ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
44 sonuç · “Müslüman”
01Hz. Ali el-Mürtezâ
Hz. Ali el-Mürtezâ, ilk müslümanlardan, Hz. Peygamber’in amcazadesi ve damadı, Hz. Fâtıma’nın eşi, Hasan ile Hüseyin’in babası ve dördüncü râşid halifedir. İlim, adalet, cesaret, zühd ve Ehl-i beyt mirasıyla İslâm tarihinin; silsile, velâyet ve fütüvvet yorumlarıyla tasavvuf hafızasının merkez isimlerindendir.
Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk
Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk (ö. 13/634), ilk müslümanlardan, hicret yolculuğunda Resûlullah’ın arkadaşı ve Hulefâ-yi Râşidîn’in ilkidir; Nakşibendî aktarım geleneğinde silsilenin Hz. Peygamber’den sonraki halkası kabul edilir.
Hz. Muhammed Mustafa
Hz. Muhammed, İslâm’ın son peygamberi, Kur’an’ın ilk muhatabı ve Müslüman hayatının temel örneğidir. Tasavvufî yollar onu tarih içinde kurulmuş bir tarikatın mensubu olarak değil; tevhid, kulluk, ihsan, merhamet ve güzel ahlâkın müşterek nebevî kaynağı olarak kabul eder.
Seyfeddin Bâharzî
Seyfeddin Bâharzî (586/1190, Bâharz – 25 Zilkade 659/21 Ekim 1261, Buhara); Necmeddîn-i Kübrâ'nın halifesi, “şeyh-i âlem” . Moğollar'ın yıktığı Buhara'ya yerleşip şehri yeniden ihya etmiş; Altın Orda emîri Berke Han onun telkiniyle müslüman olmuştur.
Abâdile
Abâdile , Arapça “Abdullahlar” anlamına gelir. Başına abd kelimesi getirilerek yapılan Abdurrahman, Abdülkuddûs, Abdülkādir ve Abdülkerîm gibi birleşik isimler için de kullanılır. Tasavvufî anlamı Tasavvuf dilinde abâdile, ilâhî isimlerden birinin tecellisini kendisinde belirgin biçimde gerçekleştiren kimseleri ifade eder. Sâlik, hangi ilâhî ismin hakikatine daha güçlü biçimde mazhar olmuşsa o isme nispet edilen kulluk vasfıyla anılır. Meselâ el-Mün‘im, “nimet veren” demektir. Bu isme belirgin biçimde mazhar olan kul, Allah’ın nimet vericiliğini daha çok müşahede eder; kendisine ulaşan nimeti başkalarına yansıtması onun ahlâkında öne çıkar. Böylece isimle kul arasında rubûbiyet ve ubûdiyet ilişkisi kurulur. Abdülcebbâr, Abdülmüntakim, Abdülkādir, Abdülhâdî, Abdülhalîm ve Abdüssabûr gibi isimler de aynı adlandırma mantığı içinde değerlendirilir.
ÂLi aba Le
ل D Aba ehli, abalılar. tas. Muhammed (s.a.), Ali, Fatma, Hasan, Hüseyn (r.a.), bu beş kişiye âl-i aba denir. Bunlardan her biri âl-i aba'dandır. Ehl-i beyt, ehl-i kisd, penç-i âl-i aba, penç-ten-i âl-i aba, hemse-i âl-i aba ve beşler gibi isim-
Devse
Çiğneme, döğme, tas. Sa'diye tarikatinde bir ayin. Bu ayin 300 kadar dervisin yüzü koyun Yanyana yatması ve şeyhin de bunların üzerinden atıyla geçmesi şeklinde icra edilirdi. İnsanları ve Müslümanları aşağılayıcı bir ni- teliği bulunduğu ileri sürülerek 1881'de Mısır'da yasaklanmıştır. Deyiş Alevi-Bektaşi edebiyatında hece vezniyle söylenmiş dini-tasavvufi şiirlere Bektaşiler nefes, Aleviler ise deyiş derler.
