Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

60 sonuç · “Aşk

01
Kol

Arvâs Kolu

Fehim Arvâsî'nin Van-Arvâs medrese-tekkesi çevresinde gelişen halka.

02
İlişkili kol

Bayrâmî Melâmîliği

Bıçakçı Ömer Dede'den sonra Osmanlı coğrafyasında gelişen; kutup merkezli silsile, tevhid yorumu ve zaman zaman siyasî baskılarla şekillenen ikinci devre.

03
İlişkili kol

Gāniyye / Nablusiyye

Abdülganî en-Nablusî’nin Kādirî nispetine ve Dımaşk’taki ilim-irşad çevresine bağlanan adlandırma; Nablusiyye aynı nispetin alternatif ismidir.

04
İlişkili kol

Medeniyye

Muhammed Hasan Zâfir el-Medenî ve Zâfir ailesiyle Trablusgarp, İstanbul ve başka merkezlere yayılan kol.

05
İlişkili yol

Şâbâniyye

Şâbâniyye, Halvetiyye'nin Cemâliyye kolundan Şeyh Şâbân-ı Velî'ye nispet edilen; halvet, zikr-i dâimî, aşk, irfan, hizmet ve zâhir-bâtın dengesi etrafında gelişen tasavvuf yoludur.

06
İlişkili kol

Şerrâbiyye

Dımaşk'ın güneyindeki Buhsa zâviyesi ve yaralı askerlere hazırlanan şurup hafızasıyla anılan erken kol.

07
İlişkili kol

Tağlibiyye

XVI. yüzyıl ortalarında Dımaşk Ammâre zâviyesinin on dördüncü postnişini Ebû Tağlib'e nispet edilen kol.

08
Şahsiyet

Abdülganî en-Nablusî

Abdülganî en-Nablusî (1641-1731), Dımaşk’ta yetişen Hanefî âlimi ve sûfîdir. Kādirî ve Nakşibendî irtibatlarını İbnü’l-Arabî düşüncesi, tefsir-hadis tedrisi, seyahatnâmeler ve yaklaşık üç yüz eserlik külliyatla birleştirmiştir.

09
Şahsiyet

Abdülkerîmzâde Mehmed Efendi

Abdülkerîmzâde Mehmed Efendi (ö. 1568), Ebüssuûd ve Kemalpaşazâde çevresinde yetişen; müderrislik, kadılık ve Anadolu kazaskerliği yapan, tefsirden nahve uzanan eserler ve Arapça Kasîde-i Mîmiyye kaleme alan Osmanlı âlimidir.

10
Şahsiyet

Abdürrahîm el-Mahbûb

Abdürrahîm el-Mahbûb, Muhammed b. Ali es-Senûsî’nin yakın çevresinde yetişen; Bingazi Zâviyesi’ni yöneten, Osmanlı merkeziyle temas kuran, Muhammed el-Mehdî’yi Hicaz’dan Câğbûb’a götüren ve eğitimine katılan Senûsî şeyhidir.

11
Şahsiyet

Ahmed el-Ervâdî

Ervâd, Trablusşam, Dımaşk, Kahire ve İstanbul arasında tahsil ve irşad faaliyetinde bulunan Ahmed el-Ervâdî, Hâlid el-Bağdâdî’nin halifesi ve Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî’nin mürşididir. Hadis isnadı, ilmî icâzet ve tarikat hilâfetini aynı şahsiyette birleştirmiştir.

12
Şahsiyet

Bâkî (Mahmud Abdülbâkî Efendi)

Bâkî (933/1526-27–1008/1600), İstanbul’da medrese tahsiliyle yükselen; gazelleri, Kanûnî Mersiyesi, siyer ve tarih tercümeleri ile XVI. yüzyıl Osmanlı şiirinin söyleyişini yenileyen Sultânü’ş-şuarâ ve Rumeli kazaskeridir.

13
Şahsiyet

Balcızâde Mustafa Afîf Efendi

Balcızâde Mustafa Afîf Efendi (ö. 1131/1718-19), klasik aşk şiirinin mazmunlarını kullanan ve üç beyti Vekāyi‘u’l-Fuzalâ’da korunan İstanbul şairidir.

14
Şahsiyet

Bedr Ata (Bedreddin Muhammed)

Bedr Ata, asıl adıyla Bedreddin Muhammed; Buhara’da Sadr Ata ile tahsil gören, mürşid arayışıyla Taşkent çevresine giderek Zengî Ata’ya intisap eden dört başlıca Yesevî halifeden biridir.

