman» ve «Ona ibadet etmek için»

halk olunduk. Onu bilen ve ona ibadet kılana, ebedi bir hayat verilir ki, ölümü yok; bir mülk verilir ki, zevali yok, bir gençlik verilir ki, hastalığı ve ihtiyarlığı yok, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, insan aklının hatıra getiremediği, en güzide yazarların, en güzel soz söyleyenlerın yazmaya ve soylemeye kudretı olmadıgı nimetler biz mü'minlere hazırlandı.

Kulluğunu bilmeyen, Allahı tanımayan, ona iyman ve ibadet kılmayan âsilere de, öyle bir azap hazırlandı ki; bu azabı ne gözler gördü, ne kulaklar işitti, ne de akl-ı-beşer bunu düşünüp tahattür edebildi.

Bu azaptan Allaha sığınırız.. Ey mü'min! Içinde bulunduğun nimet zevale ermeden, bu nimetin kadri kıymetini bil!

Bu nimet senin ömründür! Bu ömür çok çabuk geçicidir. Bu güne kadar neler geldi cihana, neler geçti cihandan...

İşte, bu sırrı Kur'andır;

Küllû men aleyha fân'dır, Iki kapılı bir handır, Konan göçer, karar olmaz..

Hani nebiyler? Hani bunca beşer? Azrail,her gün binlerce can biçer. Hani Firavunlar? Ene rabbikümul âlâ diyenler?.

Nerede Nemrudlar, Dâra'lar, cihana sığmayan İskender'ler, Sezar'lar? Bunca düşünür ve yazarlar?.. Hani Leylâ ve Mecnun'lar? Nerede beyler, sultanlar, fakirler, sâiller, gedâlar?

Çiftçinin ekini biçtiği gibi biçildiler. Amel sandığına girdiler.

Bizler de yakın bir zamanda amelimizle başbaşa kalacagız. Oyle ise, ölüm gelmeden hayatın kadrini bil! Allaha yarar amel kıl! Rabbini bil, rabbini bul, rabbinden razı ol!

İşte; bir nimete daha eriştik. İşte «Evveli rahmet, ortası magfiret ahırı nârdan azat» olan Ramazana yetiştin.

Bu ay, içinde bulunduğun öyle bir ay ki; bu öyle bir nimet ki; hiç bir kavime verilmedi. Oruç, O kavimlere de, sana da farz olduğu gibi farz oldu. Fakat, onlara daha ağır olarak yüklendi. Sana daha kolaylaştı ve ecri daha çoğaldı. Neden? Sen; sevgili Muhammed'in ümmetisin. Sana hususî muamele var. İsrail oğullarından birisi seksen sene gaza etti. O seksen seneyi saadetle geçirdi. Onun yaptığı seksen sene ibadet ve gazânın sevabına erişebilmek için, sana bir gece verildi. Yani, sen, Ramazanda

Leyle-i-Kadirde kılacağın iki rekât namaz, ile, Israil oğlunun seksen küsür sene yaptığı ibadetten, gazâdan Allah'a daha sevgili olacak, onun nail olacagı nimetten daha yücelerine ulaşabileceksin.

Ramazan geldi; kadrini bil! Çok çabuk geçer. Ömür de böyle çok çabuk geçer. Namaz vakti de böyle çabuk geçer.

«Ramazan yine gelir» deme; giden Ramazan bir daha gelmez.

Gelecek Ramazan başka bir ramazandır. Belki ramazan kıyamete kadar gelecek, fakat bu ramazan belki senin son ramazanındır. «Namaz geçti, yine gelir» deme. Belki bu senin son namazındır.

«Tekaüt, Emekli olayım da sonra ibadete başlıyayım!»

deme; Belki, seni emekli olmadan cansız ata bindirirler. Dikişsiz gömlek giydirirler. Urgansız, zincirsiz bağlayıverirler..

Hemen gayret kuşağını bağla; Günahına çokca ağla, seherlerde ciger dagla. Rabbine kıyam, kıraat et. Huzurunda el bagla.

Faniliğini düşün, o Bâki.. Zaifliğini düşün, o Kavî...