Hab u hayal
Uyku ve rüya. 2. tas. Dünya, mâsivâ. Haci. ar. (>) 1. Ziyaret. 2. Bir Müslümanın Belli kurallara uyarak zilhicce ayında Kâbe'yi ziyaret etmesi. 3. tas. Hakk’a ermek için yapılan manevi ve ruhsal yolculuk (11s). Allah'ın inayetine güvenen sâlik sefere azmeder, varlık memleketinden yokluk (fena) diyarına sefere çıkar. Mikat yerinde gösteriş elbisesini çıkarır, dostun giysisi olan ihramı giyinir; dünyadan tecerrüt eder, marifet arafatında arif olarak durur. Nefs koçunu kurban eder, Safa'da saflaşır, Merve'de mürüvvet ehli olur. Nefsindeki kötü huyları taşlar. Kâbe'de Hakk'ın harimine erer. Sonra manevi neşe ve ruhsal ferahlıkla Vatanına döner ( sL 222). Süfiler haccın esaslarını ruhansal gerçeklerin simgeleri sayarlar (TK 1:310). Gönül (kalp) Kâbe (Beytullah) olup onun imarı hacdır. Ak sakalı bir koca bilmez hali nice Emek vermesin hacca bir gönül yıkar ise Yünus e ME ea Hacc-ı ekber kılmak istersen gel ey zâhid beri Asikin kalbi içinde sen bu beytullahı gör Nesimi Ziyaret. 2. Bir Müslümanın Belli kurallara uyarak zilhicce ayında Kâbe'yi ziyaret etmesi. 3. tas. Hakk’a ermek için yapılan manevi ve ruhsal yolculuk (11s). Allah'ın inayetine güvenen sâlik sefere azmeder, varlık memleketinden yokluk (fena) diyarına sefere çıkar. Mikat yerinde gösteriş elbisesini çıkarır, dostun giysisi olan ihramı giyinir; dünyadan tecerrüt eder, marifet arafatında arif olarak durur. Nefs koçunu kurban eder, Safa'da saflaşır, Merve'de mürüvvet ehli olur. Nefsindeki kötü huyları taşlar. Kâbe'de Hakk'ın harimine erer. Sonra manevi neşe ve ruhsal ferahlıkla Vatanına döner ( sL 222). Süfiler haccın esaslarını ruhansal gerçeklerin simgeleri sayarlar (TK 1:310). Gönül (kalp) Kâbe (Beytullah) olup onun imarı hacdır. Ak sakalı bir koca bilmez hali nice Emek vermesin hacca bir gönül yıkar ise Yünus e ME ea Hacc-ı ekber kılmak istersen gel ey zâhid beri Asikin kalbi içinde sen bu beytullahı gör Nesimi Bir Müslümanın Belli kurallara uyarak zilhicce ayında Kâbe'yi ziyaret etmesi. 3. tas. Hakk’a ermek için yapılan manevi ve ruhsal yolculuk (11s). Allah'ın inayetine güvenen sâlik sefere azmeder, varlık memleketinden yokluk (fena) diyarına sefere çıkar. Mikat yerinde gösteriş elbisesini çıkarır, dostun giysisi olan ihramı giyinir; dünyadan tecerrüt eder, marifet arafatında arif olarak durur. Nefs koçunu kurban eder, Safa'da saflaşır, Merve'de mürüvvet ehli olur. Nefsindeki kötü huyları taşlar. Kâbe'de Hakk'ın harimine erer. Sonra manevi neşe ve ruhsal ferahlıkla Vatanına döner ( sL 222). Süfiler haccın esaslarını ruhansal gerçeklerin simgeleri sayarlar (TK 1:310). Gönül (kalp) Kâbe (Beytullah) olup onun imarı hacdır. Ak sakalı bir koca bilmez hali nice Emek vermesin hacca bir gönül yıkar ise Yünus e ME ea Hacc-ı ekber kılmak istersen gel ey zâhid beri Asikin kalbi içinde sen bu beytullahı gör Nesimi
İbâhiye