15
Şahsiyet

Bıçakçılar İmamı Abdullah Efendi

Bıçakçılar İmamı Abdullah Efendi (yaklaşık 1661/62–1748), mahalle imamlığından Fâtih Camii cuma vâizliğine yükselen; Mekke’de Abdullah b. Sâlim el-Basrî’den hadis icazeti alıp altmış yılı aşkın süre ders veren İstanbul muhaddisi ve âlimidir.

16
Şahsiyet

Bolevî Abdullah Efendi

Bolevî Abdullah Efendi (ö. 1729), Bolu’dan İstanbul’a gelerek beş medrese ve dersiyyede görev yapan; fenn-i sakk uzmanlığıyla Mahmud Paşa Mahkemesi’nin yazı işlerini yöneten Osmanlı âlimidir.

17
Şahsiyet

Bostan Mustafa Efendi

Bostan Mustafa Efendi (904/1498-99–27 Ramazan 977/5 Mart 1570), Tireli kıraat âlimi, müfessir ve Rumeli kazaskeridir. Haseki Sultan Medresesi’nin ilk müderrisi olmuş, değirmen davasındaki bağımsız hükmü ve İstanbul teftişleriyle tanınmıştır.

18
Şahsiyet

Bursalı İsmâil Hakkı

Bursalı İsmâil Hakkı (1653–1725), Atpazarî Osman Fazlı’nın halifesi; Üsküp, Ustrumca, Bursa, Tekirdağ, Şam ve Üsküdar’da irşad faaliyetinde bulunan; Rûhu’l-beyân başta olmak üzere yüzü aşkın eseriyle Celvetî irfanını tefsir, vaaz, şiir ve şerh geleneği içinde işleyen Osmanlı sûfî-müellifidir.

19
Şahsiyet

Cânbolâdzâde İmamı Şeyhülislâm Mehmed Efendi

Cânbolâdzâde İmamı Mehmed Efendi (ö. 1141/1728), Ladik’ten yetişerek medrese müderrisliği, saray imamlığı, İstanbul kadılığı ve Rumeli kazaskerliğinin ardından iki defa şeyhülislâm olan Osmanlı âlimidir.

20
Sözlük

Teberrük tâcı

Bir tarikatta eğitimini tamamlamış kişiye başka bir tarikat şeyhi tarafından muhabbet ve bereket niyetiyle giydirilen tâc. Esas eğitim nispetini mutlaka değiştirmez.

21
Sözlük

Abâdile

Abâdile , Arapça “Abdullahlar” anlamına gelir. Başına abd kelimesi getirilerek yapılan Abdurrahman, Abdülkuddûs, Abdülkādir ve Abdülkerîm gibi birleşik isimler için de kullanılır. Tasavvufî anlamı Tasavvuf dilinde abâdile, ilâhî isimlerden birinin tecellisini kendisinde belirgin biçimde gerçekleştiren kimseleri ifade eder. Sâlik, hangi ilâhî ismin hakikatine daha güçlü biçimde mazhar olmuşsa o isme nispet edilen kulluk vasfıyla anılır. Meselâ el-Mün‘im, “nimet veren” demektir. Bu isme belirgin biçimde mazhar olan kul, Allah’ın nimet vericiliğini daha çok müşahede eder; kendisine ulaşan nimeti başkalarına yansıtması onun ahlâkında öne çıkar. Böylece isimle kul arasında rubûbiyet ve ubûdiyet ilişkisi kurulur. Abdülcebbâr, Abdülmüntakim, Abdülkādir, Abdülhâdî, Abdülhalîm ve Abdüssabûr gibi isimler de aynı adlandırma mantığı içinde değerlendirilir.