Ne güzel şey; Rabbi ile buluşmak! Ben, sana onun tadını nasıl anlatayım?. Köre renk, sağıra ahenk, enine cimâin lezzetinden bahsetmekle, onlara bu zevki anlatabilir misin? Kör görmeyince ona renk sözle nasıl anlatılr? Bu rengârenk çiçekler, ağaçlar, gökler ve güneşler, suda oynaşan balıklar; gözü görmeyene nasıl gösterilir? Burnu koku almayana gülün kokusundan, sünbülün edasından, Fulyanın emmesinden nasıl bahsedilir? Sağıra kuşların cıvıtısı, suların şırıltısı, Kur'an ve ezanın nagmeleri nasıl anlatılır?

Rabbinle başbaşa kalırsan; gözünden birgün perde kalkacak, renkleri göreceksin. Burnun koku alacak, güllerin, sünbüllerin, fulyaların, nergislerin kokusunu duyacaksın. Sağırlığın gidecek, onları her daim Allahı zikr ettiklerini işiteceksin. Kalp kulağın açılacak, Kur'andan haz duyacaksın. Bülbüllerin nağmelerinin, suların şırıltısının altında «TEVHID»

in sesini işiteceksin.

Bunlar, dünyada ulaşabileceğin nimetlerdir ve birgün sona erecektir. Ya, bir de âhirette nail olacağın nimetler... Hem onların sonu da yok, Ebedi...

Işte, Ramazan geldi ve her gece münadi nida etmede, Duyabildin mi? «Bizi isteyen, bizi seven yok mu?.. Biz de onu sevelim!» İşte, bu nida ile her Ramazan akşamı ve her Ramazan gecesi seslenilmektedir. Bu da Ramazanı şerife mahsus bir nimeti-ilâhidir. Bak; Musa nebiyle ne sohbet oldu; Musa aley-

hisselâm, kelimullah, Tur'a gidiyor. Binbir kelâma, Senin de Tur'un iftar vaktidir.

« Ya Rabbi! Benim ile konuşuyor, bana hitab ediyorsun.

Cemalini göstermez misin?.. Senin cemâlini de göreyim» dediğinde, Len terâni...

Â'raf sûresi: 143 «Ya Mûsâ! Cemâlimi nasıl görebilirsin ki, aramızda yetmişbin perde var. Sen, beni görmeye kadir değilsin. Fakat, kıyamete yakın benim sevgili Muhammedimin ümmetlerine bir ay hediye edeceğim. O ayın adı RAMAZAN olacak. Işte o ayda oruç tutan ümmeti Muhammede iftar vaktinde öyle bir te celli edeceğim ki.. Şimdi, seninle benim aramda yetmişbin perde olduğu halde, iftar vaktinde oruç tutan ümmeti Muhammed'le aramızda perde olmayacak.»

(Essavmu liy ve ene ecziy bihi)

«Ve Oruç benim içindir, onun mükâfatı bana aittir.» meâlli Hadisi Kudsîyi âlimler: «Her ibadetin ecrini Allah kullarına bildirdi. Orucun ecri ise bana ait; ancak oruç tutan kullarımı ben ecirlendiririm» Cemâli ilâhisi ile tefsir buyurmuşlardır.

( Küllü amelibni ademe lehu illassavme feinnehu liy ve ene ecziy bihi)

Diger bir hadisi şerifte, Cenabı risaletmaap efendimiz:

«Cennetten Rabbinizi ayın ondördü gibi, Bedri-tam olarak göreceksiniz.» Tabiî, nasıl ve ne şekilde bizce meçhul? Allahça malûm olarak! Mûtezile mezhebine sâlik olan âlim bir zat ile münazara ettiğimizde, o zat ben fakire «Allahı görmek mümkün değildir» diyerek biz sünniyül--mezheb olanların bu babdan akaidlerini çürütmek için, Musa aleyhisselâma (Lenterani) yâni «Sen beni göremezsin ya Mûsâ» âyeti ile:

'i'.

Lâ tüdrikühül-ebsârü ve hüve yüdrik-ül-ebsâre ve hüvel-lâtif-ül-habiyr...

En'am sûresi: 103 âyetini okudu.

Ben fakir inayeti-ilâhiyye yardımı ve ruhaniyyeti Muhammedi ile, «Bizim belki bu varlığımızla Allahı görmeğe kudretimiz yetişmez lakin, Allah bizlere cemâlini göstermege kaadir değil midir?» dediğimde cevap veremeyip iskât oldu.

Evet; «Len terâni ya Mûsa!» buyuruldu. O zaman, vakti Musa idi. Şimdi vakt-i Muhammedidir. Musa nebiyye cemalini göstermedi ama, mirâçta risaletmaap, sahibi mirâç efendimize altı cihetten münezzeh olarak cemali-bâ-kemalini müşahede ettirmiştir. Biz, ümmeti Muhammede de yarın âhirette müşahede ettirecektir.