با حيه) ( “Biz günahtan kaçınma gücüne sahip değiliz,” deyip Müslümanların mal ve namuslarını mübah sayan süfi zümresi (TK 1:126; SL 538; CN 19). Ibahiyeci mutasavvıflar yalnızca kendi keyiflerine bakarlar ve “başkasına za- Tar verme de, ne yaparsan yap” anlayışına sahiptirler. Bkz. Bâtıniye, Mübahiye. Sonra tenkide giriş: Hepsi tasavvufla dolu Var mı sofiyede bilmem ki ibâhiye kolu İçilir türlü sendetler olur, bi-pervâ Hâfızın ortada divanı kitabu'l-fetva Gönül incitme de keyfin neyi isterse becer Urefa mesleği a'lâ, hem ucuz hem de şeker M. Âkif
Kala belâ
لوا بلى) 5) Hak Teala insanlardan çok evvel onların ruhlarınr yaratmış ve sormuş, “Ben sizin Rabb'iniz değil miyim?” (Elestü bi-Rebbiküm) Onlar da “Evet öyledir,” demişler (kala belâ) (Araf Suresi, 172). Böylece Allah'la kulları arasında bir sözleşme yapılmış; kullar Allah'a ahit ve söz vermişlerdir. Buna bezm-i elest, ezeldeki meclis ve ahit denir. “Ne zamandan beri Müslümansın?” sorusunun cevabi “Kala belâ'dan beri"dir. Aşk için saf eyle gel süfi derün-i kalbi kim Zeyneder kâşânesin elbette mihmân isteyen Hanif Ayine-i idrâkını pâk eyle sivâdan Sultan mı gelir hâne-i nâ-pâka hicâb et 5 Nabi Kam! Nefsin hevâ ve hevesinin kökünü kazımak.
Kenz-i mahfi
355) Genci pinhan, gizli hazine, 2, tas. Gaybte gizli olan ahadiyet hüviyeti, Bu hüviyet en gizli şeydir (x1, SM, CT). Bir hadise göre Allah yaratma amacını “Ben bir gizli hazineydim bilinmek istedim, bilineyim diye âlemi yarattım” şeklinde belirtir (AK 11:132) Zehi kenz-i hafi kandan gelir her var olur peyda Gehi zulmet zuhur eder gehi envâr olur peyda Gelir ol kenz-i mahfiden nice zâhir olur eşya Bilir her naks u suretten nice esrar olur peyda N. Misti Keramet i. ar Gel 5) 1. Şeref, 2. tas Peygamberlik iddiasıyla ilgisi olmaksızın bir pm 2+ - Li 4 4: Kes kişide harikulade bir halin zuhur etmesi. Eğer kendisinden bu hal zuhur eden kimse amel-i salih sahibi değilse o harikulade hal istitraç adını alır. Peygamberlerden zuhur eden harikulade hallere mucize denir (cr). Keramet Hakk'ın velisine bir ikramıdır. Keramet iki çeşittir; birincisi ilimde, irfanda, ahlakta, ibadette, tâatte, amelde, edepte, insanlıkta ve adamlıkta gösterilen üstün meziyetler, hasletler, faziletler olan manevi ve hakiki keramet; “en büyük keramet kişinin kötü huyunu bırakıp, iyi huy edinmesidir,” “istikamet, kerametten üstündür.” İkincisi İse kevni ve suri keramettir; uzun mesafeyi kısa zamanda alma, az gıdayı çoğalıma, su üzerinde yürüme, ateşte yanmama vs. gibi. Süfiler bu tür kerametlere fazla önem vermez, bunun mekr-i ilâhî olmasından korkarlar. Kerameti, çocukları uyutan haşhaşa veya onları eğlendiren oyuncaklara benzetirler. Veli kemale erdikçe kerameti azalır. “Keramet zahir olur, izhar edilmez.” Keramet izhar eden sahtekârdır, kendisinden (iradesi dışında) keramet zahir olan velidir. Bir müminin veli olması için suri kerameti olması şart değildir; belli bir kerameti kabul etmek mecburiyeti yoktur. Kerametin çok olması o velinin en ulu evliyadan olduğunu da göstermez. Uslu değil delidir, halka salusluk satan Nefsini Müslüman etsin varsa kerâmeti Yünus Şeyh uçmazsa kerâmetle eğer Mürid uçurur tâ be-kamer Şeref, 2. tas Peygamberlik iddiasıyla ilgisi olmaksızın bir pm 2+ - Li 4 4: Kes kişide harikulade bir halin zuhur