22
Sözlük

Âbaü'l-ahval

(آباء الاحوال) Hal babaları. tas. a Sahip oldukları hallere hâkim olan, hal sahibi olduklarını başkalarına hissettirmeyen, halin tesiriyle dengelerini, doğal ve her zamanki davranışlarını değiştirmeyen salikler. b Cezbe ve şevk gibi hallere mağlup ve mahküm olup kendilerinden geçen ve dengelerini kaybeden sâliklere ebnâü'-ahval (hal çocukları) denir. Bunlar sekr ve cezbe halindeyken şer'i hükümlere uymayan sözler söyleyebilir, fıkıh ölçülerine göre caiz olmayan işler yapabilir; fakat bu türden beyan ve davranışlardan sorumlu olmazlar. Zira hal sebebiyle bilinç ve iradelerini ya kısmen ya da tamamen yitirmişlerdir. Bu zümrenin en iyi örneği meczuplar ve behlüllerdir. Dini his ve heyecanların etkisiyle olağan olmayan biçimde konuşan ve hareket eden her sâlik ebndülahval'dendir. Âbaü'l-ahval temkin, ebndü'l-ahval telvin sahibidir. Temkin, telvinden üstündür. Hallâc, “Peygamberler haller üzerinde tam olarak hâkimiyet kurmuşlardır; bu hallerde diledikleri gibi tasarruf ederler. Diğerlerine ise haller musallat kılınmıştır. Onlar üzerinde haller tasarruf eder, oysa haller nebilerin yönetimi ve etkisi altındadır” der. Bkz. Temkin, Telvin. Abd—Abdiyet i. ar. (4 (عبد - عبد 1. Kul, köle, bende. 2. tas. Hakk'a kul olduğu için başkasına kul olmayan. Hz. Peygamber'in en yüce makamı, insanoğlunun sahip olduğu manevi mertebelerin en yükseği abdiyettir (kulluk). Kelime-i sehadette,

23
Sözlük

Abd ve abdiyet

Kul ve kulluk. Tasavvufta insanın Hakk’a tam yönelmesi, benlik iddiasından uzaklaşması ve Allah'tan başkasına kulluk etmemesi anlamında kullanılır.

24
Sözlük

Âb-ı âteş-efrûz

Ateşi daha da alevlendiren su. Tasavvuf şiirinde ilâhî feyiz ve tecellinin gönüldeki aşk ateşini söndürmek yerine artırmasını anlatan Farsça bir terkiptir.

25
Sözlük

Ab-ı hayat

ب > ة) İ) x. Can suyu, içene ebedi hayat veren çeşme. 2. efs. Bir Ab-keş: damlası bile içildiğinde insanı ölümsüzleştiren ve ebedileştiren su. Bu suyun doğuda karanlık bir yerde bulunduğuna, Hızır ve İlyas'ın bu çeşmeden içip ölümsüzlüğün sırrına erdiğine inanılır. İskender-i Zülkameyn bu suyu bulmak için Hızır'ı kılavuz yaparak günlerce karanlıklar içinde yürümüş, ancak onu gözden kaybedince yolunu şaşırmış ve perişan bir halde geri dönmüş. 3. mec. İçimi hoş, soğuk ve berrak su, 4. Maşukun ağzı, dudağındaki ıslaklık. 5. Sevgilinin sözü ve sohbeti. 6. tas. a Evliyanın sözü, öğüdü ve nefesi. b Aşk ve muhabbet çeşmesi ki, ondan içen asla yok (madum ve fani) olmaz. Ab-ı hayata başka isimler de verilir: ab-ı cavid, ab-ı cavidan, ab-ı beka, mau'l-beka, mau'l-hayat, aynu'l-hayat, ab-ı hayvan, ab-ı zindegi, ab-ı zindegani, ab-ı Hızır, ab-ı Iskender. Sûfî şairler ve yazarlar ab-ı hayattan söz ederken ebediyet, zulmet, güneş, Hızır, Iskender, meşakkat ve hüsran gibi hususlara doğrudan ya da dolaylı olarak işaret ederler. Gün yüzünden utanıp âb-ı hayat Mesken itti verây-ı zulmat Hâkani

26
Sözlük

Âb-ı hayvân

Hayat suyu, ölümsüzlük suyu. Tasavvuf şiirinde mârifet, ilâhî aşk ve hakikat bilgisi için kullanılan bir mecazdır. Hızır ile İlyas’ın karanlıklar ülkesinde bu suyu bulduğu anlatısı çevresinde, gönlü dirilten irfanı ve mânevî hayatı temsil eder.