Hattâ evliyaullahtan yüksek dereceye vasıl olan, yani, Fiy mak'adı adkın inde meliykin muktedir Kamer süresi: 55 âyetindeki sırra erenler, bu dünya âleminde de bizce keyfiyeti meçhul olarak bu tecelliye nail oldular. Bu cümleden olarak, İmamı Ali kerremallahu vechehu hazretleri: «Ben görmedi-

ğim Rabbe ibadet etmem!» buyuruyorlar. Imam-ı Ali gibi göze mazhar olana perde olmuyor.

Buna müşahede kapısı derler; ehline mâlûmdur. Kör, rengi, sağır, âhengi ve enin olan kişi zevki inkâr ettikleri gibi, her şahsı kendi göz ölçüsü ile ölçenler aldandı. Rü'yeti ilâhiyyeyi inkâr edenler, inkâr ededursun. Biz sünnîler, onlara bu mübarek ve maksad-l-âlâ olan, lütfu keremi ilâhî ile müjde verip, onları rü'yetullah ile, Allahı görebilmek ile müjdelerken, onlar bize «Hayır görmek mümkün değildir» diye bu nimetten bizleri mahrum etmeğe çalışıyorlar.

Mevlûd da ne güzel söylenmiş: «Aşikâre gördü rabbil-izzeti; Ahiretde öyle görür ümmeti.» Evet; müslüman kardeşim! Orucun mükâfatı cemali ilâhidir. Bu ilâhi nimete ermek isteyen, Allahu-sübhaneye itaat ederek, ramazan-ı mağfiret nişanda oruç tutsun. Orucu severek tutsun ve tahsin etsin.

Orucun dünya ve ukbada nice bir saadet olduğunu düşünerek oruç tutsun. Ihlas ile, sevgi, muhabbet, aşk ile oruç tutsun.

Cenabı risaletmaab efendimiz buyuruyorlar:

«Eğer benim ümmetim; ranıazanda ola fevzü necatı bilseler, ömürlerini ramazan ile geçirmelerini Allahtan niyaz ederlerdi.»

Zaten islâm beş şey üzre bina kılındı. Oruç, Namaz, Hac, Zekât, Kelime-i Şehadet.. Temeli islâm bu... Bu ibadetler olmazsa, temeli islâm yıkılır. Yoksa «Ben müslümanım» deyip namaz kılmadan, oruç tutmadan, zengin ise zekât vermeden, hac etmeden, kuru dâvâ ile avunanlar sonunda nedamet edecekler fakat, bu nedametlerin faidesi olmayacaktır. Vücudu saglam olan bir kimse için, ne kadar çirkindir namaz kılmamak ve orucunu yemek...

Ey mü'min! Yukarıda oruç tutanı cennet ve cemâli ilâhi ile müjdeledik. Saglam olup orucunu tutmayana olacak azaptan da bir nebzecik bahsedelim:

Bir kimse, üzerine farz olan orucunu tutmazsa; bu kimsenin ölürken susuz olarak öleceğini mukaddes kitaplarımız haber vermektedir. Hattâ, bütün denizler tatlı su olsa da ve bütün nehirleri, bütün pınarları bu adama içirseler yine de susuz ölecektir. «Bu nasıl olur?» deme!.. Su insanı kandırmaz, Allah insanı kandırır. Su, sebebtir. Ateş insanı yakmaz, bıçak

insanı kesmez. Bunlar sebebtir. Müsebbibi hakikî Allah celledir. Hazreti Ibrahim'i nârâ attılar, ateş, Ibrahim nebiyyi yaktı mı?. Ibrahim aleyhisselâm, kurban için sevgili oğlunu, Ismail'ini sevgilisi Allah namına kesmek murad ettiğinde bıçak Ismail'i kesti mi?!..

Körpe eti kesmeyen bıçak, kayaya vurulduğunda kaya yarılıvermişti. İşte, ihlâs ile hak yoluna İsmail gibi baş verirsen, bıçağın senin boyaunu kesmeyecegi ve eger hak yolunda Allaha, Ibrahim gibi dost olursan, ateşin seni yakmayacağı Kur'ân-ı Kerimin âyeti ile sabit oldu.

Eğer, âşık isen yâre Sakın aldanma ağyâre Düş Ibrahim gibi nâre Bu gülşende yanar olmaz.