etmesi. Eğer kendisinden bu hal zuhur eden kimse amel-i salih sahibi değilse o harikulade hal istitraç adını alır. Peygamberlerden zuhur eden harikulade hallere mucize denir (cr). Keramet Hakk'ın velisine bir ikramıdır. Keramet iki çeşittir; birincisi ilimde, irfanda, ahlakta, ibadette, tâatte, amelde, edepte, insanlıkta ve adamlıkta gösterilen üstün meziyetler, hasletler, faziletler olan manevi ve hakiki keramet; “en büyük keramet kişinin kötü huyunu bırakıp, iyi huy edinmesidir,” “istikamet, kerametten üstündür.” İkincisi İse kevni ve suri keramettir; uzun mesafeyi kısa zamanda alma, az gıdayı çoğalıma, su üzerinde yürüme, ateşte yanmama vs. gibi. Süfiler bu tür kerametlere fazla önem vermez, bunun mekr-i ilâhî olmasından korkarlar. Kerameti, çocukları uyutan haşhaşa veya onları eğlendiren oyuncaklara benzetirler. Veli kemale erdikçe kerameti azalır. “Keramet zahir olur, izhar edilmez.” Keramet izhar eden sahtekârdır, kendisinden (iradesi dışında) keramet zahir olan velidir. Bir müminin veli olması için suri kerameti olması şart değildir; belli bir kerameti kabul etmek mecburiyeti yoktur. Kerametin çok olması o velinin en ulu evliyadan olduğunu da göstermez. Uslu değil delidir, halka salusluk satan Nefsini Müslüman etsin varsa kerâmeti Yünus Şeyh uçmazsa kerâmetle eğer Mürid uçurur tâ be-kamer
MM
و kişide harikulade bir halin zuhur etmesi, Eğer kendisinden bu hal zuhur eden kimse amel-i salih sahibi değilse o harikulade hal istitraç adını alır. Peygamberlerden zuhur eden harikulade hallere mucize denir (cr). Keramet Hakk'ın velisine bir ikramıdır. Keramet iki çeşittir; birincisi ilimde, irfanda, ahlakta, ibadette, tâatte, amelde, edepte, insanlıkta ve adamlıkta gösterilen üstün meziyetler, hasletler, faziletler olan manevi ve hakiki keramet; “en büyük keramet kişinin kötü huyunu bırakıp, iyi huy edinmesidir,” “istikamet, kerametten üstündür.” İkincisi ise kevni ve suri keramettir; uzun mesafeyi kısa zamanda alma, az gıdayı çoğaltma, su üzerinde yürüme, ateşte yanmama vs. gibi. Süfiler bu tür kerametlere fazla önem vermez, bunun mekr-i ilâhî olmasından korkarlar. Kerameti, çocukları uyutan haşhaşa veya onları eğlendiren oyuncaklara benzetirler. Veli kemale erdikçe kerameti azalır. “Keramet zahir olur, izhar edilmez.” Keramet izhar eden sahtekârdır, kendisinden (iradesi dışında) keramet zahir olan velidir. Bir müminin veli olması için suri kerameti olması şart değildir; belli bir kerameti kabul etmek mecburiyeti yoktur. Kerametin çok olması o velinin en ulu evliyadan olduğunu da göstermez. Uslu değil delidir, halka salusluk satan Nefsini Müslüman etsin varsa kerâmeti Yünus Şeyh uçmazsa kerâmetle eğer Mürid uçurur tâ be-kamer Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için; kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir.
Mübeşşire
Müjdeleyen şey. Hadis dilinde peygamberlikten geriye kaldığı belirtilen sâlih ve doğru rüyalar için kullanılır. Tasavvuf çevrelerinde yol gösterici veya teselli edici rüya anlamı taşır; tek başına dinî hüküm ve kesin tarihî bilgi kaynağı sayılmaz.