27
Sözlük

Afet

ç. Afat Musibet, bela, zarar, ziyan. tas. a Kötü huylardaki tehlikeler ve zararlar; örn. gıybet afeti, yalan afeti, şöhret afeti. b Organların ahlak dışı yollarda ve günaha yol açacak biçimde kullanılması; örn. dilin afeti yalan söylemek, kulağın afeti gıybet dinlemek, elin afeti hırsızlık yapmaktır. c Sülük halinde bulunan salikin ilerlemesini engelleyen dünyevi bağlar (alaik) ve maddi عب karlar. “Süfiler için afet oğlanlarla düşüp kalkmakta, zıt görüşte olanlarla yarenlik etmekte ve kadınlardan hediye kabul etmektedir”. 4 Aşk. Dil verme gam-ı aşka ki aşk afet-i cândır Aşk afet-i cân olduğu meşhür-i cihândır Fuzali Afet-i tarik (2 bö 1) Tarikat afeti, keramet. Afitap i fars. ب) 5 1) Güneş. Afitâb-ı celal (ululuk güneşi) ve afitab-1 vücut (varlık OE

28
Sözlük

Agyar

(5 (اغيا veya Agyar. t. Gayr Yabancılar, bigâneler, zıtlar, muhallifler, eller, başkaları, yar olmayanlar. tas. a Sûfî olmayan, tasavvufi hayata yabancı, Ah | zıt. Tasavvufi hayata aşina olanlara ehl-i dil veya gönül ehli denir. b Aynı tarikatten ve meşrepten olmayan. Aynı tarikatten ve meşrepten olanlara ihvan ve hemmeşreb denir. c Mâsivâ, Allah'tan gayri olan her şey. Bkz. Yabancı, Zıt. Halka benzemeye işin, süre gönülden teşvişin Yüzbini birdir dervişin arada ağyâr gerekmez Yünus Sür çıkar ağyârı dilden ta tecelli ede Hak Padişah girmez saraya, hâne mâmur olmadan Lâedri Ağza tükürme Âb-ı dehen, ermişlerin kemalinden nasip almak, nefeslerinden faydalanmak ve onların haliyle hallenmek için şeyhlerin müritlerinin ağzına tükürmeleri. Ahmed Yesevinin şeyhi Baba Arslan'ın ağzına Hz. Peygamber bir hurma tanesi atmış ve tükrüğünden de ona ihsan etmişti. Baba Arslan da aynı şeyi Ahmed Yesevi'ye yapmıştı. Ağza tükürme geleneğinin kaynağı, ihnâk veya tahnikle, yani yeni doğan çocuğun dimağını oğma, hurma ve benzeri bir şeyi çiğneyip onun ağzına atma uygulamasıdır. Hastahktan kurtulmak ve şifa bulmak amacıyla da ermişlere veya üfürükçü hocalara gidilerek ağza tükürtülür. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için TEİM 22 kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Ağzı dualı Mücabu'd-da've, müstecabu'd-da've. Allah katında duası makbul kişi. Ah (eh) Asikin iç âlemindeki ateşin ve elemin ifadesi olan bir nida. “Ah minel aşk ve ahvâlihi ahreke kalbi bi-harâretihi.” Allah kelimesinin ilk ve son harfi bir araya getirilirse ‘ah’ meydana çıkar. Âh, Allah'ın kısa şekli olduğundan, bazen Abdullah abd-âh şeklinde yazılır. O halde âh, Allah demektir. Âşıkın âh demesi, O'na sıgınması anlamına gelir. Âh Allah, Emân Muhammed demektir. Güneşin ışıkları elif'e (yani oka), kütlesi h harfine benzediğinden her gün ‘ah’ (Allah) diyerek doğar. Minare elif, caminin kubbesi h olduğu için her cami ‘ah’ (Allah) der. ‘Iman'ın başındaki elif atılırsa geriye yaman kalır ve elif'i (yani Allah'ı) olmayanın hali yamandır, demek olur. Bkz. Emân. Aşk ile gel imdi Allah diyelim Derd ile göz yaşıyla âh idelim Gitmeye bağrı başı dinmeye gözü yaşı Her dem dervişin işi âh ile zâr gerek Yünus