Dost isterler, ihlâs isterler, vefâ isterler, aşk isterler, «Ben cennet istemem, bana Allah gerek» diyen yalancı âşıklar, gecekondu için îymanını satar. «Bana Hûri gılman gerekmez» diyen müraî, âkibeti çirkin olacak bir kadın için dinini değiştirir. Hazreti Yunus Emre'den birkaç beyt ezberleyip kendini Yunus sanan zavallı; iste sen bu haldesin. Bırak bu kafayı hakkı ile âşık ol ki, sözün hakikat olsun.

Isteyen yârı Terk eder vârı Görse didân Saklar esrarı.

Hallâc-1 Mansur «Enel Hak» dâvasında başını verdi. Sen de bu dâvayı güdüyorsun ama, hak için bir tırnağını söktüremezsin. Cana, cânının nişânı gerek...

Sen, damlayı görmeden umman arzu kılarsın Zünnarını kesmeden, iyman arzu kılarsın...

Âşıklıktan dem vurursun; dosta itaatın yok! Nerede kaldı muhabbeti aşk?. Oruç hakkın sıfatıdır. O sifata gir, oruç melekler sıfatıdır, o sıfata bürün. Oruç üç kısımdır. Sen hangi orucu tutuyorsun?

Bir oruç var, yeme ve içmeden ve cinsî münasebetten kendini fecri sadık ile güneşin gurubuna kadarki vakitte mu-

hafaza etmektir. Bu türlü oruç dahi tutmayıp kendini, Allahın âşıkı sanan kişinin aklına şaşılır ve o dâvada olan kişiye acınır. Ikinci bir taife vardır ki; bunlar fecri sadık ile, gurubu şemse kadarki vakitte bu üç şeyden kendilerini muhafaza ettikleri gibi, gündüz ve gecesinde de gözünü harama bakmaktan, kulağını kötü şeyleri dinlemekten, dillerini gönül yıkmak, seb, küfür ve yalan söylemekten, agızlarını haram lokma yemekten, ellerini ve ayaklarını Allahın izin vermedigi yerlere gitmekten ve kalblerini kinden ve hasetten âri tutarlar. Bunlar, saydıklarımızdan bir tanesini yapsalar oruçları bozulur, yani bu kimselerin yalnız yeme, içme ve cinsi münasebetten oruçları bozulmaz.

Gözü ile harama, dili ile yalana teşebbüs etse bile oruçları bozulur. Bunlar, zaten bütün sene ramazandan hariç zamanlarda da yeyip içseler ve helâlları ile cinsî münasebette bulunsalar dahi, diğer âzaları yukarıda anlatıldığı gibi oruçludur. Bunlara bu ümmetin «Havas» kısmı denir. Bunlar veliyullâhtır. Bunlar, sözlerinin eridir. Namazlarında buzû ve huşû sahibidir. Kendilerini kötülükten koruyanlardır. Muhakkak felâha erenlerdir.

Bir de, üçüncü bir zümre vardır ki, bunlar da yedi âzaları ile oruç tutup, kalblerine Allah'tan başka bir şey girdiğinde oruçları bozulur. Bu zümreye de «Hâssül-havas» derler. Bu zevatı âlinin kadrini Allahtan başka kimse bilmez.

HIKAYE Hızır Aleyhisselâm, bir hamama gider. İhtiyar bir zatın, kendi başına bir kurnada yıkanmakta olduğunu görüp, yanına varır. Selâm verir ve ihtiyar zata lâtife olarak, karşı kurnada yıkanan gençleri göstererek: «Baba, gençliğinde ihtiyarlara hizmet etmemişsin ki şu delikanlılar da sana hizmet edip seni yıkamıyorlar» dediğinde, ihtiyar zat: «Biz gençliğimizde ihtiyarlara hizmet ettik, ama zamane delikanhiarı bize hizmet etmiyorlar» der.

Hızır Aleyhisselâm: «Ya öyle mi? » diyerek, ihtiyarın arkasını sabunlar ve yıkar. İhtiyar zat ona teşekkürden sonra:

«Gençler bizimn ' sırtımızı varsın yıkamasın. Allah, bize işte böyle Hızırı gönderip yıkatır!» deyince, Hızır Aleyhisselâm şaşırıp kalır, «Benim Hızır olduğuıu nereden biliyorsun?»

dediğinde: «Allaha kul olana böyle şeyleri bilınek güç değildir» cevabını alır.

Sayfalar 66–72 · İrşad II — tarikat.org