Nüsk
Züht. Gİ O) x. Üçüncü şahıs zamiri (hüve, hü). 2. tas. Allah. Ahd-i sâbık denilmeden henüz “Elest” buyulmadan ee ee Ol beni dam ben ol idi bes bu nicesi kesile = 0 Oğlan وغلا ن) ( Tüysüz, emred, mahbup. e Onbeşler ونبثلر) ( Ricdl-i henân denilen ve sayıları onbeş olan bu ermişler, gayb erenlerden olup Müslüman veya gâvur, mümin ya da kâfir ayrımı yapmadan herkese şefkat ve merhametle muamele ederler (İFA 329). Onlar Gayb erenlerden on ermiş. Bunlar huşu halinde olur, alçak sesle konuşur. Biri yüksek sesle konuşacak olursa bunların vücutları titrer. Yeryüzünde vakar ve sekinetle yürür, kendini bilmezler. Biri çıkıp onlara laf atacak olsa “selam size” derler; fakat gerekirse bunları def etmekte ve yaraya neşteri vurmak- ta da bir sakınca görmezler (ira 326). Onsekizler Gayb erenlerden oluşan ermişler. Hak kendilerine ne emretmişse onu yerine getirir, gerekirse keramet de gösterirler (ira 329). ii e —i(ié«é se eee
Riza
Sızlanmama, yakınmama; hoşnut ve memnun olma hali. tas. Cüneyd'e göre, iradeyi ortadan kaldırmak; el-Kannâd'a göre, kaderin acı tecellileri karşısında kalbin huzur ve sükun halinde olması; Ibn Atâ'ya göre, Hakk'ın ezeli tercihini gören sâlikin onun kendisi hakkındaki tercihinin kendisi için yaptığı tercihten daha iyi olduğunu kavrayarak kızmayı ve şikayeti bırakmasıdır. Irak süfileri rızayı hal saydıkları halde Horasan mutasavvıfları onu makam olarak görmüşlerdi. Rıza iki türlüdür: Allah'ın kulundan razı olması ve kulların Allah'tan razı olmaları. Bu iki rıza halini gerçekleştiren nefse nefs-i marziye ve nefs-i raziye denir. En yüce makam rıdvanullah'tır. Müslümanlar birbirine: “Allah senden razı olsun” diye dua ederken en yüce mutluluk için dua ederler. Rıza halindeki veya makamındaki kul, “kahrın da hoş lütfun da hoş” der ve Hakk'ın hiçbir tecellisinden şikayetçi olmaz - Güzel âşık cevrimizi çekemezsin demedim mi? Bu bir rıza lokmasıdır, yiyemezsin demedim mi? Pir Sultan Rıza kelimesinin ebced hesabıyla değeri 1001'dir. Mevlevilerde çile çekilen gün sayısı da 1001'dir. Rıza kapısı Tasavvuf yolu, tarikat. Bu yola girmek, yenmesi zor bir lokmaya benzer; rıza lokması budur.
Müslim a.ve
ve s. t^) [< Ar. selâlan met] Müslüman ve imân sukonusunu benimseme. 59),
Nahîfî'nin Topkapı dışındaki kabri
İstanbul · Türkiye · Vefatından sonra Topkapı dışına, Mesnevî şârihi Sarı Abdullah Efendi'nin kabri yanına defnedildi. Kabir, günümüzde Maltepe caddesi üzerinde bulunan “Fransız Müslüman Mezarlığı” köşesindeydi; 1944 yılından sonra cadde genişletmeleri sırasında ortadan kalkmıştır. Bugün ayakta değildir.
Peşte
Budapeşte · Macaristan · Atâî ve Evliya Çelebi onun Tuna kenarındaki Peşte şehrinden olduğunu bildirir; Müstakimzâde de Peşteli olduğunu söyler. Kâtib Çelebi Bosnalı der, Ayvansarâyî ise Makedonya'daki Horpeşte'yi (Hrupişte) gösterir. Kaynak, Bosna–Peşte yazım benzerliği ile XVI-XVII. yüzyıllarda Peşte'nin müslüman nüfusunun çoğunu Boşnaklar'ın teşkil etmesine dayanarak Peşte'de doğmakla birlikte aslen Bosnalı olmasının mümkün olduğunu söyler.
Bâkī-Billâh Türbesi, Nebî Kerîm
Delhi · Hindistan · 2 Ekim 1603'te vefatında defnedildiği yer; Hz. Peygamber'in ayak bastığına inanıldığı için Kademgâh denen mevkiin yakınındadır. Çevresinde geniş bir mezarlık oluşmuştur; mahallede bugün Hindular oturmakla birlikte Delhi müslümanlarının önemli ziyaretgâhıdır. Konum yaklaşıktır.