29
Sözlük

Ahadiyetü'l-cem

Cem ahadiyeti, toplama tekliği. tas. Sıfat ve isimlerin varlığı ve yokluğu (ispatı ve iskatı) söz konusu olmaksızın zatı zat olarak dikkate alma mertebesi. Ahadiyet mertebesinde sıfatlar ve isimler iskat edilir ve dikkate alınmaz; burada ise iskat edilmez, yok sayılmaz, fakat ispat da edilmez, var sayılmaz. Varsayılan ve göreceli olarak ispatla iskat bir arada bulundugu için, başka bir ifadeyle sıfatlar ve isimler hem var, hem yok veya ne var ne de yok sayıldığı için bu mertebeye cem ahadiyeti, yani ‘ahadiyetle vahadiyeti kendisinde toplayan” denilmiştir. Burada nispetler, izafetler ve itibarat söz konusudur, yani sıfatların ve isimlerin varlığı ve yokluğu izafi ve itibaridir. Ahadiyetü'l-kesret (5 حد ية | لكثر 1) Çokluk tekliği. tas. Nispi ve itibari olarak kendisinde çokluğun düşünüldüğü mertebe; cem makamı da denir (kr).

30
Sözlük

Ahir

veya Ahir Son. 2. tas. a İnsanın sahip oldugu her cesit sifatin evvel ve ahiri Hak olup o, Hakk'ın evvel ve ahir sıfatları arasında anzi bir varlıkur. b İnsanın yeryüzündeki hilafeti evvel ile ahir arasında bir berzahur. c Evvel ve ahir bir açıdan Hakk'ın iki ayrı yüzü, başka bir açıdan ise birbirinin aynıdır (SM). Ahiretlik/Ahretlik 1. içtenlikle birbirlerini din kardeşi olarak tanımış iki kadından (bazen iki erkek de olabilir) her biri diğerinin ahiretliğidir. 2. Ahirette sevap Ahkam-1 bâtına 2227 e e a MA ERİR kazanma ümidiyle bakıma ve korumaya muhtaç durumdaki çocuklar arasından alınıp büyütülmüş kız çocukları (po 1:30). Ahirette sevap Ahkam-1 bâtına 2227 e e a MA ERİR kazanma ümidiyle bakıma ve korumaya muhtaç durumdaki çocuklar arasından alınıp büyütülmüş kız çocukları (po 1:30).

31
Sözlük

Ahvâl

!) Haller, değişmeler, hisler, gelip geçici duygular. tas. Gayb âleminden ve Allah tarafından kulun çabası dışında pak ve temiz kalbe tümüyle ilâhî lütuf sonucu gelen birtakım hususlar, umur ve manalar. Vecd, cezbe, aşk, şevk, sekr, gaybet ve istiğrak gibi haller (ahval) insanı kendinden geçirir, mest eder, hem aklını ve bilincini, hem de iradesini ve ihtiyarını elinden alır.

32
Mekân

Kutluhan

Ankara · Türkiye · Sefîne-i Evliyâ'nın Hüsâmeddin-i Ankaravî'nin doğum yeri olarak kaydettiği, Ankara'ya yakın mahal. Metinde başka bir tarif verilmediği için konumu kesinleştirilememiştir. İlişkili kişi dosyası Hüsâmeddin-i Ankaravî : Hüsâmeddin-i Ankaravî, Ankara yakınındaki Kutluhan’da doğan; zâhirî ilimlerden sonra Ahmed-i Sârbân’ın terbiyesinde yetişen, Hamza Bâlî ve Hasan Kabâdûz’u yetiştiren Bayramî-Melâmî şeyhidir.

33
Mekân

Şam (Dımaşk)

Şam · Suriye · Şeyh Murâd'ın Kahire'den sonra geldiği ve çok sevdiği için uzun süre kaldığı şehir; Sefîne'ye göre burada evlenmiş ve şöhreti yayılmıştır. Şehir içindeki ikametgâhı metinde belirtilmediğinden koordinat şehir merkezine göredir.

34
Mekân

Serez (idam ve ilk kabir)

Serres · Yunanistan · Padişahın huzuruna getirildiği, kurulan ilim heyetinin kararıyla 1420'de idam edilip defnedildiği şehir. İlişkili kişi dosyası Şeyh Bedreddin-i Simâvnâvî : Şeyh Bedreddin (ö. 1420), Simavna kadısının oğlu; Kahire’de fıkıh tahsil eden, Hüseyin Ahlâtî’ye intisap eden, Musa Çelebi’nin kazaskerliğini yapan ve eserleri etrafında yoğun tartışmalar doğuran Osmanlı âlimidir.

35
Mekân

Musul

Musul · Irak · Kaynaklarda “Musullu Şeyh Seyyid Yûnus”un tekke açtığı belirtilen şehir; kurucusunun ölümünden sonra tekke başka bir tarikata geçmiştir. Bu kişiyle özdeşlik doğrulanmamıştır. İlişkili kişi dosyası Şeyh Yûnus-ı Bahrî Efendi : Yûnus-ı Bahrî Efendi (d. 1260/1844), Köstendil’de Şeyh Ali Efendi’nin yanında otuz yıl yetişen; İştip ve Selânik’ten İstanbul’a göç ederek türbedarlık yapan Ramazânî-Halvetî şeyhidir.

36
Mekân

Nîşâbur (Attâr Türbesi)

Nîşâbur · İran · 537-540 (1142-1145) arasında doğduğu, attarlık yaptığı, seyahatlerden sonra dönüp uzun yıllar inzivaya çekildiği ve Moğol istilâsında şehid edildiği şehir; türbesi buradadır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Ferîdüddin Attâr : Ferîdüddin Attâr (ö. 618/1221), Nîşâbur’da eczacılık ile telifi birlikte yürüten; aşk, hayret ve fenâ yolculuğunu Mantıku’t-tayr, Musîbetnâme ve Tezkiretü’l-evliyâ gibi eserlerle klasik tasavvuf edebiyatının merkezine yerleştiren sûfî şairdir.

37
Mekân

Abdal Mûsâ Tekkesi ve Türbesi, Tekkeköy

Antalya (Elmalı) · Türkiye · Evliya Çelebi'nin XVII. yüzyıl ortasında üç yüzden fazla mücerred dervişle gördüğü tekke; XVIII. yüzyıl sonlarından itibaren Girit Bektaşî şeyhleri burada yetişti. 1826'dan sonra Nakşîlere geçtiği tahmin edilir, 1911'de harabe hâlindeydi.

38
Mekân

Kâsân

Fergana vadisi · Özbekistan · Fergānî'nin doğduğu, Mâverâünnehir'in Fergana vadisindeki şehir; Kâsânî nisbesi buradan gelir. Hayatı ve ailesi hakkında yeterli bilgi yoktur; Zehebî'nin “öldüğünde yetmiş yaşlarındaydı” kaydından hareketle 620 (1223) yılı civarında doğduğu söylenebilir. Tarihî şehrin bugünkü karşılığı kesinleştirilmediğinden koordinat verilmemiştir.

39
Mekân

Dımaşk (evi ve medfeni)

Şam · Suriye · 4 Zilhicce 1050'de (17 Mart 1641) doğduğu, yedi yıllık halvetini geçirdiği, İbnü'l-Arabî derslerini okuttuğu ve 24 Şâban 1143'te (4 Mart 1731) vefat edip defnedildiği şehir; kabri kendi evindedir. İlişkili kişi dosyası Abdülganî en-Nablusî : Abdülganî en-Nablusî (1641-1731), Dımaşk’ta yetişen Hanefî âlimi ve sûfîdir. Kādirî ve Nakşibendî irtibatlarını İbnü’l-Arabî düşüncesi, tefsir-hadis tedrisi, seyahatnâmeler ve yaklaşık üç yüz eserlik külliyatla birleştirmiştir.

40
Mekân

İsmâil Hakkı Camii ve Türbesi, Tuzpazarı

Bursa · Türkiye · 1135/1723'te Bursa'ya döndükten sonra kendi imkânlarıyla inşa ettirdiği cami; 9 Zilkade 1137'de (20 Temmuz 1725) vefat etmiş ve kabri caminin kıble tarafına yapılmıştır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Bursalı İsmâil Hakkı : Bursalı İsmâil Hakkı (1653–1725), Atpazarî Osman Fazlı’nın halifesi; Üsküp, Ustrumca, Bursa, Tekirdağ, Şam ve Üsküdar’da irşad faaliyetinde bulunan; Rûhu’l-beyân başta olmak üzere yüzü aşkın eseriyle Celvetî irfanını tefsir, vaaz, şiir ve şerh geleneği içinde işleyen Osmanlı sûfî-müellifidir.

41
Mekân

Seyyid Velâyet Türbesi çevresi (kabri)

İstanbul, Fatih · Türkiye · Cenaze namazı Fâtih Camii'nde kılındıktan sonra Âşık Paşa Camii'nin hazîresinde, Seyyid Velâyet Türbesi yakınında defnedildi. İlişkili kişi dosyası Taşköprizâde Ahmed Efendi : Taşköprizâde Ahmed Efendi (1495-1561), Osmanlı âlim ve şeyh biyografilerini Şakā’iku’n-Nu‘mâniyye’de bir araya getiren; ilimler tasnifi, kelâm, mantık ve belâgat alanlarında eserler veren âlim ve kadıdır.