Sokoto
Sokoto · Nijerya · Oğlu Muhammed Bello'nun başşehir yaptığı, 1812'de kurulan halifeliğe adını veren şehir; oğlunun ısrarı üzerine buraya gelmiş ve 20 Nisan 1817'de burada vefat etmiştir. Kabri hâlen Nijerya, Nijer ve Çad müslümanları için önemli bir ziyaretgâhtır.
Muînüddin Hasan Çiştî Türbesi
Ecmîr · Hindistan · Ecmîr'de vefat eden Çiştî'nin kabri üzerine Halacî hânedanına mensup sultanlar tarafından inşa ettirilen türbe. Ekber Şah döneminde ülkenin önemli ziyaret merkezlerinden biri haline gelmiş; kabri ve dergâhı çevresinde yoğunlaşan ziyaretler şehrin Hindistan müslümanlarının en önemli ziyaretgâhı olmasına yol açmıştır.
İncirli köyü (Yoros kazâsı civarı)
İncirli (Yoros) · Türkiye · Yoros kazâsı civarında bulunan bu köyde bir mektep yaptırmış ve müslüman çocukları için bayramlık tahsis etmiştir. İlişkili kişi dosyası Muâmeleci Şeyhi Mustafa Efendi : Muâmeleci Şeyhi Mustafa Efendi (1592-93–1695), Fethiye, Mesih Paşa ve Orta Cami kürsülerinde vaaz eden; Fâtih Camii'nde yaklaşık altmış beş yıl ders veren ve İncirli'de mektep kuran Osmanlı âlimidir.
Ya‘kūb-i Çerhî Türbesi
Hisar · Tacikistan · Gissar (Hisar) vadisinde bulunan türbe; Tacikistan'da müslümanların sıkça ziyaret ettiği türbeler arasında sayılır. Tacikler arasında en yaygın tarikatın Nakşibendiyye olması bu ziyaret geleneğini besler.
Kudüs
Kudüs · Filistin · Ulaşmayı hedeflediği fakat Haçlı Krallığı ile Nûreddin Zengî arasındaki çatışma sebebiyle varamadığı şehir. İlişkili kişi dosyası Ebü’n-Necîb es-Sühreverdî : Ebü’n-Necîb Ziyâeddin Abdülkāhir es-Sühreverdî (ö. 563/1168), Ahmed el-Gazzâlî’den yetişen sûfî, fakih ve muhaddis; Âdâbü’l-mürîdîn’in müellifi ve Şehâbeddin Ömer es-Sühreverdî’nin amcası ve mürşididir.
Meşhed (Ali er-Rızâ)
Meşhed · İran · Vasıtasıyla müslüman olduğu ve hizmetinde bulunduğu sekizinci imam Ali er-Rızâ'nın medfun bulunduğu şehir. İlişkili kişi dosyası Ma‘rûf-i Kerhî : Ma‘rûf-i Kerhî, Bağdat’ın Kerh çevresinde yaşayan; zühd, fütüvvet ve ilâhî muhabbet anlayışıyla tanınan, Serî es-Sakatî üzerinden sonraki tasavvuf tarihini etkileyen sûfîdir.
Saray (Altın Orda)
Astrahan bölgesi · Rusya · Kendisini Buhara'da ziyaret edip telkiniyle müslüman olan Berke Han'ın hükümdarlık merkezi; Berke, İslâm'ı kabul eden ilk Cengiz soylu hükümdardır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Seyfeddin Bâharzî : Necmeddîn-i Kübrâ'nın halifesi Seyfeddin Bâharzî, Moğol istilası sonrasında Buhara-Fethâbâd merkezli öğretim, vaaz ve irşad ağı kurdu.
Kubâ
Medine · Suudi Arabistan · Hz. Peygamber'in hicrette ilk konakladığı yer; Selmân nübüvvet alâmetlerini burada sınayıp müslüman oldu. İlişkili kişi dosyası Selmân-ı Fârisî : Selmân-ı Fârisî (ö. 36/656 [?]), hakikat arayışı İran’dan Hicaz’a uzanan, Hendek Gazvesi’ndeki teklifi ve Medâin valiliğindeki zâhid yaşayışıyla tanınan sahâbîdir.
Bornu
Bornu · Nijerya · 1808'de topraklarına kattığı müslüman devlet; 1809'da Muhammed Emîn el-Kânimî tarafından geri alınmıştır. Konum bölge merkezine göre yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Osman b. Fûdî : Osman b. Fûdî (1754–1817), Batı Afrika’da eğitim ve ıslah hareketi yürüten Kādirî âlim ve sûfî; Sokoto Halifeliği’nin kurucusudur.
Kübreviyye'nin Başlıca Halifeleri ve Kolları
Hârizm'den Buhara, Horasan, İran ve Keşmir'e yayılan irşad ağı. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.
Kādiriyye'nin Sınır Kayıtları
Ayrıntılı kaynakları sınırlı dört Kādirî adlandırmayı güven düzeyleri ve ad karışıklıklarıyla açıklayan editoryal dosya.
Zühdden Tarikata: Tasavvufun Tarihî Dönemleri
İlk zâhid çevrelerinden tasavvuf dilinin teşekkülüne ve XII. yüzyıl sonrasında kurumsal yolların yaygınlaşmasına uzanan tarih çizgisi
Kerbelâ, Maktel ve Bektaşî Hafızası
Kerbelâ anlatısının Bektaşî şiir ve erkânındaki yerini, Lâmiî'nin Nakşibendî kimliğini değiştirmeden müşterek İslâm edebiyatı bağlamında ele alan yazı.
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
SÛFİLERİN HALLERİ VE TARİKATLARI
Avârifü’l-Maârif · 4. bölüm · Bize, şeyh, âlim Ziyâuddin Ebu Ahmed Abdulvahhab b. Ali, Enes b. Mâlik’in (r.a) şöyle dediğini haber verdi. Rasûlullah (a.s) bana buyurdu ki: “Yavrucuğum! Eğer kalbinde hiçbir kims
Sayfalar 1–10
Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha
Sayfalar 1–8
Muzaffer Ozak Külliyatı · eSSz ELHAC MUZAFFER OZAK İR$ÂD 152 0 3.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALAH
Sayfalar 3–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista
Sayfalar 10–15
Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel
Sayfalar 17–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · Inned-diyne indallâh-il-islâm Al-i-Imran: 19 Allah katında makbul olan din, Islâmdır. Yüz suhuf, dört kitap, Hazret-i Adem'den beri gelen bütün Enbiyânın talimini ve neş'esini, kul
Sayfalar 21–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · (Cennette, gözlerin göremediği, kulakların işitemediğı ve insan kalbinin idrak ve ilata edemediği ni'metler vardır..) Fazl-ı ilâhi ile cennete girecek bazı zevatı, Allahu sübhanehu
Sayfalar 16–22
Muzaffer Ozak Külliyatı · attı. Biz narı gülzar eyledik. Bizim için nara düşene nâr nûr olur. Bizim iznimiz olmadıkça ateş yakmaz. Suretperestler ateşi yakar zannederler. Işte Nemrud öyle zannetmişti. Ateş,
Sayfalar 25–32
Muzaffer Ozak Külliyatı · nın belirli bir kaç uzvuna hizmet etmekten ibarettir. Bunlardan ırak olanlar da hakka yakın olurlar. Bununla beraber, bu güruhun yukarıda zikrolunan kal şeyhlerinden daha az zararl
Sayfalar 25–30
Muzaffer Ozak Külliyatı · ner, bunlara sahip bulunanların mevki ve makamlarını, mal ve mülklerini yerinde, hak rizasına uygun ve kelimenin tam mânasıyla iyi kullanabilmeleridir. Bu bakımdan, gururluya karşı
Sayfalar 29–34
Muzaffer Ozak Külliyatı · Dikkat edilirse; evlât, ana ve babasına itaât edecek, hem de Hz. Ismail gibi boynunu verircesine, canını ortaya koyarak, itaât edecek. Fakat şart; Allah yolunda, Allah'ın emirlerin