42
Mekân

Hoca Ahmed Yesevî Türbesi

Türkistan (Yesi) · Kazakistan · İrşad ettiği ve çilehânesinde vefat ettiği şehir. Timur'un emriyle kabri üzerine yapılan türbe, cami ve dergâhıyla bir külliye hâline gelmiştir; bozkır göçebeleri için civarına gömülmek ayrı bir değer taşır.

43
Mekân

Galata Mevlevîhânesi

İstanbul, Beyoğlu · Türkiye · 11 Haziran 1791'den vefatına kadar şeyhlik yaptığı dergâh; III. Selim'in tamir ettirdiği, kapısına ve semâhâne kapısına onun tarih manzumelerinin yazıldığı yer. Kabri bahçedeki İsmâil Ankaravî Türbesi'ndedir. Bugün Divan Edebiyatı Müzesi'dir.

44
Makale

Yûnus Emre Dîvânı Nasıl Okunmalı?

Dîvân'ın tek bir el yazmasından değil, farklı yüzyıllara ait nüshaların karşılaştırılmasından doğduğunu açıklayan okuma kılavuzu.

45
Makale

Vâhib Ümmî Dîvânı ve Elmalı İrfan Çevresi

Vâhib Ümmî'nin dîvânını, silsilesini ve Elmalı'da oluşan şiir-irfan halkasını birlikte okumak için giriş.

46
Makale

İlk Dönem Melâmetîliğinin Temel İlkeleri

Nişâbur çevresinde ihlâs, fütüvvet, emek ve hâli gizleme üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.

47
Makale

Nûru'l-Arabî'nin Eserleri: 75 Başlıklı Bir Külliyat

Türkçe ve Arapça şerhler, risaleler, tefsirler ve takrirler üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.

48
Makale

İstanbul'da Melâmî Şeyhleri ve Tekkeler

Nûru'l-Arabî çevresinin şehirdeki temas ve temsil mekânları üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.

49
Makale

Şâbân-ı Velî: Hayatı ve Kastamonu'daki İrşadı

İhtilaflı doğum kayıtlarından 1569'daki vefatına uzanan kaynaklı biyografi üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.

50
Makale

Şâbâniyye'nin Kolları ve Yenilenme Hatları

Karabaşiyye, Nasûhiyye, Bekriyye, Çerkeşiyye, Kuşadaviyye ve Halîliyye üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.

51
Makale

Şâbân-ı Velî Külliyesi, Hazireler ve Hafıza Mekânları

Kastamonu merkezinden İstanbul ve Anadolu dergâhlarına uzanan maddî miras üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.

52
Makale

Sühreverdiyye’nin Bağdat’tan Multan ve Şiraz’a yayılması

Bahâeddin Zekeriyyâ Multânî, Necîbüddin Buzguş ve bölgesel kollar üzerinden yolun coğrafi genişlemesi.

53
Makale

Tarikatlar Bir Hafıza Zinciri Olarak Nasıl Okunur?

Silsile, tekke, sohbet, âyin, eser ve menkıbenin nesiller arası dinî hafızayı nasıl taşıdığını; modernleşmeyle birlikte bu taşıyıcıların nasıl biçim değiştirdiğini açıklayan yöntem yazısı.

54
Makale

Hâlisiyye: Kerkük'ten Yukarı Fırat'a

Kadiriyye'nin bölgesel aktarım haritası. Tezin ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.

55
Makale

Abdurrahman Hâlis Kerkükî'nin Eserleri

Dîvân, Mesnevî şerhi ve Behcetü'l-Esrâr tercümesi. Tezin ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.

56
Eser

SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI

Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e

57
Eser

SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI

Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş

58
Eser

Sayfalar 1–9

Muzaffer Ozak Külliyatı · ELHAC MUZAFFER OZAK İRSAD 1.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALÂH BİLİCİ KITA

59
Eser

Sayfalar 2–9

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,

60
Eser

Sayfalar 1–8

Muzaffer Ozak Külliyatı · eSSz ELHAC MUZAFFER OZAK İR$ÂD 152 0 3.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALAH